EÇS VII 136a–136b
Elması rub‘-ı meskûnda yokdur. Hattâ Malatiyye Aspuzu bâğının nâzlı elmasından ve Rûmeli'nde Köstendil bâğı elmasından bu Sudak tüffâhı meşhûr-ı âfâkdır kim misk-i amber gibi râyiha-i tayyibesi vardır. Hattâ musannifîn ve mü’ellifînden (---) (---) kimesne 136b (---) nâm kitâbı dibâcesinde "Ve râhin râhı râhın misle tüffâh ve billâhi i‘tasım, ammâ yasım" dediği tüffâh bu Sudak bâğı elmasıdır kim İzmit sancağı müşâsında Kocaeli şehrinin misket elmasından lezîz ve hoşhor ve ho[ş]-lezzet bu Sudak yablokasıdır kim asfaru'l-levn sekizi bir vukıyye gelüp içinde çekirdeği çıkar(?) tüffâhdır kim tenâvül edenin dimâğları mu‘attar olup gâyet mukavvîdir. Hattâ beyâz kutular içinde pembelere bu elmaları sarup sarmalayup Kırım hânlarına ve sultânlar vüzerâlarına niçe yüz kutu elmayı hedâyâ götürürler. Husûsan niçe bin kutular ve niçe yüz sepetler ile pembeye sarılmış mümessek elmaları gemilerle tâ İslâmbol'da Âl-i Osmân pâdişâhına ve ulemâya ve vüzerâya hedâyâ götürürler. Henüz letâfeti ve halâveti bâkî olup tûl-ı zamânda rengine tağayyür gelmeyüp gûyâ şeceresinden henüz kopmuş gibi lezîzdir. Hulâsa-i kelâm Sudak elması gibi bir elma olmazdır. Hudâ ziyâde ede.
EÇS VII 136b
Bu kal‘ayı dahi seyr [ü] temâşâ ve ziyâret edüp yine şimâl cânibine bâğlar içre zevk u safâlar ederek (---) sâ‘atde (...) yolundan,
EÇS VII 136b
Der-sitâyiş-i yaylağ-ı İrem Tat eli: Bir kûh-ı bülenddir kim zirve-i a‘lâsından cümle Kırım adası şekl-i müselles râygân temâşâ olunur, zîr[â] mezkûr Sudağ'ın şarkî ve garbî tarafları cümle Tat eli dağlarıdır, ammâ yine cümle Kefe eyâletidir. Lâkin sarp dağları ve belleri çokdur. Ve cümle halkı Rûm ve Laz kavimleridir kim Rûm lisânı söyleşirler. Cümle on beş bin kadar tüfeng-endâz Tat kavmidir. Bunların dani Rûmca kelimâtlar arasında başka ıstılâhları var[dır].
EÇS VII 136b
Der-fasl-ı lehçe-i mahsûs-ı ıstılâhât-ı kavm-i Tat-ı Murtat
EÇS VII 136b
Zîrâ Tat eli nevâhîleri Kırım cezîresinin kıblesi tarafında bir burun ucunda vâki‘ olmağile sapa yerde olup başka bir gûne ağır kelimâtları vardır. Ne Urûm lisânıdır ve ne Çağata [ve] Laz kavmi lisânıdır. Hemân başka bir lehçeleri var, ammâ kendüleri tekellüm etdiklerinde âdem hayrân kalır.
EÇS VII 136b
Ammâ bu Tat eli nevâhîlerinin âb [u] hevâsı sevâhildir. İnciri ve üzümü [ve] nârı ve zeytûnu ve limonu ve turuncu ve gûnâ-[gû]n meyve-i âbdârları olduğu Bâğçesarây evsâfı mahallinde mufassal tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu dağların şimâl cânibleri sahrâlar olup cümle Tataristân'dır kim şiddet-i şitâsından ağaçları ve meyveleri olmaz.
EÇS VII 136b
Andan bu Tat ellerin dahi yine seyr [ü] temâşâlar edüp niçe ma‘mûr kurâlar ubûr ederek (---) sâ‘at dahi semt-i şimâle gidüp dağlar ve ormanlar aşup,
EÇS VII 136b
Evsâf-ı tahtgâh-ı kadîm, ya‘nî kal‘a-i Eski Kırım
EÇS VII 136b
Sene (---) târîhinde Kırım adası Ciniviz Frengi elinde iken [Ta]tar hânlardan (---) Hân Kırım'a müstevlî olup leb-i deryâda olan sarp kayalardaki Tat eli dağları ve Kefe kal‘ası ve Sudak kal‘ası ve Menk[û]b kal‘ası ve Balıklava kal‘ası ve İnkirmân kal‘ası ve Sarkirmân kal‘ası ve niçe kal‘alar dahi küffâr elinde kalup cezîre-i Kırım'ın nısfı sahrâlar olmağın tâ Or kal‘asına varınca Tatar'ın olmak üzre küffâr ile akd-i sulh edüp cezîre-i Kırım'ın nısfı Freng'in ve nısfı Tatar'ın olup kalır.
EÇS VII 136b
Ol asırda Özbek pâdişâhının bir ülken oğlu ticâret tarîkıyla bir bârhâne-i azîm peydâ edüp bu Eski Kırım yurdunda meks eder. Hikmet-i Hudâ ol gece bu Özbek pâdişâhı kârbânı halkın, küffâr gelüp nehb [ü] gâret edüp bu kadar mâl-ı firâ[vâ]nlar ile küffâr-ı hâksâr bir tarafa gitmede. Pâdişâhzâde kayd-ı dünyâdan âzâde olup süfl-i yed kalır. Hemân şehzâde kârbân halkıyla Sudak kralına varup tazallum ederler. Derhâl kral-ı dâll-ı âdil bunların cümle nehb olunan mâlların tahsîl eyleyüp bunlara niçe ihsân [u] in‘âmlar edüp dil-nüvâzlıklar eder. Bu kârbân halkı da görürler kim kral bunlara meyl-i mahabbet ile mu‘âmele ederler. Hemân cümle kârbân halkı krala yalvarup,
EÇS VII 136b–137a
"Senin adâletin konşuluğunda sâkin olup mâlımız talava urulduğu mahalde bir kal‘a şekilli bir binâ edüp içinde sâkin olup kralım ile bey‘ u şirâ edüp sâye-i himâyende hoş geç[in]elim" dediklerinde krala bu hoş-âyende cevâb-ı bâ-savâblar 137a hoş gelüp,
EÇS VII 137a
"Varın murâd edindiğiniz yerde bir kal‘a ve şehir yapup sâkin olun" deyü izin alup gâret oldukları yerde bir kal‘a bünyâd etmeğe başlayup ismine Karım kirmân derler, ya‘nî Karım hasımlarından mâllar tahsîl edüp intikâm aldıklarıyçün Karım kirmân deyü tesmiye ederler. Ba‘dehu "Karım"dan Kırım galat-ı meşhûr kalır.
EÇS VII 137a
Ba‘dehu cümle Hıtâ ve Hoten'de ve Îrân u Tûrân'da ve diyâr-ı Belh u Buhârâ ve Horâsân'da olan cemî‘i sevdâgerler Özbek pâdişâhı oğlunun Kırım cezîresinde bir kal‘a ve bir şehr-i mu‘azzam etmeğe mübâşeret etdiğin mezkûr bâzergânlar işidüp Kırım'a gelüp şehzâdeye mâl-ı firâvânlar ile imdâd edüp bu Eski Kırım'ı eyle ma‘mûr [u] âbâdân ederler kim gûyâ cezîre-i Kırım'ın bezzâzistânı olup bir yılda yedi kerre yüz bin Özbek ve Moğol ve Boğol ve Kıpçağ u Kumuk ve gayri diyâr kavimleri cem‘ olup günden güne bir sevâd-ı mu‘azzam olur.
EÇS VII 137a
İşte bu Eski Kırım şehrinin sebeb-i binâsı bu vech üzre olup kırk yılda itmâm bulmuş bir diyârdır kim niçe kerre bu Eski Kırım sebebiyle Hulâgû Tatarı ve Cingiz Hân Tatarı ve Timur Leng Tatarı ve Tohtamış Hân Tatarları Kırım'a gelüp nehb [ü] gâretler edüp gitmişlerdir. Âhır yine amâr etmişlerdir. Niçe mülûkdan mülûka intikâl etmiş bir dâr-ı diyâr-ı atîkdir.
EÇS VII 137a
Âhır-ı kâr devlet-i Kırım Cuci Hân'a intikâl eder kim hâlâ hân-ı âlîşânların Kırım'a ibtidâ mâlik olan ecdâdlarıdır.
EÇS VII 137a
Andan sene (---) târîhinde bu cezîre-i Kırım Mengli Geray Hân i‘ânetiyle Sultân Bâyezîd-i Velî destine Ciniviz Frengi elinden kabza-i tasarrufa alup bu Eski Kırım kal‘asına dahi Âl-i Osmân mâlik olup yine Mengli Geray Hân'a bu Eski Kırım'ı ihsân eder.
EÇS VII 137a
Hâlâ hânlar hükmünde olup kalga sultânların emînlerinde hükm eder. Ve yüz elli akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Ve cümle (---) aded nâhiye kurâları vardır. Gayri hâkimleri yokdur. Ve kal‘a dizdârı ve kal‘a neferâtları dahi yokdur, zîrâ Kırım cezîresinin iç elidir, serhad yeri değildir.
EÇS VII 137a
Kal‘ası mağrib tarafıyla maşrık cânibleri alçacık topraklı zemîndir kim alçak dağların arasında bir vâsi‘ öz içinde bir düzlük yere vâki‘ olmuş bir sevâd-ı mu‘azzam imiş. Kal‘asının cirmi dâ’iren-mâdâr on yedi bin adım bir şekl-i murabba‘ ve mutarraş ve musaykal taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâ imiş. Hâlâ ba‘zı yerlerinde dîvârlarının münhedim olan yerleri zâhir ü bâhirdir.
EÇS VII 137a
Ve bu Kırım-ı atîk zamân-ı selefde eyle ma‘mûr u âbâdân bender-âbâd-ı mu‘azzam imiş kim cümle bin aded mihrâb-ı ma‘bedgâh-ı selâtîn-i selef var imiş. Bir kimse bir kimsenin câmi‘ine varup ibâdet etmeğe tenezzül etmeyüp kendi tevâbi‘ [ü] levâhıkıyla yine kendü binâ etdiği câmi‘inde namâz kılarmış.
EÇS VII 137a
Ve cümle bin aded hammâm-ı rûşenâ ve cümle kırk bin aded dükkân ve cümle bin aded binâ-yı ülken hânlar ve cümle üç yüz altmış medrese ve cümle kırk aded imâret-i dâru'z-ziyâfe ve cümle bin aded mekteb-i sıbyân ve cümle iki bin aded çeşmesâr-ı aynü'l-hayâtlar ve cümle üç yüz aded tekyegâh-ı dervîşân ve cümle üç yerde bezzâzistân ve cümle yedi aded kappânhâne ve cümle iki bin yerde sebîlhâne-i atşân ve cümle üç bin altı yüz mahallât-ı mü’minân ve cümle bin aded mahalle-i kefere ve Yahûdî ve muğân ve cümle iki bin aded sarây-ı eşrâf [u] a‘yân ve cümle üç yüz aded mihmânsarây-ı kârbân ve cümle altı yüz yerde vekâle-i garîbü'd-diyâr-ı mücerredân ve cümle yetmiş aded dâ[ru']ş-şifâ-yı bîmâristân ve cümle altı yüz aded âsiyâb-ı tahhân ve cümle kırk bin aded çâh-ı mâ-i hânedân ve cümle üç yüz aded mesîregâh-ı pîr [ü] cüvân ve cümle iki merhale yerde yüz yetmiş altı bin aded bâğ-ı İremezât-ı a‘yân ve cümle sekiz yüz altmış aded kenîse-i râhibân-ı Mığdisiyân, hulâsa-i kelâm bu sevâd-ı azîmin bir ucundan nihâyetine bir merhale yer imiş.
EÇS VII 137a–137b
Bu şehr-i mu‘azzam amâr iken ol asırda edîm-i arzda ma‘mûr olan belde-i mu‘azzamaların ibtidâsı kûh-ı Elburz dibinde şehr-i Irâk-ı Dâdyân ve sevâd-ı Bakühân ve sevâd-ı Ejderhân ve sevâd-ı Alatır ve belde-i azîm Sarây-ı Ejderhân ve şehr-i Ejderhân ve bilâd-ı Irâk'da Medâyin ve sevâd-ı azîm Kûfe ve Bender-âbâd Nûh-âvînd, ya‘nî Nihâvenddir ve şehr-i Çîn ve şehr-i Mâçîn ve şehr-i Kâşgar ve şehr-i Dâbûl ve Mısr-ı Kâhire-i Mu‘izziye ve Şâm-ı Dârı's-selâm ve Halebü'ş-şehbâ ve Antakiyye ve Kayseriyye ve Konya 137b ve şehr-i Sivas ve kal‘a-i Bursa ve kal‘a-i Kostantiniyye ve kal‘a-i Kavala ve kal‘a-i medînetü'l-hukemâ ve'l-kudemâ Atina ve şehr-i Paris ve şehr-i Kurtuba ve şehr-i Amıstırdam ve şehr-i kal‘a-i Kamerü'l-kum, ya‘nî Akkirmân.
EÇS VII 137b
Bu zikr olunan şehr-i kılâ‘-ı azîmler birer günde devr olunmaz sevâd-ı mu‘azzamlar iken bu şehr-i Kırım-ı Atîk mezkûr şehirlerden mu‘azzam şehr-i azîm ve ma‘mûr u müzeyyen imiş, ammâ hâlâ mezkûr imâretinin âsâr-ı binâları ve kıbâblar bir fersah yere varınca cümle durur. İçlerinde âdem ve âdemîzâd olmayup bûm u gurâblara âşiyân ve mûr-ı mâr çıyanlara mekân olmuş bir şehr-i harâbistândır.
EÇS VII 137b
Ahâlîsi gâyet ankâ bâzergânlar olup mâllarının zekâtların vermeyüp kuvveti olanlar aslâ hacca gitmeyüp garîbü'd-diyârlara ve fukarâ ve mesâkîn ve zu‘afâlara ri‘âyet ve ikrâm etmeyüp müsâfir katlanmaz olup hisset ü denâ’etlerinden kapularını kapayup ulemâ ve sulehâ ve gurebâlardan yüzlerin saklar oldular.
EÇS VII 137b
Hikmet-i Hudâ: Bir gece bir za‘îf beze miskîn fakîr dervîş-i dilrîş kışda kıyâmetde ac u zâc ve uryân bir kâmiyâbun dervezesine gelüp berk-i hazân gibi ol hizân dervîş ditreyüp "Şey’en lillâh" deyü feryâd eder. Aslâ bu dervîşin feryâdına ve yüzüne bir ferd-i âferîde nazar etmeyüp dervîşi kovarlar.
EÇS VII 137b
El-hâsıl her kanda kapular önüne varup "Şey’en lillâh" dedikçe feryâdına kimesne bakmayup müsâferete kabûl etmezler. Ol dervîş her ne hâl ise bir künçe ve pünçede pinhân olup zâr zâr her ne hâl ise sabâh eder.
EÇS VII 137b
Çünki vakt-i seher oldu, bu dervîş eline bir menşefe, ya‘nî süpürge alup Kırım şehrinin sokaklarını süpürmeğe başlar. Hemân ol günden şehir içre halk süpürülüp kimi ölmeğe ve kimi göçmeğe başlayup bir yıla varmaz, böyle bir sevâd-ı azîm harâb [u] yebâb kalup mezkûr dervîş harâbistân olan hânedânlarda oturup zevk [u] safâlar edüp ol dahi âhirete intikâl edüp hâlâ Kemâl Ata Dede hazretleri cenbinde medfûndur.
EÇS VII 137b
İşte Kırım-ı Atîk'in harâbistân olmasına sebeb budur. Eğer bu hakîrden su’âl olunursa bu kadar amâristân âbâdân vardır kim tahrîr etmişsin denilirse hâlâ bir merhale yerde yüz bin kadar âsâr-ı binâ kıbâblar müheyyâ durduğundan mâ‘adâ Kırım kapusu iç yüzünde Mengli câmi‘inin kurbunda bir amûd-ı müntehâ mermerin sadrına cemî‘i imâret-i Kırım'ı evkâf sâhiblerinin esmâlarıyla tahrîr etmişler. Hakîr andan ahz edüp bu mecmû‘a-i müsevvedâtımıza tahrîr etdik. İnşâallâh dahi mahalliyle bâkî olan imâretleri henüz terkîm olunur. El-hâletü hâzihî kelâmı üzre,
EÇS VII 137b
Evvelâ cümle beş aded mihrâbdır. İkisi Cum‘a ve gayriler mahalle mesâcidleridir.
EÇS VII 137b
Ve cümle dörd aded mahalle-i müslimîndir. Ve cümle bir mahalle-i Yahûdî ve beş mahalle-i kefere-i Rûm ve Ermenîlerdir.
EÇS VII 137b
Ve cümle beş yüz aded yine câ-be-câ tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ ve kiremit örtülü ma‘mûr evleri var, ammâ birbirlerinden seyrek hânedânlardır kim hemcivârları gidüp ba‘zı evler meydânda kalmışdır. Mâ‘adâ şehr-i kadîm içi bâğ u bâğçeler ve çayır ve tarlalardır.
EÇS VII 137b
Ve cümle iki tekye-i dervîşân ve cümle iki medrese-i âlimân ve cümle bir aded mekteb-i sıbyân ve cümle bir hân ve cümle yigirmi aded kiremitçi ve destici dükkânları var ve yigirmi aded dahi gayri çârsû dükkânları var.
EÇS VII 137b
Ve bu şehr-i atîk içre iki yerde dereler vardır. Zamân-ı kadîmde anların kenârında olan imâretleri harâb-âbâd âsârların tahrîr etsek bir harâb-nâme olur. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Ve,
EÇS VII 137b
Memdûhâtından: Beyâz gömeç balı rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Zîrî misk-i amber-i hâm gibi râyiha-i tayyibesi olup tenâvül eden âdemlerin dimâğları mu‘attar olup balını ve sarı yağını vilâyet vilâyet destiler ile hedâyâ götürürler. Ve anıniçün cümle kefereleri bal ve yağ komak içün toprak desti işlerler. Ve bir tîn-i amber-i çîn-misâl hâk-i pâki var kim gûnâ-gûn surâhî bardaklar ve çanaklar ve hoşâb kâseleri işlenir.
EÇS VII 137b
Evvelâ cümleden Ulu câmi‘in kapusu üzre celî hatt ile tahrîr olunan târîhdir:
EÇS VII 137b
Elhamdü lillâhi alâ âlâ’ihi. Ve sallallâhu alâ Muhammedin ve ale'l-beriyye. Ve hulefâ’ih emîr hâze'l-imâreti'l-mescidi'l-mübârek. Fî eyyâmi devleti'l-hânı'l-a‘zam Mehemmed Özbek Geray Hân.