EÇS VII 128b
{Hikâye}: Zîrâ bir kerre Heyhât sahrâsında konar göçer Tatar'ın birine bir Noğay Tatarı konak olup oba sâhibi bu müsâfir Noğayı sıylamak lâzım, ya‘nî ri‘âyet etmek lâzım. Meğer oba sâhibinin arabası üzre bir mahbûbe gelini var imiş kim cânından azîz imiş. Hemân koyunlarından bir semiz koy basup boğazlayup mahbûbesinin arabası tekerleğinin birini kırup kebâb pişirir. Ne çâre deşt-i Kıpçak'da odun yok. Ma‘şûkasını Heyhât'da bırakmağı irtikâb edüp koyun kebâbın pişirüp müsâfir Noğay'ı sıylar. Ba‘dehu ol Noğay elinden ale'l-fevr yedi araba mâl getirüp konak bayına verir. Ol zamândan berü Tatar kavmi mâbeyninde birbirlerine ta‘zîmen araba tekerleğiyle pişmiş koyun kebâbı yedirüp birkaç tostağan boza, ya‘nî kulplu kadeh bozayı içirirler.
EÇS VII 128b
Hattâ bir Tatar bir kişiyle çekişse "Neni görgenmin, bana ne minnet kıstarsın. Yohsa araba tegregiyle pişmiş kebâbın mı aşadım", ya‘nî yedim deyü Tatar mâbeynlerinde darb-ı mesel olmuşdur. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 128b
Diyâr-ı Kırım'da hâsıl olan ve olmayan fâkihât: Emrûdu ve eriği ve elması ve üzümü, vişnesi ve kirazı olur, ammâ ayva ve incir ve zeytûn ve nâr ve üvez ve muşmula ve bâdem ve fındık ve fısdık ve (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 128b
Memleket-i Sol‘ât'da menbût olan ve hâsıl olmayan eşcârât: Evvelâ şehr-i Sarây'da kavak ağacından ziyâde dıraht-ı müntehâ yokdur. Lâkin kûh-ı bülendlerinde ardıç ağacı gâyet çokdur. Servî ve çam ve sanavber ve çimşîr ve çınar ve incir ve nâr ve dûd ağaçları yokdur, ammâ söğüd (---) (---) (---) (---) (---) ağaçları çokdur.
EÇS VII 128b
Lâkin Kırım'ın kıblesi tarafında Çadır dağının ardında kıble tarafı ki Karadeniz sâhilleridir kim Kefe eyâletinde ol mahalle Tat elleri derler, şiddet-i şitâsı yok sevâhil ve âb [u] hevâsı latîf bir nâhiye-i azîmdir. Ekseriyyâ kavmi Rûm keferesi ve Laz Ahıryânları sâkin olur, zîrâ bu ülkenin karşu tarafı Karadeniz aşırı üç yüz mîl Tırabzan vilâyeti olmağile anın halkı bu Tat eline gemiyle geçüp sâkin olurlar.
EÇS VII 128b
Âb [u] hevâsı hûb ve Rûm gulâmları ve mahbûbe kızları merğûb mahbûb olup bir zevk u safâ yerleridir kim Kırım cezîresinin nısfı bu tarafdır kim bi-emri Hayy-ı Kadîr sevâhildir.
EÇS VII 128b
Hattâ kûhlarında ve kurâlarında incir ve limon ve turunc ve zeytûn ve nâr ve şeftâli ve kiraz ve vişne [ve] tut ve servî ve kavak ve bîd-i ser-nigûn ve çimşîr ve üvez ve muşmula ve latîf ayva ve kestâne ve gûnâ-gûn âlûları, ya‘nî erikleri ve kaysı ve zerdâlûleri olur kim lâ-nazîr kabîlesindendir. Hattâ Tarabefzûn'da, ya‘nî Tırabzan şehrinde olan gibi karanfîlleri olur kim râyihasından âdemlerin dimâğları mu‘attar olur.
EÇS VII 128b
Hattâ bu Tat eline hân tarafından Tat ağası nâmında bir ağa hâkimdir. Ol ağa her bâr hânları ve kalga ve nûreddîn vüzerâ ve gayri sultânlara meyvenin zamânında her envâ‘ından meyve-i âbdârlar getirir kim âdem yemeden doymaz, ammâ incir ve ayvası ve üzümü ve nârına aşk olsun. Hattâ şele sepetler ile iki merhale yerden atlar ile engûrü ve inciri ve gayri müsmirâtları gelüp henüz letâfet [ü] halâveti bâkî gelir.
EÇS VII 128b
Ve tûl-ı zamânda meyve-i âbdârlarının reng-i rûylarına aslâ ve kat‘â tağayyür gelmez. Böyle bir hevâsı latîf yerde hâsıl olmuş meyve-i gûnâ-gûnlardır.
EÇS VII 128b
Der-kelâm-ı Kara Badrak lehçe-i mahsûs-ı ıstılâhât: Nefs-i Kırım cezîresi içinde hâsıl olmuş kavm-i Badrak derler bir turfe kabîledir. Gerçi Tatar'dır, ammâ şehirlerde hâsıl olduklarından bir gûne lisân-ı ıstılâhları var. Anların kelâmların taşra Noğay kavmi anlayamazlar, zîrâ lisân-ı Noğay Tatarı altı gûne lisândır. Ammâ bu Badrak kavminin ıstılâhâtlarının lugâtları bunlardır kim bu mahalle tahrîr olundu.
EÇS VII 128b–129a
A baba baba sakalı kaba,Oyna var ise iti de kapa,Kazganda {kazan} börek kaynasa gerek,Çârtâkda {çardak} kızlar oynasa gerek. 129a
EÇS VII 129a
Der-sitâyiş-i velîni‘am-ı selâtîn ümerâ-yı kibâr-ı ağavât: Evvelâ hân-ı âlîşân efendimizden sonra kalga (---) Geray Sultân bir serâmed serv-kad şehbâz ve gâzî sultândır kim dervîş ü dilrîş meşreb herkes ile hüsn-i ülfet etmeğe mâ’il pâdişâh-ı âlî-cây bir Cem-cenâb-ı sultân-ı dilâverdir.
EÇS VII 129a
Andan nûreddîn (---) Geray Sultân miyân-kad cüssedâr ve şecî‘ ve hûnî seffâk sultân-ı Özbek idi, ammâ meşâyih-i ızâm ile hem-sohbet olup dâ’imâ tilâvet u kırâ’ata meşgûl bir gazûb celâl-sıfat gâzî pâdişâh-zâde idi. Kalga ve bu nûreddîn sultânlar selâmet Geray evlâdlarından olmak ile Mehemmed Geray Hân'a "Akaçayım" derlerdi, ya‘nî "Ulu ağam karındaşım" derler.
EÇS VII 129a
Der-vasf-ı ahlâk-ı hamîde-i Şehzâde Selîm Geray Sultân ibn Bahâdır Geray Hânnevverallâhu mazcı‘ahümâ bi-envâri'l-gufrân
EÇS VII 129a
Bu sultân-ı Cem-cenâb üç aded bürâderlerdi. Biri Mübârek Geray Sultân, Çerâkese vilâyetinde Zaba kabîlesi içinde ösmüşdür, ya‘nî perveriş bulup büyümüşdür. Biri Dede Mehemmed Geray Sultân'dır, ammâ bu Selîm Geray Sultân bu bürâdereynlerden uluca olup Dede Geray ile şehr-i Bâğçesarây'da neşv [ü] nemâ bulup cemî‘i ulûm-ı garîbe-i acîbeye mâlik olduğundan gayri hâfız-ı hamele-i Kur’ân ve Fârisî ve Mesnevî-hân bir şûh ve hezârfen pâdişâh-ı zekîdir kim her ne cânibe teveccüh etse bi-emrillâhi te‘âlâ mansûr u muzaffer olup sâlimîn ü gânimîn Kırım'a dâhil olur, ammâ kabza-i tasarrufunda olan mâl-ı ganâ’imden bir şey komayup cümlesin tevâbi‘ât u levâhıkât ve fukarâ ve mesâkînlere bezl eder.
EÇS VII 129a
Ve her çend gazâdan gelse Mehemmed Geray Hân hazretleri efendimiz bunlara gâyet i‘zâz [u] ikrâm zer-ender-zer hil‘at-i fâhireler ve postîn kaplı semmûr kürkler ve egninde(?) birer Kelâm-ı İzzet ihsân eder, zîrâ ilm-i tecvîdde İbn Kesîr ve Seb‘a kırâ’atların tekmîl-i mâdde etmişdir kim ilm-i mehârîc-i hurûfda lâ-nazîr kabîlesindendir. Ve dahi şeb [ü] rûz Hân hazretleriyle hem-enîs ü hem-celîs olup sohbet-i hâs edüp mübâhase-i ilm-i şer‘iyye ve niçe gûne ulûm görürler.
EÇS VII 129a
Ve her bâr Hân-ı Cem-haşmet "Selîm'im hakkâ ki selîm olup ismin müsemmâna mutâbık olup mücâhidün fî-sebîlillâhsın" deyü Selîm Geray'a ta‘zîm ü tekrîm mahabbet ve meveddet edüp gûnâ-gûn zî-kıymet mücevher eşyâlar ve tuhaf âvânî kerevke kübeler, ya‘nî zırhlar ihsân eder. Hakkâ ki böyle bir pâdişâh-ı Cem-cenâbın iltifâtına mazhar olacak bir deryâ-dil bir pâdişâh-zâde-i kerîmü’ş-şândır kim kendüye ihsân olunan şeylerden yanında bir şey koymayup müstahiklerine bezl eder. Ve kendülerden cemî‘i zamânda bir efrâd-ı âferîde zerre mikdâr gücenmez. Ve bir pişşe ve mûr-ı za‘îf incitmez. Dâ’imâ erbâb-ı ma‘rifete ve bu fakîr seyyâh-ı âlem Evliyâ’ya mâ’il olup rûz [u] şeb erbâb-ı dilân ve abdâlânlar ile üns-i ülfete kâyil olup, ya‘nî erbâb-ı hâlden olup âlüfte ve âşüfte-meşreb görünür bir sâhib-i sülûk ve bir kerem-kârî ve mülûk-ı sâhib-dil şâhdır.
EÇS VII 129a
Ve şu‘arâlardan Lem‘î Çelebi ve Mü’min Efendi ve Fazlî Çelebi [ve] Dârâtî Çelebi ve Emîr Medhî Çelebi ve Nedîmî Çelebiler ve gayriler nedîm-i hâsları olup kendülerinin dahi cevelân-ı tab‘-ı nâzükleri oldukda tâze-zebân hoş-âyende penç-beyt gazeller ve müseddes ve muhammes ve rubâ‘îler buyururlardı kim Azmîzâde Hâletî Çelebi böyle rubâ‘iyyât demeğe kâdir değiller idi. Bu fünûnda dahi sâ’ir sultânlardan ve bürâder-i ahterlerinden mümtâz ü müsellem bir müslim Selîm Geray'dır kim beyne’l-akrân yegâne-i asrdır.
EÇS VII 129a
Ve dahi dervîşândan ve gayri ünâsdan bir garîbü'd-diyâr bir kimse yâ bir kasîde veyâ bir tuhaf şey veyâ cüz’î ve küllî alâ tarîki'l-hedâye kendüye bir şey getirseler elbette ol kişiye murâd [u] merâmına göre bir at ve bir köle veyâhûd bir nâ-şüküfte duhter-i pâkîze-ahter ve bir kat lipâçe-i zîbâ ile bir hayli harc-ı râh verüp ol kişinin tatyîb-i hâtırıyla mukayyed olup vatan-ı aslîsine gönderir yâhûd yanında alıkoyup ol kişiden bir ma‘rifet tahsîl eder, ammâ beyne'l-ünâs sâhib-i gurûr ve sâhib-i vakâr ser[d]âr görünür.
EÇS VII 129a
Ammâ sohbet-i hâssında "Meclis emânetdir" deyüp hem-celîs ü hem-enîsi ve mûnis gam-güsâr ve gam-horları bir niçe pençe-i âfitâb mehtâb mahbûb u mahbûbe Çerkes ve Abaza ve Gürcî cüvânlarından üstâd-ı kül hânende ve sâzendeler dâ’ire ve tanbûr ve santûr ve ceng ve rebâbların ellerine alup ilm-i mûsîkârdan ilm-i edvâr kavli üzre kaviller okuyup darb-ı feth ve nîm-devr [ve] nîm-sakîl usûllerinde aslı ve fer‘i ile on iki makâmı ve yigirmi dörd usûlü ve kırk sekiz terkîbi icrâ edüp Hüseyin Baykara fasılları etdiklerinde müstemi‘ olan yârânlar engüşt ber-dehen edüp dem-beste hayrân kalırlar.
EÇS VII 129a–129b
Hânendeleri hüsn-âvâz hoş-elhân ile kâr ve nakş ve savt ve zecel ve amel ve tasnîfâtları kânûn üzre dâ’ireden çıkmayup sâz dil-nüvâz sözler ile nevâ-sâzlık edüp rakkâs-ı mehtâb gulâmlar meydân-ı mahabbetde bedr-i mübîn gibi deverân u seyerân etdiklerinde gûyâ zühre raks eder. Hattâ bu hakîr meclis-i hâslarından bir ân münfek 129b olmayup hergiz tek ü tenhâlarında nedîm-i hâslarıyla âlem ağyârdan bî-haber iken âlem tâb ve âdem harâb olmadan bilâ fısık velâ nısık şeb-i yeldâlarda Hüseyin Baykara sohbetleri ederdik.
EÇS VII 129b
Ve yine âlem halkı hâb-ı râhatda bî-haberler iken şâhımın nüdemâlarından birkaç bezle-gûy mağrûr olmuş şîrînkâr üstâd-ı kâmil mukallidler kim her biri şîrîn-güftâr sebük-reftâr fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân edebden hâric olmayan mesîh-i enfâs-vâr mevtâyı güldü[ri]ci mukallidlerden Sûrnâ Ahmed Çelebi ve Edirneli Neyzen Dervîş Receb Çelebi ve Cilve Çavuş ve Çakman Celeb ve Boruzân Osmân Çelebi nâmân mukallidân tarab-efzûnların her biri birer gûne elsine-i muhtelife ile her kavmin bî-ma‘nâ evzâ‘ [u] etvâr-ı bezle kelâmların lehçe-i mahsû[s]larıyla taklîd etdiklerinde âdem gülmeden ussı gider.
EÇS VII 129b
Ve bu veled-i zinâların yetmiş hîleleri birbirleriyle mücâvere ve mübâhese-i şakâ-yı gûnâ-gûn etdiklerinde istimâ‘ olunmamış hârık-i âde mûhiş şeyler söyleyüp eşkâl tonlara girdiklerinde âdem havf ü haşyete düşüp yine bikr-i şakalar ile meclis-i şerîflerin neşât [u] sürûr ile mesrûr ederler. Ekser eyyâmda bu gûne şakâlar da olur. Ba‘de'l-meclis herkes hücrelerine giderken herkese belağan mâ-belağ ihsân [u] in‘âmlar olunur.
EÇS VII 129b
El-hâsıl bu tabî‘atde bir Cem ü Cemşîd-sıfat ve bir Hâtem-i Tayy ve bir Ca‘fer-i Bermekî gibi sâhib-i kerem Âl-i Cingiziyândan böyle bir sâhib-i himem bir şehzâde-i cüvân-baht gelmemişdir. Hüsn-i hulku gibi münevver yüzlü ve şîr[în sö]zlü ve merâlî ve gazâlî gözlü vasatu'l-kâme dest-i keffi vâsi‘ kuvvet-i kudret pençesine mâlik her ne cânibe dest ursa düşmandan intikâm alır ve mesâkîn ü fukarâlara gâyet mahabbet edüp el-âye[t]:
EÇS VII 129b
âyetin tilâvet edüp bu nass-ı kâtı‘a amel edüp elbette bir bahâne ile bir berk-i ahzar getirenlere veyâ bir verd-i ahmer getirenlere ednâ mertebe yüz aded Kırım sikkesi onluk ihsân edüp tehî-dest göndermez.
EÇS VII 129b
Hilkati bunun üstüne halk olunmak ile halk ile hüsn-i ülfet hüsn-i hulk ile geçinir. Böyle iken her leyle-i Cum‘ada ve gayri leyle-i mübârekelerde Bâğçesarây'ın müte‘addid ulemâ ve sulehâ ve meşâyihlerin hânedânına cem‘ edüp ziyâfet-i uzmâlar tenâvül olunup mübâhase-i ilm-i şer‘î ve mesâil-i fıkıh ve ferâiz ve ilm-i usûl [u] furû‘ [ve] ilm-i edeb görülüp bu meclisde edebden hâric bir vaz‘-ı nâ-hemvâr görülmezdi. Cemî‘i zamânda salâhü'l-hâli cemî‘i ahlâk-ı hasenelerine gâlibdir.
EÇS VII 129b
Hattâ alâ mâ-farazallâh evkât-ı hamseyi edâdan sonra salât-ı ebvâbeyni ve teheccüd ve işrâk duhâ namâzların sefer ve (sefer ve) hazarda terk etmeyüp âbdestsiz bir kademe kadem basmamışdır. Ve bî-vudû‘ ata süvâr olmamışdır. Ve'l-hâsıl salâh hâli hâlâ aded-i meşâyihlerinde yokdur. Hudâ’nın hıfz [u] emânında olup böyle şehzâde-i cüvân-bahta taht-ı Âl-i Cingiz’i cenâb-ı Bârî müyesser ede, âmîn ve yâ Mu‘în.
EÇS VII 129b
Bu şehzâde-i âzâdeye mahabbetimizden mecmû‘a-i nâ-matbû‘umuza hâtıra hutûr eden evsâf-ı şerîflerin alâ kadri't-tâka tesvîde cür’et etdik. Alimallâh ve şehidallâh ve kefâ billâh Muhammeden resûlallâh, deryâda katre ve güneşde zerre ve şemme tahrîr olunmak muhâldır.
EÇS VII 129b
Hamd-i Hudâ böyle bir şehzâde ile hüsn-i ülfet edüp şeref-i sohbetleriyle müşerref olduk, ve’s-selâm. Andan,
EÇS VII 129b
Sefer yoldaşımız Ahmed Geray Sultân ibn Mehemmed Geray Hân
EÇS VII 129b
Bu dahi Mehemmed Geray Hân'ın nûr-ı dîdesi ve ciğer-gûşesi olan Ahmed Geray Sultân'dır kim sene 1073 târîhinde Köpürlüzâde Fâzıl Ahmed Paşa Uyvar gazâsına gitdikde bu Ahmed Geray Sultân altmış bin Kırım Tatar'ına serasker gelüp bunlar ile Alman diyârların ve Macar ve İslovin ve Hırvad ve Dodoşka ve Orta Macar ve Tot ve Leh ve Çeh ve Korol ve Filimenk ve İsfaç vilâyetlerine dek çapul gazâlar etdiğimiz bâlâda mufassalan musarrahdır.
EÇS VII 129b
Bu gazâların mâl-ı ganâ’imlerinden bir habbe ve deyyâr katre almayup cümle mâlı karaçı halkına ve Osmânlı gâzîlerine bir-ender-bir keremkârây şehzâdedir. Hâlâ diyâr-ı Kırım'da yine görüşüp ihsânların aldık. Bu dahi bir dârât [u] azamet ve hadem ü haşeme ve esbâb [u] ihtişâma mâlik bir melek-sıfat nevhat cüvân-bahtdır kim dâ’imâ ilm-i ferese meşgûl olup erbâb-ı ma‘ârif ile ihtilât eder, ammâ haftada bir kerre taraş ve tula ve yetgen nâm tâzîleriyle sayd u şikâra gider. Ve dâ’imâ harîr libâslar geyüp gezer. Hudâ-yı Bîçûn mu‘ammer ede.
EÇS VII 129b
Andan Ivaz Geray Sultân, andan Cânbe Geray Sultân, andan Mübârek Geray Sultân, Ahmed Geray Sultân ile bu mezkûr dörd aded şehzâde-i cüvân-bahtlar cümle Mehemmed Geray Hân'ın oğullarıdır.
EÇS VII 129b
Kübeli Ivaz Geray Sultân henüz on beşine bâliğ bir nûr-ı İlâhî sultân idi kim meh-pâreliğinden nazar değmesin deyü dâ’imâ haremde pinhân idi.
EÇS VII 129b–130a
Andan dahi küçük 130a Cânbe Geray Şehzâde on dörd yaşında celâl-sıfat enüp binmeğe mâ’il bir yarar yiğit kopacak şehzâdedir.
EÇS VII 130a
Andan küçüğü Mübârek Geray şâhım henüz on ikisine bâliğ okuyup yazmağa mukayyed harem-nişîn bir şehzâdecikdir.
EÇS VII 130a
Andan Kaçı bâğları kurbunda sâkin Hacı Geray Sultân halkdan münzevî bir sultândır.
EÇS VII 130a
Andan Sâfî Geray Sultân ibn (---) Hân, ilm-i kemâl-i ma‘rifete meşgûl bâğbân bir sultândır.