İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS VII 105a
Bunu dahi geçüp 5 sâ‘at semt-i şarka gidüp,
EÇS VII 105a
Karye-i Boboj, andan karye-i Sihara: Nehr-i Yişinoç kenârında ma‘mûr köylerdir. Bu nehir dahi Leh vilâyetinde[n] berü gelüp nehr-i azîm Siret'e karışır, ammâ mezkû[r] Sihara köğünde bir gece mihmân olup aceb zevk [u] safâ etdik.
EÇS VII 105a
Andan kalkup yine cânib-i şarka giderken,
EÇS VII 105a
Karye-i Loçen, andan karye-i Bonareş: Bir ma‘mûr köydür. Bunda ahşamlayup sabâha dek cân sohbetleri etdik, zîrâ bu köy Boğdan vilâyetinin âhıru'l-hudûdu olup Bender sancağı hâkiyle müşâ olduğundan re‘âyâsı gâyet mutî‘ [u] münkâdlardır.
EÇS VII 105a
Andan taraf-ı şarka 3 sâ‘at gidüp,
EÇS VII 105a
Der-beyân-ı vilâyet-i dâru'l-islâm der-livâ-yı kal‘a-i Bender-âbâd'a kadem basup karye-i Paşa
EÇS VII 105a
Üç yüz hâneli ve iki kenîse-i ma‘mûr Osmânlı köyüdür kim Bender beğinin hâssıdır ve voyvadası hâkimdir. Lâkin cümle re‘âyâları mutî‘ [u] münkâd Boğdan kefereleridir. Ve nehr-i Turla'ya karîb ma‘mûr köydür. Andan yine (---) sâ‘at mahsûllü fezâlar içre cânib-i şarka meyillice gidüp,
EÇS VII 105a
Menzil-i kal‘a-i binâ-yı Süleymân Hân, ya‘nî hisâr-ı Bender-âbâd cây-ı emân
EÇS VII 105a
Mâ-tekaddem sene 1067 târîhinde sebeb-i binâsıyla ve tarz-ı tavr-ı eşkâliyle bu kal‘a Leh memleketine Rakofçioğlu cengine giderken bâlâda (---) cildde mufassal tahrîr olunmuşdur. Bunda cümle hayâtda olan ahbâb ile görüşüp kal‘a ağasından refîkler alup cânib-i şarka giderken Yeni köyü geçüp ve Kopan köyün geçüp ve Levonta köyün ve Livaza köyün cümle (---) sâ‘atde ubûr edüp,
EÇS VII 105a
Menzil-i karye-i Bâzâr-ı Çöplüce, andan karye-i Sultân Sıvat'ı, andan karye-i Korkmaz, andan Hacı Hasan Kışlası: Bu ma‘mûr kasaba-misâl köyler cümle Bender kal‘ası hâkinde yalı ağası hükmünde olduğu bâlâda altmış birde ve altmış yedi târîhlerinde mezkûr kurâların evsâfları tekrâr be-tekrâr tahrîr olunmuşdur, ammâ şimdi
EÇS VII 105a
Menzil-i Hân Kışlası nâm mahalle geldikde bunda yalı ağası sâkin olur, ammâ meğer Mehemmed Geray hazretleri ki vilâyet-i Kırım hânıdır, meğer sefere gelüp bu Hân Kışlası'nda konmuş. Hemân bu abd-i kemterin cânı yerine gelüp bilâ vâsıta efendim pâdişâhım Mehemmed Geray Hân hazretlerinin huzûr-ı şerîflerine varup baş urup lisân-ı Tatarca tavatlar(?) aytup tavalar edüp başımdan çalmamı taşlayup huzûruna baş koyup savu sağlayup gözümden çekîde çekîde yaşlar cereyân ederek dest-i şerîfin bûs etdikde Hân eydir:
EÇS VII 105a
"Bire kazakdaş yoldaş kardaşım Evliyâm, sen hoş geldin. Kaydan cüğürüp gelesin. Sen benim olum Ahmed Geray Sultânımla Uyvar seferinde ve Raba seferi bozkunluğunda bile olup sonra sen Alman kralına elçi paşa ile gitmişsin. Şimdi kaydan gelirsen?" dedikde hakîr eyitdim:
EÇS VII 105a
"Vallâhi pâdişâhım benim bu seferlerde sergüzeşt [ü] serencâmım kopdur, ammâ Nemse kralında [pa]pintalar alup Bahr-i Muhît kenârında vilâyet-i Donkarkız ve vilâyet-i Danimarka ve vilâyet-i Lonçat ve vilâyet-i Filimenk'de Amstırdam ve vilâyet-i İsfaç ve memleket-i Çeh ve vilâyet-i Tot ve memleket-i Macar ve ülke-i Erdelistân, andan diyâr-ı Âl-i Osmân, andan vilâyet-i Eflak andan vilâyet-i Boğdan, el-hâsıl pâdişâhım Uyvar seferinden beri yedi krallık yeri ve niçe ban u herseklik vilâyetleri kâmil üç yılda devr edüp el-hamdü lillâh pâdişâhımın mübârek cemâl-i bâ-kemâlin bu mahalde yine gördüm. Şimden gerü öldüğüme gam yemem" deyüp yine Hân'ın destin bûs edüp zânû be-zânû oturup niçe musâhabetden sonra,
EÇS VII 105a
"Evliyâm biz dahi bu Akkirmân altında Kuban Bucak Tatarıyla Âdil Noğay Tatarların Kırım'a götür hatt-ı şerîfi fermânıyla gelmişiz. Ammâ Allâhu a‘lem Tatar bizimle uruş ede gibi" dedikde hakîr eyitdim:
EÇS VII 105a–105b
"İnşâallâh pâdişâhım Mekke Medîne pâdişâhının 105b hatt-ı şerîfiyle sizin Kırım askerine anlar karşu duramazlar. Eğer mukâbil olurlarsa hemân kırk kişi ile Ve'l-âdiyât sûresin okuyup Noğay askeri üzre üfürelim, bi-emrillâhi te‘âlâ havâss-ı Kur’ân-ı azîm ile anlar münhezim, bizler mansûr [u] muzaffer oluruz" dediğimden Hân bu cevâb-ı pür-savâb-ı müferr[ih-i] cândan hazz edüp hakîre iki at ve bir semmûr kafâsı ton ve yüz altun ihsân edüp Yalı Ağası Ahmed Ağa yanında hakîre konak verüp konakbânımız Ahmed Ağa oldu.
EÇS VII 105b
Netîce-i kelâm Hân hazretleri üç gün gece Noğay Tatarı ve Bucak Tatarıyla müşâvere ve mücâdeleler edüp Tatar yurdlarını bırağup vilâyet-i Kırım'a gitmeğe aslâ rızâ vermediklerinde Hân eyitdi:
EÇS VII 105b
"İmdi karaşıları biz sizi geçen günlerde gelen hatt-ı şerîf mûcebince sizi urup şapup elbette Kırım'ğa götürürem" dedikde Noğay ve Bucak Tatarı eyitdiler:
EÇS VII 105b
"Eğer hânım kâdirsen bizi Kırım'ğa götür. Seninle uruş edüp barımız da kırılup senin leşkerini ve seni sokamız. Bildiğinden kalma" deyüp gitdiler. Ertesi gün oldu, Noğay'dan bir Tatar ale's-seher gelüp Hân'a eyitdi kim:
EÇS VII 105b
"Pâdişâhım, mina, ya‘nî işte Noğay ve Yalı Tatarları'nın barı da atlanup sadaklı ve savatlanup hânımın üstüne cav düşmeğe hâzır gitdiler" deyü Hân'ı haberdâr edüp ol ân Tatar gâ’ib oldu.
EÇS VII 105b
Sene (---) târîhinde Akkirmân kurbunda Mehemmed Geray Hân Âdil Noğay ve Bucak Tatarıyla ceng-i azîm etdiği uruşu beyân eder
EÇS VII 105b
Mâh-ı mezbûrun (---) günü hemân Hân dahi Kırım askerinin Narağı ve Mansûrî ve Şîrînli ve Sincivitli ve dahi Olanlı ve Arkınlı ve Dayirli ve Kerşli ve Çikişke ve Arbatlı askerleriyle fi'l-hâl seksen yedi bin aded "Benem, dîğer nîst!" diyen sadaklı ve savatlı ve koş kol atlı zor batır yiğitler ile atlanup âmâde tohtadılar.
EÇS VII 105b
Öte tarafda dahi Âdil Noğay ve Bucak Tatarı kırk elli bin asker ile hân askerine mukâbil olup hemân der-ceng-i evvel Noğay askeri at başı berâber olup "yov yov" sadâsıyla hân-ı âlîşân askerinin kapukulu üstüne düşüp iki başdan asâkir-i müslimîn birbirlerine girüp eyle tîr-i bârân etdiler kim güneşin te’sîri yere eser etmeyüp er süheyli ve at süheyli eflâke peyveste olup kâmil üç sâ‘at-i nücûmî neberd-i sultânî olup âhıru'l-emr Hân tarafı sûre-i Ve'l-âdiyâtı dabhan hürmetine Noğay Tatarları münhezim olup alacıkları ve koşlarına kaşdıklarında Kırım askeri kavm-i Noğay'ın akîblerine düşüp Noğay'ın ehl [ü] ıyâli obalarına vardıklarında kavm-i Noğay avretlerinden nâmûs edüp eyle bir gırîv ü feryâdlı uruş olmuşdur kim Hûşeng Şâh ve Cingiz Hân ve Tohtamış Hân ve Timur Hân ve Mengli Geray Hân'dan ber[ü] böyle bir savaş-ı perhâş olmamışdır, zîrâ bir yanında Âdil Geray askeri ve bir yanından obalardaki avret ve oğlan Kırım Badrağı kavmi başına üşüp evvelki cengden ziyâde bu obalar içinde Kırım askerinin çoğu câm-ı şehâdet-i şehdî şerbetin nûş etdiler.
EÇS VII 105b
Hân dahi bunları men‘ edemeyüp vakt-i zuhurda Noğay askerinden el kaldırır kalmayup cemî‘i Noğay'ın obaların nehb ü gâret edüp niçe bin pâkîze duhter-i nâ-şüküfte-ahterlerin bekâretin izâle edüp fakîre gül-çehre bintânların sinirinden kanları cereyân ederek niçe bin aded kâlive hâtûnları ehilleri önünde if‘âl bâblarına çeküp ol kadar mâl [u] menâl-ı firâvânlar alup ol kadar rüsvây-ı bed-nâmlıklar olmuşdur kim bu sitemkârlığı Tatar-ı Hula[gu] Bağdâd'a ve Buhtunnasır Sıfat'a ve Kudüs'e ve Mısır'a etmemişdir.
EÇS VII 105b
Der-beyân-ı sebeb-i neberd-i tarafeyn
EÇS VII 105b
Mukaddemâ bu kavm-i Âdil Noğay ve Şıdak Noğay ve Urumbet Noğay ve Kör Yûsuf Mirza Noğay elleri Kırım cezîresi vilâyeti hâricinde Or kal‘asından taşra Heyhât sahrâsı nihâyetinde Kırım'a muttasıl yerlerde konup göçüp zevk u safâ edüp hânlara otlak hakkı verüp Kırım diyârın ve Osmânlı vilâyetlerin yağ u bal ve sığır ve koyun ve kuzu ile ve Kazak-ı âk vilâyetleri ve Maskov ve Leh ve Krakov vilâyetlerinden aldıkları esîr-i mâl-ı ganâ’imle diyâr-ı İslâmı ganîmet ederlerdi.
EÇS VII 105b–106a
Hikmet-i Hudâ sene (---) târîhinde Kalmık pâdişâhlarından Taysı Şâh ve oğlu Ormit Şâh ve Koba Kalmah Şâh ve Moyinçak Şâh Çîn u Fağfûr ve Mâhân vilâyetlerinde şiddet-i şitâdan ve etrâfında olan İslâm kavmi kurakdan firâr edüp "Vilâyet-i Maskov'a gelüp karâr-dâde olam" deyü birkaç sene meks edüp anda dahi kabarıp isyân [u] tuğyân edüp Maskov diyârında re‘âyâ olan on iki kerre yüz bin ümmet-i Muhemmed Heşdek kavmi gece ve gündüz bu Kalmık pâdişâhların çapa çapa Kalmık'ın mâlları kalmayup âhır-ı kâr nehr-i Edil'i şehr-i Sarây kurbunda karşu Heyhât sahrâsına geçüp anda dahi şiddet-i şitâdan ve ulu Noğay derdinden ve bir yanında nehr-i Kuban kenârında sâkin olan Çerkes kavmi ve Dağıstân askeri derdinden Azak kal‘ası altına gelüp anda dahi Âl-i Osmân askeriyle ceng ede ede âhır-ı kâr Azak muhâfazasında olan 106a Gürcî Mustafa Paşa ile ceng-i azîm edüp kendülerinden yetmiş mirza ve Moyinçak Şâh düşüp Cenâb-ı Bârî yârî kılmayup Azak vezîri Mustafa Paşa da Kalmık elinde mızrak ile şehîd olup andan Kalmık küffârı Azak altında nehr-i Diri Ten'i ve Ölü Ten'i ve Moyin suların yaldadup geçerler. Andan Kırım taşrasında sâkin olan Âdil Noğay ve Urumbet Noğay ve Şıdak Noğay ellerin urup bî-hadd ü bî-kıyâs mâl-ı firâvânlar alup mel‘ûn Kalmık yine Azak cânibine giderler. Bu ahvâl-i pür-melâli Âdil Noğay ve gayri Noğay mirzâları Mehemmed Geray Hân'a i‘lâm ederler. Mehemmed Geray Hân eydir:
EÇS VII 106a
"Ne çâre biz dahi korkarım ki bir gün bu sâhib-hurûc Benî Asfer Kalmık Kırım cezîresine Or ağzından içeri yâhûd Çikişke ve Arbat boğazlarından içre girir. Ve bizi Köpürlüoğlu Uyvar seferine da‘vet etmiş. Biz Kalmık'a cevâb nice verüp sizin içün intikâm alayım" dedikde hemân kavm-i Noğay,
EÇS VII 106a
"Hikmet haberin Lokmân'dan aldım" deyüp Hân'a otlak hakkını vermeden bir gün geçüp kat‘-ı menâzil ederek kal‘a-i Kılburun'a andan nehr-i Özü'yü gemilerle geçüp Özü kal‘asına andan beşinci günde nehr-i Turla'yı yıldırup Akkirmân nevâhîlerinde tavattun edüp Bender beğine ve yalı ağasına ve Bucak Tatarının ot ağalarına avâ’id-i fevâ’idlerin verüp hâmûş-bâş yatırlar, ammâ birkaç aydan âsûde-hâl yatmayup Boğdan ve Akkirmân'ın re‘âyâ vü berâyâlarından niçe bin hayvânâtlar çalup ve yollar kesmeğe başlayup emn-i tarîk olmaz oldu.
EÇS VII 106a
Anlardan cümle re‘âyâ sa‘âdetlü pâdişâha şikâyet edüp derhâl Tatar Hân'a Ser-bevvâbân Halîl Ağa yediyle hatt-ı şerîf gelüp,
EÇS VII 106a
"Sen ki Mehemmed Geray'sın. Noğay aşkıyâların Akkirmân'ım hâkinden kaldırup vilâyet-i Kırım'a koyasın" deyü fermân-ı şehriyârî geldikde derhâl Mehemmed Geray Hân kalga sultân ile Kırım'dan kırk bin asker gönderüp kavm-i Noğay yerlerinden bir kadem ayrılmayup kalga sultâna dah deyüp derler kim:
EÇS VII 106a
"Biz pâdişâha kul olup arabalarımızı kırup her köle (...) evli tahrîr olunup Akkirmân'da Sultân Bâyezîd Hân re‘âyâsı kayd olunduk" deyü kalga sultâna emirler ve hatt-ı şerîfler gösterirler.
EÇS VII 106a
Kalga sultân Noğay Tatarı'nın kalkmadıkların Hân'a i‘lâm eder, ammâ "Ellerinde emr-i hatt-ı şerîf vardır" deyü bildirmez.
EÇS VII 106a
Hemân Kırım'dan Hân-ı âlîşân seksen yedi bin asker ile ol gelen hatt-ı şerîfe amel edüp Akkirmân altında Noğay kavmiyle ceng edüp Noğay talava urup kırup geçirüp nehb [ü] gâret ve hasâret edüp ceng-i azîm olması menba‘ı ale'l-müfîd muhtasar budur kim hikmet-i Hudâ bu savaş-ı perhâşda bulunduk, ammâ Hudâ-yı Müte‘âl'e ayândır bu Noğay kavminin dâne-i hardalından bir şeylerine vaz‘-ı yed etmedim. Husûsan mâl-ı ganâ’imin güzîde yerlerinde bulundum ve hüddâmlarımın alduğu eşyâları dahi taşıyup anlara da bir habbe ve (bir habbe ve) bir [d]ank ve bir dînâr deyyâr aldırmamışımdır, ammâ Mehemmed Geray-ı dûrbîn-fikr Akkirmân askerinin köylerini nehb [ü] gâret etdirmemişdir. Ba‘dehu bu hakîr Hân-ı âlîcâh ile,
EÇS VII 106a
Akkirmân altından Kırım vilâyetine gitdiğimiz konakları beyân eder
EÇS VII 106a
Evvelâ Hân Kışlasından,
EÇS VII 106a
Menzil-i kal‘a-i Yanık: Mâ-tekaddem sene (---) târîhinde mevsûfdur. Bir Yanık kal‘ası dahi Nemse çâsârı elinde nehr-i Tuna kenârında vardır, ammâ bu Yanık nehr-i Turla kenârında dest-i Âl-i Osmân'dadır. Bu kal‘a-i Yanık'ın önünde nehr-i Turla'dan bir ark akar. Anın ağaç cisrinden cümle Tatar-ı adû-şikâr ve cümle nehb ü gâret olunan kavm-i Noğay'ın ehl [ü] ıyâlleri ve niçe kerre yüz bin hayvânâtları cümle cisrden ubûr edüp (---) sâ‘at kamışlık ve sazlık ve bataklık içinde Turla kenârıyla gidüp,
EÇS VII 106a
Menzil-i Mayak geçidi
EÇS VII 106a
Tatar kavmi bu mahalle Mayak geşivi derler. Turla kenârında bir mehîb geçitdir kim deryâ-misâldir. Hân bu mahalde gemiyle Turla'yı geçüp karşu tarafda bir küçük çadır ile meks etdi.
EÇS VII 106a
Ba‘dehu cümle Tatar askeri hemân Turla suyuna urdular. Hakîr dahi Allâh'a sığınup iki at ile yaldayup selâmetle karşuya geçüp hamd-i Hudâ Kelâm-ı İzzet'im ve niçe kitâblarım ve Eflak ve Boğdan beğlerinin Hân'a verdikleri mektûbları ve hedâyâları aslâ ıslanmayup ol mahalde hedâyâları ve mektûbları Hân'a teslîm etdiğimden vâfir hazz edüp Eflak ve Boğdan beğlerinin âsûde-hâllerin su’âl edüp hüsn-i hâllıkların ve istikâmetlerin arz eyledim.
EÇS VII 106a–106b
Ammâ el-azametullâh bu kadar kerre yüz bin hayvânât bu nehr-i Turla'ya girdiklerinde nehr-i Turla deryâ-misâl büğenüp gûyâ akmaz oldu. Hemân cümle salt atlı Tatarların âk olup kazaklanmış âdemleri büğenmiş suyun alt yanından geçdiklerinde nehr-i Turla gibi deryâ-yı azîm atlarının karınlarına çıkup çıkmayup tarfetü'l-ayn içre bilâ usret geçdiler, ammâ fakîr koyun ve sığır ve sâ’ir hayvânâtlar 106b ve benî âdemler gırîv [ü] feryâd ederek bir hây hû ile ubûr etmişlerdir kim gûyâ yevm-i haşirden bir nişâne idi.