EÇS VII 117b
Andan sürûr [u] şâdımân ile bir alay-ı azîm ederek sâlimîn ü gânimîn 6 sâ‘at cânib-i kıbleye gidüp,
EÇS VII 117b
Vilâyet-i cezîre-i kal‘a-i Ferahkirmân-ı hisâr-ı üstüvâr-ı Or
EÇS VII 117b
Bunda muhâfazada kalan nûreddîn sultân kal‘adan niçe yüz aded şâhâne toplar atdırup azîm şâdımânlar olundukdan sonra asker-i İslâm'a yüz sığır ve yigirmi re’s at kebâbları ziyâfeti ile yüz fıçı boza nûş olunup cümle asker-i İslâm'ın esîrlerinden savka içün esîr başına beşer guruş alınup defter mûcebince bu sâl-i mübârekde bir sefere çıkışda yedi kerre gazâ olduğu bir târîhde tahrîr olunmamışdır. Ve yedi kerre uruşda cümle (---) bin kadar esîr ve üç kerre yüz bin at ve bilâ-hadd ü lâ-gâyet sâ’ir mâl-ı ganâ’im alındığı cümle tahrîr olunmuşdur. Hamd-i Hudâ bu hakîr-i ahkarın dahi eline on yedi esîr ve kırk re’s at girmişdir. Ba‘dehu Hân-ı âlîşân bu Or kal‘asında muhâfazaya kalup bu hakîre beş köle ve beş yorga at biri raht-ı tahtıyla ve bir semmûr ton-ı çekman ve hüddâmlarıma da birer at ve onar altun ve birer çuka kumâş ihsân etdikde bu hakîr Hân huzûrunda baş urup,
EÇS VII 117b
"Pâdişâhım niçe kerre Kırım vilâyetine gelüp sefer-i meserretlerden elim değüp vilâyet-i Kırım'ı bir hoş temâşâ etmemişimdir. Hânıma baş urup tava etdim" dedikde hemân Hân-ı âlîşân dest-i şerîfine kilk-i cevâhir-nisârın alup,
EÇS VII 117b
"Ey Kırım eyeleri ve atalıkları ve iş erleri kocalaklar, her kansı bendere ve şehre yarlığ-ı belîğ Hânî ile kazakdaş kardaş sırdaş hâldaş seferdaş yoldaşım kart kazakım Evliyâ Efendi her kanda barırsa özümün hâtırıyçün ihsân [u] in‘âmlar edüp geydirüp kuşadup kızılga altun harçlıklar berüp mu‘temed yoldaşlar koşup vilâyetim temâşâ edüp atlarına ve kendüye ve refîklerine ri‘âyet edüp azıkların veresiz. Ve sen ki Gözlev kal‘ası ağası Ahmed Ağa'sın, Evliyâ Çelebi karandaşım sana bardıkda bir sarâya kondurup cümle me’kûlât [ü] meşrûbâtıın berüp her gün birer kızılga altun harçlık berüp gideceği(m) zamân bir semmûr ton ve yüz kızılga altun veresin ve ne cânibe azîmet ederse mu‘temed yoldaşlar koşasın, ve’s-selâm" deyü kâğızları alup Hân ile vedâ‘laşup,
EÇS VII 117b
Or kal‘asından Kırım vilâyetin muharrir-vâr geşt [ü] güzâr etdiğimiz kılâ‘ ve şehirleri beyân eder
EÇS VII 117b
Evvelâ kal‘a-i Or'dan cânib-i kıbleye düz sahrâda 6 sâ‘at gidüp,
EÇS VII 117b
Menzil-i karye-i Tuzla: Bir acı göl kenârında üç yüz aded toprak örtülü ve dîvârları sığır tezeği ve deryâ eriştesiyle binâ olunmuş evlerdir. Cümle halkı cabalıkdır kim gölden kaya kaya tuz çıkarup tuz emînine verirler. On bin guruş hâsıl olur emânetdir. Elimizde olan yarlığı emîn görüp vâfir ri‘âyet edüp bir altun ulûfemizi verüp bizimle gelen refîkleri kaytarup gayri sekbânlar hâzırladı.
EÇS VII 117b
"Ve şimden gerü her konakda böyle ulûfe ve böyle refîkler verirler" deyü emîn bize yemîn edüp tatyîb-i hâtırımızla mukayyed olup ertesi gün yine kıbleye 3 sâ‘atde,
EÇS VII 117b
Karye-i Kişkara andan karye-i Kenekes andan karye-i Celâyirli: Bu kurâları eğer cümle imâretiyle ve eşkâliyle tahrîr eylesek mecmu‘a-i nâ-matbû‘ımız şütürbârî olur. Ancak esmâların tahrîr ederek bu karyeleri geçüp,
EÇS VII 117b
Menzil-i karye-i Kocamak: Mezkûr kurâlar cümle kırlıkda ağaçsız ve bâğ u bâğçesiz cümle halkı sığır tezeği ve deve kemresi ve at tersi yakarlar ve dâ’imâ tezek kokarlar. Lâkin gâyet ekinleri çok olur. Hattâ bir kîlesi elli altmış kîle verir. Ve cümle evlerinin dîvârları toprak kerpiçidir ve iki kerpiç mâbeynleri deryâ eriştesi ve çürük samandır, ammâ ne pek metîn dîvârları olur. Ammâ çölistân yer olmak ile susuz yurtlardır. Yüzer ve seksener ve ellişer kulaç kuyularından atları sığır tulumlarıyla sular çeküp hayvânâtları ve kendilerin sıvarlar.
EÇS VII 117b–118a
Karye-i Beşavlulu andan karye-i Eliksen andan karye-i Kocalak andan menzil-i Butaş: Hân sancakdârlarının ma‘mûr kurâlarıdır. Bunların evleri dahi toprak örtülüdür, ammâ cümle taş ile mebnî 118a dîvârlardır, ammâ bunda ancak üç aded büyük söğüd ağaçları var kim cezîre-i Kırım'da ma‘rûfdur. Bunlar dahi tezek yakarlar, ammâ müsâfire pek bakarlar. Ni‘metleri mebzûldur kim elbette ta‘âmları at eti ve lahşa çorbası ve talkan ve kurud ve yazma ve maksima nâm tatlı bal gibi bozadır. Andan yine taraf-ı kıbleye 5 sâ‘atde,
EÇS VII 118a
Karye-i Soğanlı andan karye-i Yayşili halkı acîb ü garîb üstâdâne Tatar yayları işlediklerinden Yayşili, ya‘nî Yaycılı derler. Andan,
EÇS VII 118a
Karye-i Şinike andan menzil-i karye-i Bozyayşi: Bunda dahi tuhaf işlerler. Bunların dahi evleri cümle taşdan mebnîdir, zîrâ taşlık yakındır.
EÇS VII 118a
Andan niçe ma‘mûr u âbâdân kurâları 6 sâ‘atde geçüp,
EÇS VII 118a
İbrâhîm Efendi çiftliği: Bunda sehel istirâhat edüp ta‘âm tenâvül edüp andan (---) sâ‘at dahi kıbleye giderken Karadeniz'den gelme bir göl kenârında dörd gözlü bir taş cisrden geçüp,
EÇS VII 118a
Sebeb-i tesmiyesi oldur kim sene (---) târîhinde bu sâhil-i bahre Tohtamış Geray Hân Tatarlarından bir kişi gelüp bu mahalde tavattun edince obasının yerine obası gibi depesi delik bir gözlü ev binâ edüp hevâsının letâfet ve tarâvetinden bu ev sâhibi âdem tenâsül bularak niçe gözlü evler inşâ ederek bir mu‘azzam köy olup ismine Gözlü Ev derler. Gözlü Ev'den galat meşhûr olup hâlâ Gözlev derler.
EÇS VII 118a
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî asrında Gedik Ahmed Paşa bu cezîre-i Kırım etrâfında olan kılâ‘-ı azîmleri cümle Ciniviz Frengi elinden feth edüp Mengli Geray Hân ile ahd-i mîsâk ederler kim leb-i deryâsı cezîre-i Kırım'ın Âl-i Osmân'ın ola, cezîre ortasındaki sahrâsı kavm-i Tatar'ın ola, deyü ahd-i emân edüp Mengli Geray Hân bir karındaşın kavl-i karâr üzre der-i devletde Yanbolı şehrine rehin gönderüp cezîre-i Kırım nizâm [u] intizâm bulur.
EÇS VII 118a
Ba‘dehu ol sene Kefe vezîri olan Sencüvân Paşa bu Gözlev limanına gelüp görür kim bir bender-i calender olacak iskele yeridir. Hemân der-i devlete arz edüp fermân-ı şehriyârî gelüp bu Gözlev limanı kenârına dâ’iren-mâdâr bin arşın zemîne bir temel bırağup kal‘a rûy-ı zemînden iki âdem kaddi âlî oldukda Sencüvân Paşa merhûm olup kal‘a-i Gözlev nâ-tamâm kalır.
EÇS VII 118a
Ba‘dehu sene (---) târîhinde fermân-ı pâdişâhî ile Sâhib Geray Hân binâ ederken ol dahi dâr-ı bâkîye irtihâl etdikde gayri hânlar bu kal‘ayı itmâm etdiler.
EÇS VII 118a
Cümle etrâfında yigirmi dörd aded çâr-kûşe kullelerinin üstleri cümle kırmızı kiremit örtülü serâmed kullelerdir. Ve her kulle mâbeynleri yüz ellişer germe adımdır. Bu hisâb üzre kal‘a-i Gözlev’in dâ’iren-mâdâr cirmi üç bin dör[d] yüz hatvedir ve gird-â-girdi beş köşe bir Şeddâdî yonma taş bir müzeyyen kal‘a-i savaşdır. Ve leb-i deryâda bir düzlük yerde cânib-i erba‘ası deryâ olup hemân bir burunda cezîre-misâl vâki‘ olmuşdur.
EÇS VII 118a
Ve cümle beş aded metîn ve kavî hadîd ü cedîd kapuları var. Cânib-i şarka deryâ kenârında iskele kapusudur. Bu taraf kal‘asını liman denizi döğmek ile handakı yokdur.
EÇS VII 118a
Ve hân tarafından Gümrük Emîni Ahmed Ağa bu gümrükde oturup cemî‘i âyende vü revende gemilerden gümrük-i pâdişâhî alır, zîrâ Kırım'ın büyük bender-i azîmidir. Bin pâre gemi alır a‘lâ demir dutar yataklı liman-ı kebîrdir. Lâkin kıble ve gün doğusu ve lodos rûzgârlarından emîn değildir, zîrâ bu limanın ol taraflara ağzı açıkdır.
EÇS VII 118a
Ve kassâbhâne bu liman kenârında olup günde yüz sığır ve on at boğazlanır. Ve esîr bâzârı dahi bu liman kapusu taşrasında her sabâh durup niçe yüz cevârîler ve mahbûb gulâmlar fürûht olunur.
EÇS VII 118a
Ve dahi maşrık tarafında odun bâzârı kapusu, cümle kerâste direk ve odun bu kapudan taşradaki meydânda satılır azîm bâzâr durur.
EÇS VII 118a
Ve bu mahalde iki müselmân mahallesi var. Bir şîrîn câmi‘in bir mevzûn ve musanna‘ taş minâresi var. Ve dahi iki aded Çingane kavmi mahallesi ve bir Ermenî keferesi mahallesi bir kenîseleri var, ammâ Rûm ve Frenk ve gayri millet mahallesi yokdur.
EÇS VII 118a
Ve cümle bu varoşda yüz aded müfîd ü muhtasar fukarâ dükkânları vardır, ammâ bu varoşun etrâfında handakı ve palankası yokdur. Hemân deryâdan girme bir göl kenârında emn [ü] emân mahallâtlardır.
EÇS VII 118a–118b
Andan poyraz rûzgârı tarafına açılır toprak kapu taşrasında ikinci varoşda bir müselmân mahallesi ve bir mahalle mescidi ve yigirmi beş aded büyük ve vâsi‘ bozahâne kârhâneleri var kim her birinde şeb [ü] rûz beşer altışar yüz boza Bekrîsi Tatarlar leb ber-lebdir, zîrâ pâk ü pâkîze sıfâtlı ince elekden geçmiş koyu ve lezîz ilik gibi boza işleyüp üç vukıyye bozayı bir Kırım akçesine verirler. Hattâ bir Tatar hemân at üzre beş akçelik bozayı nûş edüp esrik olup gider. Beş akçe boza on beş vukıyye eder. Hemân iki nefesde on beş vukıyye bozayı nûş edüp sarhoş olup gider. Bahs ile bir günde yüz vukıyye boza ve bir koyun yemiş Tatar bî-hisâbdır. Bozayı 118b hem içer ve bir tarafdan işer.
EÇS VII 118b
Ve bu bozahâne taraflarında on aded taş kulle-i bâlâlar üzre yel değirmenleri var kim acâ’ib ü garâ’ib tarz-ı âhar âsiyâb-ı rîhlardır kim bu tarz yel değirmenlerinı bir diyârda görmemişim.
EÇS VII 118b
Andan yıldız rûzgârı cânibine Akmonla kapusu, cümle şehrin âb-ı hayât suları bu Akmonla kapusundan taşra at arabalarında iri fıçılarla suyu şehre taşırlar. Bu tarafda elli aded bâğlı ve bâğçeli mükellef evler vardır. Ve bu mahalle üç yüz adım yakın batı cânibine nâzır At kapusu araba sığmaz bir küçük kapudur. Ancak atlı ve yayan âdemler girüp çıkarlar.
EÇS VII 118b
Sitâyiş-i enderûn-ı imâret-i kal‘a-i Gözlev: Bu kal‘a-i azîmin içinde cümle yigirmi dörd aded mihrâbdır. On ikisi câmi‘-i selâtîn ve gayri a‘yân cevâmi‘leridir. Mâ‘adâsı mahalle mesâcidleridir.
EÇS VII 118b
Ve cümle on iki aded taş binâ minâre-i ra‘nâlar nümâyândır, ammâ cümleden âlî ve mükellef ü mükemmel Bahâdır Geray Hân câmi‘idir kim tûlen ve arzan kıble kapusundan tâ mihrâba varınca yüz elli kademedir. Bu câmi‘in sol tarafında hân-ı âlîşânların namâz kılacak bir musanna‘ mahfili vardır. Ve cümle iki serâmed minâresi vardır, ammâ birini zelzele münhedim etmiş, ammâ sağ tarafında minâresine hakîr urûc edüp şehrin cümle amâristân tarz-ı tavr-ı şekl-i muhammesin seyr [ü] temâşâ edüp minâreden enerken yüz beş kademe add etdim, ammâ hakkâ ki serâmed minâre-i musanna‘dır, zîrâ Sultân Süleymân câmi‘ini İslâmbol'da binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân Ağa ibn A[b]dülmennân'ın kârıdır. Hakkâ ki pesendîde bir müferrah ve dilküşâ ma‘bedgâh-ı zîbâdır. Lâkin bu câmi‘e göre haremi küçükdür, zîrâ şehrin izdihâmı yerinde çârsû-yı bâzâr içinde vâki‘ olup cemâ‘at-i kesîreye mâlik bir câmi‘-i selâtîndir. Hattâ bu şehr içre bu câmi‘den gayri rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr câmi‘-i pür-nûr u ma‘mûr yokdur. Bir fersah yerden kıbâblarının kurşumları şa‘şa‘ verir. Ve mihrâbı önünde biyimler ve bükeçler ve sultânlar medfûnlardır.
EÇS VII 118b
Ve haremine karşu yol aşırı bir latîf binâ-yı ra‘nâ hammâm-ı rûşinâsı vardır kim misli meğer Şâm'da Defterdâr hammâmı ve Sinâniyye hammâmı ola. Cümle bisâtları pâk ve cümle dellâkleri mahbûb ve cüst [ü] çâlâk pençe-i âfitâb hüddâmları var kim murâd [u] merâmın üzre hidmet ederler.
EÇS VII 118b
Ve yine bu câmi‘ hareminin sol tarafında yol aşırı şehrin iç kal‘asıdır kim handaksız çâr-kûşe taş binâ bir nâzük hisâr-ı ra‘nâ olup cirmi kâmil üç yüz adımdır. Anda dizdâr ve zindân ve anbârlardan gayri bir şey yokdur. Ortası meydândır, ammâ bu iç kal‘anın şark tarafında bir azîm kulle-i zîbâsı var. Anda acâ’ib serâmed topları cümle limana nâzırdır. Ve her Cum‘a günü bu kullenin dendân-ı bedenlerin dizdâr ağa sancağ u bayraklar ile zeyn eder. Salâdan sonra kal‘a kapusun sedd eder. Taşra kal‘aya açılır, ancak bir demir iç hisâr kapusu var. Ve aşağı cebehâne hazîneleri kurbunda yine limana nâzır balyemez topları var, zîrâ niçe kerre Kazak şaykalarıyla gelüp limandan gemiler almışdır(?).
EÇS VII 118b
Bu iç kal‘anın deryâ tarafında aslâ handakı yokdur, zîrâ alçacık kumsal yerdir, ammâ kal‘anın kara cânibleri dâ’iren-mâdâr kesme kaya handakdır kim Mehemmed Geray Hân Gâzî mâl-ı firâvân sarf edüp henüz bu handeği niçe bin kûhkenlere kazdırmışdır kim makdûr-ı beşer değildir.
EÇS VII 118b
Andan câmi‘-i Nûreddîn Sultân; sâde çatma kiremit örtülü câmi‘i- mahbûbdur kim minâresi mevzûn ve musanna‘dır. Ma‘lûmumuz olup ibâdet etdiğimiz bunlardır. Mâ‘adâ (---) aded mesâcid-i muvahhidândır, ammâ çârsû-yı bâzârı içinde birkaç ma‘mûr vâsi‘ mesâcidleri var kim câmi‘ olmağa isti‘dâdları vardır.
EÇS VII 118b
Der-medh-i hammâm-ı râhat-ı cân: Cümle beş aded hammâmları var. Evvelâ mezkûr Sâhib Geray Hân hammâmı, andan Eski hammâm, andan Yeni hammâm, andan Küçük hammâm. Bunların binâsı ve hevâsı ve mâsı gâyet latîf ve müferrah ve dilküşâ hammâm-ı ra‘nâlar, ammâ cümleden latîf Hân hammâmıdır.
EÇS VII 118b
Der-manzara-i hân-ı hâcegân-ı tüccârân: Cümle on bir aded vekâle-i âyende vü revende-i mihmânsarây-ı sevdâgerândır, ammâ üç aded hânları gûyâ kal‘adır. Demir kapulu ve kulleli ve mazgal delikli kal‘a-misâl hânlardır. Cümleden mükellef İslâm Geray Hân efendimiz merhûmun hânıdır kim içinde âb-ı hayât çeşme-sârları var. Bu hân kapusunun atebe-i ulyâsı kemerinde çâr-kûşe beyâz mermer üzre celî hattı müzehhebli târîh-i zîbâsıdır: