İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS VII 100b
"Yâ Muhammed! Şu kâğıza mürekkeble bir parmağın bas" deyü ricâ etdikde Hazret dahi ammîsi ricâsın kabûl edüp bir kâse içre mübârek şehâdet parmağın mürekkebe batırayım derken Bahîrâ papas tama‘-ı hâma düşüp Hazret-i Risâlet'in dest-i şerîfinden yapışup büsbütün pençe-i Resûl'ü mürekkebe batırup ceyran derisi kâğıza basdırdı, ammâ bi-emri Hayy [u] Kadîm mürekkeb siyâh iken dest-i şerîfin nakşı kâğız üzre yeşil nûr-ı mübîn gibi basıldı. Bahîrâ papas bu dest-i şerîfin nakşın öpüp bir cevâhirli kutu içre hıfz etdiğinden Hazret-i mahdûm-ı mükerrem hazz edüp
EÇS VII 100b
"Yâ Bahîrâ! Bu benim elim gölgesi ile cihân kâfirleri zabt ola ve her kimde bu pençem bulunursa ol mu‘âf [u] müsellem olup hâkim ola" deyü nutk-ı dürer-bâr buyururlar.
EÇS VII 100b
Ba‘dehu Bahîrâ ölüp bu pençe-i Resûl Ruhâ'daki deyr-i Âzer'de olan Angeli papasa değer. Andan Kudüs-i Şerîf'de baş ruhbân olan Filvarili'ye(?) değer. Andan gele gele İslâmbol patirgâhında karâr eder, deyü bu hikâye’i Hazret-i Akşemseddîn nakl etdikde İslâmbol patirgâhı eydir:
EÇS VII 100b
"Belî pâdişâhım, bizim tevârîhlerde dahi böyle yazar" deyü Akşemseddîn hazretlerinin nutk-ı dürerbârların patirgâh hüsn-i ta‘bîr ile tasdîk edince Ebü'l-feth Sultân Mehemmed eyitdi:
EÇS VII 100b
"Efendi! Biz bu dest-i şerîf resmin bu papas-ı murdârlardan alup hazîneme korum" dedikde cümle papaslar pâdişâhın ayağına düşüp,
EÇS VII 100b
"Pâdişâhım, cümlemiz kırarsın sonra Hazret-i Muhammed'in kendi mübârek eliyle bize emânet verdiğin görürsün" deyü feryâd edüp eyitdiler:
EÇS VII 100b
"Pâdişâhım, bu dest-i şerîf resmi bir dahi Rimpapa Kızılelması kim Rûmiyyet-i Kübrâ'dır, anda Rimpapa hazînesinde durur. Bir dest-i şerîf nakşı dahi Van deryâsı içinde Ahdimvar cezîresindeki Ermenî kenîsesi papaslarında durur. Biz bu resm-i şerîfi anlardan ziyâde cevâhir içinde hıfz ederiz. Bu bizim cemî‘i kâfiristân papasları üzre tasaddur etmemize bâ‘is olup bizde olmak ile tefâhür kesb ederiz" deyü cümle papas ve kıssîs ve ruhbân ve bıtrîk ve ladika ve keşîş-i palâs-pûşân sâhib-i zünnârlar ricâ etdikde Mehemmed Hân ricâların kabûl edüp
EÇS VII 100b
"Ammâ bir hoşça pâk hıfz edüp bir kefere el urup görmesin" deyü tenbîh [ü] te’kîdler eyleyüp bir hatt-ı şerîf tahrîr edüp buyururlar kim
EÇS VII 100b–101a
"Benden sonra gelen evlâd-ı evlâdlarım bu emâneti papaslardan alırlarsa Fir‘avn ve Kârûn [ve] Şeddâd [ve] Yezîd'in la‘neti almak kasdında olanların üstüne olsun" deyü bir yarlığ-ı şâhî dahi tahrîr edüp buyururlar kim: 101a
EÇS VII 101a
"Bu resm-i dest-i şerîf kimin zabtında olursa ol cemî‘i bıtrîkların üzerlerine tahakküm edüp ser-çeşme-i palâs-pûşân-ı millet-i Mesîhiyye olup cemî‘i kâfiristâna hükmü nâzır ola" buyururlar.
EÇS VII 101a
Ba‘dehu ol papas dahi Ebü'l-feth'in kendüye bu mertebe i‘zâz [u] ikrâm edüp her ricâsın kabûl etdiğine karşılık Hazret-i Resûl-i Ekrem'in dest-i şerîfi resmini sarılı tâ Ruhâ'dan, ya‘nî Urfa şehrinde deyr-i Âzer'den resm-i mübârek bu papaslara sarkısıyla geldikde meğer ol sarılan makrama Hazret-i Îsâ'nın mübârek yüzün sildiği makrama imiş kim Hazret-i Îsâ bu makramaya bir kerre mübârek cemâl-i bâ-kemâl vech-i hüsnün sildüğü ân ol rûy-ı mübârek vechinin aksi makramaya te’sîr edüp kalır. Ol makrama Antakiyye kal‘asında ser-i sa‘âdeti olan Habîb-i Neccâr'a değer. Andan Şem‘ûn-ı Safâ havâriyyûna değer. Andan Ruhâ papaslarına intikâl edüp anlar da Hazret-i Risâlet-penâh'ın dest-i şerîfi resmin sarup hıfz ederler. Bir kerre "kirlendi" deyü makramayı yaykamak isterler, aslâ sudan bir katre su te’sîr edüp ıslanmaz ve makramayı âteşe bırağırlar, yanmaz. "Mu‘cize-i Mesîh'dir" deyü saklayup âhır-ı kâr bu mahalde İslâmbol bıtrîki Ebü'l-feth'in ihsân etdiği mu‘âfnâmelerden hazz edüp Hazret-i Îsâ'nın vech-i şerîfi nakışlı mezkûr makramayı dest-i şerîfin taşra zarfıy[l]a hedâyâ verdiğinden Sultân Mehemmed ol kadar hazz edüp destmâl-ı şerîfi rûy-ı münevverine sürüp hıfz eder. İlâ hâze'l-ân hazîne-i hâssu'l-hâs çilhânesinde zarfıyla mahfûzdur. Ba‘dehu Ebü'l-feth Mehemmed Hân eydir:
EÇS VII 101a
"Bire papas! Bana bir yeni dünyâ bağışladın, dile benden ne dilersen" ded[ikd]e başbıtrîk ser ber-zemîn edüp huzûr-ı pâdişâhîde yer öpüp eydir:
EÇS VII 101a
"Pâdişâhımdan ricâ vü temennâm oldur kim kaçan cedd-i ızâmın Yıldırım Bâyezîd Hân tâbe serâh sene (---) târîhinde Eflak vilâyetin feth edüp kabza-i teshîre aldıkda ol asırda benim berrâkulvech karındaşım Eflak beği beğenüp hikmet-i Hudâ cümle re‘âyâ karındaşım üzre gulû-yı âm edüp Yıldırım Hân'a isyân edüp ol sene harâcların vermezler. Hemân Yıldırım Hân da ılgar ile Anatolu iskelelerinden Sinab'a gelüp anda beş yüz pâre gemilere binüp karşu geçüp ale'l-gafle Eflak vilâyetin şebhûn ile basup niçe bin Eflak keferelerin tu‘ma-i şemşîr ve niçe binini esîr-i bend-i zencîr edüp karındaşım dahi esîr olup ilâ hâze'l-ân bî-günâh iken Bursa kal‘asında hâlâ hapisdir. Pâdişâhımdan ricâm oldur ki bizde emânet olan Hazretin dest-i şerîfi hürmetine ve sizde emânet ola[n] Rûhullâh makraması hürmetine olsun benim karındaşım hapisden ıtlâk eyleyüp yine Eflak beğliği sadaka olunmasın ricâ ederim" deyü yer öpdükde Mehemmed Hân eydir:
EÇS VII 101a
"Ya gine kardaşın isyân ederse senin hâlin nice olur?"
EÇS VII 101a
"Eğer pâdişâhım, siz ihsân ediniz, eğer isyân ederse Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-reşîd tâ Bağdâd'dan Seydî Battâl Gâzî ile İslâmbol'a gelüp feth edüp Silivrikapusu'ndaki Zencîrliservi yanında Kızlar kenîsesin kal‘a yapup Ayasofya kilisesinin çanlığına Seydî Battâl Alina kralımızı asdığı gibi siz de beni ol ça[n]lığa asup ibret-i âlem olayım. Ve nitekim karındaşım beğdir, isyân [u] tuğyân etmeyeceğine ben zâmin olup sene başı tamâm olmadan Eflak hazînesi içün kânûn-ı kadîm üzre üç yüz kîse pâdişâhıma bir günde poliçse kâğızıyla teslîm edeyim" dedikde Mehemmed Hân bu sâdıkâne cevâb-ı hoş-edâlardan hazz edüp tîz bir yarlığ-ı şâhî yazup bıtrîkin karındaşın Bursa sicininden ıtlâk edüp geldikde görse kim bir pîr-i muğân sâhib-i zünnâr, yine Eflak beği olup vardıkda adl-i adâlet edüp ol ân hazîne-i pâdişâhı ılgar ile der-i devlete gönderüp şehr-i Bukreyş'i ve şehr-i Tirkoviş'i eyle ma‘mûr eder kim iki şehr-i azîm mânend-i Belgrad ve Edirne gibi olur. Ba‘dehu bir yıldan sonra koca beğ mürd olup veled-i pelîdi yine İslâmbol bıtrîkinin kefâletiyle müstakil beğ olur.
EÇS VII 101a
Hulâsa-i kelâm Ebü'l-feth ve Bâyezîd Hân ve Selîm Hân-ı Evvel asırlarında Eflak beğleri İslâmbol bıtrîklerinin kefâlet-i vekâlet-i himâyetleriyle beğ olup Eflak vilâyetinde isyân [u] tuğyân olmayup Âl-i Osmân âsûde-hâl olurlarmış.
EÇS VII 101a
Bâyezîd Hân ve Selîm Hân-ı Evvel asrında Boğdan beğleri Tatar hânlar ricâsıyla olup ol tarafda âsûde-hâl geçinirlermiş. Ba‘dehu Süleymân Hân asrında Rüstem Paşa tama‘kârın sû-i tedbîriyle kânûn-ı Bâyezîd Hân'dan ziyâde teklîf etdiklerinde Eflak ve Boğdan Süleymân Hân asrında isyân edüp bizzât kendüleri Boğdan'a sefer edüp gücile feth edüp Yaş şehrinde bir câmi‘ binâ edüp hâ[lâ] kenîse etmişlerdir. Ne çâre gayret-i İslâm kayırır kalmadı. Ve Eflak'ı da feth edüp Tirkoviş ve Bukreyş'de birer câmi‘ binâ edüp eser-i esâsları kalmamışdır.
EÇS VII 101a–101b
Ez-în-cânib yine sadede rücû‘ edelim. Gerçi bu Eflak vilâyetin ibtidâ Yıldırım Bâyezîd Hân feth etdi, ammâ Süleymân zamânında ziyâdesiyle amâr olup beğlerine rağbet edüp Mora paşası pâyesiyle iki tuğlu ve sancağ u bayrak ve yedekleri ve mehterhâneleri ve mataracıları ve tüfengcileri ve şâtırları 101b ve emîr-i âhûru ve bâzâra gideni ve altı nefer çukadârları ve altı aded sarrâcları ve bir dîvân efendisi ve onar aded sekbân bölükbaşıları cümle taraf-ı pâdişâhîden müselmân kimseler verdiler. Tâ bu mertebe Eflak ve Boğdan beğlerine ruhsat verilip ilâ mâşâallâh cümle beğler ile muhteşemâne Süleymân askerleriyle kefere beğleri hükm-i hükûmât edüp mâl-ı pâdişâhîyi tahsîl eder. Kendü kendine tahammülüne göre her ne kadar tarabans nâm ne kadar piyâde tüfengli asker yazarsa kendi bilir, ammâ hâlâ kânûn üzre sancakları ardında Âl-i Osmân mehterhânesi çalar, önü sıra alarkada keferelerin Efrâsiyâb boruları ve tablları çalınur.
EÇS VII 101b
Ve hâlâ kânûn üzre yüz elli akçe pâyesiyle bir mu‘tedil kadısı var, zîrâ müselmân bâzergânları çokdur niçe şer‘î da‘vâlar düşer ve müselmân ağalara kânûn üzre imâm ve mü’ezzinler vardır. Ve beğlerin bir âlim ve mu‘tedil ve kâmil ayâr hocası vardır. Ve kendüsüne müte‘allık olan keferelerden ser-i kârda yetmiş aded mertebe sâhibi hatmanları ve kapudanları ve kopar ve vamoş logofetleri vardır. Bunlar dahi mahalleriyle mertebelerince zikr olunurlar.
EÇS VII 101b
Ve cümle eyâletinde altı yüz yetmiş aded boyarları ve vamoş hâkimleri vardır.
EÇS VII 101b
Ve cümle taht-ı hükûmetinde üç bin altı yüz aded çiftlikli ma‘mûr kurâlardır kim her birinde çârsû-yı bâzâr ve binâ-yı azîmli köyler vardır.
EÇS VII 101b
Ve cümle yüz yigirmi pâre şehirleri var kim her birinden hazîne hâsıl olur bender şehirlerdir kim aşağıda mahalleriyle zikr olunur. Ammâ bu Eflak vilâyetinde aslâ kal‘alar yokdur. Cümlesin Tatar ve Osmânlı harâb etmişdir, zîrâ mahsûllü vilâyet olduğundan re‘âyâsı mâl-ı Kârûn'a mâlik olup germiyyet-i şarâb-ı bî-hicâb ile cümle kefereleri isyân edüp Tatar ve Osmânlı bunları kıra kıra niçe binin dahi esîr-i kayd [u] bend edüp eli vilâyeti ve kal‘aların harâb u yebâb ederler.
EÇS VII 101b
Ve yine Âl-i Osmân isyânlarına bakmayup gayri beğ nasb eder, zîrâ bu vilâyetin beğlerinin azl nasbları Âl-i Osmân pâdişâhı elindedir, ammâ Tatar Hân ricâsıyla olan beğ isyân edemez. Eğer isyân ederse Tatar Hân vilâyet-i Kırım'dan üç gün üç gecede yüz bin asker ile Boğdan vilâyetine ve Eflak vilâyetine girüp halkın kırup niçe binin esîr-i bend-i zencîr edüp şehirlerini ihrâk bi'n-nâr eder.
EÇS VII 101b
Bu vilâyetin tûlu geçen köylerde uğradığımız bizim Osmânlı hudûdunda İrşova'mız kal‘asından şark tarafında Fohşan şehrine varınca tûlı kâmil on beş konakdır, ammâ Fohşan nehrinin öte şark tarafı Boğdan vilâyeti hudûdudur, ammâ Eflak vilâyetinin arzı şimâl cânibinde Erdel vilâyeti ile müşâ olup arzı Tuna kenârlarına varınca beşer ve altışar ve üçer konak yerleri vardır. Hâlâ Âl-i Osmân'a mutî‘ re‘âyâlı bir aceb ma‘mûr u âbâdân sev[â]d-ı azîm vilâyetdir.
EÇS VII 101b
Ve cümle üç yerde bakır ve gümüş ve demir ve altun ve tuz ve güherçile (---) (---) ma‘denleri vardır, ammâ Okna nâm tuz ma‘denleri ibret-nümâdır kim beher sene birer Mısır hazînesi hâsıl olur. Ve dahi zift ü neft ü katrân ve balmûmu yerde biter ma‘denlerinden mâ‘adâ yetmiş altı gûne ma‘âdin mahsûlâtları dahi vardır.
EÇS VII 101b
Ve bunda hâsıl olan bal u yağ ve basdırma ve nebâtât-ı giyâ[hâ]t meğer vilâyet-i Erdel'in Bihar nâhiyesinde ola. Ve bu vilâyetde olan at ve sığır ve câmûs ve koyun hisâbın Hudâ-yı Perverdigâr bilür, ammâ deve ve katır ve eşek aslâ yokdur, ammâ câ-be-câ keçiler vardır.
EÇS VII 101b
Sitâyiş-i eşkâl-i şehr-i Bû Kureyş, ya‘nî bender-i Bukreyş
EÇS VII 101b
Bu şehir bir bayırlı yere vâki‘ olup şehir içinden nehr-i Domboviçse cereyân edüp bu nehrin iki tarafı şehirdir. Bir tarafdan bir tarafa yigirmi bir yerden ağaç cisirlerle geçilir şehr-i mu‘azzamdır, ammâ kal‘ası yokdur, ammâ cümle on dör[d] manastır-ı azîmleri vardır kim her biri birer hısn-ı hasîn kal‘a-misâl düyûrlardır. Evvelâ Koca Mihal deyri, bir bayır üzre yüz aded kârgîr odalı deyrdir. Andan Kâsım Voyvada manastırı ve İsvet-i Nikola manastırı ve Kostantin Beğ deyri ve Radul Beğ deyri ve Sarı Saltık deyri ve Meryem Ana manastırı. Bu mezkûr düyûrlar cümle demir kapulu kal‘a-misâl manastırlardır. Bâ-husûs kral kortası, ya‘nî beğ sarâylarına bu diyârda korta derler.
EÇS VII 101b
Der-vasf-ı Beğ sarâyı
EÇS VII 101b
Şehrin tâ ortasında cânib-i etrâfı kalın meşe ağaçlarından yalın kat palanka dîvârlı sarâydır. Bu sarây içre gûnâ-gûn kârgîr binâ odalar ve müte‘addid dîvânhâneler ve bir müzeyyen manastır ve cânib-i erba‘asında iki yüz aded tahtânî ve fevkânî tüfeng-endâz tarabans, ya‘nî yeniçeri odaları ve sarây ortası bir azîm meydândır. Bir tarafı büyük âhûrdur. Ve dîvânhânesinden içeri iç oğlanları hücreleri ve gûnâ-gûn maksûreler ve harem odaları ve domna, ya‘nî beğ karısı hücreler ve hammâmları ve niçe yüz âsâr-ı binâlarla ârâste ve bir müzeyyen bâğçe ile pîrâste olmuş korta sarâydır. Ve Âl-i Osmân'ın bir tarafa seferi oldukda kânûn üzre bu Eflak beği on iki bin asker ile sefer eşer. Ve bu korta sarâyın su aşırı karşusunda bir hammâm-ı hoş-hevâsı var.
EÇS VII 101b
Ve bu şehir cümle on iki bin saz ve tahta şindire örtülü çoğu fevkânî vâsi‘ evlerdir. Kârgîr binâlı dâr-ı menhûslar azdır, zîrâ kefereleri yedi sekiz yılda bir isyân edüp Tatar ve Osmânlı bu şehri ihrâk edüp yine ol senede müfîd [ü] muhtasar tahtânî evler yaparlar.
EÇS VII 101b
Ve cümle bin mikdârı tahtânî dükkânlarında cümle mahbûbe kızlar oturup içerde metâ‘ların fürûht ederler.
EÇS VII 101b–102a
Ve her dükkânların altlarında zîr-i zemînleri mukarrer olup gûnâ-gûn hamr-ı la‘l-gûnlar ve balsuyu ve horilka ve med ve pivo nâm müskirâtlı meşrûbâtlar doludur. Lâkin 102a bâğları yokdur, zîrâ şiddet-i şitâsı çokdur, zîrâ her bâr isyân etdiklerinden şehirleri ve bâğ u bâğçelerin Tatar ve Osmânlı harâb etdiklerinden bâğ u bâğçesi memdûh değildir ve olan bâğların dahi üzümleri ekşi olur. Ve cümle yedi aded bâzergân hânları ve gümrükhâneleri vardır. Hâlâ bu şehir günden güne amâr olmadadır.
EÇS VII 102a
Der-medh-i müsâfirhâne-i müslimîn: Kaçan kim taraf-ı pâdişâhîden ve sadrıa‘zamdan ve gayri yerlerden gelen müselmânlar içün şehirden taşra nehr-i Bomboviçse'nin karşu tarafında bir ağaç köprü ile geçilir cisir başında hân gibi elli aded odalı bir kârbânsarâyı var. İçinde bir mescidi ve başka mezârlı ve bâğçeli bir müferrah ve dilküşâ sarâydır. Başka hüddâmları ve aşbâzları keferelerdir. Beğ tarafından gelen ta‘ayyünâtı aşbâzlar pişirir. Ve bu sarâya muttasıl su aşırı bir müferrah avretler hammâmı var.
EÇS VII 102a
Ve âb [u] hevâsı gâyet latîf olduğundan mahbûb u mahbûbesi gâyet çokdur. Husûsan pâkîze kızları cümle başı kına siyâh kâküllerin târ kılup kubâdî sarı pâbûc ile reftâr etdikde âdemin aklı kâkül nigârpâre gibi perîşân olur, ammâ ekseri fâhişeciklerdir. Ve cümle zenânesi yüzü açık gezüp dîbâ ve zîbâ ve şîb ve zerbâf fisdân-ı elvânlar geyerler, ammâ cümle kefereleri mâvî dolama ve çuka kontuş ve serhadli geyüp başlarına Tatar kalpağı geyüp sağîr ü kebîrlerinin boğazlarında altundan ve gümüşden yâhûd pirinçden birer haç asılıdır, zîrâ bu kefereler millet-i Mesîhiyye'den olup kitâbları İncîl'dir. Ve âyîn-i bâtıla ve ıyd yerine bednâm günleri, ya‘nî Kızılyumurta günleri Rûm kefereleriyle berâberdir ve Ermeni kavmiyle hüsn-i ülfet ederler, ammâ Yahûd'u aslâ sevmezler.
EÇS VII 102a
Erbâb-ı ma‘ârif kefereleri çokdur. İlm-i hey’et ve ilm-i hikmet ve ilm-i usturlâba mukayyedlerdir. Hattâ şehirlerinin tâli‘-i imâretiyçün burc-ı akrebde beyt-i merrîh-i mâ’î deyü istihrâc etmişlerdir. Anıniçün merrîh-i cellâd Tatar-ı adû-şikârlar birkaç senede bir gelüp kılıç ururlar.
EÇS VII 102a
Ve ilm-i nücûm üzre şehirleri ekâlîm-i hâmisde bulunup arz-ı beledi (---) ve tûl-ı nehârı (---) sâ‘at ve derîce ve dakîkadır.
EÇS VII 102a
Ve memdûhâtından balı ve yağı ve balmûmu ve gûnâ-gûn horilka nâm rakısı ve mahbûb mahbûbesi ve francıla nâm beyâz ekmeği cümle meşhûr memdûhdur.
EÇS VII 102a
Ve beğinin azl [ü] nasbı mahallinde pâdişâha bin kîse ve sadrıa‘zama iki yüz kîse ve cümle iş erlerine dahi iki yüz kîse hâsıl olur. Bin beş yüz kîse de beğine kalır. Ve iki bin kîse dahi vilâyet zâbitleri boyarlara ve hatmanlara ve kapudanlara hâsıl olur.
EÇS VII 102a
Ve her sene üç yüz kîse mâl hazîne-i pâdişâhîye gelüp kânûn-ı Süleymân Hân üzre matbah-ı âmireye üç yüz kîselik bal ve yağ ve balmûmu ve tuz getirirler. Ve her sene tershâne-i âmire içün üç yüz kîselik sığır gönü ve gemileri yağlamak içün don yağı ve esîrlere kara kendir bezi gömleklik bez verirler.