EÇS VII 118b
Dedi gûş eyleyüp bünyâdını târîh içün Cevrî,Yapıldı hân-ı vâlâ menzil-i ehl-i sebîl oldu.Sene 1062.
EÇS VII 118b
İki yüz kırk beş aded kat-ender-kat tahtânî ve fevkânî odaları var. Bevvâbları dâ’imâ dervezeleri dam u bâmlarında muhâfaza ederler. Kapusundan içeri değme âdemi komazlar.
EÇS VII 118b
Andan bu mezkûr hâna karşu Ulucâmi‘e muttasıl efendimiz Gâzî Mehemmed Geray Hân binâsı hân-ı zîbânın kapusu üzre mermer üzre müzehheb târîhi budur:
EÇS VII 118b
Mehemmed Şâh-ı Gâzî hân-ı a‘zam,Menâzil kad(?) bu hânı hayr-ı a‘lâ,Lisân-ı ehl-i dilde düşdü târîh,Menâzil bâd guyed ez hân-ı zîbâ.Sene (---),
EÇS VII 118b
Diğer târîh-i ra‘nâ, bu târîh kal‘a dîvârı dibindeki kapusu üzre mastûrdur:
EÇS VII 118b–119a
Mehemmed Şâh-ı Gâzî hân-ı a‘zam,Binâ kerdend în hân-ı mu‘azzam, 119aBe-gûyîd hân-râ manzûm târîh,Çi a‘lâ hân u zîbâ hıs-ı mühkem.Sene (---),
EÇS VII 119a
Hakîkatü'l-hâl bu hân Gözlev kal‘asının iç kal‘asından büyük ve metîn kal‘a-misâl hân-ı a‘lâdır kim kat-ender-kat iki yüz seksen aded içli ve taşralı ve haremleri ile ma‘mûr demir kapulu hân-ı mihmânsarâydır. Bunlardan mâ‘adâ hânlar böyle metîn ve müstahkem değillerdir, ammâ yine her biri tüccârlar ile pürdür.
EÇS VII 119a
Der-ilm-i medrese-i âlimân: Cümle iki aded medrese-i dâru'l-ulûm-ı müfessirândır. Ammâ mahsûs dâru'l-hadîs dâru'l-kurrâları aslâ yokdur, zîrâ ulemâ-yı muhaddisîni ve ulemâ-yı hâfız-ı Kur’ân'ı yokdur.
EÇS VII 119a
Der-vasf-ı mekteb-i sıbyân-ı ebcedhân: Cümle beş aded dâru't-ta‘lîm-i mekteb-i ciğer-kûşe-i püserânları vardır.
EÇS VII 119a
Der-zikr-i tekye-i dervîşân: Cümle üç aded tekyegâh-ı erbâb-ı tarîk-i Âl-i Abâ-yı Celvetî ve Halvetî tekyeleri vardır. Cümleden Güleçli Ahmed Efendi halîfesinin tekyesi amârdır.
EÇS VII 119a
Der-beyân-ı çeşmesâr-ı âb-ı revân: Cümle yedi aded Arapça misilli âb-ı zülâl uyûnları var. Cümleden şehir içinde İslâm Geray hânı çeşmesi ve Çârsû çeşmesi tâ şehrin orta yerinde çâr-kûşesi kubbeli çeşmesâr-ı azîmdir kim târîhi budur.
EÇS VII 119a
Hân-ı Cem kevkebe-i İslâm Geray,O kendi gâzî-i cünd-i gazavât,Dedi târîh-i binâsın Cevrî,Cân-fezâ ve zehî çeşme-i ayn-ı hayât.Sene 1061.
EÇS VII 119a
Ve bu çeşmelerin suları At kapusundan taşra rub‘ sâ‘at ba‘îdce kuyulardan atlar çeküp terâzûlar ile üstâd-ı kâmiller derûn-ı şehre getirüp hân ve câmi‘ ve hammâmlara ve mezkûr çeşmelerden cereyân edüp cemî‘i bay u gedâ ve mahlûk-ı Hudâ nûş edüp şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ ervâhların yâd ederler. Bir acîb ü garîb dollâblı kuyulardır kim temâşâgâh-ı ibret-nümâdır. Ve azîm evkâfları üzre cümle şehir a‘yânları nâzıru’n-nuzzâr olduklarından bu hayrât fenâ bulmak ihtimâlleri yokdur.
EÇS VII 119a
Der-ayân-ı sebîlhâne-i erbâb-ı atşân: Cümle yigirmi aded sebîlhâne-i cân-sitân vardır. Niçe hayrât sâhibleri ba‘zı köşelerde sebîller edüp ehl-i atş olanları rızâ’en lillâh sakiy ederler.
EÇS VII 119a
Der-medh-i hân-ı mücerredân-ı garîbân: Cümle altı aded bekâr odalarıdır kim erbâb-ı ma‘rifet ehl-i sanâyi‘ gûnâ-gûn şeyler işleyüp ekserî pabuç ve arakıyye ve çıkrıkçılık ve gayri pîşe-bâzlık ile kifâf-ı nefs edinen mücerredân hücreleridir kim bunların da bevvâbları vardır.
EÇS VII 119a
Der-kâr-ı çârsû-yı bâzâr-ı bezzâzistân: Cümle enderûn [u] bîrûn-ı Gözlev'de altı yüz yetmiş aded dükkânçeleri vardır. Her ne murâd edinsen cemî‘i ekâlîm-i seb‘anın zî-kıymet kâlây-ı vâlâ-yı kâmhâ ve dâr[â]îleri bî-kıymet ve bî-minnet bulunur, ammâ kurşum örtülü kârgîr binâ kubbeli bezzâzistânı yokdur.
EÇS VII 119a
Der-medh-i reng-i rûy-ı pîr [u] cüvân: Ekseriyyâ halkının çehreleri humret üzredirler.
EÇS VII 119a
Der-vasf-ı sıfat-ı mahbûbe-i mahbûbân: Câ-be-câ Tatar-pîçe mahbûb gulâmları ve mahbûbe kızları bulunur, ammâ ekseriyyâ asferü'l-levn, ya‘nî sarı çehreli gulâmlardır.
EÇS VII 119a
Der-esmâ-i eşrâf-ı a‘yân-ı kibârân: Umur Atalık ve Salman Atalık ve Alp Mirza ve Ömer Ağabay ve Saltık Atalık ve Sevindi Bay ve Gelgen Bay.
EÇS VII 119a
Der-beyân-ı ulemâ-yı tabîb-i hâzıkân: Bu vilâyetlerde ehl-i maraz nâdirdir, ammâ yine şehr-i mu‘azzam olmağile Alişa Mirza ve Dedes Ata üstâd hekîmlerdir.
EÇS VII 119a
Der-ta‘rîf-i üstâd-ı cerrâhân: Hâlâ bu diyârlarda ceng [ü] cidâli kâfirler ile eksik olmadığından üstâd-ı cerrâhlardan Macar Kansi kadar cerrâh olmazdır.
EÇS VII 119a
Der-menâkıb-ı sulehâ-yı meşâyihân: E’imme ve hutebâ ve meşâyihândan mazanne-i kerâme halkdan münzevî müteverri‘ ve sâhib-i sülûk ehl-i hâl kimesneleri çokdur.
EÇS VII 119a
Der-fasl-ı hevâ-yı hûb-ı câvidâ[n]: Mehemmed Geray Hân hazretleri bu kal‘a taşrasına handak kazdırırken handak yerinde bir büyük tuç kumkuma bulurlar. Bu kumkumayı bir hâl ile kırup içinden üç gûne su çıkar kim birbirlerine karışmamış, biri sarı ve biri yeşil ve biri kibrîtî renkli sular. Hemân sâ‘at bu kumkumaları kıran âdemleri ısıtma dutar ve birini tâ‘ûn urur ve biri sinekden helâk olur. "Ol günden berü şehrimizin hevâsı bed olup halkı tâ‘ûn da urmağa başladı ve çârsû-yı bâzârda kara sinek dahi çok görünür oldu" deyü ahâlî-i vilâyet şikâyet ü hikâyet etdiler. Meğer evâ’illerde bu şehir içre ısıtma ve tâ‘ûn ve sinek aslâ yok imiş. Hudâ-yı Bîçûn yine def‘ ede.
EÇS VII 119a
Der-vasf-ı şehrengîz-i tetimme-i külliyât-ı şehr-i Gözlev: Evvelâ bu kal‘a sâ’ir kılâ‘lar gibi ikişer üçer kat dîvârlı değildir, ancak yalın kat dîvârdır. Ammâ kırk arşın enli âlî ve dörder arşın enli dîvârlı ve hendese üzre dizilmiş dendân-ı bedenli ve her bedende mazgal delikli kal‘adır kim bir buruna vâki‘ olup kıble cânibi ve maşrık tarafı ve poyraz tarafı deryâ fırtınasından cem‘ bir gölün burnundadır. Ve Odun kapusundan taşra çıkup deryâ ile halîc ortasında üç sâ‘atlik yer karadır. Gölünde gûnâ-gûn mâhîleri çıkar başka emînlikdir.
EÇS VII 119a–119b
Der-beyân-ı hâkimân-ı Gözlev: Hâkim cümleden mülki emîn Ahmed Ağa ve kal‘a dizdârıdır. Ve cümle üç yüz kulları vardır. Vazîfe-i mu‘ayyenelerin gümrük emîninden alırlar. Hâkim-i şer‘i ulemâ-yı şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân u eşrâfı ve yüz elli akçe pâyesiyle mahsûllü kazâdır kim cümle nevâhîleri yüz on pâre 119b kasaba-misâl kurâları var. Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı yokdur, zîrâ Tataristân'dır. Bunda yeniçeri sipâhîlik bir akçe etmez, illâ kalmaz(?). Hânın kulları karaçı halkıdır. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 119b
Bu şehri dahi seyr [ü] temâşâ edüp emînden hân-ı âlîşân fermânı üzre iki yüz guruş ve bir kat esvâb alup,
EÇS VII 119b
Evvelâ Gözlev'den maşrık tarafına 4 sâ‘at leb-i deryâ ile gidüp ve Gözlev emîni tuzlasın geçüp bu dahi bir buhayre-i azîmde hânlık büyük tuzladır kim milhi milh-i Ücâc gibi lezîzdir kim dağlar gibi kesile kesile tuzlar yığılıdır. Andan,
EÇS VII 119b
Karye-i Tuzla'yı andan yine karye-i Mustafa Atalık'ı geçüp andan leb-i deryâ ile niçe ma‘mûr kurâlar dahi geçüp 3 sâ‘at dahi gidüp,
EÇS VII 119b
Bir dere içine vâki‘ olmuş bâğlı ve bâğçeli ve âb [u] hevâsı latîf mesîregâh teferrücgâh bir vâdîde vâki‘ olmuşdur. İbtidâ cezîre-i Kırım'da ravza-i Rıdvân misilli bâğ u bâğçe bu köyde peydâ olmuşdur. Bu kend-i ma‘mûr içinden nehr-i Elma cereyân edüp Balıklağa ve Corguna ve İnkirmân {ve Çadır} dağlarından gelüp bu mahalde Karadeniz’e mahlût olur. Bu nehr-i Elma kenârında bâğ-ı İremden nişân verir nûreddîn sultân sarâyında bir gece mihmân olup hakkâ ki pâdişâhâne zevk u safâlar edüp niçe bin bülbüllerin nağamât-ı hoş-elhânların istimâ‘ edüp rûh-efzâ demler etdik. Diyâr-ı Kırım'da bu bâğın misli yokdur, meğer Bâğçesarây kurbunda Aşlama Bâğı ola. Bu bâğ-ı Elma'da Nûru'd-dehr Sultân bir kasr-ı müşeyyed binâ ederken hakîr râst gelüp bi'l-bedâhe bu târîh kasrın kitâbelerine tahrîr olunmuşdur:
EÇS VII 119b
Evliyâ bu kâha târîhin dedi,Mübârek ola kasrın pâdişâhım.Sene (---)
EÇS VII 119b
Ba‘dehu bu bâğ-ı Merâm'dan semt-i şarka giderken,
EÇS VII 119b
Nehr-i Kaçı kenârında üç yüz evli bâğ u bâğçeli ve iki câmi‘-i kadîmli ve bir hammâmlı ve bir mihmânsarâylı bir ma‘mûr köydür, ammâ gûyâ bir kasaba-i ra‘nâdır. Bunda Hızır Şâh Efendi hazretlerinin tekyesinde mihmân olup her bâr kendülerinin şeref-i sohbetleriyle müşerref olup şeb [ü] rûz tarîk-i Halvetî'nin halka-i zikrine girüp tevhîd [ü] tezkîr ederdik. Bu azîz hâlâ vilâyet-i Kırım'da kırk bin mürîde mâlikdir. Bir azîm âsâr-ı binâlı kârgîr kıbâblarla mebnî bir ulu âsitânedir. Şeb [ü] rûz âyende vü revendelere sofra-i bî-imtinânıyla ni‘metleri bay u gedâ ve pîr [ü] cüvâna mebzûldur. Hattâ bu hakîr-i fakîr küstâhâne bi'l-bedâhe Hızır Şâh Efendi’ye münâsib bu ebyât denilmişdir, beyt:
EÇS VII 119b
Cihânda Hazret-i Hızr'a erem dersen garîb âşık,
EÇS VII 119b
Hakkâ ki Hızır Efendi azîz müstecâbü'd-da‘ve bir ulu er serverdir kim kemâl mertebe riyâzât-ı mücâhede ile kûşe-nişîn hırka-pûş fakr-ı fâka erenlerinden bir ulu sultândır.
EÇS VII 119b
Ve peder-i azîzleri Mehemmed Efendi ve dedeleri Hüseyin Efendi bu tekye cenbinde bir kubbe-i âlî içinde âsûdedirler kim ol kubbe-i pür-envâr tekyenin sol tarafına vâki‘ olup hâlâ ziyâretgâh-ı hâs u âm erbâb-ı dilândır.
EÇS VII 119b
Ve bu tekye önünde cereyân eden nehr-i Kaçı Kırım'ın kıble tarafındaki Tateli nevâhîlerinde Çadır dağlarından gelüp niçe yüz pâre kurâlara uğrayup ve niçe bin mezâri‘ât-ı cinî[n]leri rey edüp ve niçe vâdîleri saky eder. Bu Kaçı köyünden ubûr edüp bu karyeden nîm sâ‘at cânib-i cenûba bu âb-ı zülâl cereyân ederek Bahr-i Siyâh'a rîzân olur.