EÇS VII 116b
Vilâyet-i Durujunka’ya kadem basup anda dahi anda dahi şâfî haberler alup kal‘a-i Ladicin altında meks olundu. Hükm-i Durujunka hatmanıdır. Andan yine semt-i şarka gidüp,
EÇS VII 116b
Menzil-i kal‘a-i Oman: (Şehir) palanka-i azîm ve şehr-i kadîm olup bâğlı ve bâğçeli olup Durujunka hükmündedir. Andan bir günde şarka ormanlar ve düz vâdî-i lâlezârlarda gidüp yine,
EÇS VII 116b
Nehr-i Tasma kenârında bir palanka-i azîm olup Durujunka hükmünde olduğu bâlâdaki cildde merkûmdur. Andan Praslov kal‘asının taraf-ı şarkîsine bir konak gidüp,
EÇS VII 116b
Kal‘a-i Duşka: Bu dahi nehr-i Tasma suyu kenârında olup değirmenler dibinde geçitden nehr-i Tasma'yı geçüp yine bir konak gidüp,
EÇS VII 116b
Menzil-i kal‘a-i Kapusna: Doline suyu kenârında bir bataklık içinde üç kat palanka olup Sotnik hükmünde olduğu merkûmdur. Andan yine semt-i şarka çöl ile bir konak gidüp,
EÇS VII 116b
Menzil-i kal‘a-i Jabotin: Nehr-i Tasma bataklığı içinde olunup ma‘mûr palanka olduğu merkûmdur. Andan bir konakda,
EÇS VII 116b
Kal‘a-i Vedmeduka: Tatar'dan mürted olmuş Ayo nâmında bir kefere binâsı olup iç kal‘ası taş taşrası palanka olup bir yanı nehr-i Tasma suyu olduğu bâlâda bu dahi müsevvede olunmuşdur. Andan nehr-i Tasma’nın iki sâ‘atde tûl-ı dırâz ağaç köprüsünden geçüp ol gün,
EÇS VII 116b
Menzil-i kal‘a-i Çehrin: Ve Çehril derler, ammâ Kazak Çehriliçse derler. Sol tarafında nehr-i Özü dibinde nehr-i Tasma üç kat konaklıka(?) ve üç kat handaklı Şeddâdî binâ iç kal‘a ve taşrası palanka hisâr olup Durujunka hükmünde olunduğu bu dahi bâlâda tahrîr olunmuşdur.
EÇS VII 116b
Andan, karye-i Lomovat geçüp bir konak şarka gidüp,
EÇS VII 116b
Menzil-i kal‘a-i Çarkazı: Nehr-i Özü kenârında dolma palanka olup Pokovnik Holap, ya‘nî Tatar'dan dönme bir kefere hâkimi olduğu mahrûrdur. Andan bir konak çölde gidüp,
EÇS VII 116b
Menzil-i kal‘a-i Kanıv: Geçen günlerde nevâhîlerin berbâd etdiğimiz mahalde evsâfı terşîd olunmuşdur. Andan yine tekrâr,
EÇS VII 116b
Kal‘a-i Kirmâncık: Taş kal‘adır. Anı geçüp andan yine şarka giderken,
EÇS VII 116b
Kal‘a-i Bobno: Özü nehri kenârında palankadır. Anı geçüp,
EÇS VII 116b
Menzil-i palanka-i Kırılov: Nehr-i Özü kenârında taş binâ kal‘a olduğu bâlâdaki sene 1067 târîhi cildinde bu dahi mastûrdur. Andan yine bu Durujunka vilâyeti içre bir konak cânib-i kıbleye gidüp,
EÇS VII 116b
Menzil-i kal‘a-i Kobilak, ya‘nî Kısrak kal‘ası demekdir. Bu diyârın Rus-ı menhûsu nehr-i Özü’ye Nipirvoda derler. Bu kal‘a dahi bâlâda yetmiş târîhinde ve altmış yedide mufassalan tahrîr olunmuşdur kim Özü nehri kenârında olup Durujan hükmünde âhıru'l-hudûd kal‘aları olup nehr-i Özü karşusu artık Kırım diyârında Or kal‘asına dek Heyhât çölüdür. Lâkin bu sefer-i meserretimizde çirkli(?) yollarından kâfiristânın imâret yerlerine girüp gâret etmişdik. Bu Kobilak kal‘asının kıble tarafı on konak yer Sarıkamış vilâyetidir. Rus-ı menhûs lisânı üzre bu kavme Zaporoska kavmi derler. Bir ma‘nâda cezâyirli yiğit demekdir, bir ma‘nâda kapu eşiği demekdir.
EÇS VII 116b
Ba‘dehu Hân-ı âlîşân ile yine kal‘a-i Kobilak altından kalkup bir konak yortup Aksu’yu koyun geçidinden geçüp giderken,
EÇS VII 116b
Bu mahalde Özü kal‘amız ağalarından ve beğlerinden üç yüz aded pür-silâh yiğitler Hân'a gelüp,
EÇS VII 116b
"Amân pâdişâhım! Andirya Kazağı ve Sirge Kazağı ve Sarıkamış Kazakları pâdişâhımın sefere gidüp bozuldu deyü haber çıkarup ‘Şimden gerü Hân'ın uğuru döndü ve Osmânlı kendiden yüz çevirdi ve Akkirmân'da Hân elindeki yalı ağalığın alup kışlaların cümle âteşe urdu. Fursat ganîmetdir. Biz de Özü kal‘ası askerinin mâlların sürelim’ deyü bu vakt-i seherde on bin kâfir gelüp cümle hayvânât hergelelerimiz sürüp işte henüz Andirya adasına doğru gitmededirler. Lâkin hayvânâtları pek süremeyiyorlar. Eğer pâdişâhım, bu kadar bin askerle murâd edinirseniz ılgar edüp sürülen(?) mâlımız kurtarup mansûr [u] muzaffer olursuz" dediklerinde Hân eyitdi:
EÇS VII 116b
"Osmânlı bizim Akkirmân mansıbın değil hânlığımdan dahi ma‘zûl edüp cümle milk-i emlâkim Akkirmân'da talava ursa biz Selâmet Geray Hân evlâdınız ne deriz(?) Osmânlıdan yüz çevirmeziz. Yine biz Âl-i Osmân'ın eylediğine kalmayup pâdişâh uğuruna bu maslahata sefer edelim. Tevekkülen alallâh kardaşlarım atlanınız(?)" deyüp azm-i râh eyledi.
EÇS VII 116b
Aksu kenârından Andirya Kazağı adasına çapula gitdiğimiz gazâyı beyân eder
EÇS VII 116b
Evvelâ Aksu sâhilinden çöl-i çölistân ile ol gün ılgarlayup Andirya Kazağı kapandığı cezîre etrâfına varup küffâr bizi görünce,
EÇS VII 116b
"Bire hay meded, bizi Tatar basdı" deyü cümle Özü askerinin mâlların Özü’ye koyup cemî‘i kâfir cezîrenin etrâfında meterise girüp kapandılar.
EÇS VII 116b
Hemân Hân hazretleri mukaddemâ âteş-pâre olmuşken dibelik âteş-i mahz olup fi'l-hâl dellâllar nidâ etdirüp,
EÇS VII 116b–117a
"At ve ton ve mâl ve rızık ve kul ve karavaş isteyen bu adaya bir hâl edüp koyulsunlar" deyince el-azametullâh yetmiş yedi bin Tatar yaylarının çilelerine ikişer dâne iri 117a temrenli tabur okların yay çilelerine gezleyüp cümle asâkir-i İslâm kat-ender-kat Andirya cezîresin ihâta edüp bir gezden cümle gâzîler sadâ-[yı] Allâh Allâh'a rehâ buld[ur]up cezîre üzre her tarafdan at bırağup cezîre içre bir yaylım tabur okların atınca bi-emrillâhi te‘âlâ cemî‘i oklar cezîrenin içinde olan hayvânâtlara ve âdemlere hadeng-i belâ isâbet edince bu kadar yüz bin hayvân hemân bir kerre ürküp cezîre etrâfında meterise girmiş kefereleri çiğneyerek cümle hayvânâtlar suya urup beri bizim tarafımıza geçerken Tatar gördü kim cezîreye geçmek mümkin. Bu hâlde küffâr dahi hayvânât çiğnediğinden şaşup bir tüfeng atmağa iktidârları olmayup serserî gezerlerken hemân Tatar bir kerre dahi Allâh Allâh ile bir yaylım okların dahi perrân edüp hemân cümle guzât cezîrenin her tarafından göle at bırağup bî-bâk [ü] bî-pervâ batağı geçüp küffâra kılıç urup tîr-i bârân atmağa başlayınca küffârın niçe bini cezîreden beri bizim tarafımıza yüzüp selâmet kenârına çıkdım derken melâmet yakasın ele verüp esîr-i bend-i zencîr oldular.
EÇS VII 117a
Muhassıl-ı merâm-ı kelâm ol gün tâ vakt-i asra dak bin sekiz yüz kâfir dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçüp iki bin tüvânâ Kazak esîr ve üç bin yedi yüz altmış aded avret ve oğlan ve bintânlar bend-i zencîr olup adadan taşra yigirmi binden ziyâde mâl çıkarup Özü kulu damkalarıyla olan mâlları adâlet edüp Özülü yedi bin yüz altmış aded hayvânâtlar verüp pâdişâha hidmet edüp Özü kulunu hâkden ref‘ edüp cümlesi memnûn olup Hân'a hayr du‘âlar edüp gitdiler. Hân-ı âlîşân dahi "fi'l-bereke" deyüp bu kadar mâl-ı ganâ’im ve bu kadar esîr ile asâkir-i Tatar-ı adû-şikâr sîr olup andan sâlimîn ü gânimîn şark tarafına 10 sâ‘at seğirdüp mansûr [u] muzaffer,
EÇS VII 117a
Menzil-i kal‘a-i dâr-ı emân ya‘nî hisâr-ı Doğan
EÇS VII 117a
Anda kal‘adan Hân'a top şâdım[ân]ları edüp Hân dahi kal‘a ağalarına yüz aded at ve sığır ve on baş esîr geçit hakları verüp ol gece mâhtâbda cemî‘i asâkir-i İslâm nehr-i Özü'yü gemi ile yıldırup kimi gemilerle güzer edüp karşu tarafda Kırım diyârı hâkinde Heyhât sahrâsı nihâyetinde,
EÇS VII 117a
Bundan dahi Hân'a şâdımân topları atılup kal‘a ağalarına geçit hakkı verilüp andan kalkup bir gece mâhtâbda Heyhât sahrâsı içre cânib-i kıbleye gidüp anda,
EÇS VII 117a
Lisân-ı Tatarca araba yolu demekdir. Bu mahalde Şâhîn Geray Hân bir tabur kazmış dururdu. Meğer Hân hazretleri kâfiristânı urmağa gitdikde Kırım vilâyeti boşdur deyü fi'l-hâl Sirge Kazağı'ndan ve Berabaş Kazağı ve Andirya Kazağı ve Zaporoska Kazaklarından yedi hatmanla on bin Kazak ve iki bin Kalmık Tatarı kefereleri Kazak ile bir olup Kırım'ı urmak içün bu mahalle gelüp kapanırlar. Hikmet-i Hudâ bu kâfir[ler] Kırım'da Or kal‘asına gitmek sadedinde iken Hân askerinin atları eşkincilerin görünce tarfetü'l-ayn içre tabur içre kamanup biz dahi asker-i deryâ-misâl ile tabur etrâfında meks edüp Hân-ı âlîcâh cümle karaşı kartlar ve Şîrînli ve Mansûrlularla müşâvere edüp ale'l-ittifâk cenge âheng etdiler.
EÇS VII 117a
Der-beyân-ı ceng-i âşûb-ı tabur-ı yurd-ı Kan[g]lıçak
EÇS VII 117a
Hemân ol ân Kırım'dan Hân'a istikbâle gelen beş altı bin âdemlere cümle mâl-ı ganâ’imlerimiz tapşırup anlar Kırım'a revâne oldukda cümlemiz salt u sebük-bâr kalup ale's-sabâh ceng tablına turreler urulup Kırım'dan gelen dinç atlı askeri ileri koyup cümle asker-i Tatar at başları berâber olup ellerine yayların alup her çileye ikişer üçer aded tabur okları gezleyüp bir ağızdan Allâh Allâh'a rehâ buldurup tabur üzre hamle edüp bir yaylım ok tabur içre bârân-ı la‘net gibi sihâm-ı kazâ yağup kâfirden dahi toplar ve niçe bin tüfengler atılup bizim asker karış katış olup bir takrîb ile tabura karîb varup zafer bulamadık ve sehel gerü durduk.
EÇS VII 117a
Hemân küffâr "Hay Tatar yan verdi" deyüp cümle kefereler taburdan taşra hınzîr sürüsü gibi çıkup biz dahi cümle askerle semt-i şarka yan verince küffâr bizi nısf sâ‘at kadar taburundan alarka olduğumuz görüp "Bire Tatar kaçdı" deyü bizi kova kova meydân-ı arsagâha çıkınca hemân Şîrînli ve Mansûrlu ve kapu kulları bir kerre,
EÇS VII 117a
"Bire kâfirler dönekdir" deyü ot ağaları tuğlarıyla kâfir üzre bir kerre asker-i İslâm dönüp at süheylinden ve benî âdemin sadâ-yı Allâh'dan zemîn ü zamân [ve] evc-i âsumân dir dir ditreyüp tarfetü'l-ayn içre küffârı bu sahrâda ortaya alup küffâr askeri içre gâzîler aç kurd koyuna girir gibi girüp bir kılıç şakırdısı ve bir tüfeng patırtısı ve bir sadak kütürdüsü hamd-i Hudâ sene 1076 târîhinin rûz-ı Kâsım'ında küffârı ân-ı vâhidde Kan[g]lıçak taburuna girmeyüp cümle küffârı münhezim edüp kırmağa başladık.
EÇS VII 117a–117b
Ammâ Kalmık Tatarıyla köpek cengi ederek kâh anlar bizi kâh biz anları sürerek tâ Potnabaşı nâm mahalle varınca Kalmığı da kıra kıra mansûr u muzaffer olup sad kez şükr-i Hudâ bu cengden dahi yedi bin esîr ve altı bini tu‘ma-i şemşîr olup sekiz yüz Kalmık Tatarı esîr-i sîr kayd [u] bend-i zencîr ve iki bini dahi firâr etmeğe tedbîr ederken anlara dahi gâziyân-ı Cingiziyân yetişüp kıra kıra kazgan kadar kellelerin ve Hân 117b huzûrunda kellelerin zemîne galtân etdiklerinde bu gâzîlere Hân-ı âlîşân-ı cem-cenâb börkler ve çekman tonlar ve şıpırtma kalpaklar ihsân olundu.
EÇS VII 117b
Cemî‘i zamânda Tatar mâbeyninde baş getirmek ayıb iken Kalmık başı getirenlere ihsân olundu, zîrâ cemî‘i zamânda bu âna dek bir Kalmık başı alınmamışdır, zîrâ gâyet dilâverâne ceng ederler. Dâ’imâ Kırımlıyı bozagelüp Kırım halkının ödün sındırmışdır, zîrâ hulûlî mezheblerdir "Ölüp yine bir avret karnındaki ma‘sûm cânına cânım girüp yine dünyâya tâze gelirim" der. Ve dâ’imâ ceng ederlerken sihr edüp asker bozarlar.
EÇS VII 117b
El-hâsıl anlar ile bir vecih ile intikâm alınup savaş-ı perhâş olamaz. Îzed [ü] Yezdân'a sad-lek hamd [ü] senâ olsun bism-i İlâh ile der-ceng-i evvel bu kadar Kalmık katl olup sekiz yüz adedi esîr oldu. Ve ancak üç yüz yiğitlerimiz şehd-i şehâdet şerbetin nûş edüp cümlesin bile serhoşla atlarına yükledüp Or kal‘ası dâhilinde defn etdik.