EÇS VII 94b
Bu kal‘ayı dahi seyr [ü] temâşâ edüp yine refîklerimizle gemiye binüp hemân kal‘a mukâbelesinde Tuna ortasında bir cezîre içre,
EÇS VII 94b
Ziyâret-i Baba Sultân: Bir sivr[i] kaya üzre iki dâne dıraht-ı müntehâlar (...)dir, mezbûr Dede Sultân mezkûr şecereynin sâye-i himâyesinde âsûde-hâldir. Hikmet-i Hudâ-yı azîm yılda bir kerre cümle Tuna nehrinin balıkları bu Baba Sultân cezîresi kenârına gelüp eyle yığılırlar kim Tuna'nın iki fırkası mâhî-i gûnâ-gûnlar ile zeyn olup balıkların izdihâmından Tuna üzre sehel balık yağı akar. Tâ bu mertebe esmâkların izdihâmı olup mezkûr Baba Sultân'ı ziyâret ederler. Bu mahalde balıkların ziyâret günleri sayyâd-ı mâhîler ve gayri ferd-i âferîde balık avlamazlar ve balıklar dahi ol günde aslâ âdemden kaçmazlar. Niçe mâhîleri ziyâretgâha varan yârânlar ellerine alup yine tarfetü'l-ayn içre suya korlar.
EÇS VII 94b
Bu mahalde hakîr müşâhede etdim ki balığın dili yokdur, zîrâ İslâmbol peremesi ve kayıkları kadar müteferrika nâm moruna(?) balıkları başların ejder-i heft-ser gibi Tuna'dan taşra çıkarup mağâra gibi ağızların açup su içdiklerinde ağızları içine nazar edüp gördüm, aslâ dilleri yokdur. Ve balığın su içmesi sudan taşra başın çıkarup rûzgâr içmesidir. Bu husûsda balık dahi âsyâb gibidir. Eğer balık taşra çıkup su yerine rûzgârı çok içerse ölür. Âdem dahi Arapça iken suya girüp suyu çok içerse gark olur, ammâ benî âdeme rûzgâr-ı zorkâr zarar etmez. Mâhîlere dahi su zarar etmez. Kıt‘a-i merğûb:
EÇS VII 94b
Şu mâhîler ki deryâ içre[dir] deryâyı bilmezler,
EÇS VII 94b
Hem âkıl âdem olan tehlike deryâya girmezler,
EÇS VII 94b
Benî âdem dahi ber içre aslâ rîhı görmezler,
EÇS VII 94b
Aceb sırr-ı Hudâ'dır kim bu sırra kimse ermezler.
EÇS VII 94b
El-hâsıl bir cezîrecik içre Baba Sultân aceb ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır kim cümle Güvercinlik halkı her bâr hâk-i pâkine varup yüzlerin sürüp ziyâret ederler.
EÇS VII 94b
hadîs-i şerîfi üzre rûh-ı pür-fütûhlarından isti‘ânet taleb edüp andan yine nehr-i Tuna gemisiyle aşağı akup Tuna'nın Güvercinlik boğazındaki evc-i âsumâna peyveste olmuş kayalarda niçe kerre yüz bin aded güvercin âşiyânları olduğundan bu kal‘aya Güvercinlik kal‘ası derler. Niçeler bu kayalarda Eflâtûn-ı İlâhî'nin güvercin cem‘iyyeti içün tılsımâtı vardır derler, ammâ hakîr mutalsemin görmedim. Kizb harâmdır.
EÇS VII 94b
Lâkin acîb ü garîb sırr-ı Huda bu kayalarda niçe kerre yüz bin kebûterlerin yuvalarında olan yavruların ne yılan ve ne çıyan, ne şâhîn ve doğan ve zağanos ve balaban kuşları şikâr etmezler. Ve benî âdemden de bir ferd-i âferîde bu kayalara urûc edüp güvercin yavruları almazlar, aceb temâşâdır.
EÇS VII 94b
Ve bu Güvercin kayası boğazının iki tarafı semâya kad keşân olmuş teng kayaların arasından nehr-i Tuna eyle serî‘ cereyân eder kim ok atsan suya ermez ve cemî‘i gemiler dahi berk-ı hâtif gibi şakıyup ubûr ederler. Tâ bu mertebe teng boğazdır.
EÇS VII 94b
Ve ziyâretgâh olan Baba kayasının bir ok menzili karşu tarafında, ya‘nî Tımışvar hâkinde,
EÇS VII 94b
Hâlâ Tımışvar eyâletinde nehr-i Tuna kenârında bir yalçın kaya üzre sa‘b kal‘a imiş. Evliyâ Mahmûd Paşa Güvercinlik kal‘asın feth edüp bu kal‘ayı balyemez toplar ile Güvercinlik kal‘asından döğe döğe derûn-ı Varat'da olan küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr "El-amân ey asâkir-i Âl-i Osmân" deyüp amân ile çıkup Erdel diyârına varup hâlâ elimizde olan Varat kal‘asın bu Varat nâmıyla binâ etdiklerinden ismine Varat derler. Bir rivâyetde zikri sebkat etdiği üzre Varat kal‘ası içre Menûçehr evlâdları ol sâhib-kırânların tuçdan altun yaldızlı atları sûretleri tılsımât olduğundan var atlardan galat Varat derler, deyü efvâh-ı nâsda söylenir.
EÇS VII 94b
Ammâ bu Tuna Varat'ı ol zamân küffâr tarafında olmak ile meymene ve meysere kal‘asının niçe yerden dîvârların lağımlar ile ender hevâ mu‘allakast edüp hâlâ niçe yerlerinin dîvârları harâb [u] yebâbdır. Hâlâ ba‘zı kulleleri ve çâh-ı cahîm-âsâ zindânı durur. Gâyet metîn ve vâsi‘ ve sa‘b kal‘a imiş.
EÇS VII 94b
Bunu dahi seyr edüp yine gemilere süvâr olup nehr-i Tuna'nın yemîn [ü] yesârın temâşâ ederek Tuna ile baş yukaru yine Medova kal‘asına gelüp anda dizdârdan refîk kulağızlar alup andan atlarımıza süvâr olup 5 sâ‘atde el-ıyâzen billâh Gâzî Alî Beğ derbendinden teper aşağı nüzûl edüp yine Tuna kenârıyla vâsi‘ yerlerde kurâlar geçüp,
EÇS VII 94b–95a
Osmânlı binâsıdır. Nehr-i Tuna kenârında Tımışvar eyâletinde Modava beğinin hâssı olup subaşısı hâkimdir ve niyâbetdir. Dizdârı ve altmış neferi var, ammâ kethudâyeri ve yeniçeri serdârı yokdur. Kal‘ası nehr-i Tuna'dan iki yüz 95a adım ba‘îdce bir düz vâsi‘ çemenzâr ve hıyâbân-ı Acem-misâl bir ağaçlık içinde şekl-i murabba‘ bir küçücük palankacıkdır. İçinde beş hânesi var. Dizdâr ve kal‘a mehteri ve kethudâsı olur, gayri âsâr-ı binâdan bir şey yokdur. Ve iki kat handakı var. Küffâr zamânı gâyet ma‘mûr imiş. Hâlâ beş aded topları ve kapusu önünde handak aşırı varoşda bir tahta minâreli ve tahta örtülü câmi‘i var. Bu varoşda yüz mikdârı bâğ u bâğçeli müselmân evleri ve yüz kadar kefere evleri cümle şindire tahta örtülü ve tahta havlılı fukarâ hâneleridir. Hammâmı ve hânı ve çârsû-yı bâzârı aslâ yokdur, ammâ bâğ u bâğçeleri gâyet çokdur. Ve bu kal‘anın karşusuna seyr [ü] temâşâ içün gemiyle geçüp ân-ı vâhidde karşu geçüp,
EÇS VII 95a
Semendire sancağı hâkinde voyvadalıkdır ve niyâbetdir. Kal‘ası harâbca olmuş. İmârethâneleri leb-i Tuna'da bir düzlük çemenzâr ve iremistân ve mişeyistân kûh-ı bülendler dâmeninde vâki‘ olup bâğ u bâğçeli cümle iki yüz aded tahta örtülü ve tahta havlılı ma‘mûr hânedânlardır. Mahsûlâtı çok olduğundan lisân-ı Latince Dobrinova, ya‘nî eyi ova demek olur. Ancak bir tahta örtülü ve bir tahta minâreli câmi‘i ve bir etmekçi dükkânı var, gayri imâret yokdur. Cümle halkı Tuna gemicileridir.
EÇS VII 95a
Bunu dahi seyr [ü] temâşâ edüp tekrâr gemiyle karşu tarafda Lıbıkova'ya geçüp dizdârdan kulağızlar alup 5 sâ‘at şark tarafınca gidüp niçe uçurum kayalar üzre gidüp Tuna kenârında bir bâğlı ve bâğçeli ve çayırlı yerde çadırımız ile meks edüp etrâf köylerinden re‘âyâlar koyun ve kuzular ve sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbâtlar getirüp hüddâmlarımız ta‘âm pişirmeğe başladıkda hemân hakîr birkaç refîkler ile yine bir gemiye süvâr olup Tuna ile karşu cânibe geçüp,
EÇS VII 95a
Evsâf-ı kasaba-i Dırınkova: Lisân-ı Latin'de (---) (---) demekdir. Bu dahi Semendir[e] sancağı hâk-i pâkinde voyvadalıkdır ve niyâbetdir. Mâ tekaddem bir ma‘mûr palankası var imiş, iç el olmak ile harâb olup amâr olunmamış. Ammâ şimdi Tuna kenârında bir dağ eteğinde ve bir vâsi‘ dere ağzında sâfî bâğlı ve bâğçeli bir şîrîn kasaba-i ra‘nâdır kim bir câmi‘i minâresi tahtadan olup küçük câmi‘dir, bir mescidi var, ammâ keferesi çokdur. Hammâmı ve hânı ve çârsû-yı bâzârı yokdur, ancak bir etmekçi dükkânı ve bir bozahânesi ve bir balıkçı dükkânı var. Cümle imâretleri tahta örtülüdür. Yüz on yedi evdir, ammâ âb [u] hevâsı latîfdir. Bunun dahi cümle ahâlîsi Tuna gemicileridir. A‘yân [u] eşrâfları yokdur, ammâ hadîka-misâl bâğları çokdur.
EÇS VII 95a
Hakîr bunu dahi seyr [ü] temâşâ edüp gemi ile tekrâr beri tarafda Dobrinova'ya geçüp yine dizdârdan kulağızlar alup şark tarafına 4 sâ‘at gidüp,
EÇS VII 95a
El-ıyâzen billâh bu girdâbda her sene yetmiş seksen pâre Tuna gemileri pâre pâre olup bu kadar bin âdem helâk olur. Gerçi bir dar boğaz değildir, ammâ bi-emrillâhi te‘âlâ nehr-i Tuna içre beri cânibden tâ karşu cânibe varınca Poraça tarafı Tuna içinde balık sırtı gibi tahta tahta döşeli taşlar ve kayalar olduğiyçün bu mahalle Tahtalu Girdâbı derler. Ve nehr-i Tuna'nın bu mahalde cereyânı feryâd [u] fiğânına âdem tahammül edemez. Ve bu mahalde bir transa gemiyi karadan bin âdem gücile iştirank ipler ile gücile çeküp selâmete vâsıl ederler. Ve ba‘zı gemilerin halatları kırılup gemileri hezârân pâre olur. Hattâ Tuna içre niçe morina balıkları ve mersin balıkları bu Tahtalu kayaları arasından geçerken serâsime olup kiminin beli kırılup karaya düşer. El-hâsıl hakkâ ki girdâb-ı Tuna'dır, Hudâ gemileri ve benî âdemleri ol girdâb-ı elemden halâs eyleye, ammâ bu Tahtalı'dan aşağısı selâmetdir.
EÇS VII 95a
Bu temâşâları dahi edüp yine refîklerimiz ile nehr-i Tuna kenârınca cânib-i şarka 5 sâ‘at gidüp,
EÇS VII 95a
Medova toprağında bu üç kulle-i azîm mâ tekaddem ma‘mûr imiş. Erdel küffârı hayrât etmiş, zîrâ bu üç kulle mahallinin şimâli tarafında ensesindeki dağlar ve yaylalar ardları cümle Erdel vilâyetinin Kolçvar kal‘ası yaylalarıdır. Bu hakîr yine bu üç kulle mahallinden bir gemiye binüp Tuna ile karşu Feth-i İslâm kal‘ası tarafına geçüp,
EÇS VII 95a–95b
Bu mahal Vidin sancağı toprağı ve Feth-i İslâm kal‘ası kadısının niyâbetidir ve Vidin subaşısı hâkimdir. Şehir nehr-i Tuna sâhilinde bir dere ağzında ensesi dağları cümle bâğlar ve bâğlarında zâğlar bâğların üzümlerin yedikçe bâğlar sâhibleri zâğlardan feryâd edüp ağlarlar ve ol bâğlı dağların dâmeninde vâki‘ olmuş bir kasaba-i Poraçacıkdır. Bir câmi‘i ve üç mahalle mescidi ve bir hânı ve bir hammâmı ve on aded dükkânı ve bir medrese ve bir tekye ve bir mektebi var. Bunun dahi cümle halkı gemicilerdir. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Bu kasaba nehr-i Tuna'nın bir bucağında vâki‘ olup azîm limandır. Tahtalı Girdâbı'ndan halâs olan Tuna'nın transa nâm gemileri cümle bu limanda yatırlar. 95b
EÇS VII 95b
Bu hakîr-i kemter bu kasabayı dahi seyr ü temâşâ edüp tekrâr karşu Üç Kulle tarafına geçüp anda kulağızlar alup maşrık tarafına Tuna nehri kenârınca 5 sâ‘at gidüp,
EÇS VII 95b
Bu mahaller bir acâ’ib dar fenâ boğazdır kim Tuna'nın iki tarafı evc-i semâya ser çekmiş yalçın kayalar üzre karşu karşuya kâfir zamânı iki dâne kal‘alar var kim gûyâ her biri derbend-i mâşâdır, ammâ hâlâ bu iki aded kal‘aların içlerinde âdem ve âdemî-zâd yokdur. Lâkin Tuna gemileri bu mahalde geçdiklerinde "Gemileri Tuna haydudu basup bu boğazda gâret etmesin" deyü İrşova beği bu İnlik kal‘asına ve karşu tarafdaki Küpeşte(?) kal‘asına ve Vidin beği dahi tüfengliler koyup Tuna kapudanı dahi gemileriyle bu İnlik boğazında on iki pâre firkateleriyle palpa aleste hâzır olup Tuna gemilerin bu hâl üzre geçirmeğe cümle beğler ve kapudanlar me’mûrdur, zîrâ bu İnlik kal‘aları boğazı Tuna üzre hakkâ ki girdâb-ı mûhişdir, zîrâ bu boğazda her zamân Tuna kâfirleri gemileri basup nehb ü gâret eder.
EÇS VII 95b
Küffâr zamânı bu iki kal‘adan birbirlerine Tuna üzre kat-ender-kat âdem kolu kalınlığı demir zencîrleri karşu karşuya bağlayup bir gemi değil bir çırnık bile geçemezmiş. Hâlâ zencîrlerin dollâb yerleri iki tarafdaki kayalarda zâhir ü bâhirdir. Ve bu iki yanındaki kayaları Yanko ibn Madyan ki ibtidâ İslâmbol kal‘asına temel bırağup binâ edenin karındaşi Yanvan Kral bu kayaların Tuna kenârların oyup iki araba geçer vâsi‘ oyulmuş kayadan kesme yollar etmiş kim kûh-ı Bî-sütûn'u ve Amasiyye şehri kayaların kesen Ferhâd-ı kûhken kesmeğe kâdir değil azîm enli kesme yollardır kim makdûr-ı beşer değildir. Hâlâ Tuna gemilerinin rübbân keştîbânları kalın palamar ipler ile gemileri bu kesme kayaların yolunda kuvvet-i renc-i anâ ile çekerler, zîrâ bu mahallin dar boğazından nehr-i Tuna yokuş aşağı yıldırım gibi cereyân etdiğine göz ermez. El-hâsıl bu kayaları Ferhâd dahi kesmeğe kâdir değil ibret-nümâ bir dar ve mehîb boğazdır kim cemî‘i leşker bu teng mahalden ubûr etdikde mellâh-ı rübbân-ı keştîbânların feryâd u figânlarından bu dağlar kubbe-i âsumân gibi güm güm gürleyü sadâ verir, ibret-nümâ-yı temâşâgâhdır.
EÇS VII 95b
Andan bu mezkûr iki taraf kal‘aların altları nehr-i Tuna'ya nâzır kûh-ı Bî-sütûn gibi kayalar delik delik mağâralardır. Ve İnlik beli tarafında olan kal‘a bir kayalı burun üzre olmak ile yine Yanvan Kral bu kal‘a kayasının dağı ardını bir hayli kesüp nehr-i Tuna'yı akıdup kal‘ayı bir cezîre gibi etmek murâd edinmiş, ammâ ömr vefâ etmeyüp hâlâ [hâli] üzre kalmış, ammâ bu kayayı dahi bu mertebe kesüp Tuna akıtmak himmeti dahi makdûr-ı beşer değildir. Eğer eyle olsa bu İnlik kal‘ası Sedd-i İskender olurdu. Hattâ kefere zamânı bu boğazda cümle gemilerden gümrük alınırmış. El-hâsıl im‘ân-ı nazar ile görüp acâ’ib ü garâ’ib temâşâgâh yerlerdir.
EÇS VII 95b
Ba‘dehu hakîr bu İnlik belin geçüp cânib-i şarka (---) sâ‘at nehr-i Tuna kenârınca gidüp,
EÇS VII 95b
Sene (---) târîhinde Ebü'l-feth ümerâlarından Gâzî Balı Beğ dest-i Erdel küffârından feth edüp niçe sene hâlî ve mu‘attal yatup ba‘dehu sene (---) târîhinde Süleymân Hân asrında Fâtih-i Tımışvar Vezîr-i Sânî Ahmed Paşa ta‘mîr ü termîm edüp Tımışvar eyâleti tahrîr olunup sancak beği tahtı oldu. Hâlâ kânûn-ı Süleymân Hân üzre beğinin hâssı 310.000 akçedir. Ve taht-ı livâsında erbâb-ı ze‘âmeti 13 ve erbâb-ı tîmârı 556 neferdir. Alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Kânûn üzre cebelüleri ile beğinin askeriyle hîn-i savaş-ı perhâşda üç bin aded güzîde asker olur.
EÇS VII 95b
Kânûn üzre bu sancakda sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve yüz elli aded merdüm-hisârı ve azebân ağaları ve martolosân ağaları ve gümrük emîni ve muhtesibi ve bâcdârı ve harâc emîni ve mi‘mâr ağası ve şehir kethudâsı vardır. Ve şer‘-i Resûl-i mübîn tarafından şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve yüz elli akçe pâyesiyle kadısı ve yetmiş pâre nâhiye kurâları vardır.