İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS VII 97b
"İşte ben ahdime vefâ edüp dîn-i Dâvûd aşkına bu su yolların tamâm etdim. İşte ben Makedonya şehrinde karındaşım Yanko Kral'a giderim. Siz Kızılyumurta'nın ibtidâ günü bu Demirkapu'da kurbânlar kesüp içine birkaç âdemler enüp suyu koyuverin" deyü tenbîh ü te’kîd ü ta‘lîm edüp andan Yanvan menâzil kat‘ ederek İslâmbol'a Kızılyumurta'nın ibtidâ günü girdikde meğer vakt-i asr imiş. Tuna nehrin işte Demirkapu'da ale's-sabâh koyvermişler.
EÇS VII 97b
Bu mahalde Yanvan Kral karındaşı Yanko'ya buluşdukda "Yâ karındaşım! Kani Tuna suyu gelmedi ya!" deyince hemân Yanvan Kral mağrûr olup eydir:
EÇS VII 97b
"Bu sabâh Tuna'yı Demirkapu'dan koyverdiler. Hâlâ avret gibi saçından sürüyüp getirmedeyim ve köpek gibi ardıma düşüp gelmededir" deyince hemân hikmet-i Hudâ: nehr-i Tuna İslâmbol kurbunda Âzâdlı köğü deresinden yokuş aşağı İslâmbol'a akarken bi-emri Hayy [u] Kadîr nehr-i Tuna gerüye dö[nü]p bir kolu Büyükçekmece'de ve bir kolu Küçükçekmece kaynayup Tuna suyu deryâ gibi çıkup göl olup deryâya mahlût olup deryâ dahi buhayrelere karışır.
EÇS VII 97b
Hâlâ Çekmece göller aslı nehr-i Tuna'dır kim sene (---) târîhinde cülûs-ı İbrâhîm Hân gününde Büyükçekmece gölünde Tuna balıklarından bir morina balığı çıkup Topkapulu Mustafa Ağa ol balığı Kara Mustafa Paşa'ya ol dahi Sultân İbrâhîm'e getürür. İbtidâ İbrâhîm Hâ[n] tahta cülûs etdikde Tuna'nın morina balığın yeyüp Diyârbekir'in içindeki Hamrevât suyun ulaklar getirmişlerdi, İbrâhîm Hân'a müyesser olup balık yeyüp Hamrevât içmişdir. Hâlâ yine Çekmece göllerinde Tuna'nın çıka ve uştuka ve som balıkları çıkar.
EÇS VII 97b
Ve dahi nehr-i Tuna'nın bir fırkası dahi Karadeniz sâhilinde Varna kal‘ası kurbunda Devne değirmenleri suyu Tuna'dandır.
EÇS VII 97b
Ve bir kolu dahi Kırkkilise şehri kurbunda Yenehisâr'da ve Bınarhisâr'da çıkar, zîrâ anlarda dahi "Ba‘zı zamân Tuna balıkları çıkar" deyü ihtiyârlar nakl etdiler.
EÇS VII 97b
Hattâ bu hakîr bir kerre Fâtıma Sultâ[n]zâde Süleymân Beğ merhûm ile kırk elli kişi olup beş on dâne meş‘aller ve niçe fânûslar ve niçe şem‘-i rîhlar yakup Âzâdlı köyündeki Tuna cereyân eden mağâralara girüp bir sâ‘at kâmil gidüp mağâraların kayalarında dörder beşer âdem kaddi bâlâ kayalarda nehr-i Tuna'nın çamurlu suları cereyân etdiğinin alâmetlerin gördük. Hâlâ manzûr-ı âlemiyândır. Dahi ileri gitmek murâd edindik, ammâ çaylak ve güvercin kadar yarasa kuşları çehrelerimize kanatlarıyla urup cümlemizin esbâbları yarasa kuşu necâsetinden rûsvây olup gerüye döndük.
EÇS VII 97b
Ve dahi bu hakîr-i kemter fakîr sene 1061 târîhinde efendimiz Melek Ahmed Pa[şa] sadâret-i mühürden ma‘zûl oldukda Özi eyâleti ihsân olunup Rusçuk nâm kal‘adan bu kulunu Vidin nâzırı muhâsebesin görmeğe gönderdikde sevâhil-i nehr-i Tuna'da niçe kerre seyâhat edüp ol sene nehr-i Tuna tâ ol kadar tenezzülde oldu kim nehr-i Tuna içre Yanvan Kral'ın Demirkapu'da doldurduğu hammâm kubbesi ve fîl cüssesi kadar seng-i hârâlar âşikâre idi. Ve ol mahalde Tuna kenârında niçe yüz aded kimesneler ile Demirkapu'yu görmek oldu kim ol Demirkapu'nun yeri ve Tuna içre olan girdâb seddi Feth-i islâm kal‘ası tarafında bir yar kenârında bir sarây kapusu kadar demir kafes kapudur kim demirlerinin kalınlığı âdem beli kalınlığında vardır, ammâ mürûr-ı eyyâm ile kapunun nısfı çamur içinde gark olmuşdur, yukarusu bir âdem kaddi demir kafes kalmışdır.
EÇS VII 97b–98a
Ammâ şimdi Âl-i Osmân pâdişâhı murâd edinse yolların tathîr edüp nehr-i Tuna'yı İslâmbol'un Aksarây içinden akıtmak emr-i seheldir, ammâ çok hazîne gider, lâkin nef‘i az olur. Hak Te‘âlâ Sultân Mehemmed'e ve Sultân Bâyezîd'e ve Sultân Süleymân'a garîk garîk rahmetler eylesin, cümle İslâmbol halkını Tuna'ya ve gayri suya muhtâc etmedi. Hak Te‘âlâ'nın [i]râdet-i aliyyesi ol imiş kim İslâmbol halkı Tuna suyu içmeyeler. Eğer içmiş olsalar 98a ehl [ü] ıyâl ve sığâr [u] kibâr başka tabî‘atde olup zabt [u] rabtları mümkin olmayup tâ’ife-i nisvânları sâhib-i isyân olurlardı.
EÇS VII 98a
Netîce-i kelâm mezkûr Yanva[n] Kral nehr-i Tuna'nın gerü döndüğün göricek bir âh-ı serd çeküp rûhun teslîm edüp Yanko Kral Yanvan'ın na‘şını Zeyrekbaşı deyrinde defn edüp ancak nâmıyla Yanvan nâm tevârîhi kalır ve Demirkapu'da Tuna'yı sedd etdiği girdâb-ı azîm kalır kim cemî‘i mellâhân-ı keştîbânlar mâbeyninde meşhûr-ı âfâk Demirkapu'dur.
EÇS VII 98a
Ve bu Demirkapu'dan aşağı tâ Fethü'l-islâm kal‘asına varınca nehr-i Tuna içre ada adadır. Her adanın araları ikişer ve üçer yüz kadar balık dalyanlarıdır. İki sâ‘atlik yere varınca ol mahallin Tuna'sı içinden aslâ bir karış balık bile halâs olmayup elbette sayd olur. Ve Tuna kenârında her ne kadar kal‘alar var ise mevâcibleri bu balık dalyanlarından hâsıl olur. Azîm emânetdir kim Vidin sancağı beğinin yetmiş yük akçe iltizâmındadır. Hattâ Özü kal‘alarının cümle neferâtları dahi bu mukâta‘adan vazîfe-i mu‘ayyenelerin alırlar.
EÇS VII 98a
Hakîr bu temâşâları ederek (---) sâ‘atde maşrık tarafına Tuna kenârınca dıraht-ı müntehâları seyr ederek,
EÇS VII 98a
Evsâf-ı şehr-i dâr-ı selâm, ya‘nî binâ-yı metîn kal‘a-i Feth-i İslâm
EÇS VII 98a
Sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Mehemmed Hân ümerâlarından Gâzî ve Velî Balı Beğ binâsıdır. (---) eyâletinde Vidin sancağı hâkinde yüz elli akçe şerîf kazâ ve nâhiyesi yü[z] yetmiş pâre kurâdır. Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve dizdârı ve (yüz) üç yüz aded kal‘a neferâtları ve muhtesibi ve bâcdârı ve balık emîni ve harâc emîni vardır.
EÇS VII 98a
Kal‘ası nehr-i Tuna kenârında bir bayır üzre şekl-i murabba‘ on iki aded tahta örtülü serâmed kârgîr binâ metîn kullelerdir. Ve kal‘a iki kat dîvârlı ve handaklı ve kıbleye nâzır bir demir kapulu ve kapu üzre kulle içinde tula minâreli Süleymân Hân câmi‘i ve içinde dizdâr evli ve dâ’iren-mâdâr kal‘ası bin yüz adım bir Şeddâdî taş binâ bir metîn kal‘acıkdır. Ve Tuna kenârında olan bölme hisârda evler harâbdır, içlerinde bir kimesne olmaz. Ve Tuna nehri tarafı üç kat kal‘a dîvârıdır, ammâ anda eyi(?) bî-nazîr toplar vardır ve cebehâne ve âlât-ı silâhları mükemmeldir. Ve kal‘a kapusu önünde bir namâzgâh meydânı ve cenâze musallâsı taşı vardır.
EÇS VII 98a
Der-medh-i varoş-ı bîrûn: Bu kal‘anın kıble tara[fında] taşra varoşu cümle dörd mihrâbdır. Ve cümle dörd yüz aded bâğlı ve bâğçeli ve şindire tahta örtülü ve ekseriyyâ la‘l-gûn kiremit örtülü tahtânî ve fevkânî vâsi‘ kârgîr binâ hânedânları var, ammâ cümleden Çalık Mustafa Ağa ve Çalık Osmân Paşa evleri mükellefdir kim azîm porta kapuları var. Ve cümle elli aded dükkânları var. Ve cümle çârsû içinde bir latîf hoş-hevâ hammâm-ı rûşenâsı var. Ve cümle bir hânı var, içinde ankâ tüccârları var.
EÇS VII 98a
Ve cümle iki medrese-i âlimânı var. Ve cümle iki tekye-i dervîşânı var. Ve cümle beş aded mekteb-i sıbyânı var. Ve cümle Tuna kenârında elli kadar cebehâne dükkânı var. Ve cümle elli aded balık mahzenleri var, zîrâ cümle halkı ankâ balık bâzergânlarıdır. Ve gâyet garîb-dost muhibb-i fukarâ veliyy-i ni‘am merd-i Hudâ kimesneleri var.
EÇS VII 98a
Ve âb [u] hevâsı gâyet latîf ve mu‘tedil olduğundan ve mu‘tedil mahbûb u mahbûbeleri gâyet âşık-perestlerdir, zîrâ Tuna suyunun hükmü oldur. Cümle halkı Boşnakça ve Türkçe ve Eflakçe dahi bilirler. Ve cümle kırmızı kalpak ve serhadli esbâbı geyüp reng-i rûyları humret üzre olup cümle ünâsı ehl [ü] ıyâlleriyle ehl-i zevklerdir, ammâ du-zevkîler değildir demek olur. Lâkin hovarda halkı olup erbâb-ı ma‘ârifi yokdur. Ancak tâze yiğitleri çârsû-yı bâzârda eyi kopuz ve dilli düdük ve çağırtma düdük çalarlar. Ve dahi şehrin hâricinde bâğ u bâğçesi gâyet bî-hisâbdır. Bu şehirde üç gün gece zevk [u] safâlar edüp Çalık Osmân Paşa ile niçe gûne sayd [u] şikârlar dahi edüp andan bir keştîye süvâr olup atlarımız ile nehr-i Tuna'yı ubûr edüp,
EÇS VII 98a
Evsâf-ı (der) vilâyet-i Eflak-ı âk
EÇS VII 98a
Bu hakîr-i kemter niçe kerre bu Eflak diyârına geçüp seyr [ü] temâşâlar edüp üç kerre gazâlar edüp niçe gûne mâl-ı ganâ’imler aldık, ammâ,
EÇS VII 98a
Bu taraflarda görmediğimiz kurâ ve kasabâtları beyân eder
EÇS VII 98a
Evvelâ Feth-i İslâm kal‘asının mukâbelesinde nehr-i Tuna kenârında,
EÇS VII 98a
Menzil-i karye-i Çernaş
EÇS VII 98a
Bunda meks olunup cümle iki yüz menhûs hânelerdir ve iki kenîse ve üç manastırdır. Ve Eflak beği tarafından bir boyar kâfir hâkimdir. Boyar demek, ya‘nî voyvada demek olur. Bu nevâhînin salb [u] siyâseti ve cür[m ü] cinâyeti boyar elindedir. Beş yüz kefere leşkere mâlikdir. Cümle yüz elli pâre kasaba-misâl köylere hâkimdir, ammâ kâfirler re‘âyâya gâyet zâlimlerdir, ammâ vilâyetleri gâyet emn [ü] emândır.
EÇS VII 98a
Bu köyden atlarımıza süvâr olup birkaç aded kefere refîkler alup bir ok menzili gidüp,
EÇS VII 98a
Evsâf-ı kal‘a-i atîk Siverin
EÇS VII 98a–98b
Sene (---) târîhinde Gâzî Balı Beğ Semendire kal‘asından bu kal‘a üzre serasker olup feth etdikde bu kal‘a niçe yerlerden lağım ile harâb [u] yebâb edüp taşları ile demir kapuları ve cebehâneleri ve topları karşu tarafa geçirüp Feth-i İslâm kal‘asın müceddeden binâ eder. Ve hâlâ bu Siverin kal‘asının Tuna kenârında ba‘zı kulleleri durur. Bu kal‘anın sebeb-i binâsı be-kavl-i Târîh-i Yanvan ol zamânda Eflak vilâyeti Erdel Macarının destinde idi ve Tuna'nın karşu tarafında Feth-i İslâm yeri ve Vidin ve Pileve ve Tırnovi ve Leskofça(?) ve Lofça ve Nigebolı ve Ziştovi 98b nâmân kal‘alar dahi Eflak kâfiri ve Lazoğulları ellerinde imiş.
EÇS VII 98b
Ba‘dehu bu Siverin kal‘asından Tuna'nın karşu câniblerinde zikr olunan varoşlara ve şehirlere geçmek içün Eflak banı Koca Mihalko Ban Tuna üzre on iki göz bir cisr-i azîm binâ eder kim her tâkleri Ayasofya deyri kemerleri kadar âlî ve arîz kantara-i azîm binâ edüp cisrin öte başında, ya‘nî Feth-i İslâm kal‘ası tarafında bir kal‘a-i azîm dahi inşâ edüp ismine kal‘a-i Siverin deyü nâm kor. Hâlâ bu Siverin kal‘ası ve karşuda Siverin kal‘a ve orta yerde nehr-i Tuna üzre on iki göz cisr-i ibret-nümânın ve iki kal‘anın ancak eser-i binâları kalmış, ammâ vâcibü's-seyr esâs-ı ibret-nümâları var, ammâ ol asırda bu üç aded kılâ‘eyn cisri nehr-i Tuna gibi su üzre on iki göz cisr-i azîm binâ etmek hayli kuvvet-i kâhire sâhibi olmak gerek.
EÇS VII 98b
Niçe yüz yıl bu cisr-i azîm nehr-i Tuna üzre sâbit-kadem olup dururmuş. Tâ kim sene 761 târîhinde Bursa şehrinden Gâzî Hudâvendigâr Rûm diyârına geçüp Edirne kal‘asını Rûm kralı İdrivne Kral elinden alup ve küçük Makedon olan Filibe şehrin ve Sofya şehrin ve Üsküb kal‘asın ve niçe yüz aded kılâ‘-ı metîneleri Gâzî Hudâvendigâr feth edüp Tuna kenârında kılâ‘lara geleceğin küffâr-ı hâksâr işidüp Siverin ve Siverin kal‘alarında cenge müheyyâ olup dururlarken hikmet-i Hudâ Gâzî Hudâvendigâr Kosova'da yedi kral küffârıyla ceng edüp yedi kral leşkerin kırup mansûr [u] muzaffer olup münhezim olan Eflak kralı cümle bakıyyetü's-süyûf cünûd-ı cünübiyle firâr ederken Plevneli Gâzî Mihaloğullar eşkinci askeriyle Eflak leşkerin kova kıra Tuna üzre olan Siverin ve Siverin kal‘alarının cisrine küffâr uğrayınca izdihâmdan cisri ubûr edemeyen küffârları guzât-ı müslimîn tu‘ma-i şemşîr edüp niçe bin küffâr cân-ı habîslerin cehennem zebânîlerine ısmarlayup eli kılıç dutar küffâr kalmayınca hemân cüyûş-ı muvahhidîn Allâh Allâh deyüp kılıç urarak Tuna cisrinden karşu geçüp yedi gün yedi gecede Eflak ve Boğdan ve Erdel diyârların harâb u yebâb ve gâret edüp bu kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenim olup bâ-selâmet Siverin ve Siverin kal‘alarına selâmet gelüp bu iki kal‘aya muhâfazacı kodukları guzâta hisse verüp iki kal‘ayı da câ-be-câ münhedim edüp selâmetle muğtenim Kosova sahrâsına geldiklerinde görseler kim Gâzî Hudâvendigâr sahrâda kırılan leşkeri seyr [ü] temâşâ ederken hemân bir kâfir-i zeber-dest nâmına Miloş Koblaki derler, kâfirin leşkeri aralarından kalkup Gâzî Hudâvendigâr'ı bıçak ile ura ura şehîd eder. Gerçi kâfiri de asker pâre pâre ederler, ammâ çi fâ’ide, pâdişâh-ı sâhib-kıran elden gitdi. Asâkir-i İslâm târumâr olup Gâzî Murâd Hân'ın na‘ş-ı şerîfin Bursa'ya götürüp Eski Kaplıca yanındaki câmi‘i sâhasında defn ederler. Rahmetullâhi aleyh.
EÇS VII 98b
Ba‘dehu küffâr bu Tuna üzre binâ etdiği cisri yapdığına peşîmân olup "Bir sû-i tedbîrimizle Osmânlı askerine beri Eflak vilâyetlerine geçmeğe yol imiş" deyü asker üşürüp mezkûr cisri Tuna üzre harâb u yebâb eder. Ba‘dehu Kosova'da Murâd Hân'ın şehîd olduğun istimâ‘ edüp cisri yıkdığına te’essüf eder. İmdi ol asırdan berü mezkûr cisr harâb olmuşdur, ammâ kaçan kim Tuna nehri Temmûz ayında tenezzülde olduğu vakit mezkûr cisrin Tuna içre on iki kademe Şeddâdî binâları nümâyândır kim cümle Horâsânî tula binâdır kim hâlâ dur[ur].
EÇS VII 98b
Bu kemter-i ahkar bu mahalde bu köprü pâyelerin görmek olmuşdur, ammâ pâyelerine gör[e] cisri nice olmak gerek idi.
EÇS VII 98b
Bu Siverin ve Siverin kal‘aların(ın) ve bir esbâbların dahi seyr [ü] temâşâ edüp yine Eflak vilâyeti hâkinde cânib-i şarka 5 sâ‘at sahrâ-yı mişeyistânlar içre gidüp menzil-i karye-i Filordin, andan yine şark tarafına 4 sâ‘at gidüp menzil-i iskele-i Poroşık, andan (---) sâ‘atde,
EÇS VII 98b
Menzil-i iskele-i Kalafat: Bu dahi yüz evli ma‘mûr karyedir kim başka boyar hükm eder. Cümle Eflak vilâyetinin Tuna kenârı iskelelerinin salb [u] siyâseti bu boyarın elindedir. Hakîr bu boyarda atlarımız bırağup bir gemiye süvâr olup Tuna'nın karşu tarafında kal‘a-i Vidin'e varup,
EÇS VII 98b
Evsâf-ı kal‘a-i Vidin
EÇS VII 98b
Bâlâda sene (---) târîhinde Nigebolı paşası Kadızâde Şehîd İbrâhîm Paşa ile Uyvar gazâsına giderken bu Vidin kal‘ası ve şehrinin evsâfı mufassalan tahrîr olunmuşdur. Cild-i (---) nazar oluna, tekrâr tahrîre hâcet yokdur, ammâ şimdi sûk-ı sultânîde ba‘zı metâlar alup ve niçe yâr-ı kadîmler ile görüşüp andan yine gitmeğe Eflak tarafında Kalafat köyünde yatup ale's-seher boyardan refîkler alup şark tarafına kâfiristânda gidüp,
EÇS VII 98b
Karye-i Boyana, andan Karye-i Poyeşti, andan karye-i Pisinkola, andan karye-i Urç: Bu kurâlar cümle Kalafat iskelesi boyarı hükmünde beşer altışar yüz evli bâğlı ve bâğçeli ve binâ-yı azîm manastırlı ma‘mûr kefere köyleridir. Andan üç sâ‘at mişezâr sahrâlar ile gidüp,
EÇS VII 98b
Menzil-i karye-i Birka, andan karye-i Komiştin: Nehr-i Jil kenârında üç manastırlı ve bin evli ma‘mûr kenddir. Nehr-i Jil Erdel vilâyetinden gelüp bu mahalle karîb Râhova kal‘ası önünde Tuna'ya mahlût olur. Andan,
EÇS VII 98b
Karye-i Sadoka, andan karye-i Kokolna: Köyde Mani kralın bir orman mişezâr içinde bir binâ-yı mu‘azzam manastırı var kim gûyâ bâğ-ı Merâm'dır. Andan 3 sâ‘atde maşrık tarafına,
EÇS VII 98b–99a
Menzil-i iskele-i Jibel: 99a Nehr-i Jibel kenârında beş yüz hâneli beş aded ma‘mûr düyûrlu köydür. Nehr-i Jibel, Erdel'in Praşo dağlarından gelüp bu mahalde nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Başka boyar oturur ma‘mûr iskeledir. Ve atları bu karye-i Jibel'de boyara emânet koyup hakîr birkaç hüddâmlarımla bir gemiye süvâr olup karşu tarafda,
EÇS VII 99a
Evsâf-ı kal‘a-i Râhova