EÇS VII 95b–96a
Ve kal‘ası nehr-i Tuna kenârında şekl-i murabba‘ bir dolma rıhtım binâ palanka-i ra‘nâdır kim dâ’iren-mâdâr cirmi sekiz yüz adımdır. Ve iki aded kapusu var. Biri Tuna kenârında maşrık tarafına nâzır küçük ağaç kanatlı kapudur. Ve biri dahi mağrib tarafında Tuna kenârınca varoş kapusudur kim kal‘anın cânib-i cenûbun nehr-i Tuna döğer, ammâ şimâl cânibi havâleli yerlerdir ve alçak handakları vardır. Bu kal‘ada Beğ sarâyı cümle hânedânlardan ma‘mûr olup Tuna kenârındaki dîvâr üzre müte‘addid kâ‘alar ve gûnâ-gûn teferrücgâh maksûreli yerleri var. Ve cümle elli aded tahta şindire örtülü hâneler var. Ve büyük kapu dibinde Tuna'ya nâzır bir küçük müferrih câmi‘i var, cemâ‘ati 96a vefret üzredir.
EÇS VII 96a
Küffâr zamânından kalmış Şeddâdî çâr-kûşe taş binâ bir kal‘a-i zîbâcıkdır. İçinde ancak dizdâr ve imâm ve mü’ezzin ve mehterbaşı anda olur. Ve zindân kullesi dibinde iç kal‘a kapusu üzre bir sâ‘at kullesi var, tahtalıdır. Sâ‘atinin çanı bir fersah yerde sadâ verir. Ve bu iç kal‘anın garb tarafında bir vâsi‘ düz yerde,
EÇS VII 96a
Cümle üç yüz aded tahtânî ve fevkânî kimi kârgîr ve kimi cümle haşebden tahta örtülü evlerdir. Ve bir câmi‘ ve bir mescid ve bir medrese ve bir mekteb ve yüz on aded dükkânları var, ammâ bezzâzistânı yokdur. Lâkin her metâ‘ bulunur. Ve kal‘anın handak kenârında bir hammâmı ve bir hân-ı tüccârânı var. Ve nehr-i Tuna kenârınca ma‘mûr ve mükellef bâğçeli Rûm keferesi evleri ve bir kenîseleri var. Ve kal‘anın havâlesi olan bayırlar serâpâ bâğlar ve halkının kârı ağlardır kim cümlesi balık avlarlar. Ve bu şehrin maşrık tarafı dağlarının ardları Eflak vilâyetidir kim bu şehir âhıru'l-hudûd olup, Eflak serhaddidir.
EÇS VII 96a
Hakîr bunda beğden Eflak beğine hitâben mektûb-ı mahabbet-uslûblar alup diyâr-ı Eflak'a bu İrşova tarafından gidelim deyü müşâvere etdiğimizde,
EÇS VII 96a
"Bu tarafın Eflak küffârı henüz isyân üzredir. Tuna'nın karşu Feth-i İslâm tarafından gidüp Vidin'den yâhûd gayri iskelelerden Eflak vilâyetine geçin" deyü re’y-i ahsen gördüklerinde hemân hakîr İrşova'dan atlarımızla gemilere binüp nehr-i Tuna'yı ubûr edüp (---) sâ‘at dahi taraf-ı kıbleye Tuna kenârıyla selâmet gidüp,
EÇS VII 96a
Der-beyân-ı acâ’ib [ü] garâ’ib girdâb-ı Demirkapu
EÇS VII 96a
Garîb mahûf ve muhâtara cezîre yerdir. Rûm'da Arab u Acem'de ve cemî‘i Freng keştîbânları beyninde meşhûr-ı âfâk bir Tuna nehri girdâbıdır.
EÇS VII 96a
Bu kemter ahkaru'l-ibâd otuz altı yılda ekâlîm-i seb‘a seyâhat etme hissemend olup on sekiz pâdişâhlık ve krallık vilâyetlerde (---) aded derbend-i calender-misâl Demirkapular gördüm. Evvelâ, ibtidâ Diyârbekir eyâletinde nehr-i Şatt başı kurbunda Ergani kal‘ası ile Çınarlıdere mâbeyninde İskender Şatt cereyân etsün d[eyü] kayaları kesdiği Ergani Demirkapusu derler. Bir Demirkapu dahi Misis kal‘asından öte (---) (---) giderken derbend-i calender gibi demirkapudur. Biri de (---) (---) mahalde râh-ı meşakkat demirkapudur. Biri dahi Şirvân ve Şamâhî kal‘aları ile Dağıstân pâdişâhının Tarhu nâm ülkesi kurbunda Bahr-i Harez kenârında İskender-i Zülkarneyn binâ etdiği Demirkapu'dur kim Arab tevârîhlerinde ana Bâbü'l-ebvâb derler. Sene (---) târîhinde Âl-i Osmân elinden bir hîle ile Acem alup hâlâ dest-i Acem'de bir kal‘a-i Demirkapu'dur. Hakkâ ol dahi sarp demirkapudur.
EÇS VII 96a
Biri dahi niçe kerre ubûr edüp hâlâ şimdi bu mâh içinde güzer etdiğimiz Erdel vilâyeti Demirkapusu, bu dahi mel‘ûn memerr-i nâs menhûs demirkapudur. Biri dahi İslâmbol'da Kâğızhâne nehri üzre mutalsem demirkapudur. Niçe bin dahme-küşâ olam diyen âdemler bu Kâğızhâne nehri demirkapusunda helâk olmuşlardır.
EÇS VII 96a
Bir demirkapu dahi vilâyet-i Mısır'dan dehlîz-i Habeş olan İsvân vilâyetine giderken nehr-i Nîl içinde yedi şülâl boğazlarının birinde bir demirkapu vardır. Andan dahi bir gemi yükiyle selâmet geçmek ihtimâli yokdur. Niçe gemilerin yüklerin boşaldup ubur ederler, gâyet muhâlif derbend-i calenderdir.
EÇS VII 96a
Gerçi bu mezkûr demirkapularda hâlâ demir kapular yokdur. Ancak İskender-i Zülkarneyn bu demirkapuları binâ etdikden berü Hazret-i Risâlet velâdetinden 882 sene mukaddem binâ olunmuş demirkapulardır kim kapuları yok, ammâ eser-i binâları âşikâredir.
EÇS VII 96a
Ammâ zikri sebkat eden demirkapulardan eşedd-i ukûbet çekecek bir bu Tuna demirkapusudur kim beher sene niçe yüz pâre gemi ve niçe bin âdem helâk olur. El-hâsıl Şattu'l-arab nehrindeki sedd-i Nemrûd'dan eşed bu Tuna Demirkapusudur. Ammâ bu demirkapuyu İskender-i Zülkarneyn binâ etmemişdir.
EÇS VII 96a
Tuna Demirkapusu'nun bânîsi, eşkâl-i binâsı ve tarzın beyân eder
EÇS VII 96a
Evvelâ bu Demirkapu nâm yerde cereyân eden nehr-i Tuna'nın içinde sıra sıra hammâm kubbesi kadar iri taşlar vardır. Hattâ nehr-i Tuna mâh-ı Temmûz'da az olduğu mahalde da‘vâ-yı mer[d] ile şehbâz ve merdâne fetâ yiğitler taşdan taşa sıçrayup pertâb ederek beriden öteye ve öteden beri cânibe dek geçmek mümkindir. Lâkin her zamân ol büyük taşlar görünmez, meğer Tuna pek tenezzülde ola. Anıniçün bu taşlar sebebiyle niçe gemiler helâk olur. Ammâ kaçan kim Tuna taşup tuğyân üzre gelüp aksa mezkûr taşlar suya gark olup cümle gemiler selâmetle geçmeğe başlar, ammâ yine havf ederler.
EÇS VII 96a–96b
Bu girdâb-ı akabeyi ubûr eden gemiler eğer aşağıda eğer yukaruda her Tuna transa gemileri biner âdem giderler mefret gemilerdir. Allâhümme âfinâ, ba‘zı gemiler taşlara urup yâhûd yedek ipleri kırılup bir kenâra gemi urup gemi ve 96b âdemleri cümle helâk olurlar. Anıniçün niçe vehhâm tüccârlar gemilerinden çıkup sehel karadan gidüp gemiler girdâbdan halâs olunca yine gemilerine girirler.
EÇS VII 96b
Ve bu girdâb mahallinde Tuna'nın feryâd [u] figân sâ‘ika-veş gürüldüsüne benî âdem tâkat getiremeyüp gürlemesi bir konak yerden istimâ‘ olunur. Bu mahalden aşağı gemiler giderken berk-i hâtif gibi giderler. Yukaru giden gemiler bu akabe mahallinden aşağıda cümle yüklerinin nısfların boşaldup cümle esbâbları arabalara ve ufak kayıklara tahmîl edüp Demirkapu'dan yukaruda yükleri dağlar gibi andan gemileri Demirkapu'dan yukaru her gemi kalın palamarlar ile biner bin beşer yüz âdemler boş gemileri derd-i belâ ile Allâh Allâh deyerek çeküp Demirkapu'dan yukaruda yine beş altı günde yüklerin gemilere doldurup herkes murâd [u] merâmları olan vilâyetlere giderler.
EÇS VII 96b
Bu mahalden gemileri geçirir başka üstâd âdemler vardır kim bu girdâbın ahvâline taş be-taş eğri büğrü mahûf u muhâtara yerlerin bilüp gemileri selâmet geçirmeğe der-uhde edüp geçirirler. Ekseriyyâ bu gemileri bu hatarnâk yerden geçirüp kulağız olan âdemler Mora Hafsalı ve Dırınkova kasaba âdemleridir. Her gemiden gemisine göre beşer yüz ve ikişer yüz guruş alup gemileri eğer gemilere bir zarar olursa şer‘an ol âdemlere gemilerin bahâsın ödedirler.
EÇS VII 96b
El-hâsıl Bahr-i Muhît'[d]e girdâb-ı Okyanûs ve nehr-i Murâd'daki Ca‘ber kal‘ası boğaz[ı] ve nehr-i Cayık'da Maskov'un Zebun kal‘ası boğaz[ı] ve nehr-i Edil'de yine Maskov'un Heşdek kal‘ası girdâb[ı] ve Bahr-i Harez'de Demirkapu kal‘ası boğazı ve Karadeniz'in Kız boğazı ve nehr-i Şattu'l-arab üzre Nemrûd boğazı ve yine bu nehr-i Tuna'da İnlik kal‘ası girdâbı ve yine bu nehr-i Tuna'da mezkûr Tahtalı girdâbı cümle mahûf ve muhâtara yerlerdir, ammâ bu Demirkapu boğazı Okyanûs girdâbından ziyâde azâb-ı elîm berzah-ı bî-amân boğazdır. Ammâ amelîdir, Tahtalı ve İnlik boğazları gibi Yed-i Kudret boğazı değildir. Bu Demirkapu boğazı yonma taşdan amelî boğazdır.
EÇS VII 96b
Der-beyân-ı sebeb-i binâ-yı girdâb-ı Demirkapu
EÇS VII 96b
Be-kavl-i müverrih-i âlem Yanvan-ı Yûnâniyân ki İslâmbol'u binâ eden Yanko ibn Madyan'ın birâder-i kihteridir. Bu Yanvan üç yüz kırk altı sene mu‘ammer olup akl-ı Arasto hakîm bir kral-ı dâll idi, ammâ kendü tevârîhinde,
EÇS VII 96b
"Hazret-i Süleymân oğlu Melik Rac‘îm'e îmân getirmişim" deyü yazmış. Netîce-i merâm bu Yanvan Alman ve Erdel ve Çeh ve Leh kralı olup Tuna sevâhillerin çok geşt [ü] güzâr edüp cihân-bân bir hakîm kral idi, ammâ Melik Rac‘îm'den istimâ‘ eder kim,
EÇS VII 96b
"Babam Hazret-i Süleymân Kudüs-i Şerîf'de Mescid-i Aksâ'yı ve Sahrâtullâh'ı ve Kudüs-i Şerîf'i eyle amâr eyledi" deyü Melik Rac‘îm Kudüs-i Şerîf imâretlerin ta‘rîf ü tavsîf edince hemân Yanvan Kral'ın Kudüs-i Şerîf'i ziyâret etmeğe gitmesi ârzûları hareket edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek İslâmbol zemîninde olan Makedonya şehrine gelüp karındaşı Yanko ibn Madyan'a buluşup görse kim İslâmbol kal‘asın etmeğe mübâşeret edüp bir ucu Sarâyburnu'nda bir ucu taraf-ı cenûbda iki konak yer tâ Silivri şehrinde andan bir ucu cânib-i şimâlde Terkoz kal‘asından Karadeniz'i kesüp Silivri kal‘ası dibinde Akdeniz'e mahlût etmeğe dörd kat handaklar kesmişler. Ve Terkoz'dan Karadeniz kenârıyla Karadeniz Boğazı yerinden tâ Kurşumlumahzen burnuna andan Galata ve Kâsımpaşa ve Hâsköy'den Kâğızhâne deresi üzre cisirler ile Ebû Ensârî kapusu olan yerde kal‘a dâ’iren-mâdâr tamâm ola deyü bu on konak yeri ihâta eder.
EÇS VII 96b
Kal‘a handaklarının yerlerin Yanvan Kral görüp karındaşı Yanko ibn Madyan'a eydir:
EÇS VII 96b
"Bire birâder! Ne aceb hâm sevdâya düşmüşsün. Bu kazdığın on konak ihâta eder handaklar üzre kal‘a olmak muhaldir" dedikde Yanko ibn Madyan eydir:
EÇS VII 96b
"İnşâallâh Hazret-i Süleymân'ın himmetiyle oğlu Melik Rac‘îm pâdişâhımızın du‘âsı berekâtıyla bu Makedonya şehri etrâfına ben bir Makedonya-yı kebîr ederim ki içinde bin pâre mu‘a[zza]m kend ola ve etrâfı üçer kat handak ve üçer kat dîvâr ola" dedikde Yanvan Kral eydir:
EÇS VII 96b
"Behey birâder! Melik Rac‘îm pâdişâhımızdan bildiğimiz ilm üzre yine bizim Yûnâniyân pâdişâhlarından Aleksandıra, ya‘nî İskender nâm cihângîr bir ulu pâdişâhımız Hazret-i Muhammed geleceğinden sekiz yüz seksen bir yıl evvel gelüp Karadeniz boğazın kesüp Karadeniz'i Akdeniz'e akıdırken bu seng binâ edeceğin Makedonya şehrin ve Kaydefâne kızı krale şehrin Karadeniz suyu harâb edecekdir, deyü Süleymân Nebî oğlu Rac‘îm kral efendimden istimâ‘ etdim" dedikde Yanko ibn Madyan eydir:
EÇS VII 96b
"Belî ben de Rac‘îm Kral'dan ve babası Süleymân Kral'dan eyle işitdim, ammâ ben de mukaddem târîh ile Karadeniz'i Terkoz kal‘ası yapacağım boğa[z]dan kesüp Azâdlı derelerinden Karadeniz'i tâ Silivri kal‘ası dibinde Akdeniz'e karışdırup bu kazdığım on konak ihâta eder kal‘a etsem gerek" dedikde Yanvan Kral eydir:
EÇS VII 96b–97a
"İmdi birâder! 97a Allâh ile ahdim olsun ve Dâvûd Nebî hakkıyçün olsun sen bu cirmde kal‘a binâ edüp itmâm edersen ben de Kudüs'den gelüp bu kal‘a temeli âşikâre olduğun görem, bu senin Makedonyana göre ben de Tuna nehrin bu senin kal‘an içinden akıdam" deyü ahd edüp Kudüs-i Şerîf'e gider. Hemân Yanko Kral
EÇS VII 97a
"Benim hayrâtımda karındaşım Yanvan'ın hayrâtı olmasın" deyü Istıranca dağlarında olan cümle suları İslâmbol içre akıtmağa cidd [ü] cehd [ü] ihtimâm edüp İslâmbol içinde Kırkçeşme ensesindeki aşağı kat su kemerlerin binâ edüp bir yılda Kırkçeşme suların Eyyûb Sultân ensesindeki dağları delüp tâ (---) günden berü İslâmbol'a su getirir.
EÇS VII 97a
Ba‘dehu Âl-i Osmân'dan Sultân Süleymân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân İslâmbol içre Kırkçeşme ve Ebü'l-feth ve Sultân Bâyezîd-i Velî suları kifâyet etmediğin görüp İslâmbol'dan bir konak ba‘îde Karadeniz kurbundaki dağlarda olan suları (---) günde havz-ı azîmlere cem‘ edüp andan Mi‘mâr Sinân hendesesi ve anın kârıyla İslâmbol içre gelince su kemerlerin kat-ender-kat binâ edüp Sultân Mehemmed câmi‘i haremi kurbundan kemerleri geçirüp mukaddemâ binâ olunan Yanko ibn Madyan'ın Kırkçeşme yanındaki alçak ve kara taşlı kâfirî binâ kemerler üzre birer kat kemerler binâ edüp tâ Bâb-ı hümâyûn önünde terâzû ile Yeni Sarây'a su girüp orta kapuda kuyulara dökülüp andan bostâncı ocağında dollâbcılar atlar ile ve sığırlar ile suları çeküp harem-i hâ[s] ve matbah-ı sultânîye ve helvâhâne ve ekmekhâne ve ıstabl-ı Antere ve iç gulâm-ı hâsda hammâm ve çeşmelere Süleymân Hân suları taksîm etdirüp hayrât-ı azîm edüp İslâmbol halkını saky eder.
EÇS VII 97a
Bir pâdişâh-ı selef-i Âl-i Osmân'a ve bir hâkân-ı rây-i Hind'e böyle hayrât müyesser olmamışdır.
EÇS VII 97a
Hattâ binâ emîni ve mi‘mârbaşı Sinân ibn Abdülmennân ağaların defterleri mûcebince Süleymân Hân'ın hemân bu suyu hayrâtına sekiz kerre yüz bin ve toksan altı bin üç yüz seksen üç filori masrûf gitmişdir, ammâ şimdiki asrın hisâbınca iki bin iki yüz kırk bir yük akçe olur, ammâ İslâmbol içre Yanko ibn Madyan'ın su kemerleri üzre yeni kemerler binâ olunmasına üç bin yük akçe olurdu, ammâ Kırkçeşme kemerlerin ve su yolların dahi ta‘mîr ü termîm etmeğile üç bin yük akçe masrûf olmuşdur, deyü yazmışlar.
EÇS VII 97a
Hulâsa-i merâm ve netîce-i kelâm, yine sadede rücû‘ edelim. Çünki Yanko ibn Madyan İslâmbol Makedonya içre bu Kırkçeşme suyu kemerlerin binâ edüp ibtidâ Kırkçeşme suyu cereyân edüp cemî‘i bennâ ve ırgat ummâllar âb-ı nâb-ı Kırkçeşme'yi nûş ederek İslâmbol'un temellerin ka‘r-ı zemînden rûy-ı arza berâber etdiklerinden mâ‘adâ bir âdem kaddi âlî vech-i arza sûr dîvârı çık[dık]da ol mahallerde Yanvan Kral Kudüs-i Şerîf ziyâretinde bârhâne-i azîmiyle İslâmbol'a gelüp Yanko ibn Madyan karındaşına buluşup görse kim İslâmbol kal‘asının temelleri rûy-i arzdan bir iki âdem kaddi âlî olup altı kerre yüz bin benî âdemin cidd [ü] ihtimâmlarıyla elbette bu kal‘a vücûda geleceğin bilüp Yanvan Kral karındaşı olan Yanko Kral'a eydir:
EÇS VII 97a
"Birâder, Allâh mübârek eyleye. Yigirmi yılda bu kal‘a itmâm bulur. Ben dahi ahd-i mîsâkım üzre Alman diyârlarıma varup ilm-i usturlâb ve ilm-i hendese ile Tuna suyun senin Makedonya şehri içre akıdayım" dedikde Yanko hicâbından,
EÇS VII 97a
"Bizim Kırkçeşme suyumuz kifâyet eder" diyemeyüp mukayyed olmadı. Hemân Yanvan karındaşı Yanko ile vedâ‘laşup İslâmbol'dan kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek ilm-i hendese üzre Tuna suyu İslâmbol'a geleceği yolları şakula ve hevâyî terâzûlar ile irtifâ‘ alarak Tuna kenârında Siverin kal‘asına gelüp ilm-i hendese ile bilir kim bu nehr-i Tuna bu Siverin kal‘asından İslâmbol'a gider, zîrâ ol mahallin arzı İslâmbol arzından yedi arz bâlâdır, ammâ âkıbet-endîş-i dûrbîn-fikr olan Yanvan Kral ihtimâle haml edüp bu Siverin kal‘asından iki konak dahi Tuna kenârıyla yukaru biraz bâlâ dahi gidüp sekizinci arz-ı bâlâda bu Demirkapu mahallinde yine ilm-i hendese üzre irtifâ‘ alup bilir kim nehr-i Tuna İslâmbol'a baş aşağı yıldırım gibi sür‘at üzre cereyân eder.
EÇS VII 97a–97b
Hemân ol ân Alman'ın yedi krallık yerinden ve Filimenk ve İsfaç ve Çeh ve Leh ve Tot ve Korol ve Macar ve Maskov ve Rus Sol‘ât-ı menhûsundan on kerre yüz bin âdem ummâl ve bennâlar me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla bu Tuna nehrinin eyyâm-ı Temmûz'da tenezzülde olduğu mahalle gelüp ibtidâ bu Demirkapu nâm mahalde bir bâb-ı cedîdi yapup andan içeri tâ Vidin ve Nigebolı ve Torvakutaran dağların ve Kızankaya balkanların on kerre yüz bin benî âdem hendese ilmi üzre mezkûr vilâyetler dağlar delüp Karnabat kasabası ensesinde dağları dahi delüp niçe yerlerindeki derelere sedd-i Nemrûd kemerler yapup bir yılda Tuna suyu yolları Istıranca dağlarına dahi âlî ensesinde hâlâ amâr ola[n] ceyşli köy bayırlarına andan İslâmbol'a bir merhale 97b kala yerde hâlâ Âzâdlı nâm ma‘mûr karyeye Tuna yolları gelüp andan aşağı İslâmbol'a varınca yokuş aşağı gitmesi âsân olup yolları rûy-ı arza çıkup Taklalı köy derler andan Tuna geçüp Topkapusu'yla Edirnekapusu mâbeynindeki kirdesinden akup kal‘anın dîvârındaki demir kafeslerden İslâmbol'un iç hisârı olan hâlâ İslâmbol'dur andan Yenibâğçe içinden Aksarây deresinden Lanka'nın üç aded kal‘ası ortasından Tuna cereyân edüp Akdeniz'e karışa, deyü Yanko dahi bu yollara İslâmbol kurbunda imdâd edüp Tuna gelmesine Yanko muntazır olduğun karındaşı olan Yanvan'a haber gönderir.
EÇS VII 97b
Yanvan dahi "Tuna suyu İslâmbol'a ziyâde aksın" deyü niçe kerre yüz bin zeber-dest âdemlere nehr-i Tuna içine hammâm kubbesi-misâl biri Demirkapu önünden tâ karşu İrşova tarafına varınca fîl-i Mengerûsî cüssesi kadar taşları Tuna içre bırağup dağlar yığarlar, Tuna suyu önü sedd olup büğenir.
EÇS VII 97b
Hâlâ bu Demirkapu önündeki girdâb olan yerdeki taşlar Tuna içre Yanko ibn Madyan'ın karındaşı tevârîh sâhibi Yanvan Kral yığdığın yine Yanvan kendi tevârîhinde mufassal yazmışdır ve Tuna yolların Demirkapu'dan ol kazmışdır ve İslâmbol kurbunda Yanko ibn Madyan'ın binâ etdiği kırk çeşmelerine Yanvan Tuna'yı akıtmak içün bir yol dahi kazmışdır. Ba‘de zamân yedi yılda bu su yolları tâ Demirkapu'dan İslâmbol'a varınca tamâm olup Yanvan Kral vezîrlerine eydir: