İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS VII 106b
Beri tarafa geçenler selâmetle alacıkların ve derim obaların kurup esbâbların kurutmağa başladılar, zîrâ nehb olunan Noğay kavminin ehl [ü] ıyâlleri çok idi. Ve niçe at ve koyun ve sığır ve niçe benî âdem gark oldu. Bu mahalde,
EÇS VII 106b
Ziyâret-i Mayak Baba Sultân
EÇS VII 106b
Lisân-ı Tatar'da Yağlı Baba demekdir, zîrâ bir kerre bu azîzden ahâlî-i vilâyet bir kerâmet isterler. Ol dahi buyururlar kim:
EÇS VII 106b
"Bizde bir şey yokdur. Boş tobra gibi bir kişiyim. Ve evliyâlara kerâmet göstermek avretler hayz bir şey göstermek gibidir ve âhirete intikâl etmek görinür. Varın kuzular bende bir kerâmet yokdur" deyü ricâlar eder. Âhır-ı kâr ellerinden kurtulmayup hemân ol mahalde nehr-i Turla'ya nazar edüp,
EÇS VII 106b
"Yâ nehr-i azîm bi-emrillâhi te‘âlâ yağ-ı sâfî sarı semîn ak" dedikde bi-iznillâh ol ân nehr-i Turla sarı say yağı akmağa başlayup üç gün üç gece yağ akup Karadeniz'in yüzünü yağ bürüyüp Akdeniz'e bile yağ cereyân edüp cemî‘i leb-i deryâda olan benderlerin ahâlîleri ol kadar yağ cem‘ ederler kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz. Böyle keşf [ü] kerâmet etdiklerinde rûh teslîm edüp ol mahalde defn ederler. Ba‘dehu üzerlerine selef hânları bir kârgîr binâdan bir kubbe-i âlî edüp hâlâ anda âsûde-hâldir. Ve cenbinde niçe bin şehîd-i şühedâlar dahi medfûnlardır. Ve zamân-ı evâ’ilde bu Mayak Baba Sultân kurbunda bir kal‘a-i metîne var imiş. Âsâr-ı binâları hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve hâlâ bu mahalde otlayan hayvânâtların yağı eyle çok olur kim Mayak yağı deyü rub‘-ı meskûnda meşhûr-ı âfâk olup misk [ü] anber-i hâm gibi râyiha-i tayyibeli may-ı sâfîdir. Ve bunda otlayan koyunların niçe bininin dişleri altun gibi sarı olur derler, ammâ hakîr görmedim. Niçe gâzîler bu vâdîlerde kîmyâ otu vardır, derler. Hattâ niçe kerre Leh ve Freng kâfirlerinin bu mahalden nebâtât [u] giyâhât cem‘ etdiklerin görmüşlerdir.
EÇS VII 106b
Andan yine hân ile kalkup cânib-i şimâle Karadeniz sâhiliyle 15 sâ‘at gidüp,
EÇS VII 106b
Menzil-i Büke bulağı
EÇS VII 106b
Hoca Bay'ın bükesi koyunları bu yurdda otlarmış. Anıniçün Büke bulağı derler. Lisân-ı Tatar'da büke hâtûn kadıncıklara derler. Galat-ı meşhûru kadıncıkdır, ammâ aslı hâtûncukdur. Ba‘dehu Büke bulağından cümle asker-i Tatar ile mağrib tarafına vilâyet-i Kazak içine gitdiler kim nehr-i Perezen'i tâ başından ayaklap geçeler, zîrâ leb-i deryâda gemiyle geçmek emr-i azîm usretdir. Anıniçün nehr-i Perezen'in Kazak içinde başına gitdiler. Ammâ bu hakîr Hân-ı âlîcâh ile keştîlere süvâr olup nehr-i Perezen'i ubûr edüp (---) sâ‘at dahi gidüp,
EÇS VII 106b
Menzil-i kal‘a-i Cânkirmân yâ‘nî hisâr-ı cây-ı emân Özücân
EÇS VII 106b
Mukaddemâ sene 1067 târîhinde mürûr etdiğimiz yollar ve bu kal‘alar mufassalan medh olunmuşdur, tekrâra hâcet yokdur, zîrâ ol sene-i mübârekde bu Özü kal‘asında kırk bin Kazak ile yedi gün yedi gece ceng-i azîm etdiğimiz de bâlâda cild-i (---) merkûmdur kim tekrâr tahrîre hâcet yokdur. Bu kal‘a-i Özü ağaları hân içün yüz pâre gemiler ve kayıklar ve potlar hazırlayup Hân ve cümle asker gemilere süvâr olup cümle askerin atları ve sığırları başına birer rub‘ ve koyun başına birer akçe alup karşu tarafa ubûr etdiler. Hakîr dahi Hudâ'ya sığınup selâmetle ubûr edüp karşu taraf ki Kırım hâkinde Heyhât sahrâsının bir ucunda,
EÇS VII 106b
Menzil-i kal‘a-i Kılburun
EÇS VII 106b
Bu dahi bâlâdaki cildin sene 1067 târîhinde mufassalan terkîm olunmuşdur. Bundan kalkup ılgar ile sahrâ-yı Heyhât ucudur kim bu Kılburun kal‘asında nihâyet bulur, bu sahrâ içre cânib-i şarka gidüp 15 sâ‘atde,
EÇS VII 106b
Menzil-i vâdî-i Kopkuyu
EÇS VII 106b
Nehr-i Özü ile Karadeniz mâbeyninde bir kumsal zemînde sehel tatlı kuyular olduğundan kavm-i Tatar Kopkuyu, ya‘nî çok kuyulu yerler demek olur. Âsâr-ı binâdan aslâ bir şey yokdur. Ancak küffârın yollar üzre pusu yerleri çokdur. Andan kalkup semt-i şarka (---) sâ‘at gidüp,
EÇS VII 106b
Menzil-i Sarıkamış
EÇS VII 106b
Nehr-i Özü kenârında bir mahûf ve muhâtara kamışlık yerdir kim Kazak-ı âk kefereleri ol kamışlık içinde pinhân olup âyende vü revendeleri sayd edüp esîr-i bend-i zencîr ederler. Andan yine şark semtine (---) sâ‘atde,
EÇS VII 106b
Menzil-i Çorga
EÇS VII 106b
Nehr-i Özü ile Karadeniz mâbeyninde bir ince yoldur. Karadeniz taşsa yoldan atlayup nehr-i Özü'ye deryâ karışır eğer Özü nehri taşsa Karadeniz'e karışır. Kılburun dedikleri bu ince yoldur, ammâ emândır, zîrâ Kazak saklanacak yerleri yokdur. Andan yine şark tarafına Heyhât yoluyla (---) sâ‘at otlu ve sulu yerlerde gidüp,
EÇS VII 106b
Menzil-i Bahşeli
EÇS VII 106b–107a
Bunda dahi acı ve tatlı kuyular vardır. Niçe asker bunda yatmayup ileride Ken kuyu'yu geçüp, 107a
EÇS VII 107a
Menzil-i Baydipi
EÇS VII 107a
Bir şiddet-i şitâda bu mahalde dipi ve borandan niçe bay ankâ âdemler sovukdan helâk olduklarıyçün Tatar kavmi bu mahalle Baydipi derler. Andan yine cânib-i şarka 5 sâ‘atde,
EÇS VII 107a
Kayğaç Gölü
EÇS VII 107a
Lisân-ı Tatar'da (---) (---) demekdir. Nehr-i Özü'den müteferrik bir buhayre-i azîmdir. Ba‘zı zamân içinde Kazaklar kayıkların arkalarıyla getirüp bu göle koyup şikâr alırlar.
EÇS VII 107a
Bu gölü geçüp 5 sâ‘at yine taraf-ı şarka gidüp ve bu çöllerde acı sular içüp Kazak ve Kalmık havfin çeküp kat‘-ı menâzil ederdik. Bu çölistânda Kılburun kal‘asından cânib-i şarka Kırım cezîresi ağzında tâ Or kal‘asına varınca otuz sâ‘atlik zemîn-i Heyhât'dır kim şenlik ve şâdımânlıkdan aslâ eser yokdur. Hattâ güneş çölde doğar ve çölde batar.
EÇS VII 107a
Ammâ bu Heyhât bu çöl-i Heyhât'dır kim şarkdan garba tûlı toksan yedi konakdır kim şark tarafı nihâyeti Bahr-i Harez'de tamâm olur. Garb tarafında mezkûr Kılburun'da nihâyet bulur. Müverrihân-ı Acem bu Heyhât'a deşt-i Kıpçak deyü tahrîr ederler. Ammâ bu Heyhât'a muttasıl tâ Maskov vilâyeti içinden bir yıllık yol Çîn ü Mâçîn ve Fağfûr ve Kozak ve Kızlar vilâyetine varınca büyük Heyhât'dır kim içinde gulbeyâbânî ve yaban âdemleri ve gayri ecnâs-ı mahlûkât mevcûddur.
EÇS VII 107a
Bu Heyhât'da dahi gulbeyâbân ve yaban atları ve develeri ve niçe bin envâ‘î haşerât-ı mahlûkâtların mevcûd olduğu inşâallâh eğer seyâhati nasîb olursa alâ kadri'l-istitâ‘a tahrîr ederiz.
EÇS VII 107a
{Ammâ nehr-i Özü kenârında Heyhât sahrâsı ucunda kal‘a-i Kılburun'dan tâ bu kal‘a-i Or'a gelince ve Or taşrasından tâ kal‘a-i Azağ'a on günde varınca Âl-i Osmân hükmündedir, ammâ Or kal‘asından içeri cezîre-i Kırım ortası hânlarındır, ammâ Kırım cezîresi etrâflarındaki kal‘alar yine Osmânlınındır. İllâ bu Or kal‘ası ve Gözlev kal‘ası ve Bâğçesarây kurbunda Çufud kal‘ası hânlarındır. Mâ‘adâ kal‘alar Osmânlınındır.}
EÇS VII 107a
Hele hamd-i Hudâ sihhat ü selâmetle Hân hazretleriyle cümle asâkir-i İslâm ve gâret olan kavm-i Noğay ile kal‘a-i Or kapusundan içeri girirken Hân hazretlerine kal‘a-i Or'dan niçe yüz şâhî ve kolomburuna toplar şâdımânları edüp Or beği Kıraş Beğ Hân'a gelüp buluşdu.
EÇS VII 107a
Evsâf-ı hudûd-ı vilâyet-i Sol‘ât taht-ı Âl-i Cingiziyân, ya‘nî ibtidâ serhadd-i hisâr-ı üstüvâr-ı Or, ya‘nî Ferahkirmân
EÇS VII 107a
Cemî‘i Tatar tevârîhlerinde bu Or kal‘asına Ferahkirmân deyü tahrîr etmişlerdir. Bu cezîre-i Kırım Ciniviz küffârı elinde iken ibtidâ bu cezîre-i Kırım'a mâlik olan Cingiz Hân oğlu Cuci Hân sene (---) târîhinde bu Or kal‘ası yerindeki kal‘ayı Ciniviz Frengi elinden alup Azak denizi boğazından Ölüdeniz boğazına varınca bu Kırım cezîresinin karaya muttasıl olan (---) adım yerine bir or kazup, ya‘nî bir handak kazdığiyçün bu kal‘aya Or kal‘ası, ya‘nî handak kal‘ası derler, ammâ müverrihân-i Tatar Ferahkirmân derler.
EÇS VII 107a
Ba‘dehu sene (---) târîhinde yine nesl-i Âl-i Cingiziyân'dan Sâhib Geray Hân bir müdebbir ve âkıl ve sâhib-zuhûr hân-ı cem-cenâb olmağile cedd-i ızâmı Cuci Hân'ın Ciniviz Frengi elinden feth etdiği Or kal‘asın temelinden münhedim edüp müceddeden bu Or kal‘asın Kırım cezîresinin Heyhât sahrâsına muttasıl olan iki tarafı de[r]yâ olanın tâ ortasındaki or mahalline bu kal‘a-i Or'u binâ edüp dilşâd [ü] ferahnâk olduğundan ismine Ferahkirmân deyü nâm verirler.
EÇS VII 107a
Ammâ müverrihân-ı Arab ve kitâb-ı Füsûs sâhibi Hazret-i Muhyiddînü'l-Arabî bu cezîre-i Kırım'a ve vilâyet-i Kazak-ı âk'a bilâd-ı Sol‘ât derler. Ve Cıfr-ı Câmi‘de ve niçe kelâm-ı Alî'de Tataristân'a bilâd-ı Sol‘ât derler. Hattâ bir kitâb-ı cıfırda "Yâ bilâde's-Sol‘ât ahzir an sığârı'l-uyûn min nefsih[küm]" buyurmuşlardır, ya‘nî "Yâ Kırım halkı sizin nefsinizden olan küçük gözlü kavimden hazer edin, ya‘nî Kalmık kavminden pek korkun" deyü Kırım halkına kavm-i Sol‘ât derler. Ammâ çünki Tataristân'a bilâd-ı Sol‘ât dedikden sonra vilâyet-i Hind ü Sind ve Keşmir ve Gûlkend-i Dekend ve Çîn [ü] Mâçîn ve Hıtâ ve Hoten ve Fağfûr [ve] Özbek ve Belh u Buhârâ ve vilâyet-i Acem ve Horâsân ve vilâyet-i Kozak ve vilâyet-i Türkistân [ve] vilâyet-i Mâhân kavm-i Moğol ve kavm-i Boğol ve kavm-i Kaytak [ve] kavm-i Dağıstan ve kavm-i Noğay ve kavm-i Kalmah ve kavm-i Heşdek ve kavm-i Maskov ve kavm-i Leh ve kavm-i Lipka müslimi ve kavm-i Macar ve kavm-i Kırım cümle yetmiş yedi akvâm-ı gûnâ-gûn bunlar cümle Tatardır kim kavm-i Sol‘âtdır. Hattâ İsfaç kralının taht-ı hükûmetinde Maskov'un Heşdek Tatarı gibi İsfaç'ın dahi on iki kerre yüz bin göçer evli Tatarı var. Hattâ Âl-i Osmân ve cümle kavm-i Türkmân dahi kavm-i Tatar'dır.
EÇS VII 107a–107b
Tuhfe nâm bir târîhde ve Rûm Yanvan târîhinde ve Ermenî Mığdisi târîhinde ve Latin (...) târîhinde ve Kabâbıta müşkil-küşâ târîhlerinde eyle tahrîr etmişler kim bu rûy-ı arz kim Bahr-i Muhît seksen yedi bin mîl bir cezîredir, bu cezîrenin nısfını kavm-i Sol‘ât, ya‘nî kavm-i Tatar dutmuşdur. Bu edîm-i arzda siyâh Arablar ile Tatar kavminden (bir) çok kavim yokdur, deyü yazmışlar ve niçe yüz kavm-i Nasârâ bu Tatar kavminden azmışlar, deyü yazmışlar. Hattâ Târîh-i Tuhfe'de birkaç mürsel nebîlerin hılye-i şerîflerin 107b "Cenâb-ı Kibriyâ ibtidâ Hazret-i Âdem'i yed-i kudretiyle tînden halk etdikde Tatar sıfatında halk etmişdir" deyü mufassal yazmış. Ve be-kavl-i müverrih-i âlem müfessir İshâk, sûre-i (---): Arapça tefsîrinde "Hazret-i Îsâ da Tata[r] mahbûbu şeklinde halk olmuşdur" deyü tahkîk etmiş.
EÇS VII 107b
Hattâ kavm-i Yûnâniyân-ı kefere-i Rûm millet-i Mesîhiyye olduklarından Hazret-i Îsâ aleyhi's-selâmın cemî‘i evzâ‘, etvâr, libâs ve hilye-i şerîfin sıhhati üzre yazup ale'l-ittifâk Tatar eşkâlinde yazmışlardır, ammâ cemî‘i kefereler kavm-i Tatar'ı sevmeyüp adû-yı hâyinleri geldiklerinden,
EÇS VII 107b
"Hâşâ Hazret-i Îsâ Tatar sıfatında değil idi. Hemân Hazret-i Yahyâ gibi seyrek sakallı ve mükehhal süğlün gözlü idi. Hattâ Hazret-i Yahyâ Hazret-i Îsâ'yı kucağında gezdirirken görenler ‘Bu Îsâ Hazret-i Yahyâ'ya benzer, geçen nebî dahi kavm-i Sol‘ât'a benzer’ derlermiş, ammâ Rûm keferesi kavm-i Sol‘ât Yûnâniyân bizim kavmdir" derler.
EÇS VII 107b
Hulâsa-i kelâm kavm-i Sol‘ât-ı Tatar bu rûy-ı arzı dutmuşdur, ammâ li'llâhi'l-hamd bu cezîre-i Kırım Tatarı üzre Cenâb-ı Kibriyâ'nın nazarı ta‘alluk edüp her ne cânibe teveccüh ederlerse her bâr mansûr u muzaffer gelüp cemî‘i kâfiristâna bî-rahmlikleri velvele salup kavm-i Tatar'ın havf [ü] haşyetlerinden cemî‘i kâfiristân kâfirlerinin amânları kesilüp bî-îmân kalmışlardır. Hamd-i Hudâ bu kavm-i Tatar mü’min ve muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘atden bir alay gâzîyân-ı mücâhidânlar olup mu‘cizât-ı Muhammedü'l-Mustafa'nın du‘âsı berekâtıyla cezîre-i Kırım'da ve gayri bilâdlarda sâkin olup cânib-i erba‘ada olan küffâr-ı dûzah-karârların karârgâhları olan memleketlerin alan u tâlân ve keferelerin esîr-i nâlân edüp sığâr [u] kibâr evlâd nisvân bintânlarını esîr-i pây-beste ve dil-haste şikeste beste edüp niçe bin gûne şikence edüp at derisi ve at şikenbesi ve at bağırsakların esîrlere yedirerek cümle keferelerin evlâd [u] ensâbların diyâr-ı İslâm'a getirüp İslâm ile müşerref ederler. Hattâ bu kavm-i Tatar-ı adû-şikâr hakkında hadîs-i sahîh vardır.
EÇS VII 107b
Hakkâ ki bî-rahm kavmdir, ammâ min-indillâh Âl-i Osmân önüne sedd olup her bâr küffâr ile ceng-i cidâl ve harb-i kıtâl ederler. Ve gâyet salt ve sebük-bâr askerdir, zîrâ kavm-i Noğay Tatarlarının yanlarında hall [u] hurmetden bir şey bilmezler bir alay mübâhî kavimdirler.
EÇS VII 107b
Hîn-i zarûretde gayri mahalde zî-rûh nesli olup anın cânı ola ve kanı çıka, elbette anı yerler ve kanına darı potğası karışdırup cemî‘i hayvânât kanını şurba gibi içerler. Dâ’imâ yedikleri atdır, etin yerler. Her hayvânın derisin geyerler, ya‘nî kürkün geyerler. Ve ekmek yeseler yüreklerine yapışup ölürler. Dâ’imâ yedikleri darı ve geydikleri deri. Evleri saz kendüleri nâ-sâz bir alay kavm-i gâziyân-ı mücâhidândır. Dâ’imâ hekîmâne bir gûne ta‘âm yerler, gayri şey yemezler ve bilmezler. Âb [u] hevâlarının hükmünden mi‘deleri gâyet serî‘u'l-hazmdir. Hattâ bir Tatar üç dör[d] günlük ta‘âmı bir fıçı bozayı yeyüp içüp yine üç dörd gün ta‘âm yemese mümkindir. Bulur[sa] polad-ı Nahşevânî'yi yer ve yağın [i]çer(?).
EÇS VII 107b
Niçe kerre yüz bin Tatar vardır kim ömründe su içmemişdir. Kımız nâmında bir gûne altı yedi günlük at südü içerler. Talkan nâmında darıyı kavurup değirmenden çeküp un gibi edüp anı at südü ve deve südüyle karışdırup içerler. Def‘-i cû‘ etdiğinden mâ‘adâ sehel sekir verir. Bir dahi kurut ayranı, ya‘nî ekşimiş ve belemiş(?) yoğurd keşin ısladup yerler. Bir dahi yazma nâmında ilik gibi bir kaymağı alınmamış yoğurdu at südüyle ayran edüp anı içerler. Ve ilik gibi koyu ve lezîz bozaları olur.