EÇS VII 47a–47b
Cümle halk 47b âlem-i hayretde kalup ale's-sabâh cemî‘i ehl-i dîvân bu kelleleri görüp pâdişâha arz etdiklerinde Sultân Mehemmed Hân hayli müte’ellim olur, ammâ ne çâre "Ba‘de harâbi'l-Basra" deyü kendüye tesellî verir.
EÇS VII 47b
Bir haftadan sonra Budin vezîri arzı gelüp,
EÇS VII 47b
"El-hükmü lillâh, pâdişâhım sağ olsun, Yanık kal‘asın küffâr-ı hâksâr hîle ile sulha muğâyir bir iş edüp istîlâ etdi" deyü haber gelir.
EÇS VII 47b
İşte sene 1006 târîhinde küffâr bu metîn Yanık kal‘asın bu üslûb üzre alup mutasarrıf olmuşdur. İlâ hâze'l-ân hâlâ dest-i küffârda kalmış bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn Kahkahâ-vâr bir kal‘a-i üstüvârdır kim küffâr bu kal‘ayı hîle ile askerin kırdırmadan ve hazîne telef etmeden ve sulha muğâyir âşikâre asker ve balyemez toplar çekmeden böyle bir hisâr-ı ibret-nümâya mâlik olmuşdur. Hudâ yine dest-i İslâma müyesser ede.
EÇS VII 47b
Ey imdi ey ihvân-ı vefâ, bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr bu âna dek yigirmi yedi yıldır tokuz pâdişâhlık yerde bin yedi yüz kırk pâre metîn kal‘alar seyr etdim. Meselâ Van kal‘ası ve Mardin ve Dühek ve İmâdiyye ve Sincâr ve Erbîl ve Hasankal‘ası ve Kemah ve Şebinkarahisâr ve Afyonkarahisârı ve niçe kılâ‘-ı yed-i kudretler gördüm, ammâ Kıbrıs'da Mağosa kal‘ası ve Rodos ve Kandiye ve Anavarin ve Gördüs ve Budin ve Eğre ve Varat kal‘aları dahi sarpdır, ammâ bu Yanık kal‘ası cümleden sarp ve metîn ve müstahkem kal‘a görmedim. İllâ Venedik küffârı elinde Zadra ve Şibenik kal‘ası ve Erdel'de Deve kal‘ası ve Sakmar ve Eçetvar ve Şarbatak ve Seykel kal‘aların gördüm, ammâ,
EÇS VII 47b
Evsâf-ı eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Yanık: Eyle bir Sedd-i Ye’cûc u Me’cûc'dur kim bizim Budin ve Üstürgon toprağındadır, Tuna'nın karşu tarafında değildir, beri bizim hâkda Ustolni-Belgradı kurbundadır. Şimâl tarafında nehr-i Tuna garbdan gelüp şarka doğru cereyân eder ve kıble tarafında nehr-i Kanlı Raba cereyân eder kim bizim asker-i İslâm münhezim olduğu sudur kim kal‘a-i Yanığ'ın handakından ırakda olan tabyaların handakları içinde mezkûr nehr-i Raba Tuna'ya karışır. Ve mağrib cânibinde nehr-i Rabçe Senmartin kal‘ası dağlarından gelüp Yanık varoşunun handakları içinde cereyân ederek tabya handakları içind[e] nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe bir olup Tuna'ya mahlût {olur}, ammâ kal‘a handakların ve varoş handakların deverân edüp iki nehr-i azîm maşrıka nâzır kal‘anın dîvârı dibinde Tuna'ya karışırlar. Gerçi bu Yanık kal‘ası adada değildir, ammâ bu mezkûr üç aded nehr-i azîmin mâbeynlerinde cezîre-misâl yerde kalmışdır, ammâ bu kal‘a muhâsara olunsa nehr-i Tuna'dan gayri nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe'yi gayri yerlere akıtmak ve kal‘a kuruda kalmak mümkindir. Ve Raba ile Rabçe'nin mâbeyni bir ok menzili yerdir ve bu iki nehir kal‘a altına amelî akmışdır. Mukaddemâ akan yerleri zâhir ü bâhirdir. Hakîr im‘ân-ı nazar ile pek takayyüd etdim. Mısra‘:
EÇS VII 47b
Ve bu kal‘anın cânib-i garbı hâricinde handak aşırı mezkûr nehreynin ortasında bir ada gibi kalmış.
EÇS VII 47b
Sitâyiş-i varoş-ı Yanık: Bir azîm Macar küffârı varoşudur. Yanık kal‘asına üç Macar keferesinden ziyâde giremez. Cümle Macar-ı füccâr bu varoşda olur. Uzunluğu iki bin adım gelir varoş-ı tavîldir. Ve cümle iki bin aded tahtânî ve fevkânî serâpâ haşeb binâ ve şindire tahta örtülü bâğ-ı İremden nişân verir vâsi‘ dâr-ı menhûslardır kim cümle revzenleri nehr-i Raba'ya ve nehr-i Rabçe'ye bakar hânelerdir ve ortası vâsi‘ şâhrâhın yemîn [ü] yesârı sâfî müzeyyen dükkânlardır kim cümlesinde avretler oturup metâ‘ların fürûht ederler. Ve birkaç müfîd [ü] muhtasar kenîseleri var. Bunun dahi etrâfında handakında Raba ve Rabçe cereyân edüp dahi hâricinde bâğları ve bâğçeleri bî-hisâbdır.
EÇS VII 47b
Evsâf-ı tetimme-i kal‘a-i Yanık: Bu kal‘a-i Yanık handaklarından taşra Sinân Paşa'nın top koyup ve toprak sürdüğü sahrâlarda hâlâ meterislere girilecek yerlerde altı yerde toprakdan alçak alçak tabyalar var kim her biri niçe bin gûne hıyel u şeytanat ile binâ olunup yer altından birbirlerine varup gelecek yolları vardır, ammâ altları cümle kat-ender-kat lağımları hâzır-bâşdır. İbtidâ meterise girilecek yerlerde bir hayli zamân ceng edüp avk [u] te’hîr etmek içün bu tabyaları binâ etmişdir, ammâ bunların dahi lağımların bulup bu tabyaları suya gark etmek ve toprak ile gark etmek Âl-i Osmân askerine emr-i seheldir.
EÇS VII 47b–48a
Bu alçak toprak tabyaların gerçi havâleleri yokdur, ammâ beş cânibine 48a toplar komak âsândır. Ammâ bu kal‘anın Tuna aşırısı bir azîm adadır kim bir ucu tâ Komaran kal‘asında nihâyet bulur. Bu ada tâ burnuna varınca iki konak yerdir. Ol adaya Uyvar tarafından geçüp bu kal‘ayı adadan döğmek âsândır, zîrâ ol tarafdan havf u haşyeti olmamak ile hıyel ü şeytanatları yokdur. Ve bu mahalde nehr-i Tuna azdır ve sığdır, cisirler yapmak dahi mümkindir.
EÇS VII 48a
Ve Tuna kal‘a dîvârın döğüp iskele kapusu bu mahaldedir kim cümle keştîler anda yanaşup cümle kal‘a kefereleri suyu bu mahalde Tuna'dan alırlar, bir metîn kapudur.
EÇS VII 48a
Ve kal‘a-i Yanık şekl-i müsebba‘ olup Şeddâdî tula binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır kim cümle temelleri handakı içre temelleri hammâm kubbesi kadar iri iri taşlardır.
EÇS VII 48a
Ve yedi köşesinde yedi aded Sedd-i İskender-vâr tabya-i azîmleri var kim her birinde biner aded ceng-âver küffârları var ve her bir tabyada kırkar ve ellişer aded balyemez serâmed topları var.
EÇS VII 48a
Bunlardan mâ‘adâ handak hâricinde dahi yedi aded tabyalar vardır, ammâ bunlar gâyet metîn tabya-i azîmlerdir kim kal‘anın her biri birer rükn-i azîmi ve sedd-i sedîdi olmuşdur.
EÇS VII 48a
Ve bu kal‘a maşrıkdan mağrib cânibine tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Lâkin dâ’iren-mâdâr cirmi ne mikdâr olduğun adımlayamadım, zîrâ dîdebân küffârları mâni‘ oldular ve temâşâ etmeğe dahi komazlardı, ammâ nezâketle yine temâşâ ederdim. Ve kendülerin nakli üzre "On altı bin arşın kal‘adır" dediler ve gerçekdir, zîrâ handakdan taşra olan tabyaların kenârlarınca on iki bin adım addetdim. Lâkin Tuna kenârın addetmedim, zîrâ Tuna kenârı olmağile kal‘a dîvârın iskele kapusu tarafında nehr-i Tuna döğer,
EÇS VII 48a
Ve cümle üç aded üçer kat cedîd ve metîn ve kavî kapuları var. Evvelâ cenûb tarafına Senmartin kapusu. Ve Ustolni ve Üstürgon kapusu derler, biri biri içre eğri büğrü üç kat sarp kapulardır. Andan girirken handak üzre cisrini adımladım kâmil iki yüz germe adımdır. Andan içeri şehr içre bin adım gidüp cânib-i garba nâzır Varoş kapusudur kim bu dahi eğri büğrü kemerler altından ubûr olunur kapulardır. Üzerleri dağlar gibi toprak yığılı tabyalardır. Bu mezkûr iki kapu kal‘anın bir köşesine vâki‘ olup birisinden girilir ve birisinden çıkılır, gayri yol yokdur, zîrâ bu kal‘a nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe içre ada gibidir.
EÇS VII 48a
Ve bir kapu dahi Tuna kenârında mezkûr iskele kapusudır ve kal‘anın maşrık tarafı ucundan tâ yassı tabyaya varınca bu kal‘anın tûlı iki bin adım bir şâhrâh-ı azîmdir kim iki tarafı birer kat alçak sarâylardır ve altları cümle serdâb ve zîr-i zemînlerdir kim hîn-i muhâsarada avret ve oğlanlar bunda pinhân olurlar.
EÇS VII 48a
Ve bu ulu yolun iki tarafları cümle dükkânlardır, ammâ tertîb üzre değil dağınık dükkânlardır. Ve berber dükkânlarından mâ‘adâ dükkânlarda avretler oturup metâ‘ satarlar. Ve Nemse Sarâyı önünde bir hayli vâsi‘ meydân vardır, andan bir çâh-ı cahîm zindânı var, içinde ümmet-i Muhammed esîrleri mâl-â-mâldır. Ve zindân yanında bir musanna‘ kuyusu var, çarhlar ile âdem kovalarına yapışmadan suyu çekilir garîb temâşâdır. Ve Macar Sarâyı önünde bir musanna‘ manastır-ı azîmi var, içinde olan mücevher putlar ve gûnâ-gûn maslûbât âvîzeler kim âdemin gözleri hîrelenir. Ve hâlâ mukaddemâ hîn-i fethde câmi‘ etdiğimiz bir musanna‘ kenîsedir kim bir kal‘ada misli yokdur. Yine minberi ve mihrâbı ve mü’ezzinler mahfili durur. Hudâ yine dest-i İslâma müyesser edüp âyîn-i Muhammedî olmak müyesser ola.
EÇS VII 48a
Ve bu kal‘a içinde iki bin aded tahta şindire örtülü bâğçesiz menhûs hânelerdir, ammâ birbirlerinden ba‘îd seyrek evlerdir kim hîn-i muhâsarada top güllesi havfinden seyrek ve alçak evlerdir kim taşradan aslâ bir hâne görünmez. Ancak beş aded manastır çanlığı kulleleri görünüp ba‘zı şâhnişînler ve niçe evler kalaylı ve pirinç teneke örtülü ve niçe yüz hâneleri gûnâ-gûn kiremit örtülü fecere hânelerdir, ammâ günden güne dahi ziyâde ma‘mûr olmadadır.
EÇS VII 48a
Ve cümle kenîselerin çanlıklarının külâhları beyâz teneke ve altun yaldızlı haçlar ile tezyîn olmuşdur. Ve intihâ-i serhadleri olmak ile bizim yeniçeri odaları olan yerde hâlâ on iki bin tüfeng-endâz Nemse soltatları mevcûddur, ammâ hîn-i ma‘rekede otuz bin cengâver ve dilâver küffâr olur. Lâkin yigirmi günde içlerine kıtlık düşüp eğer imdâdları gelmesine mâni‘ olunursa küffâr amân ile kal‘ayı vermeleri mukarrerdir, zîrâ cümle imdâdları ve zahîreleri Beç'den ve Pojon'dan nehr-i Tuna ile gelmeğe muhtâcdır, anı ise kesmek âsândır.
EÇS VII 48a
Ve hâlâ Âl-i Osmân havfinden bu kadar bin dîdebân küffârlar şeb [ü] rûz fitîlleri ellerinde bu Yanık'da fitîl yakup gezerler. Hattâ hakîr "Tabyalara çıkup seyr edem" dedim, nevbetçi kâfirler komadılar tâ bu mertebe ihtirâz üzredirler.
EÇS VII 48a–48b
Ve kal‘anın üç taraf handakı cümle 48b toksan adım enli arîz ve amîk handaklardır kim içinde tıransa gemiler gezer ve kırk arşın derindir.
EÇS VII 48b
Ve cümle topları handak içine ve sahrâlara nâzır kirpi tüğü gibi dizilmiş siperler ardında kırmızı çuka örtülü serâmed topları var.
EÇS VII 48b
"Cümle sağîr ü kebîr bin yedi yüz pâre topu vardır" dediler.
EÇS VII 48b
Ve bu temâşâları ederken paşanın cümle ağırlık arabaları kal‘a köprüsü başına geldikde arabaları ve develeri ve katâr katırları cümlesin "Âdem saklı olmasın" deyü aradılar, zîrâ bu kal‘ayı anlar böyle araba hîlesi ile aldılar. Andan cümle ağırlık yine bir kapudan girüp varoş kapusundan sehel taşra çıkup Tuna kenârına konulup Tuna kenârı hayme vü hargâhlarıyla müzeyyen oldu.
EÇS VII 48b
Andan cümle karakullukçular pür-silâh olup paşa alayın karşulamağa gidüp paşa alayına karışdılar.
EÇS VII 48b
Paşa dahi cümle askeriyle zer-ender-zerre müstağrak olup mevc mevc asâkir-i pür-silâhıyla Yanık kal‘ası dibine geldikde mel‘ûn kal‘a küffârları bir fitîlden bin yedi yüz pâre toplara âteş edince zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp gidi kal‘a murğ-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı.
EÇS VII 48b
Anı gördük bize karşu çıkan Yanık hâkimi askeri ve bizi getiren Zoza vezîr leşkeri atlarından ayrılup niçe yüz atları top sadâsı havfinden küffârları atlar yere urup atlar sahrâda ve sâhibleri piyâde kal‘a altında serserî piyâde gezerler.
EÇS VII 48b
Hamd-i Hudâ bizim atlar top sadâsın seferlerde işide işide alışup bizleri yere urmayup aslâ alay tertîbimiz bozmayup ol top dumanında ber-hevâ çıkdıkda derhâl beyâz kuğu gibi kal‘ayı kırmızı parankona çukaya geydirüp biz bu temâşâları ve bizim alaya karşu çıkan kara şapkalı deryâ-misâl küffârı seyr ederek kal‘anın bir kapusundan girüp Varoş kapusundan çıkup Tuna kenârında meks olundu.
EÇS VII 48b
Ve hemân kal‘adan bu dem dahi bir yaylım top şenliği olup cümle top gülleleri kelleler kadar her biri bir tarafa feryâd edüp gıjlayarak gitdi.
EÇS VII 48b
Ve ol ân Yanık kapudanı elçi paşaya azîm ziyâfetler ve vâfir hedâyâlar verüp ol gece top u tüfeng ve gûnâ-gûn âsumânî fişeng şâdımânları oldu kim gûyâ Ebû Alî Sînâ'nın Mısır'da Nîl kesimi şâdımânları oldu.
EÇS VII 48b
Ba‘de'z-ziyâfe paşa Sipâhîler Halîfesi Mustafa Efendi'yi su’âl etdiler ve zindâna varup aslâ nâm [u] nişânın bulamadılar.
EÇS VII 48b
El-hâsıl dest-i küffârda böyle bir kal‘a-i metîn yokdur. Bunda üç gün meks edüp azîm zevk u safâlar ve ziyâfetler olup ertesi gün bizi getiren iki yüz aded Sirem arabalarına destûr verilüp arabalara üç yüz aded katana küffâr refîk koşup Üstürgon'a cümle arabalar revâne olup Yanık kapudanı tarafından üç yüz aded hınto arabalar gelüp cümle bâr-ı sakîllerimiz tahmîl olundu.
EÇS VII 48b
Der-beyân-ı ziyâretgâh-ı şühedâ-yı kal‘a-i Yanık
EÇS VII 48b
İbtidâ Sinan Paşa bu kal‘ayı feth ederken cümle şühedâları varoş taşrasında defn etmiş. Ba‘dehu küffâr üç seneden yine bu kal‘aya zafer buldukda Mahmûd Paşa'yı ve Yeniçeri Ağası Yahyâ Ağa'yı ve niçe ağaları ve niçe yüz iş erlerin kırup Sinân Paşa şehîdliği içre defn eder. Hâlâ niçesinin seng-i mezârlarında esmâları tahrîr olunmuşdur. Ve cemî‘i üsârâlarımızı hâlâ bunda defn ederler, etrâfları handak kesilmiş mezâristândır.
EÇS VII 48b
Bu cebbânistânı ziyâret edüp elçi paşadan me’zûn olup yigirmi aded serhadli refîkler ile cenûb tarafına bir sâ‘at dağlara gidüp,
EÇS VII 48b
Ba‘zılar Samartin derler, ammâ lugat-i sahîhi Sanmarti Venedik kâfirinin bayraklarında olan ricâlü'l-gayb eşkâli olan San Marka ismiyle müsemmâ bir kal‘a-i bâlâdır.