EÇS VII 65b
"Yok bu söze pâdişâhımızın rızâsı yokdur. Fermân-ı pâdişâhî yigirmi yılda bir tecdîd-i sulh ola, zîrâ bizim pâdişâhımız ve cümle asâkir-i İslâmımız ceng-i cidâlsiz ve harb-i kıtâlsiz olamazlar, zîrâ bizim Hazret-i Muhammedimiz Allâh emriyle kâfire kılıç urmağile ba‘s olup anların fermânıyla bizler dahi kılıç urup gazâlar ederiz", dedikde kral yigirmi dörd senede bir tecdîd-i sulha rızâ verüp bizim elçi paşa yigirmi seneden ziyâde sulha kâ’il olmayup niçe gûne güft u gûy kîl u kâller olup kralın rızâsı üzre âhır-ı kâr,
EÇS VII 65b
"Kral tarafından yedi senede bir devlet-i Âl-i Osmân'a küçük elçi çıka ve yigirmi yılda bir büyük hazîne ve büyük hedâyâlarıyla büyük elçileri rikâb-ı hümâyûna gelüp tecdîd-i sulh ede. Eğer yigirmi yılda bir büyük elçi gelmezse Ungurus vilâyeti üzre sefer edile.
EÇS VII 65b
Ve her sene başında der-i devlete küçük elçiler Nemse kapu kethudâsına gele.
EÇS VII 65b
Ve her ay başında kraldan Budin vezîrine andan krala elçiler mâh-be-mâh tarafeynden elçiler mahabbet üzre varup geleler.
EÇS VII 65b
Ve beher sene kânûn-ı Süleymân Hân üzre (---) bin Ungurus altunu harâcların ve yetmiş aded gümüş kupa birer vukıyye olmak üzre iki bin vukıyye gümüş âvânî sandûka gibi ve havz u şâzrevân gibi ve gümüş leğenler ve gümüş mescid ve gümüş servî ve gayri sîm-i hâlis âvânî hedâyâları ve sîm ü zer-i hâlis münakkaş arabalar ile gelmek üzre ve dahi tarafeynin elçilerine beher yevm yüz altmışar aded riyâl guruş harc-ı ma‘kûl verilüp tarafeynin elçileri mu‘azzez ü mükerrem varup geleler. Elçilerin vücûdlarına dîvân-ı pâdişâhîde bir zarar gelmeyüp bir yerleri rahnedâr olmaya, ya‘nî elçinin burnu ve kulağı kesilmeye" deyü çâsâr ricâ etdikde hemân elçi paşa eydir:
EÇS VII 65b
"Vallâhi çâsârım, eğer bizim tarafımızdan gelen elçiler huzûrunuzda şarâb içüp bed-mestlik edüp zebân-dırâzlık ederlerse kulağın burnun değil dilini kesin. Ammâ sizin elçiniz dahi dîvân-ı pâdişâhîye geldikde şarâb-ı bî-hicâb içüp bed-mest olup germiyyet-i şarâb ile huzûr-ı pâdişâhîde zebân-dırâzlık ederse pâdişâhım huzûrunda burnun ve kulağın ve dilin kesmek değil hemân ol ân başın keserler. Şarâb içüp nâ-hemvâr evzâ‘ eden elçinize bizde ri‘âyet etmek şart değildir. Hemân elçilerinize tenbîh buyurun kim şarâb içmeyüp huzûr-ı pâdişâha varmasınlar. Eğer ben de kralımın huzûruna sarhoş gelirsem benim de hakkımdan gel", dedikde çâsâr eydir:
EÇS VII 65b
"Hakkâ ki müselmân pâdişâhı elçisi ve her elçi böyle mü’eddeb ırz sâhibi olup pâdişâhının ırzını gözetmek gerek, zîrâ pâdişâhların ululuğu ve azîmü'ş-şân olduğu varan elçisinden bellidir" ve yine kral eydir:
EÇS VII 65b–66a
"Cânım elçi paşa, sen bu vilâyetimize rahmet gelüp hoş geldin, ammâ sizin Üstürgon ve Ustolni-Belgrad'ı ve Budin serhadlerinizin çete ve poturacı levendlerinden feryâdımız vardır. Edepleriyle otursunlar. El-hamdü lillâh bu sulh [u] salâhımız bu yüzden mün‘akid olup kimin kabza-i tasarrufunda kılâ‘lar 66a ve kurâlar ve kasabâtlar ve nevâhîler bulundu ise anın hükmünde kalup sizin ve bizim tarafımızdan katanalarımız ve sizin çetecileriniz birer hîle takrîbiyle hudûdlarında[n] taşra çıkup bizim kal‘alarımıza tecâvüz etmeyeler", dedikde bizim elçi paşa eydir:
EÇS VII 66a
"Hemân çâsârım siz sizin Macar katananızı zabt u rabt edin. Bizim serhad halkı bir şey etmeğe kâdir değillerdir. İllâ sizler elçi göndermediğiniz mahallerde serhadliler fursat bilüp elçi çıkmadı deyü ol zamân vilâyetler ururlar. Hemân siz katanalarınız görün" dedikde hemân çâsârın vezîri Rudolfoş eydir:
EÇS VII 66a
"Bizim Macar katanamızın zabtı aslâ bir vecih ile mümkin değildir, anlar hırsızlardır. Siz anları serhadlerinizde bulursanız dutup kazığa urun", dedikde bizim elçi paşa eydir:
EÇS VII 66a
"Hadd-i zâtında biz dahi Tatar askerin ve deryâda Cezâyirli askerin zabt etmeğe kâdir değiliz. Tatar askerimiz şimden sonra Kızılelma'ya ve Ungurus diyârlarına bu sulhdan sonra gelirlerse siz de Tatar askerin dutup gözlerin oyun", dedikde hemân çâsâr ve Zoza vezîr ve ve dahi Mantikukula vezîr,
EÇS VII 66a
"No no "deyüp şapkaların kelle-i bî-devletlerinden çıkarup eyitdiler:
EÇS VII 66a
"Ya bu sulh böyle nice olur? Bir memlekete kim kırk elli bin Tatar iki kerre yüz bin at ile gele, ol diyârdan dahi ne umarsın. Bire meded siz hemân Tatar askerin zabt edin. Biz dahi Macar katanalarımızı pek zabt ederiz", deyü cevâb edüp sulh [u] salâh nâme tahrîr olunup elçi paşa eydir:
EÇS VII 66a
"İnşâallâh ba‘de'l-yevm biz Tatarı pâdişâhımızın fermânıyla zabt ederiz. Eğer memleketlerinizde bir Tatar bulunursa sulha muğâyir iş olmuş olur. Şimden sonra nizâm-ı emn-i emândır" dedikde cümle dîvân-ı çâsârda olan küffâr başların açup pâdişâhımıza ve elçi paşaya ve çâsâra hayr du‘âlar edüp bu minvâl-i meşrûh üzre tarafeynden yigirmi mâdde anlardan ve yigirmi mâdde bizlerden ve yigirmi senede bir büyük elçi büyük hazîne ile çıkması cümle yazılup akd-i sulh olup Fâtiha okunup pâdişâha arz-ı telhîsler yazılmağa fermân olundu.
EÇS VII 66a
Andan sonra ale't-tertîb hedâyâ-yı Âl-i Osmân yürümeğe başladı. İbtidâ paşa sorguc-ı pâdişâhîyi öpüp başına koyup andan (andan) bir murassa‘ otağayı elçi paşa kralın eline verüp kral dahi Freng şapkası manlifke üzre sokup tahtında karâr-dâde oldukda hemân paşa cevâhir ve murassa‘ topuzu öpüp yine çâsârın eline verdikde hemân çâsâr ayak üzre kalkup cümle erbâb-ı dîvâna topuzu gösterdikde cümlesi baş açup du‘â etdiler.
EÇS VII 66a
Andan cümlemiz çâsâr huzûrundaki soffa üzre cümle müşk-i Hoten ve cümle amber-i hâm ve cümle ûd-ı Mâverdî ve cümle destâr-ı Muhammedî ve cümle kuşaklık zer-ender-zer hil‘at-i fâhireler meydân-ı mahabbete geldikde çâsârın fermânıyla bir hil‘at vâlidesine gönderüp birin başvezîre ve birin başpapasa geydirüp bu mahalde Raba {suyu cenginde} mürd olan Zirinoğlu'nun oğluna bir hil‘at-i fâhire geydirilüp Zirin vilâye[ti]ne ban olup eline çâsâr bir gümüş külüng verüp ban oldu.
EÇS VII 66a
Andan gayri hil‘atleri gayri vüzerâlarına ve ümerâ ve iş erleri ve kapudanlar ve komsarlar ve irşekler ve şaglarına hil‘atleri cümle geydirüp dîvân-ı kralda bir sürûr-ı şâdımân olup cümle hedâyâlar gâyet makbûle geçüp andan cümle zerdûz hâlîçe-i harîr-i münakkaşlar huzûr-ı çâsâra gelüp tarfetü'l-ayn içre bu hâlîçeleri dîvânhânenin dîvârlarına gerdiler. Andan sonra cümle ağavâtlar ba‘de'l-hedâyâ aşağı dîvânhânelerine gitdiler.
EÇS VII 66a
Ammâ bugün açlıkdan cümlemiz tamâm olduk. Ne su ve ne şerbet ve ne kahve ve ne bir lokma ta‘âm yemeyüp batn-ı cî‘ân dedüğü gibi Arabın aç karnına avdet edüp Âl-i Osmân dîvânın bu mahalde hâtıra getirüp henüz devlet-i Âl-i Osmân'ın ni‘meti kıymetin bildik. Ba‘dehu yine paşa çâsâra eydir:
EÇS VII 66a
"Pâdişâhım krala mahabbeten kendü atlarından iki at gönderdi, teşrîf buyurup görün" dedikde hemân kral etek der-meyân edüp cümle erbâb-ı dîvânıyla dörd tabaka aşağı enüp Sarây Meydânına nâzır bir maksûrede oturup atları önüne çeküp gördü kim cevâhire gark olmuş atlar kim bir kral mâlik olmayup imrâhoruna teslîm olundu.
EÇS VII 66a–66b
Temâşâ-yı garîbe-i küheylân: Çünki iki re’s atları bizim âhûr halîfeleri siyâh şapkalı kâfirlere teslîm edüp gitdiklerinde hemân eğersiz olan dîbâ çullu Tureyfî nâm küheylân-ı benâm gördü kim siyâh şapkalı kâfiristân içinde kalup gördüğü bildiği müselmân kıyâfetinde âdem yok, hemân bir kerre iki ayağı üzre kalkup yularını dutan iki aded kâfirin başlarındaki şapkaları üzre nice ön elleriyle urdu ise ol ân iki nefer kâfirin beynileri taşra çıkup cân ber-cehennem mürd oldular. Hemân çâsâr önünde arz-ı cür’et edem deyü birkaç kâfir at üzre hücûm edüp yularından {ata} yapışam zann etdiler. Anlardan dahi dörd kâfir depelenüp dümmin bünâgûşuna havâle eyleyüp bu Sarây Meydânı izdihâmında olan kâfir içine bu küheylân at-ı fakîr 66b girüp cümle küffârları birbirlerine katup cümle küffâr birbirlerin çiğneyüp at kâmil nîm sâ‘at kâfirler üzre berk-i hâtif gibi seğirdüp gezdikçe bu Sarây meydânında Âl-i Osmân'dan gelme bir at bi-emrillâhi te‘âlâ ol kadar kâfiri helc ü melc edüp kırup geçirüp ol kadar kâfir mecrûh olmuşdur kim hâlâ kâfiristânda dâstândır.
EÇS VII 66b
Âhır-ı kâr elçi paşa gördü kim küffâr demet demet kırılıyor ve Sarây meydânından taşra izdihâmdan küffâr çıkamaz. "Bire şu atı dutun" deyü âhûr halîfelerine fermân edince bir beyâz külâhlı yedekçi varup "Gel Ceyhûnum gel" deyince hemân atın iki gözlerinden kanlı yaşlar akup süheyl urarak yedekçinin yanına gelüp licâmından zabt etdikde elçi paşaya hakîr eyitdim:
EÇS VII 66b
"Sultânım bu at bir gâzî atdır ve bizzât Âl-i Osmân pâdişâhı binmişdir. Bu at bu meydânda bu kadar rüsvâylık edüp bu kadar kâfir kırmışdır. Âhır-ı kâr bu atı kâfirler öldürürler. Bu atı alup yerine gayri at verin" dedim.
EÇS VII 66b
"Hele görelim" deyü ığmâz edüp bizim yedekçiler atı kralın âhûruna bağlayup gitdiklerinde hemân pây-bend ve yularların kırup âhûr içre yedi kâfiri dahi depeleyüp bu kadar kefere atların mecrûh edüp anı gördük yine Ceyhûn nâm at süheyl urup Sarây meydânından taşra yıldırım gibi çıkup şehr içre gezerek Çerkes Meydânı'nda mezkûr Çerkez'in altındaki at leşini koklayup yine birkaç kerre sayha-i mehîb urup ol mahalde rûh teslîm etdiği haberi gelüp dîbâ çulların getirüp paşa yerine bir gayri at getirdüp cümle asker-i İslâm bu atın böyle iş etdiğine âlem-i hayretde kaldılar.
EÇS VII 66b
Ba‘dehu âhûr halîfeleri varup merhûm atı {şehîd} Çerkez'in atı önünde bir hafir kazup anda defn etdiler. Ve cümle halk bu ata engüşt ber-dehen etdiler.
EÇS VII 66b
Ba‘dehu çâsâr önüne hınto arabalar içre otağı getirüp cümle zer-ender-zerin ve zer-i hâlis ile mutallâ topların seyr-i temâşâ edüp kral ol kadar haz etdiğinden,
EÇS VII 66b
"Tîz bu sâ‘at bu otağı götürüp benim bâğçemde kursunlar. Yarın elçi paşa dostumuza bu otak içre ziyâfet ederim, sabâh teşrîf buyurun" deyü paşayı da‘vet edüp paşa nola deyüp paşa kral ile dahi niçe gûne sulh [u] salâha müte‘allık kelimâtlardan sonra ne ta‘âm ve ne hil‘at-i fâhire ihsân [u] in‘âm olmadan paşa kraldan me’zûn olup çâsâr baş açup paşaya du‘âlar eyleyüp ta‘zîm [ü] tekrîm ile yine alay ederek cümlemiz konağımıza gelüp paşanın summât-ı Muhammedîsi ta‘âmına eyle dendân urup def‘[-i cû‘] etdik.
EÇS VII 66b
Der-beyân-ı temâşâ-yı diğer: Çünkim kralın fermânıyla otağı kral bâğçesine cemî‘i küffâr götürüp otağı kurarken bir rîh-i akîm esüp otağın on kantâr direği ve beş kantâr otak göbeği tahtası rûzgârdan uçup yedi nefer kefereler mürd olup niçe kefereler mecrûh olup paşaya komsar gelüp eydir:
EÇS VII 66b
"Sultânım biz bu otağı kurmasın bilmeziz. Yedi âdemimiz öldü ve bu kadar hıristiyanlarımız mecrûh oldu", dedikde paşa çadır mehterbaşısın gönderüp ân-ı vâhidde kurup geldiler. (---)
EÇS VII 66b
Der-beyân-ı çehre-i eşkâl-i bed-likâ-yı aceblü-yi kral-ı dâll-ı kerîhü'l-manzar
EÇS VII 66b
Evvelâ Nemse çâsârı inpirator kralın ismi (---) ve babası (---) dır. Henüz yigirmi ikisine bâliğ olup sene (---) târîhinde Ungurus kralı olmuşdur, ammâ Cenâb-ı Bârî bunu gerçi insân deyü halk etmişdir, ammâ orta boylu ince miyânlu ol kadar mülahham ve mücessem değil ve ol kadar kadîd-i mahz dahi değil bir fedâyî kad sakalsız gulâmdır, ammâ evvelâ başı bi-emrillâh Mevlevî külâhı gibi yâhûd bal kabağı gibi surâhî kellesi var ve alnı tahta gibi yassı ve kaşları kalın siyâh kaş, ammâ mâbeyni gâyet açık olup ügü kuşları gözü gibi müdevver aları gözlü ve kirpikleri uzun siyâh kirpikler ve yüzü Hacı Tilki(?) gibi uzun çehreli ve kulakları oğlancıklar pabucu kadar büyük kulaklı ve burnu bir koruk kadar kırık yarım akçe tahtası gibi yâhûd Mora batlıcanı kadar büyük kırmızı burunlu ve burnunun deliklerine üçer parmak sığar vâsi‘ burnu deliklerinin içinden otuz yaşında yiğidin bıyığı kılları gibi burnu deliklerinden bıyıkları çıkup dudağı bıyığına karışmış karış morış olmuş siyâh fos bıyığı var kim tâ kulaklarına varmış.
EÇS VII 66b
Ve dahi dudakları gûyâ şütürleb gibi deve dudaklı ve ağzına bir somun sığar ve dişleri kezâlik iri beyâz deve dişleri var, ammâ kaçan kim söze gelse hemân ağzından ve deve dudaklarından ağzının salyarları gaseyân eder gibi galeyân u cereyân ederken yanında pençe-i âfitâb gılmânları ağzından akan salyarların bir gûne havlı dokunmuş kırmızı makremeler ile ağzının suyun silmededirler.
EÇS VII 66b–67a
Ve kendüsi dâ’imâ tarak ile geysû-yı mergûlelerin taramadadır ve ellerinin parmakları Lanka hıyarı kadar vardır. Bi-emrillâhi te‘âlâ bu çâsârların hasîb ü nesîbleri cümle böyle bed çehreler imiş. Cümle kilisalarında ve hânelerinde ve talar guruşlarında kralı böyle bed çehre yazarlar. Eğer mahbûb çehre yazanları, "Beni taz[‘]îf etdin" deyü katl ederler. {Zîrâ bed çehre olduğıyçün} 67a anınla tefâhür kesb ederler.
EÇS VII 67a
{Ammâ çâsâr-ı nâ-çârın hüddâmları her ne kadar mahbûb ve pençe-i mihr-i dırahşân ise kral-ı bed-fi‘âl-i dâl ve ol kâfir-i pîçep(?) çâr ve nîrân-dâr-ı dûzah-karâr bed-nâm çâsâr inpirator ol kadar bed-çehre iken "Millet-i Mesîhiyye'nin güzîdesiyim' deyü gurre-i devlet-i Nasârâ iken ol kadar ucbe-likâ ve kerîhü'l-vech çehre-i gûl-i biyâbân misâldir kim bi'l-bedâhe bu kralı benî âdem ve gayri hayvânâtlar görse meshûr olmuş gibi kralı görenler dir dir ditreyüp dem-beste ve hayrân kalırlar.
EÇS VII 67a
Ol ecilden kralı hınto arabalar içre pinhân edüp deverân u seyrân ve bâğ u gülistân teferrücü etdirirler.}
EÇS VII 67a
Ammâ ol kadar necîb ü reşîd ve tîz-fehm ve müdrik ve zî-akldır kim gûyâ akl-ı Arasto'dur ve cemî‘i müşâvere ve turvinlerde bunun sözünden âkılâne müşâvere sözü edememişlerdir.
EÇS VII 67a
Ve re‘âyâ-perver ve bir müdebbir ve hünerver ekferdir. Lâkin sözünü dan dan söyler bir bed kabâ âvâzlıdır.
EÇS VII 67a
Der-beyân-ı kıyâfet-i libâs-ı çâsâr-ı bed-likâ
EÇS VII 67a
Evvelâ başında sâ’ir kefereler gibi siyâh Eflâtûniyye şapkası var. Ba‘zı zamân yine ol cirmde yeşil ve kırmızı ve sarı ve mâvî keçeden gûnâ-gûn şapka geyer, ammâ üstünde cevâhirli sorguç libâslar vardır. Ve şapka etrâfında fındıkdan iri beyâz dürr-i yetîm incüler vardır ve püskülleri cümle incüdür.
EÇS VII 67a
Ve boğazında beyâz dülbend makrameler sarılıdır.
EÇS VII 67a
Ve gömleğinin iki karış yakası bir gûne çatma işleme münakkaş yakadır kim gûyâ sihr-i i‘câzdır, ammâ üstünde esbâbı ve roklası ve dolaması cümle siyâh papasların geydikleri sofdur kim beş akçe etmeyüp on akçe deyüp artıranın üstünde kalır. Ve kuşağı papas kuşağı gibi ipden zünnârdır.