İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS VII 67a
Ammâ boğazında asılı elmâsdan bir kuzu sûreti var, kırk kırât gelir. Garâbet bunda kim üstâd hakkâk bu elmâsı kuzu sûretine eli ayağı ve başı ve boynuzlarıyla koyunca ne kadar büyük elmâs olmak gerek kim bu mertebeye koyup kuzu sûreti ola. Hattâ bu hakîr çâsâr huzûruna kırk elli günde niçe yüz kerre varup gâyet dikkat ile mezkûr kuzuyu temâşâ ederdim. Hakkâ ki kırk elli kırât gelir elmâs kuzudur kim boğazında sallanup durur, esbâb-ı ihtişâmı hemân budur gayri şey’i yokdur. Gûyâ hemân bir siyâh roklalı papasdır kim her bâr boynundaki kuzuyu eline alup nazar edüp yine koynuna kor.
EÇS VII 67a
Bu hakîr bu kuzu elmâsı su’âl etdikde başpapas eyitdi kim,
EÇS VII 67a
"Hazret-i Îsâ Hazret-i Allâh'ın yanında kuzu sıfatlı ve kuzu gibi halûk ve yavaş ve kuzu gibi meler ve enîs ü mûnis kuzu sıfatlı olduğundan sizin pâdişâhlarınızın vezîr mührü nice pâdişâhlarınıza dedelerinden kalmış ise bu kuzu tasvîri elmâs dahi iki bin altı yüz yıldan berü çâsârlara dedelerinden intikâl edüp, ‘Cihân pâdişâhları bu eşkâlde ve bu kıt‘ada böyle elmâsa mâlik olmuşdur’ {dediler}. Ve her bâr kral bu kuzuya nazar etmesinin aslı, kaçan kim kral bir kimesneye gazab-âlûd olsa ‘Pâdişâhlar Îsâ gibi kuzu olmak gerekdir’ deyü kuzuya bakup celâl-i gazabı teskîn olur" deyü cevâb [verdi].
EÇS VII 67a
Der-vasf-ı netîce-i eşkâl-i korona-i tâc-ı bî-revâc-ı İskender
EÇS VII 67a
Cemî‘i müverrihân-ı Macar ve Latin ve kavm-i Yûnâniyân tahrîrleri üzre ibtidâ bu tâc-ı gorona İskender-i Kübrâ'nındır. Andan Menûçehr'e andan Enûşirvân-ı Dâdyân'a andan Gürcî Açıkbaş'a intikâl edüp andan Menûçehr evlâdlarından Yejderban nâm pehlivân-ı benâm goronayı Gürcî Açık'dan alup başı açık kaldığından hâlâ Açıkbaş derler. Ve ba‘zı guruş sikkelerinden açık başlı krallar vardır kim bu gorona anların ellerinden giden krallardır kim mahalliyle anlar dahi tahrîr olunur.
EÇS VII 67a
Andan Menûçehr evlâdlarından Nagban Yejder Eğre câniblerinde vatan tutunup tenâsül bularak lisân-ı Fârisî üzre bunlara Mençâr kavmi derlerken galat-ı meşhûr ile Mençâr'dan galat Macar kavmi derler.
EÇS VII 67a
Bu Macaristân kavminin elinde tâc-ı İskender niçe yüz yıl durup âhır-ı kâr Süleymân Hân asrında sene 951 Vişigrad kal‘asın dest-i Macar'dan alup küffâr goronayı kal‘ada unudup amân ile çıkup halâs olmuşken sulhu bozup küffâr yine kal‘aya goronayı almak içün hücûm etdiklerinde cümle küffâr tîğ-i âteş-tâbdan bî-tâb geçüp tâcı Budin hazînesinde hıfz edüp Süleymân Hân'a arz ederler.
EÇS VII 67a
Ba‘dehu Süleymân Hân Budin'i Erdel kralı olan Yanoş Ban'a ihsân etdikde küffârın tâc-ı İskender'e i‘tibârları olduğundan Yanoş Kral vaka‘ u vakâr sâhibi olsun içün goronayı Yanoş Kral'a Süleymân Hân ihsân edüp Yanoş Kral tâcı âyîn-i kefere üzre Ustolni-Belgrad'da başına geyüp müstakil Budin kralı ve Ungurus çâsârı olup koronanın hıfzına Şıkloviş kal‘ası herseği Pirin Potur nâm kefere goronayı zabt etmeğe hâkim olup bu goronayı kâh Vişigrad kal‘asına ve kâh Üstürgon'a ve kâh Şıkloviş kal‘asına götürüp getirirken bir gün Peçoy kapudanı olan Pişyük nâm la‘în on bin atlı katana ile gorona hâkimi olan Pirin Potura'yı basup kendüyi ve ehl-i ıyâlin kırup goronayı alup Sobron kal‘asına kor.
EÇS VII 67a–67b
Ba‘dehu Süleymân Hân sene 938 târîhinde Alman gazâsına giderken 67b Sobron kal‘asın feth edüp yine tâc-ı İskender goronayı alup hazîne-i pâdişâhîde hazn olunur. Ba‘dehu Ungurus kralına Süleymân Hân tâcı verüp ve on iki bin kapukulu yeniçeri dahi verüp Zirinoğlu Macarının ve cemî‘i Hırvadistân'ın kılâ‘ u şehr ü kasabâtların harâb u yebâb edüp küffârdan Süleymân Hân intikâm alır.
EÇS VII 67b
Ba‘dehu Süleymân Hân Seğitvar kal‘ası altında sene 974 târîhinde merhûm olunca ilâ hâze'l-ân tâc-ı İskender Nemse çâsârlarının elinde kaldı. Ammâ fâtih-i Bağdâd Murâd Hân-ı Râbi‘ çâsâr elinden goronayı almak murâd etdi. Ammâ feth-i Bağdâd'dan sonra ömr vefâ etmeyüp tâc eylece bî-revâc kaldı.
EÇS VII 67b
Ammâ mukaddemâ bu gorona tâc dâ’imâ Pojon kal‘asında dururdu. Sene 1073 târîhinde Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ asrında Serdâr-ı mu‘azzam Köpürlüzâde Fâzıl Vezîr Ahmed Paşa Uyvar kal‘asın feth etdikde tâc duran Pojon {kal‘ası} kal‘a-i Uyvar'a karîb ve Uyva[r] hâkinde olmak {ile} küffârlar havflerinden tâcı Beç'den altı konak içeri Prak kal‘asına götürüp şimdi bu elçi paşa dîvânı galebesi olunca tâcı Prak'dan getirdüp kendü dîvânhânesinde tahtının üstünde bir kemercik altında on sekiz aded cevâhirli altun zencîrler ile asılı durur şekillidir, ammâ yine aşağa kenâreleri kemerin [d]îvârı üzre durur, ammâ taşra dîvânhâneden içeri kral yanına gelen âdem kral tâcı geymiş zann olunur. Tâ bu mertebe kralın başı üzre durur tâcdır.
EÇS VII 67b
Der-kıyâfet-i eşkâl-i tâc-ı korona
EÇS VII 67b
Ve gorona ve tâc ve manlifke ve (---) (---) (---) (---) (---) (---) derler. Her lisânda birer gûne ismi vardır. Hakîr dikkatle niçe kerre temâşâ etdim, Rûm'un buğday kîlesi kadar bir müdevver sivri Edhemî külâhı gibi {bir şeydir}. Allâhu a‘lem gönden ve telatinden ola, zîrâ sâfî murassa‘ ve cevâhirinden üstü olmak ile içerisi ne idiği ma‘lûmum değildir. Ancak muşammâlı ve mukavvâlı kuka keçe külâh gibi tak tak öter katıdır. Zamân-ı kadîmde böyle musanna‘ ve murassa‘ değil imiş. Her gelen kral-ı dâll i‘tibâr edüp birer şey yapdırup sâfî cevâhirle zeyn olmuş kim bin Mısır hazînesi mâl değer ve ana bahâ yetişmez de derler. Hemân hakkâ ki on sekiz kral on sekiz aded zencîr edüp depesinde bir cevâhir halkaya zencîrleri bağlayup tâcı bir yere salb etmek içün bu silsileleri etmişler, ammâ bu zencîrin her birine bahâ yetişmez derler, ammâ her bâr bu zencîrler ile bu tâc durmazmış, zîrâ zencîrlerin çengâlleri geçmedir. Esbâb-ı ihtişâm günleri ve böyle bir âlî-kadr elçi günleri zencîrleri koyup tâcı yerine korlarmış, ba‘dehu yine Prak kal‘asına götürürlermiş. Ammâ bu tâc on iki terkdir. Her terki aralarında sıra sıra la‘l yâkût ve elmâs ve zümürrûd incüsü çokdur ve ağzının kenâreleri dâ’iren-mâdâr altı sıra fındık kadar dürr-i yetîm beyâz incüler mâbeyninde yeşil damla zümürrûd dizilüp beyâz ve yeşil tâca eyle hüsün vermiş kim çeşm-i insân hîrelenir. Bu gûne ve bu eşkâlde bir tâc-ı İskender'dir.
EÇS VII 67b
Der-manzara-i sarây-ı âlî-binâ-yı çâsâr-ı bâ-vakâr-ı inpirator
EÇS VII 67b
Gerçi bâlâda dîvânhâne mahalliyle sehel tavsîf olundu, ammâ her ne kadar evsâfı tahrîr olunmasına deryâda katre ve güneşde zerre kadar medh olunmaya, zîrâ iki bin yıldan berü her gelen mülûklar birer gûne musanna‘ tarz-ı tavr âsâr-ı binâlar ede ede zerre kadar noksânı yokdur.
EÇS VII 67b
Ta‘rîf ü tavsîfden müberrâ bir Şeddâdî binâ-yı nüzhet-âbâddır kim bu edîm-i arzın ekâlîm-i seb‘asında ve rub‘-ı meskûnunda nazîri yokdur. Ancak bir noksânı oldur kim kal‘a içinde dar yerde vâki‘ olmağile bâğ-ı İrem-i gül-i gülistânı yokdur, ammâ kat-ender-kat cihân-nümâ maksûreleri ve müte‘addid niçe yüz aded kâ‘aları ve hücreleri var.
EÇS VII 67b–68a
Ammâ aslâ döşemesi yokdur. Cânib-i erba‘asında niçe yüz gûne musanna‘ ve murassa‘ iskemle var kim Cenâb-ı Bârî bu dünyâda her ne kadar mevcûdât halk etdi ise cümle ma‘âdin ve ahcâr [u] eşcârâtdan ve her nevâdirât eşyâlardan birer gûne murassa‘ iskemleler vardır, ammâ üç yüz altmış altı adedi kralın kendüye mahsûs ustolnileridir, mâ‘adâsına vüzerâları ve banları ve hersekleri ve şag ve irşekleri oturur. Ammâ cümleden gorona olan soffa üzre kırk aded taht-ı sîmîn tâk birer tâkler var kim her birine nazar edenin dîdeleri hîrelenir. Lâkin cümleden hakîr kehribâdan ve kırmızı mercândan ve yeşim ve balgamî ve akîk-i Yemenî ve Seylân ve pîrûze tahtlardan hazz 68a etdim. Ve dahi kuş kemiğinden ve balık dişinden ve siyâh âbnûs üzre beyâz gümüş kakmak âbnûs iskemle ve necef ve billûrdan ve moran ve zeberced ve Seylân ve altun ve gümüş ve rûh-ı tûtyâ ve'l-hâsıl incü ve zümürrûdden iskemleler var kim her biri birer kral yâdigârları ve her biri birer üstâd-ı kadîm kârları ve her diyârın kralları hedâyâlar gönderüp bu eyvân-ı kisrâ tahtlarıyla ârâste ve revzenler ve dervezeler ile pîrâste olmuş vâcibü's-seyr sarây-ı vâlâdır. Ammâ hakîr her kaçan kral huzûruna vardıkda mâh-ı Temmûz eyyâmları olmak ile kral bir rûh-ı tûtyâdan mebnî bir taht-ı raht-ı baht üzre oturup hakîr mezkûr kehribâ taht üzre pâdişâhâne cülûs ederdim.
EÇS VII 68a
Ve cümle sarâyın der-i dîvârlar[ı] nükûş-ı bûkalemûn hâlîçeler ile müzeyyendir. Bu dîvânhânelerin ve cemî‘i menhûshânelerin zemîninde hâlîçe ve kilimleri ve bûriyâ pâreleri döşenmeyüp cümle hâlîçeleri dîvârlarda gerilidir.
EÇS VII 68a
Ve zemîni eyle hurde ruhâm taş döşelidir kim gûyâ kâr-ı füsûrkâr-ı Hindistân'dır kim kuş gözü kadar taş ile nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn ahcâr-ı zî-kıymetlerin içinde pîrûze ve mercân ve seylân ve akîk u yemenî ve balgamî ve yeşim ve billûr döşenmiş dîvânhânelerdir.
EÇS VII 68a
Ve cümle tavanı ûd u sanavber ve servî ve ar‘ar ve palasanta ve ardıç ve yenidünyâ ve sindiyân ve çemşîr ve ceviz ve çınar ve günlük ağaçlarından ve gayri hoş-bû haşeblerden mebnî münakkaş ibret-nümâ tavandır, ammâ mâbeynlerinde balık kemiği ve kuş kemiği ve kehribâdan biçilmiş tahta tavanlar vardır, ammâ aşağı kat dîvânhâneleri cümle kârgîr binâlı ve toloz kemerli kubâblar ile inşâ olunmuş dîvânhâne ve hücrelerdir.
EÇS VII 68a
Ve niçe bin pençerelerinde olan san‘atları ve nûr-ı fer vermiş hurde hayâl-pesend câmları bu sarâyları münevver etmişdir.
EÇS VII 68a
Bu sarây-ı İremi mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur.
EÇS VII 68a
Ertesi gün paşa ale's-seher yine alay ile kral vezîri olan koca Rudolfoş'a bir cevâhir eğerli at ve bir çullu yelkendez küheylân at götürüp ve iki seccâde ve iki külçe dülbend hedâyâ verüp paşa ile berâberlik mu‘âmelesi etdiler, ammâ vezîr âkıl ve kâmil ü müdebbir ve mutabassır kâfir imiş. Paşa ile umûr-ı devlet-i dünyâ içün ve iki pâdişâhın mâbeynlerin ıslâh içün ve intihâ-i serhadde olan kılâ‘-ı metînelerin hıfz [u] hırâsetleriyçün bir hayli kelimât ve müşâvereler olup andan ikisi paşa ile öpüşüp kucuşup paşa selâmlayup gitdikde paşanın yanı sıra vezîr hayli taşra çıkup gerü dönüp andan paşa ile konağamıza gelüp sehel istirâhatde iken,
EÇS VII 68a
Der-beyân alay-ı asker-i çâsâr
EÇS VII 68a
Evvelki gün elçi paşayı otakda ziyâfete da‘vet etmişdi. Bu kerre kral-ı bed-fi‘âl elçi paşaya esbâb-ı ihtişâm-ı dârât-ı azamatin göstermek içün bir cemapur keferesi gibi bir asker-i bî-hadd [ü] bî-pâyân ile ubûr etdi kim kara şapkalı küffâr cihânı dutup yetmiş yerde erganon ve torompete ve nâkûs ve borular ve tabl-ı Cemşîdler döğülerek haçlı peykerler ile cünûd-ı cünüb-i küffâr piyâde ve atlı ol kadar ubûr etdiler kim hadd-i hasrı yok idi. Ba‘dehu vakt-i zuhrda kral bir cevâhirli ve on iki atlı hınto araba ile ubûr edüp ardı sıra iki binden mütecâviz pençe-i âfitâb mûğ-pîçe gılmânlar ubûr edüp dahi ardı sıra kendü tabl u nâkûs u erganonları çalınarak güzer edüp bâğ-ı Merâm'ına vardıkda hemân ol ân başkomsar gelüp elçi paşayı ziyâfete da‘vet etdikde hemân paşa-yı müdebbir cümle alayıyla pür-silâh sâde mehterhâne faslı ederek çâsârın bâğına varup çâsâr ayağa kalkup yine tahtına oturup paşa içün Osmânlı tarzı otak yanında bir otak ve bir cerge kurup yerlerinde oturup ta‘âm-ı firâvân geldi, ammâ cümle bizim aşçılar ta‘âm-ı gûnâ-gûn pişirmişlerdi. İki sâ‘at kâmil Ma‘dî-kereb gibi ta‘âmlar yenüp çâsâr yalnız başlı başına yeyüp ba‘zı ta‘âmlardan mahabbeten paşaya altun ve cevâhirli tabaklar ile ta‘âmlar gönderüp ba‘de't-ta‘âm paşaya bir semmûr kürk ve on kîse ve bir hınto araba hedâyâ verüp andan kral ile paşa vedâlaşup yine alayımızla mehterhânemiz döğerek konağımıza geldik.
EÇS VII 68a–68b
El-hâsıl kırk yedi kerre ziyâfetler yeyüp paşa beleğan-mâ-belağ hedâyâlar alırdı. Ağavâtlara ta‘âmdan gayri bir şey yok idi. Ertesi gün paşaya kral vezîrinden beş kîse 68b guruş ve bir hınto araba yükü parankona çuka ve atlas ve kumâş ve kırk çift Alman sâ‘ati ve niçe tuhaf hedâyâlar getirenlere paşa dahi üç yüz altun ve her kefereye birer destâr verdi, zîrâ anda dülbend gâyet makbûldür. Andan paşa kethudâsı kralın anasına bir çullu at ve bir hâlîçe-i harîr ve müşk ü amber ve bir külçe kûse dülbend verüp ol dahi kethudâya beş kîse ve on tüfeng ve on aded sâ‘at verüp paşa kethudâsı gelüp konağında karâr etdi.
EÇS VII 68b
Andan gayri ağavâtlar kralın gönderdiği defterleri mûcebince cümle hedâyâları her ağalar vüzerâlara vükelâ ve başpapas ve irşek ve şaglara el-hâsıl dîvânda hil‘at geyenlerin cümlesine atlar ve cüz’î ve küllî hedâyâları bezl edüp anlar dahi her vüzerâ ve a‘yân-ı devlet keferelerden beleğan-mâ-belağ ihsânlar alup sehel yüzlerimiz güldü. Hulâsa-i kelâm eğer ale't-tertîb cümle vekâyi‘âtları vukû‘ı üzre firâdâ firâdâ dilli defter gibi tahrîr eylesek ta‘ab-ı azîm olup kesret-i kitâbet olur. Ammâ,
EÇS VII 68b
Der-beyân-ı ta‘[y]inât-ı paşa ve ağavât-ı âlîşân
EÇS VII 68b
Paşaya beher yevm yüz yetmişer guruş {ulûfe verildi}. Ta‘yîn-i masârıfdan mâ‘adâ ve beş yüz altmış altı nefer askere beş bin aded beyâz hâs ekmek ve sekiz yüz seksen at yemi ve yigirmi koyun ve elli vukıyye yağ ve elli vukıyye bal ve on kîle pirinç ve altmış çift semiz tavuk ve yüz çift güvercin ve sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbâtdan mâ‘adâ cemî‘i levâzımât ve sükker ü kahve ve misk ü amber ve biber ve darçın ve karanfîl herşey vukıyye vukıyye beleğan-mâ-belağ gelüp elli aded kapucıbaşılara yevmiyye birer altun ve elli aded kapucıbaşıların ednâsına birer guruş ve elli aded müteferrikalara ve ser-i kârda olanlara yarımşar guruş ve yüz kadar karakullukçulara yevmiyye birer rub‘ guruş ulûfe ta‘yîn defteri {kraldan} gelince karakullukçular nâz-ı istiğnâ etdiklerinde ale'l-umûm hüddâmânlara birer rub‘ ulûfe defteri dahi geldi, ammâ hünkâr atlarıyla gelenlere ve hünkâ[r] mehterlerine beher yevm birer guruş defteri geldi ve ba‘dehu konaklarımızda zevk u safâya meşgûl olduk.
EÇS VII 68b
Ammâ netîce-i kelâm elçi paşalara cümleden elzem-i levâzımından olan bu diyârda sahî ve sâhib-i kerem ve halûk ve havsalalı olup ırz-ı pâdişâhı ve gayret-i dîn-i mübîni gözedir âdem gerekdir. El-ıyâzan billâh eğer elçi bir hasîs ve le’îm ü denî ve lecûc ve fâsık u sefîh âdem olursa aslâ rağbet ü izzet etmeyüp aslâ sözüne amel ü i‘tibâr etmeyüp maymûn gibi oynadırlar, zîrâ bu diyârın küffârı eyle nakkâş ve fassâl ve zemmâm ü nemmâm ü dahhâldirler kim bir âdemin reviş-i cünbüş [ü] harekât [u] sekenâtından ne mâhiyyet ve keyfiyyetde olduğın bilüp ana göre amel ederler.
EÇS VII 68b
{Der-beyân-ı temâşâgâh-ı ibret-nümâ-yı ma‘rifet-i azîmeler}
EÇS VII 68b
Ertesi gün paşaya kral vâlidesi konaklarımıza karîb kendü bâğçesinde bir ziyâfet-i azîme edüp ol kadar seyr-i temâşâlar etdik kim diller ile ta‘bîr [u] tavsîf olunmaz. Hattâ bir pehlivân kefere meydân-ı mahabbete gelüp def ü kudûm çalarken iki gulâmı semâ‘ ederken birbirlerine uryânen sarılup iki gulâmın vücûdları bir olup baş iki ve kollar dörd ve ayakları dahi dörd olup bir hayli zamân devr ederek bir havuz içine düşüp gâ’ib olup bir zamândan sonra iki gulâm âdem başlı ve gevdeleri pul pul ejdehâ gevdeli ve dörder ayaklı iki ejdehâ bâğçe içinde halkı birbirlerine katup her birinin ağızlarından âteşler dıraht-ı müntehâların tâ zirve-i a‘lâsındaki yaprakların yakup cümle şecerelerin berk-i bârları berk-i hazân gibi âteşden yere dökülüp iki ejdehâ meydân-ı ma‘rekede birbirleriyle ol kadar boğuşup kovuşup oynaşup çiftleşdiler ve yılan gibi birbirlerine (yine) sarmaşdılar ve havuza düşüp havuzun suyun cemî‘i halkın üstüne saçdılar. Ve yine halk üzre âteş-i Nemrûdları ağızlarından püskürüp niçe yüz temâşâcılar firâr etdiler.
EÇS VII 68b
Temâşâ-yı benâm: Hemân pehlivân-ı kâmil bir kerre zekerin eline alup havuz içre işeyince hemân bir kerre havuzun suyu deryâ gibi cûş u hurûşa gelüp talattum ederek bâğ içine deryâ yürümeğe başlayup hemân cümle temâşâcılar ağaçlara çıkmağa başlayup kimisi atına binüp firâr etmeğe başlayup hakîr gördüm ki gark oluyoruz, ilm-i sîmyâdır deyü vücûd vermeyim derim, ammâ tahammülün kalmayup kralın vâlidesiyle paşanın yanına vardım. Anda dahi su gelmeğe başlayup firâr etdikde bu zâhir olan deryâdan ol kadar deryâ mahlûkları peydâ olup gûnâ-gûn şinâverlikler edüp birbirlerin kovarak ve birbirlerin yudup yeyerek azîm temâşâlar etdik.
EÇS VII 68b
Seyr-i ibret-nümâ-yı âhar: Pehlivân-ı kâmil bu bahr içre kuruyup bâğçenin bir köşesine bir ağaçdan bir ağaca bir perde gerüp elindeki asâ ile perdeye "Bir kerre çıkun taşra" deyü urup hemân bir kerre verâ-yı perdeden bir alay azîm dîv-i gûnâ-gûn kim her birinin ellerinde çınar pâre nobutları ve kalkan ve harbe ve âlât-ı silâhları ile ubûr etdiler.
EÇS VII 68b
Andan bir gürûh dahi gûl-ı beyâbânlar kim her biri birer ucbe-likâ âdem hey’etli ve fîl kulaklı ve arslan pençeli ve kimisi fîl tabanlı ve kimi deve ayaklı bunlar dahi ellerinde silâhlarıyla birbirlerin urarak ve birbirlerin kırarak bir tarafa deryâ içinden geçüp gitdiler.
EÇS VII 68b–69a
Andan ecinne askeri yürüdü kim ne 69a gûne nümâyân oldukların birbir tahrîr etsem tûl-ı dırâz-ı kelâm olur. Ancak cümlesi Mısır alacaları esbâb geyüp ellerinde birer kamış ve hasır pâreleri olup gözleri müdevver kimi sıçan kulaklı ve kimi kedi kulaklı ve kimi âdem başlı ve kuş başlı ve balık başlı ve arslan ayaklı ve'l-hâsıl Cenâb-ı Allâh bu edîm-i arzda ne kadar mahlûk halk etdiyse bu ecinne kavminde her mahlûk uzvundan birer eşkâl mukarrer idi, ammâ bedenleri cümle vücûd-ı insân gibi ve niçe bininin başları yine insân başı gibi olup gözleri insân gibi açılup kapanmayup yanına açılup kapanır müdevver gözleri var. Ve burunlarının orta direkleri yok, yüz kerre yüz bin gûne eşkâl ile görünmüş kavm-i ecinneler birbirleriyle boğuşarak ve kovuşarak ve gûnâ-gûn mashariyyât ederek bunlar dahi bir tarafa ubûr etdiler. Andan,
EÇS VII 69a
İbret-nümâ-yı diğer: Havuzdan zâhir olan deryâ kuruyup ke'l-evvel bâğ-ı İrem görünüp mukaddemâ nümâyân olan gûnâ-gûn dîvler ve gûl u beyâbân ve ecinne ve ejdehâlardan nâm [u] nişân kalmayup mezkûr perdenin verâsında bir alay Rûm halkı ve Teke ve Hamîd ve Konya külâhlı âdemler ve Mısır ve Şâm ve Acem ve Hind ü Sind ve Maskov ve Tatar ve Özbek, el-hâsıl Hallâk-ı âlem bu rûy-ı arzda ne kadar mahlûk-ı benî âdem halk etdi ise cümlesi eşkâl-i esbâblarıyla zâhir olup bâğ-ı İrem içre kimi gezüp kimi her dıraht altında oturup sohbet ederlerdi, ammâ bunların birinde nutk olmayup birbirleriyle tekellüm etmezler idi, hemân heyûlâ gibi birbirlerine bakup gezerlerdi. Ammâ siyâh zengî Arab ve Berberî kavmi ve Tilimsân ve Fes ve Sûdân ve Meğâribe kavmi ve Urbân-ı Funcistân ve Âfnû ve May Bornu ve Dacu ve Kırmanika ve Bağaniski ve Fur kavmi kara Arablarıyla Habeşî ve Hindî kavmi gâyet çok idi.
EÇS VII 69a
Temâşâ-yı azîme-i zehî kemâl-i ma‘rifet oldur kim mezkûr perdenin ardından bu zikr olunan akvâm-ı kesîreye niçe bin gûne pençe-i âfitâb gulâmlar niçe kerre yüz bin suhûn ve kâseler ve kas‘alar ve ulbeler ve mecurlar ve zibdiyyeler ve keşküller ve ağaç tekneler içre gulâmlar perde ardından ol kadar ta‘âm-ı gûnâ-gûnlar taşıyup mezkûr herîflerin önüne koyup bunlar gûy gûy cem‘iyyet edüp ol kadar ta‘âm yediler kim ta‘bîr olunmaz. Ve ta‘âmın müşk-i amber-i hâm ve zibâd u gülâb u za‘ferân ve darçın râyihası demâğlarımızı mu‘attar edüp bûy-ı ıtriyyâtdan niçe âdemlerimiz safâ edüp ta‘âma karârları kalmayup gerçekden summât-ı Muhammedî ta‘âmı gibi ta‘âmları yeyüp kalkdılar.
EÇS VII 69a
Ba‘dehu paşa bu ta‘âm yeyen âdemlerimizden su’âl edüp,
EÇS VII 69a
"Nice ta‘âm idi?" dedikde,