EÇS VII 127a
Der-imâret-i dâru'z-ziyâfe-i fakîrân-ı garîbân: Cümle üç yerde dâru'l-ıt‘âm-ı mesâkînler vardır kim mâh u sâl bi’l-guduvvi ve'l-âsâl bay u gedâya ve pîr [u] cüvâna ni‘metleri mebzûldür. Evvelâ Hân Sarâyı imâretine varan elbette def‘-i cû‘ edüp selef pâdişâhlarına hayr du‘âlar ederler.
EÇS VII 127a
Der-mesîregâh-ı erbâb-ı merâm-ı yârân-ı âşıkân: Cümle yigirmi altı yerde teferrücgâh bâğ-ı İremler vardır.
EÇS VII 127a
Evvelâ cümleden nazargâh-ı kadîm zikri sebkat eden pâdişâhlara mahsûs Aşlama bâğı ehl-i gazâ olanlara bâğbânlar mâni‘ olmayup yârân âşıkân ma‘şûkân erbâb-ı ma‘ârifân ve seyyâhân-ı berr [ü] bihârânlar varup im‘ân-ı nazar ile nazar ederek teferrüc ederler.
EÇS VII 127a
Andan, teferrücgâh-ı Kaçı bâğları andan Süren bâğları andan Sefer Gâzî sarâyı havlısı çemenzâr ve mesîregâh emrûd ağaçlı bir şükûfe-zâr zemîn-i lâle-zârdır.
EÇS VII 127a–127b
Andan (---) (---) andan Kuba bâğları andan Eski Yurd bâğları andan Bâğçesarây kıblesi tarafında bir bayır üzre teferrücgâh-ı musallâ-yı Mehemmed Geray Hân, yetmiş seksen bin âdem alur bir vâsi‘ çemenzâr-ı hâmûndur kim bunda bir kerre ser-ber-zemîn edüp secde eden elbette sa‘âdet-i dâreyne nâ’il olup 127b takarrrüb-i Hak bulur. Bu namâzgâhın kıble kapusu üzre târîhi budur:
EÇS VII 127b
Bu ma‘bedgâh-ı sahrâdan yukarıya cânib-i kıbleye gidüp,
EÇS VII 127b
Teferrücgâh-ı kasr-ı Yûsuf Mehemmed Geray Hân: Hakkâ bu kasr-ı Havarnak cihân-nümâ bir kâh-ı bâlâdır kim cümle Bâğçesarây şehrinin dam u bâmları ve bâğçe vü bâğları ve her hânedânın dûdkeş biheyri bacaları birer birer nümâyândır. Tâ bu mertebe eflâke kad keşân olmuş bir zemîn-i âlîde temâşâgâh yerdir. Gûnâ-gûn maksûreler ve soffalar ve matbah ve müte‘addid hücreler ile ma‘mûr u ârâste ve henüz nev-nihâl eşcârlar ile pîrâste olmuş âb-ı hayâtları cereyân eder bâğlı ve bâğçeli cihân-nümâ seyrângâh yerdir. Andan,
EÇS VII 127b
Mesîregâh-ı (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 127b
Der-vasf-ı reng-i rûy-ı pîr [ü] cüvân: Cümle ricâl makûlesi kemâl mertebe müsinn ü mu‘ammer olup kuvveti gitmiş ve hey’eti yitmiş ve ömr-i azîz girân-mâyesi yüz yetmişe yetmiş ve musâhabetden bi'l-külliye kalmış zâl-ı pîr-i nâ-tüvân olmuşken yine reng-i rûyları humret üzredirler. Tâze yiğitleri evlâ bi't-tarîk zinde yiğitlerdir.
EÇS VII 127b
Der-sûret-i çîn meh-cibîn-i mahbûbe [vü] mahbûbân: Hüsn-i cemâlleri bir mertebededirler kim geysûlarının her târları şeb-târdır. Ve hâllarının her dânesi hâl-ı Hâşimî-vâr bin gez reşk-i müşk-i Tatar değer hakkâk(?) destleri değmemiş zâhide sâhib-i cemele ehl-i perde havâtînleri vardır.
EÇS VII 127b
Der-esmâ-i şerefyâb-ı ihvân-ı yârân-ı zarîfân: Âlüfte âşüftegândan hüsn-i ülfet etdiğimiz ahbâb-ı dostânlarımızdan bürâder-i cân-berâberimiz Tat eli Ağası Tanbûrî Ramazân Ağa ve Kâtib Hasan Efendi ve Alî Hân ve Memiş Hân ve Çolak Dedes Ağa ve Corgunalı Mustafa Ağa ve Ebû Ahmed Ağazâde Çelebi ve niçe yüz yârânlar var.
EÇS VII 127b
Der-şinâhî-i ulemâ-yı tabîbân-ı hâzıkân: Bu şehr-i kadîm menba‘-ı ulemâ ve mecma‘-i fuzalâ ve mesken-i şu‘arâ olduğundan ulemâ-yı etibbâsı çokdur. Lâkin hukemâ-yı hâzıkı ve cerrâhân-ı fâsıdı gâyet üstâdlar, ammâ Aliş Ata ve Eli Ahmed Ağa kölesi gûyâ ilm-i nabzda Câlinûs mertebesinde üstâdlardır.
EÇS VII 127b
Der-âmûhtî-i üstâd-ı kâmil-i cerrâhân: Bu diyâr halkının müddet-i ömrleri dâ’imâ ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl ile güzerân edüp elbette her çapuldan birkaç yüz âdem mecrûh geldikde Hân cerrâhı Dede Ma‘sûm ve Tarkan Köle ve Alp Akay bunlar cellâd-misâl cerrâh-ı kâmillerdir kim bir diyârda nazîrleri yokdur.
EÇS VII 127b
Der-menâkıb-ı sulehâ-yı e‘ızze-i kirâm-ı meşâyihân: Evvelâ Sâhib Geray Hân câmi‘i imâmı ve mekteb hocası Topal Hoca ve Zârî Efendi ve Kuba imâmı ve Sarı Ata.
EÇS VII 127b
Der-na‘t-ı musannifîn-i güzîde-i şâ‘irân: Evvelâ cümleden pâkîze-güftâr Hân hazretlerinin dîvân efendisi Kastamonî Abdülmü’min Efendi (---) tahallüs eder. Kasîde-perdâz ve hattât ve ressâm kimesnedir.
EÇS VII 127b
Andan Fazlî Çelebi ilm-i târîh güftesinde lâ-nazîrdir. Ve Selîm Geray Sultân efendimizin Feyzî Çelebisi cümle kırâ’ât ve aşere takrîbini ilm-i tecvîdde tekmîl etmiş bir harâbâtî cândır, ammâ niçe penç beytlerinde hakkâ hayâl-pesend fikirler ile mazmûnları var kim sihr-i helâldir. Ve hân kâtibi Necâtî Çelebi ve "Kâtibî" tahallus eder Hasan Akay Efendi ve niçe şâ‘irler dahi vardır.
EÇS VII 127b
Der-hasb-i hâl-i mazınne-i kerâme-i ehl-i hâl-i mecâzibân:
EÇS VII 127b
Der-kıyâfetnâme-i kabâ-yı merd-i insân: Cümle halkı çuka kontuş ve çuka çakşır geyerler, ammâ kapukulları ve ot ağaları ve atalıkları ve mirza ve sultânlar cümle semmûr ton ve semmûr kalpak geyerler, nâdir kimesneler vardır kim beyâz sarık sara. Ve cümle kubâdî pâbûç ve çizme geyüp at ile gezerler.
EÇS VII 127b
Der-câme-i eşkâl-i nisvân: Cemî‘i havâtînleri dahi çuka ferrâce geyüp yassı başlı olup ayaklarına iç edik ve çizme geyerler. Meğer hammâma çıkup gezeler, ammâ Râbi‘a-i Adeviyye mertebesinde ehl-i perde-i zâhide ve sâliha sâhib-i cemâl havâtînleri ve duhter-i pâkîze-ahterleri gâyet perhîzkârlardır.
EÇS VII 127b
Der-ta‘rîf-i hevâ-yı hûb-ı latîf-i câvidân: Âb [u] hevâsı gâyetü'l-gâye latîf olduğundan mahbûb u mahbûbeleri ten-dürüst olup tenâsüb-i a‘zâları kulak şahmesi gibi yumuşakdır. Ekseriyyâ zenâneleri ve gulâm-ı meh-pâreleri Çerkes ve Abaza'dır. Leh ve Rus ve Maskov güzelleri var, ammâ Gürcî azdır.
EÇS VII 127b
Der-dâstân-i esmâ-i merd-i meydân: Kavm-i Sarây'ın ekseriyyâ esmâları Aliş Aka ve Dedes Aka ve Sübhân Gâzî Ağa ve Olan Mehemmed Ağa ve Cân Mirza ve Cân Atay ve Eli Cân ve Çâker Aka ve Kaytas Aka ve Arbadan Aka ve Kutlu Bay ve Memay ve Hân kulu ve Kerem Bay ve Söyünç Bay ve Boğa Aliş, bunun gibi esmâları var.
EÇS VII 127b
Der-âğâze-i nâmhâ-yı zenâne-i ehl-i isyân: Gülefzûn ve Sabâ Cân ve Bike Cân ve
EÇS VII 128a
Der-müş‘ir-ı benâm-ı çâkerân-ı halka be-gûşân: Kölelerinin niçe bin gûne esmâları var, ammâ meşhûr olan karavaş esmâları bunlardır: Evvelâ Timurşa ve Yaşarşa ve Bayızbay, Güleçbay, Lâçîn (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 128a
Der-kavl-i Hakîm Batlîmûs iklîm-i büldân: İlm-i usturlâb ve rub‘ dâ’ire hükmünce bu diyâr-ı Kırım-ı Sol‘ât 28 sekizinci iklîm-i örfiyyede ve beşinci iklîm-i hakîkîde bulunmuşdur.
EÇS VII 128a
Der-hükm-i müneccimân-ı tâli‘-i amâristân: İlm-i nücûmda kâmyâb ve dânende-i rümûz-ı usturlâb olan Alî Kuşçı ve Mengli Geray Hân kavilleri üzre bu şehr-i Bâğçesarây'ın binâ-yı tâli‘-i imâreti burc-ı akreb beyt-i merrîh mâ’î olduğundan askerî tâ’ifeleri kattâl ve bî-rahm ve hûnî gâzîlerdir.
EÇS VII 128a
Der-makâm-ı dâru’ş-şifâ-yı bîmâristân: Gerçi her hânda hasta ve sâhib-firâş olanları hânedân sâhibleri gözedirler, ammâ bu kavm-i Tatar tâ‘ûndan havf edüp firâr ederler. Ol ecilden Sâhib Geray Hân câmi‘i kurbunda bir iki hücre bîmârhâne vardır, {hasta} gözedirler.
EÇS VII 128a
Bî-medh-i kenîse-i râhibân-ı bıtrîkân: (---) semtinde Urûm ve Ermenî kenîseleri vardır. Ammâ Yahûdî sinagoları yokdur, cümle Yahûdîler yukaru Çufud kal‘asında sâkin olmağile sinago nâm deyrleri dahi andadır. Ammâ şehr-i Sarây'da Macar ve Leh kenîseleri dahi yokdur.
EÇS VII 128a
Der-kâr [u] kisb-i memdûhât-ı sanâyi‘ât: Bu şehir halkının ekseriyyâ memdûh kâr [u] kisbleri gûnâ-gûn at eğerleri ve Tatar şıdakları, ya‘nî kamçılar ve kücügen yelekli okları ve Sarây'ın ak kenârlı bezleri ve münakkaş gömlekler[i] bir diyârda olmazdır. (---) (---)
EÇS VII 128a
Der-nişâne-i hubûbât-ı mahsûlât: Evvelâ altı gûne dânedâr deve dişi buğday olur. Ve bir gûne siyâh arpası olur, dörd vukıyyesin bir at yiyemez. Bir kîle gendümü elli kîle verir. Ammâ boza darısın re‘âyâları çok eküp yerler ve boza ederler. Bir kîlesi yüz kîle darı verir.
EÇS VII 128a
Bâb-ı fasl-ı nebâtât-ı giyâhât: Evvelâ vâdîlerinde gûnâ-gûn tirfil ve yonca ve ayrık ve anız misilli nebâtâtları çok olur. Ve karalı ot nâmında dilber perçemi gibi bir otluğu olur. Bir at bir hafta yese lahm [u] şahmından yürüyemez. Soğanı ve teresi ve na‘nâsı meşhûrdur.
EÇS VII 128a
Der-ni‘met-i uzmâ-yı me’kûlât: Her ni‘metleri memdûhdur, ammâ Leh tavuğu nâmıyla meşhûr fîl hortumu gibi sarkmış kırmızı et pâresi burnu üzre durur. Anın kebâbı ve bir araba tekerleği âteşinde pişmiş bir şişde pâre pâre koyun kebâbı memdûhdur.
EÇS VII 128a
Der-fasl-ı envâ‘-ı müsmirât: Her meyvesi âbdârdır, ammâ emrûdu ve vişne ve kirazı ve eriği ve elması gâyet çok olur, ammâ şiddet-i şitâsı şedîd olduğundan üzümü âbdâ[r]dır, ammâ turş-hordur. Zeytûnu ve inciri ve rummânı dahi olmayup Tat elinden gelir.
EÇS VII 128a
Der-hayât-ı cân-perver-i gûnâ-gûn meşrûbât: Evvelâ niçe yüz âb-ı hayât sularından mâ‘adâ ilik gibi ince el[ek]den geçmiş Tatar bozası ve dörd beş günlük at südü kımızı ve yağı alınmamış yoğurd yazması ve talkanı ve meşâyihler nûş edeceği maksima bozası memdûhdur.
EÇS VII 128a
Der-nazargâh-ı bâğ-ı hadîka-i İremezât: Muhtesib ağası tarkanı defteri mûcebince şehr-i Bâğçesarây etrâfında cümle tokuz bin aded bâğ-ı İremezât-ı cinândır. Lâkin Bacı bâğları ve Süren bâğları ve Kazıklı Özek bâğları ve Balbek(?) bâğları semtleri sehel sehîl olduğundan üzümleri lezîz olur.
EÇS VII 128a
Der-zemîn-i mahsûldâr-ı mezâri‘ât: Bu şehr-i Sol‘ât-ı Kırım'ın her tarafında gül-i gülistân ve sünbül-i reyhânistân ve ravza-i Rıdvân misilli bâğ-ı cinân-ı hasbîler ve müşebbek bostânlar var kim hisâbın Bâğbân-ı Rabbü'l-İzze bilir, zîrâ bu şehrin zemîni bir vâsi‘atü'l-aktâr ve dahi bir rahîsatü'l-eş‘âr bir dâr-ı diyârdır kim deyyâr edîm-i arzda mânendi yokdur, meğer diyâr-ı Şâm'da Havrân ovaları ola, zîrâ vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve dâ’imâ halkı düşmandan intikâm almak ile mesrûr âdemlerdir. Ve dahi nafakaları hûb ve hâk-i amber-pâki beyne'l-ünâs merğûb ve mezâri‘âtları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsir niçe deşt-i Kıpçağ ve sahrâ-yı Heyhâtları nebâtât [u] giyâhât ile mahsûldâr hâmûnlar olup her tarafında sayd [u] şikârları bî-had ve bî-pâyân vilâyetdir. Gerçi fukarâları ve gâzî batır yiğitleri boza ve talkan ve kurut ve yazma ve lahşa çorbasıyla geçinirler, ammâ a‘yân-ı kibâr-ı kübbârlarının ni‘metleri firâvân ve Bâğçesarây'dan gayri dağ eteklerinde olan şehirlerinden uyûn-ı câriyeleri cârî ve revân bir şehr-i Bâğçesarây-ı âbâdândır.
EÇS VII 128a–128b
Hattâ kış geceleri 128b cümle vilâyet-i Kırım'da oda sohbetleri edüp niçe gûne helvâlar ve ta‘âmlar ve gûnâ-gûn şarâblar yenüp içilüp eyyâm-ı şitâyı sohbet-i hâs ile geçirirler. Hattâ ol sohbet-i hâs geceleri elli vukıyye gelir bir semîn koyunu kurbân edüp şukka şukka edüp bir demir kebâb şişine ol koyunun lahmını şîşe sancup iki başları ince ortası kalın bir gûne hemvâre eti dizerler kim bir zerre yeri birinden taşra dizmezler. Andan bir araba tekerleğin kırup kebâb altına te’ennî ile germâ-germ âteş edüp bir gûne kebâb pişirirler kim gûyâ ilik olur. Tatar mâbeyninde böyle pişmiş elli vukıyye gelir bir koyun kebâbın yemiş ve yüz vukıyye boza içmiş Tatar çokdur, ya‘nî bunları bir oturuşda bir Tatar yemişdir, tâ bu mertebe latîf ter ü tâze ve nerm kebâb pişirirler kim rub‘-ı meskûnda eyle kebâb pişmek ihtimâli yokdur, ammâ araba tekerleğiyle pişirmek Tatar mâbeynlerinde şartdır.