EÇS VII 69a
"Vallâhi sultânım bir mümessek ta‘âm yedik, ammâ çiğneyüp ağzımızdan içeri girirdi, ammâ ile'l-ân hâlâ bir lokması yememiş gibi açız" deyü bizim âdemler cevâb etdiler.
EÇS VII 69a
Ba‘dehu üstâd-ı kâmil pehlivân yine meydân-ı mahabbete gelüp bir tüfeng atınca cümle mahlûk-ı Hudâ yedikleri ta‘âmun suhûnları ve sînî ve tepsi ve mecurları alup mezkûr perde ardına gürûh gürûh gitdiler.
EÇS VII 69a
Ba‘dehu mukaddemâ meydân-ı mahabbetde semâ‘ edüp vücûdları birbirine yapışup havuz içine düşüp havuzdan ejdehâ sıfatında çıkan gulâmlar yine kisbet-i pehlivânîleriyle meydân-ı bezme gelüp zemîni sulayup kabak ve karpuz ve kavun ve hıyar tohumları eküp üstâdları bu ekilen tohumların üstlerine sepe sepe işeyüp alâ mele’i'n-nâs tarfetü'l-ayn içre gûnâ-gûn kavunlar ve gayri eşyâlar bitüp cümle huzzâr-ı meclise karpuz ve kavun ve hıyarlar üleşdirüp herkes tenâvül etdiler ve a‘lâ latîflerinden yigirmi otuz kadar kavun karpuzlardan şele sepetler ile paşa ve kral vâlidesi önüne pehlivân hedâyâ götürüp kral vâlidesi tohumlu hıyardan yeyüp paşa bir şey yemeyüp pehlivâna paşa üç yüz altun ihsân edüp pehlivân mesrûr [u] handân gidüp du‘â etdi.
EÇS VII 69a
Ammâ hakkâ ki acâ’ib ü garâ’ib üstâd-ı kâmil imiş kim bir sâ‘atde bu kadar arz-ı ma‘rifetler etdi. Hakîr kendüye su’âl etdim,
EÇS VII 69a
"Frengistânda uluç âdemîsi olup Mağrib-zemînde Kurtuba şehrinde ve Tanca şehrinde ve Tilimsân şehrinde Şeyh Abdülhâlık'dan tahsîl-i ma‘rifet edüp millet-i Mesîhiyyedenim" dedi.
EÇS VII 69a
Ammâ bu kral vâlidesi bâğı bir bâğ-ı hıyâbân-ı İremdir kim bizim konaklarımızdan ol bâğ-ı Merâm'a varınca kâmil üç bin adımdır kim bu râhun yemîn ü yesârı evc-i semâya ser çekmiş dıraht-ı müntehâların sâyesinden aslâ âfitâb-ı âlem-tâbın tâb [u] tüvânı yokdur. Ve bu dırahtların iki tarafları yoldur kim her dıraht-ı bâlâlar tertîb üzre dikilmişdir.
EÇS VII 69a
Ve bu râhların tarafeyni bâğ-ı Sudak misilli a‘yân-ı kibâr keferelerin ravzalarıdır kim her bir bâğ ve sarây yüzer Mısır hazînesine olmaz. Ve bu bâğların cümlesi sadranç nakşı çırpı hendese ile dikilmiş eşcârât-ı müsmirât-ı gûnâ-gûnlar var kim diller ile ta‘bîr ü tavsîf ve tahrîr olunmaz.
EÇS VII 69a
Bu bâğda dahi niçe yüz gûne kasr-ı tahtânî ve fevkânî ve havuz ve şâzrevânlar var kim fevvâreleri tavanlara pertâb edüp gûnâ-gûn musanna‘ çarhları şâzrevân sularıyla cereyân etmededirler. Ve bu kral vâlidesi bâğı kurbunda yine çâsârın ecdâdlarından intikâl etmiş kal‘a-misâl bir bâğçe-i Aspuzusu var kim vasfında benî âdem âcizdir. Eğer medh etsek midhatinde lisân kâsırdır.
EÇS VII 69a–69b
Andan kral anasının ba‘de'l-asr yine bir ziyâfet-i 69b azîmin yeyüp andan yine mehterhânemiz fasl ederek gelirken,
EÇS VII 69b
Der-beyân-ı temâşâgâh-ı mancınîk-ı âteş-i Nemrûd
EÇS VII 69b
Bir vâdîde beş on bin kefere vü fecereler cem‘ olup bir avret-i mahbûbeyi bir salıncağa bindirüp durur. Meğer elçi paşaya temâşâ etdirmek içün bu avreti âteşe atsalar gerek. Meğer bu avret zâniye imiş, hâkimleri bu avreti dutup siyâset edüp kendülerinin zabt [u] rabtların paşaya bildirmek isterler. Paşa aslâ ve kat‘â nazar etmeyüp mehterhâne faslı ederek ubûr etdikde hakîr birkaç yârân ile temâşâ etmeğe kaldık. Çünki bu meydân-ı siyâsetde dağlar gibi odun yığılup niçe yüz yerden âteşler edüp ân-ı sâ‘atde odunlar yanup âteş-i Nemrûd eflâke peyveste olunca hemân İslâmbol'da bayram salıncağı gibi serâmed gemi direklerinden mebnî salıncağın ipleri yerine cümle zencîr ipler idi. Hemân bir âdem salıncak direklerinin başına çıkup oturdu ve fakîre avretin elleri ve ayakları bir yerde tor top bağlı, salıncak tahtı dahi demirden, anın üstünde {avret} oturup feryâd [u] figânı âsumâna çıkup,
EÇS VII 69b
"Amân âdemler {fâhişelikden} haberim yokdur" deyü vâveylâ ederdi.
EÇS VII 69b
Hemân kırk elli kadar zebânî-sıfat dîv-dest ve zeber-dest cellâd-ı bî-amânlar bayağı salıncak salar gibi dörd yerden ikişer âdem kolanlar ile avreti sala sala eflâke çıkarup niçe kerre âteş-i Nemrûd alevi içine ber-hevâ avret girüp çıkup âhır avret âteş içine düşecek mertebe hendesesine avret ber-hevâ çıkınca hemân mukaddemâ salıncak başına çıkan kefere bir kerre salıncağın zencîri tetiğini koyverince azamet-i Hudâ fakîre avret salıncakdan çıkup kuş gibi hevâda uçarak âteşin ortasına düşüp fakîre avret feryâd u figân ederek çayır çayır alev ber-alev yanarken azamet-i Hudâ meğer benî âdem sâfî neft ve katrân yağı gibi yağlı olup gûnâ-gûn âteş-pâreler avredün vücûdundan vızır vızır deyerek yanup kül oldu.
EÇS VII 69b
Bu hakîr ol gün âteş-i Nemrûd mancınîkın görüp ta‘accüb etdim. Gerçi Urfa'da iç hisâr olan yerde Nemrûd-ı la‘înin Hazret-i İbrâhîm'i âteşe atduğı mancanîk mîllerin temâşâ etmişdim, ammâ bunda ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ilme'l-yakîn hâsıl edüp cümle ma‘ûnet-i mühimmâtıyla {mancınîkı} gördüm ve's-selâm.
EÇS VII 69b
Andan ertesi gün Zoza vezîrin oğluyla gâyet yakın dost olup anın sebebiyle Beç kal‘asının cemî‘i cebehânesi ve mühimmât [u] levâzımâtları ve topların seyr-i temâşâ ederken bir cebehâne-i azîm içine girdik.
EÇS VII 69b
Der-beyân-ı eşkâl-i ibret-âsâr-ı musanna‘ ağaç top
EÇS VII 69b
Bu cebehâne içre dağlar gibi ağaç toplar var kim her birine birer âdem sığar ve kırkar ve ellişer ve yüz vukıyye taş atar ağaç topların envâ‘ları var kim hadd [ü] hasrların Hudâ-yı Bîçûn bilir, ammâ cümlesi kara ağaçdan ve palasanta ve dişbudak ve çemşîr ve sarma ağacından toplardır. Niçe bini hâzır ve müheyyâ durup niçe bininin tahtalarında rakam yazılıdır. Çemberleriyle her top tahtaları yığın yığın durur, ammâ kadd ü kâmetleri ol kadar uzun değildir. Gûyâ su varulları tahtası gibi perdâht olup rakamlı tahtalardır, ammâ kalınlığı âdem beli ve ennilikde direk gibi sarp dişbudak ağaçlarıdır. Hîn-i mahalde bir mesâfe-i ba‘îdeye dördünü ve beşini bir arabaya koyup fi'l-hâl meydân-ı ma‘rekede demir çemberlerin geçirüp yigirmi ve otuz kerre atılır. Ba‘zısı on kerre atılup ağzı ve falyası yanar, anı bırağup birin dahi atarlar. Niçe bin aded bu gûne ağaç toplar var.
EÇS VII 69b
Nev‘-i diğer-i ağaç top-ı müdfa‘: Bunun hey’et-i mecmû‘a aceblüsü eyle inşâ olunmuş kim yine dişbudak ağacının kökünden gûyâ hammâm kurnasından âlîce yâhûd buğday dibeği gibi yâhûd boyacıların ağzı açık küpleri gibi kalın demir çemberler ile kırk elli yerden kuşaklı âdem kaddi kadardır ve içine âdem sığar kadar. Bu ağaç topların falyaları altındadır, öbir ağaç toplar gibi falyası üstünde değildir. Ve demir çemberlerinin her birinde ikişer üçer aded demir halkalarıyla her topda yigirmişer otuzar dökme demir halkalar var, cümle çemberlerde bile dökülmüş halkalardır.
EÇS VII 69b
Ammâ bu topun öbir ağaç toplar gibi arabaları yokdur. Hemân bir kilim kadar kara meşe kütükleri ve pelîdden kalın tahta kızaklar üzre durur. Ol kızakların dahi demirden kavî halka kulpları var, ikişer tekerlekli arabalar üzre bu ağaç havân topları urganlar ile bağlayup ardı sıra arabaya içi boş oyulmuş gemi serenlerin kuyruk gibi bağlayup meselâ hevâyî fişekler gibi bu serenler top atıldıkda eğri büğrü gitmeğe komaz içi boş çam seren direklerdir.
EÇS VII 69b
Hîn-i mahalle bu havân ağaç topu ale'l-gafle bir kal‘a kapusuna karîb {koyup} âteş edince gerüdeki falyadan tarafa olan hazînenin bârûdu {âteş alup} araba çam seren direkler ile {topu} kal‘a kapusuna yâhûd handak kenârına götürüp bu kerre içerde bir bârûd hazînesi dahi var, top güllesiyle sıkılanmışdır, hemân ol {dahi} âteş alup ne kal‘a dîvârın kor ve ne dâr u derveze kor. Kapuyu elbette kal‘ edüp içeri düşman girüp Yanık kal‘asın ve Papa'nın kal‘asın böyle ağaç havân top ile almışlardır. Ammâ bir kerre atılır gayri atılmaz. Lâkin öbir nev‘a ağaç top onar on beşer kerre atılup bu havân top kadar amel-i kesîresi yokdur.
EÇS VII 69b–70a
Erdel vilâyetinde Sibin kal‘asında ve Husvar kal‘asında ağaç toplar görmüşüm, ammâ bu Beç kal‘asındaki gibi musanna‘ toplar görmedim. 70a
EÇS VII 70a
Andan ertesi gün kral vezîri elçi paşaya ziyâfet-i azîmeyi Beç suyu kenârında bir gül-i gülistân ve bâğ u bostân içre bir ziyâfet-i uzmâ etmişdir kim vakt-i seherde tahte'l-kahve bin tabak fağfûrî çanak ve kâse-i müzevvak ile cümle sükkerî emlec ve kübbât ve hamîreler ve gûnâ-gûn reçeller ve mümessek bahârlı mukavviyât ma‘âcinler geldi kim ta‘bîr olunmaz.
EÇS VII 70a
Ba‘de'l-fütûr hemân yetmiş gûne sâzendeler ve mutrıbânlar gelüp cümle rehâvî makâmında fasıllar edüp ol kadar tarab u ayş [u] nûş ve zevk u safâlar olundu kim gûyâ Hüseyin Baykara meclisi idi, ammâ cemî‘i sâzendelerin sâzları aslâ Rûm sâzlarının eşkâllerine ve sadâları savtlarına müşâbeheti yokdur ve gâyet mahrûk sûznâk hoş-nevâ asvâtları var ve hânendeleri hemçünân rehâvî makâmında gûnâ-gûn pîşrev ü usûller ile terennümâtlı kavller ve zecller ve tasnîfâtları asvât-ı hazînler ile okudular. Anlardan sonra,
EÇS VII 70a
Acâ’ib-i kâr-ı mukallidân kaşmerân-ı mudhikân
EÇS VII 70a
Ol kadar mashara veled-i zinâ kefereleri var kim ta‘bîr olunmaz. Lâkin cemî‘i tekâlîdleri İsfaç ve Leh ve Çeh ve Maskov ve Yahûdî ve Macar kavminin evzâ‘ [u] etvârları ve avretleriyle mu‘âmele ve bey‘ [u] şirâların lisânları üzre taklîd ederler, ammâ hemân cümle kavmin esbâbların geyüp ve yüzlerine niçe yüz gûne sûretler geyüp taklîd edüp tahkîk ederler, ammâ hârık-ı âde sihr mertebesinde şeyler etdiler kim makdûr-ı beşer değildir. Meselâ benî âdemi Allâhu te‘âlâ ayak üzre yürümek halk etmişdir. Anlar başı üzre seke seke ve sıçraya sıçraya kuru toprakda depesi üzre gezerlerdi. Ve birbirlerin baş aşağı ve baş yukaru kucaklayup iki elleri üzre raks u semâ‘ edüp yoruldukda öbiri kucağında iken bu dahi birinin bir kolu ve birinin bir ayağı üzre usûl-i âheng ile semâ‘ ederlerdi.
EÇS VII 70a
Ve niçe mashara kefereler gûyâ kendi vücûdlarından çıkup nesh olup elleri ve ayakları ardına dönüp yüzün ileride ayakları gerüde seğirderek gider ve kimisinin elleri ve ayakları bağlı iken karnı üstünde seke seke gider ve niçesi {başı} üzre seküp semâ‘ eder ve şâkirdleri ayakların birbirlerine geçirüp ikişer elleri üzre gûyâ iki başlı ve dör[d] ayaklı deryâ mahlûkı gibi meydânda ol kadar lu‘bedebâzlıklar gösterdiler kim cümlemiz akıl dâ’iresinden çıkup vâlih ü hayrân kaldık.
EÇS VII 70a
Ve bunlarda bir gûne ma‘rifet var kim bir kavmden istimâ‘ etmedim. Evvelâ onu on beşi bir yere gelüp bir köpek hirren fehırrâsı cengi ederler kim kimi samson gibi kimi tazı ve kimi fino zağar gibi çek cek vek vek urup feryâd etdiklerinde âdem gülmeden tamâm olur.
EÇS VII 70a
Ve birbirleriyle hırlayup dalaşup ceng edüp gûyâ dalaşırlarken birbiri mecrûh olup acısından sızladıkları zamân gûyâ lisân-ı hâl ile "Vay ayağım" deyü feryâd etdikde âdemin aklı gider ve kelb gibi çiftleşüp gûyâ kısıla kalup bir kelb-i sarîh dahi gelüp yâ başından yâ yine mahall-i mahmasadan kirleyüp cimâ‘ edemeyüp dilin çıkarup serserî gezdikde âdem gülmeden dembeste olur.
EÇS VII 70a
Ve niçesi bir yere gelüp gûyâ sâhibin yitirmiş kelbler gibi uluduklarında âdemi dehşet alup tüğleri kalkar.
EÇS VII 70a
Ve kediler gibi ceng edüp döğüşüp boğuşup mavlayup pıh kıh deyüp kedi evzâ‘ları etdikde âdem mesrûr olur.
EÇS VII 70a
Hâsıl-ı kelâm Cenâb-ı Bârî rûy-ı arzda her ne kadar bin gûne mahlûk halk etmişse cümlesinin asvâtına göre feryâd edüp evzâ‘ [u] etvârlarına göre hareket etmek bu Nemse veled-i zinâlarına mahsûsdur, gayri akvâmda böyle görmemişim, ammâ hemân her mahlûkun sadâsının tıbkı gibi ürerler.
EÇS VII 70a
Husûsan horos ve kaz ve tavuk ve ördek ve çaylak ve tâvûs ve karga ve leylek ve bülbül ve karatavuk ve sarı asma kuşları gibi ötdükde hemân tıbkıdır. Ve tilki ve çakal ve kurd ve bebr ve pars ve arslan ve kaplan gibi na‘ra urarlar ve at süheyli urup kişnedikleri zamân küheylân at kişner zann edersin. Ve eşek gibi segâh makâmında anırdıkları zamân gûyâ Deccâl'un eşeği anırır.
EÇS VII 70a
El-hâsıl kankı bir şeytanatların beyân edelim, ammâ vilâyetlerinde deve olmamak ile deve gibi esirüp arvana urmağı bilmeyüp paşanın alay çavuşuna bir çuka ve bir top kumâş verüp deve gibi esirüp gürlemeği tahsîl etdiler.
EÇS VII 70a
El-hâsıl müsta‘id keferelerdir, paşadan yüz altun bunlar ihsân alup ba‘dehu büyük ta‘âm gelüp tenâvül olunup ba‘de't-ta‘âm kral vezîri paşaya beş kîse talar guruş ve yigirmi nefer ümmet-i Muhammed esîri verüp "Raba nehri cenginde esîr olanlardır" dedi. Ve bir hınto araba yükü Alman kılıcı ve tüfengleri ve bir hınto araba yükü atlas ve çuka verüp yine konağımıza gelirken yol üzre bir cem‘iyyet-i kübrâya râst geldik.
EÇS VII 70a–70b
Meğer bu alay on bin kadar küffâr ile üç ay evvel Raba'da ceng etdiğimiz yerden gelüp nehr-i Raba'da gark olan şühedâlarımızın mâl-ı menâl metâ‘ların cüz’î ve küllî nehr-i Raba'dan çıkarup cümle şühedâlarımızın na‘şelerin sudan küffârlar çıkarup serlerin tenlerinden cüdâ edüp tuzlayup üç ay kâmil hıfz edüp biz nice Beç'e vardıkda bu ziyâfet gününe müsâdif 70b düşürüp "Elçi paşa görsün" deyü alay ile gelirken hemân elçi paşa bu kârdan haberdâr olup cirid oynar şeklinde mehterhânesin döğerek bir tarafa çıkup gitdikde bu hakîr gulâmlarımla seyr-i temâşâya kaldım.
EÇS VII 70b
İbtidâ üç bin altmış kadar at ve üç yüz araba tüfeng üç yüz araba dağlarda bırakdığımız top gülleleri ve gayri cebehâne makûleleri her birinde kırkar ve ellişer kargı ve kantar sırık mızraklar ve yedi aded mîr-i mîrânların mehterhâne davulları ve yedi bin altmış aded kelleleri birer keferelerin elindeki mızraklar üzre ârâyiş-i nîze edüp geçdiler.
EÇS VII 70b
Ve iki bin kadar yeşil ve sarı ve kırmızı bayrakları sırıklar üzre kefere ellerine alup cümle sancağ u bayrakları baş aşağı edüp güzer etdiler, ammâ esîrleri pinhân edüp meydânda yok idi. Meğer ziyâfetde kral vezîrinin verdiği esîrler bu gelen esîrlerden idi. Ve iki aded top-ı şâhî ve bu kadar kılıç ve gaddâra ve tîrkeş ve kalkan ve zırh u zereh-külâh ve bu kadar iri gümüş aşçı bıçakların cümle arabalara zeyn edüp bir alay-ı musîbet ile ve bu kadar mâl-ı ganâ’imle asker-i İslâma rağmen ferahşâd olup garrâlanarak ubûr etdiler.
EÇS VII 70b
Ertesi gün hakîr elçi paşanın bir hidmetiyle başvezîr olan Rudolfoş'a vardıkda,
EÇS VII 70b
"Gördün mü Evliyâ Çelebi sizin Raba cenginde bozulup kesilen başları" deyince hemân hakîr eyitdim: