EÇS VII 144a
"Eğer hânım sen Osmânlıya cügürüp kitersen senin ve olanlar(lar)ının barısın da sokup öldüre. Hemân cügür Osmânlı ile bozuşup uruş edemiz" dediler. Âhıru'l-emr "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddir" fehvâsınca netîce-i kelâm hân-ı âkıbet-endîş dûrbîn-fikr mü’min ve muvahhid pâdişâ[h-ı] Cem-azamet aslâ Kırım halkına mütâba‘at yüzün göstermeyüp âsî olmağı kendüye revâ görmeyüp derûnundan dahi Âsitâne'ye gitmeği ma‘kûl görmeyüp ığmâz-ı ayn eyleyüp "Der-i devlete gidinler eğer deryâdan ve eğer karadan gitsinler, ben dahi işim gücüm görüp karadan karaçılarımla giderim" dedikde Kırım halkı bu cevâbdan hazz edüp "Hân karadan Osmânlı vilâyetin elbette çapar" deyü mülâhaza etdiler ve hayli tesellî-i hâtır buldular.
EÇS VII 144a
Der-beyân-ı müşâvere-i netîce-i hân-ı âlîşân: Bir gece hân kendü nedîm-i yâr-ı gâr kazakdaş ve yoldaşlarıyla müşâvere edüp eydir:
EÇS VII 144a
"Baka kişiler, yigirmi yedi yıl evvel bir vâkı‘a gördüm idi. Dağıstân pâdişâhının eteğin kaldırup başımı eteği altına sokup ‘Dahil pâdişâhım’ dedim. Ol zamân bu düşümü Evliyâ Çelebi'ye eyitdim idi. O da ‘Belki pâdişâhım Dağıstân pâdişâhı üzre gidesiz’ dedi. Şimdi işte ol düş bu günkü gün zuhûr ediyor. Ben Kumuk şâhına gidüp başımı hırkaya çeküp şimden gerü bu sinn-i sâlimde bana ne tâc ve ne raht u baht u taht lâzım değildir" deyüp hazînesin açup meğer birkaç gece evvel yüz hurc yükü götürmede yenli ve bahâda ağır şeyleri bırağup büyük oğlu Ahmed Geray Sultân'ı bırağup Selîm Geray Sultân [ve] Ivaz Geray ve Cânbeh Geray ve Mübârek Geray nâm oğullarını alup üç yüz aded yarar koşkol atlı askeri âmâde edüp Çufud kal‘asından esîri olan Şeremet Ban kâfiri demirden çıkarup anı dahi bir ata bindirüp dest ber-kafâ kayd [u] bend edüp ol dahi hâzır oldukda hemân hakîr gördüm kim bu seferde Kırım'a gelişim rûz-ı menhûs imiş. Ayrılık günlerin görünce bir âh-ı serd-i kebûd(?) çeküp eyitdim:
EÇS VII 144a
"Yâ Hânım ben garîbin kime taşlarsın. Senden sonra bir ân bana Kırım'da durmak harâmdır. Ben hânımla her kanda cügürsen bile kitemen" dediğimd[e] hân eyitdi:
EÇS VII 144a
"Evliyâm! Tâc [u] raht [u] bahtımdan ayrıldığıma gam yemem, yürü bile gidelim" deyü hakîre bir semmûr ton ve yedi at ve üç yüz altun harc-ı râh verüp "Akrın akrın Evliyâm gele(dir) dur" deyüp ale's-sabâh Hân güzîde askeriyle Bâğçesarây'da tâc [u] taht [ve] raht u baht ehl [ü] ıyâl-i hânedânın bırağup du‘â vü senâ ile sarâyından çıkup Bâğçesarây karşusunda dârağacı dibine gelüp atdan enüp iki rek‘at namâz kılup eydir:
EÇS VII 144a
"İlâhî! Beni tâc [u] tahtımdan bu ihtiyârlığımda ayıranları sen Pâdişâh-ı Perverdigâr kara vezîri kâ’immakâmı ve Defterdâr Hüseyin Paşa'yı ve Kapucubaşı Halîl Ağa'yı îmânlarından ayırup pâdişâhın böyle siyâset meydânına an-karîb başları gele ve Köpürlüoğlu tâzeliğine doyup mu‘ammer olmaya" deyü Fâtiha okuyup esb-i tâzî sabâ-sür‘atine süvâr olup azm-i râh etdikde cümle karaçı ve Badrak kavimleri hânın başına üşüp,
EÇS VII 144a
"Hacı Geray ile Kırım Geray Kefe kal‘asın kapadup suların kesmeğe gönderüp Akkaya altında dernek etmeğe giderim" dedikde cümle karaçı halkı bu haberden hazz edüp gâyet tesellî-i hâtır bulup,
EÇS VII 144a
"İmdi Hân'ım! Osmânlıyla uruşursan karaçı halkına yüz kese mâl ver, sonra Osmânlıyla döğüşelim" dediler. Hân eyitdi:
EÇS VII 144a
"Hele bir yere cem‘ olup Akkaya altında ken[g]eş edelim, sözü bir yere koyup sonra mâl verelim" deyüp Akmescid'e varup anda cümle sadaklı ve savatlı sultânların kırk adedin Balıklava'da gemilere gönderüp anlar Âsitâne-i sa‘âdete gitmede.
EÇS VII 144a
Hemân hakîr dahi cümle hüddâmlarımla tedârikim görüp yine Tatar gibi şıpırtma semmûr kalpaklarımız geyüp,
EÇS VII 144a
Sene 1077 târîhi gurresinde Bâğçesarây'dan Dağıstân pâdişâhı vilâyetine gitdiğimiz konakları beyân eder
EÇS VII 144a–144b
Der-beyân-ı sebeb-i azl-i Mehemmed Geray Hân: İbtidâ sene (---) târîhinde Köpürlü Koca Mehemmed Paşa Yanova gazâsına gitdikde Mehemmed Geray Hân dahi Yanova seferine me’mûr olup avk [u] te’hîr ederek gidüp Yanova seferinde bulunmadı. Köpürlü vezîr dahi Yanova'dan dönüp 144b Celâlî Hasan Paşa katlına ılgar ile İslâmbol'a gelüp Mehemmed Geray Hân Köpürlü'ye buluşmak müyesser olmadığından bir adâvet Köpürlüzâde'ye mîrâs kaldı.
EÇS VII 144b
Mâdde-i sânî budur kim: Köpürlüzâde Fâzıl Vezîr Ahmed Paşa sene 1073 târîhinde Uyvar seferine müteveccih olduklarında Mehemmed Geray Hân dahi fermân-ı pâdişâhîyle Uyvar gazâsına me’mûr olup Çavuşbaşı İbrâhîm Ağa Hân'a on iki bin altun getirüp Hân Uyvar'a gelmek üzre iken Kalmık küffârı Çavuşbaşının gözü önünde Kırım'ın içine girüp hayli nevâhîleri Kalmık urup yine sâlimîn ü gânimîn Heyhât'a çıkup gitdiler. Bu havfden Mehemmed Geray Hân Uyvar gazâsına gidemeyüp oğlu Ahmed Geray Sultân'ı kırk bin aded Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr ile Uyvar gazâsına gönderdi. Cünûd-ı münâfıkînler Köpürlüzâde'ye dediler kim,
EÇS VII 144b
"Vezîr bir genç oğlandır. Benim oğlum da bir genç şehzâdedir. Oğlan oğlanla eyi geçinir. Ben anın Köpürlü babasına bile varmadım, ya oğluna varır mıyım?" dediklerinde Köpürlüzâde "Olmaya [illâ] hayr" dedi.
EÇS VII 144b
Mâdde-i sâlis: Kaçan ki sene 1076 târîhinde Akkirmân'a Kalmık derdinden gelen Âdil Noğay Tatarından Eflak ve Boğdan keferelerinin beğleri teşekkî ve tazallum etdiklerinde Kapucubaşı Halîl Ağa hatt-ı şerîf ile Hân'a gelüp,
EÇS VII 144b
"Elbette Bucak Tatarın ve Âdil Mirza'nın Noğay Tatarların Kırım'a kaldır" deyü Hân'a hatt-ı şerîf vardıkda Hân Noğay kavmi üzre bir sultân gönderüp Akkirmân altından Noğay Tatarın kaldırmağa cehd-i itmâm etmedi. Osmânlı da Noğay Tatarlarını yeni binâ olunan Vâlide câmi‘ine re‘âyâ kayd edüp Noğayîler arabaların kırup be-dürüstî re‘âyâ oldukların Hân istimâ‘ edüp mukaddemâ sene-i mâzîde gelen hatt-ı şerîfe amel edüp Akkirmân'da Noğay ile Hân ceng-i azîm edüp cümle Noğay'ı cezîre-i Kırım'a sürüp getirdi. Osmânlı bu mâddeyi dahi kabâhat add edüp sebeb-i azl-i Mehemmed Geray Hân bu kavm-i Noğay-ı Badrakan olduğuna bu hakîrin şikeste beste târîhidir. (---) (---) (---)
EÇS VII 144b
Hân azline sebebdir târîhidir Noğayî.Sene 1077.
EÇS VII 144b
Ba‘dehu bu hakîr-i pür-taksîr Hân'ın akîbince Bâğçesarây'dan kalkup tevekkülen alallâh deyüp yine cânib-i şarka gidüp,
EÇS VII 144b
Menzil-i şehr-i Akmescid, andan Eski Kırım, andan menzil-i Güleç salası, ya‘nî Güleç köyü: Kefe kal‘ası kurbunda iki yüz Tatar evli ve bir kubbe-i âlîli ve taş minâreli câmi‘i ve bir hammâmı cümle kurşum imâretli câmi‘dir ve bâğ u bâğçesi var ma‘mûr köydür. Bunda Güleçli eş-Şeyh Ahmed Efendi hazretleri e‘izze-i kirâmdan mazınne-i kerâme ulu sultândır kim hâlâ kırk bin bıyıkları tırâş mürîde mâlik tarîk-i Halvetî'de pîşvâ-yı tarîk-i Âl-i Abâ'dır. Kırk bin mürîdi dahi derûn-ı Kırım'da sâkin mu‘tekid muhibleri vardır. Âsitânesinde ni‘meti âyende vü revende ve bay u gedâya şeb [ü] rûz mebzûldur. Andan cânib-i şarka 7 sâ‘atde,
EÇS VII 144b
Menzil-i karye-i Kuyular: Bu köylerin hâk-i pâklerinde neft yağları kaynayup çıkar. Kepçeler ile su yüzünden neftleri (olup) [alup] kandîllerde yakarlar. Osmânlıda olsa mîrî mâla bağlarlardı. Andan Hân Kefe kal‘asın muhâsara eder şeklinde gidüp ol gece asker-i Tatar içinden gâ’ib olup 9 sâ‘atde,
EÇS VII 144b
Menzil-i kal‘a-i Kerç: Mukaddemâ bâlâda mevsûfdur. Bunda kal‘ayı dizdâr kapayup Hân'ı kal‘aya komayup dahi cânib-i şarka gidüp,
EÇS VII 144b
Menzil-i Kilisecik burnu: Bu mahallerde gemiler peydâ edüp cümle asker ile hân on sekiz mîl Karadeniz boğazın selâmetle tarfetü'l-ayn içre karşu ada-yı Şâhî'ye geçüp,
EÇS VII 144b
Evsâf-ı kirmân-ı dâr-ı emân, ya‘nî kal‘a-i atîk Taman
EÇS VII 144b
Buna Defter-i Hâkânî'de ada-yı Şâhî derler kim altmış yedi mîl cezîredir. Üç tarafını Karadeniz'in Çoçka boğazı sığlarıdır. Kıble tarafı Heyhât sahrâsıyla Çerkezistân arasından gelen Kuban nehri kenârında şekl-i müseddes bir şîrîn ve ma‘mûr ada-yı Şâhîdir kim içinde seksen pâre Çerkes kurâları vard[ır]. Bu mahalle Mehemmed Geray Hân geçince karşu Kırım tarafında kavm-i Tatar ülüşe kalup "Hay meded, Hân âsî olmayup elimizden kaçdı" deyü hayli te’essüf çeküp târumâr oldular. Hân hazretleri Tatardan kurtulup kal‘a-i Taman'da kaldılar.
EÇS VII 144b–145a
Sene (---) târîhinde Ciniviz Frengi elinden Sultân Bâyezîd-i Velî asrında be-dest-i Gedik Ahmed Paşa fethidir. Bu cezîre kurâ ve çiftlikler ile müzeyyen olup derûn-ı cezîrede üç aded ma‘mûr kal‘aları var, ammâ bu Taman kal‘ası cümleden ma‘mûrdur. Kefe eyâletinde sancakdır. Kânûn üzre beğinin hâssı 320.000 akçedir, salyâne alır, ammâ tîmâr ve ze‘âmetleri yokdur ve voyvadalıkdır. Ve yüz elli akçe pâyesiyle Osmânlı elinde şerîf kazâdır. Cümle üç aded nâhiyeleri vardır. Bu Taman kal‘ası leb-i deryâda bir topraklı bayır üzre şekl-i muhammes kârgîr köhne binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Cirmi dâ’iren-mâdâr altı yüz adım küçük kal‘adır. Ve etrâfında üstü örtülü on aded kulle-i serâmedler vardır. Ve on aded kulleler dahi üstleri tahta ve kiremit örtüsüz açık kuleler vardır. Ve mağrib tarafı yokuş yukaru köşesinde bir azîm kulle 145a dir kim iç hisârcık kullesidir. Bunda dizdâr hânesinden gayri ev yokdur. Cümle cebehâne ile leb ber-lebdir. Bu nârin kullede liman ve handaka nâzır serâmed ince toplar vardır.
EÇS VII 145a
Sitâyiş-i taşra hisâr: Bu tarafda cânib-i garba nâzır taşra hisârın iki kat küçük demir kapuları vardır, zîrâ bu taraf kal‘asının dîvârı iki kat olmağile iki kat demir kapucuklardır. Kapuların önünde handak üzre asma makaralı haşeb [cisirleri] var. Ve bu kapucuklardan içeri girince şehir içre yokuş aşağı daracık yollar ile gidüp iskele kapusu dahi demir yalın kat bâb-ı kavî cânib-i şimâle nâzır işlek kapudur. Liman bu kapu önündedir kim cümle gemiler anda yanaşır vâsi‘ ve demir dutar beş rûzgârdan emîn limandır. Ve bu liman kapusundan içeri bir âb-ı hayât sulu kuyusu var. Cümle ahâlî-i vilâyet bu çâh-ı mâdan def‘-i atşân ederler. Ve bu kapunun önünde iç kal‘a lonca köşkü şekilli oturacak yeri var. Bu mahalle nâzır yigirmi pâre şâhî topları bu lonca mahallinden aşağı,
EÇS VII 145a
Der-vasf-ı aşağı iç kal‘a: Başka handaklı ve mağrib cânibine nâzır bir demir kapulu ve içinde üç aded evli kal‘a-i sağîrdir. Kâfir zamânında liman kal‘ası imiş. Hâlâ deryâ kenârında liman kapusu var, ammâ mesdûddur. Ve bu kapunun iki tarafında beyâz mermerden birer arslan tasvîr olunmuşdur. Ve bu iç kal‘a üç aded kulle-i azîmlerdir. ammâ,
EÇS VII 145a
Der-medh-i imâret-i orta kal‘a: Evvelâ Kâsım Paşa câmi‘i bir hâk-i amber-pâk örtülü tarz-ı kadîm câmi‘-i ma‘mûrdur. Minâresi haşebdendir, ammâ musanna‘ minâre ve küçük câmi‘dir. Ve içinde iki aded beyâz mermer sütûn-ı müntehâları var kim billûr gibi mücellâ olup gûyâ hakkâk destinden henüz çıkmış (bir) musaykal amûdlardır. Ve kıble dîvârında taşra sokağa nâzır mahalde bir çâr-kûşe beyâz mermerde celî hatt ile tahrîr olan târîhidir:
EÇS VII 145a
deyü tahrîr olunmuşdur, ammâ Kâsım Paşa câmi‘i derler. Bu câmi‘in kapusu önünde Kâsım Paşa hâmmâmı gâyet latîfdir. Bir hammâm dahi var, ammâ kesîfdir.
EÇS VII 145a
Bu mahalde olan evlere Kâsım Paşa mahallesi derler. Cümlesi iki yüz aded toprak örtülü evlerdir. Ve cümle elli aded dükkânlardır. Ve mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn bundadır. Ammâ cümle sokakları gâyet daracıkdır ve aslâ kaldırım yokdur. Eyle dîk yollardır kim aslâ araba giremediğinden mâ‘adâ iki atlı birbirlerine râst gelseler geçemezler ve gerüye dönemezler. Anıniçün bu kal‘aya atlılar dahi giremezler, zîrâ kapuları dahi küçükdür.
EÇS VII 145a
Bu kal‘ada bir medrese ve bir tekye ve iki mekteb var, gayri hayrâtlar yokdur.
EÇS VII 145a
Der-sıfat-ı eşkâl-i taşra varoş: Bu Taman kal‘asının mağrib cânibi taşrasında bu kal‘a ile varoşun tâ ortasında bir tatlı buhayre var, ammâ müsta‘mel olmak ile içilmez. Bu gölün öte garbî tarafında bir alçak topraklı bayır üzre bu varoş-ı Taman vâki‘ olup cümle evler bu göl kenârında zeyn olmuş vâsi‘ tahtânî serâpâ hâk-i pâk örtülü evlerdir kim cümle bin aded hânedânlardır. Bu evlerin hüddâmları cümle hayvânâtların bu gölden saky edüp ba‘zı esvâbların yaykayup isti‘mâl etdiklerinden benî âdem içemez. Cânib-i etrâf derelerinin matar-ı rahmetden cem‘ olur bir gölcükdür kim dâ’iren-mâdâr cirmi bir mîldir. Bu gölün ortasında sivri sivri kayalar vardır. Ve bu gölün batı tarafında bir beyâz minâreli Hacı Ferhâd câmi‘i var. Bu varoşun maşrık tarafında,
EÇS VII 145a
Der-hakk-ı varoş-ı Kâfir Bâzârı: Bu dahi bir varoş-ı müzeyyendir. Hacı Ağa câmi‘i toprak örtülü ve mevzûn minâreli câmi‘ bu varoşdadır kim gâyet cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir, zîrâ cümle yağ bâzergânları bundadır.
EÇS VII 145a
Ve cümle yüz elli aded dekâkînlerdir. Ekseriyyâ bunda kefere Tatlar ve Urûmlar ve Ermenîler sâkinlerdir. Bu göl etrâfında olan iki aded varoşların dahi çevrelerinde hisâr ve handaklar yokdur.
EÇS VII 145a
El-hâsıl bu Taman şehrinin enderûn [u] bîrûnunda cümleten tokuz mihrâbdır. Beşi salât-ı cum‘a edâ olunur cevâmi‘lerdir. Gayrileri ümmeten dörd aded mahalle mesâcidleridir. Ve âmmeten bin yüz aded toprak örtülü sâde binâ hânedânlardır. Ve hemeten üç medresedir. Ve yekûneten yedi mektebdir. Ve barıten üç aded tekyedir. Cem‘aten iki hammâmdır kim kal‘adadır. Ve dükeleten beş aded hâncıklar ve kişkeneklerdir. Bu Tatarşa ıstılâhlı bu kadar imâretleri vardır, ammâ müftî ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur. Kal‘a dizdârı ve üç yüz aded merdüm-hisârı ve muhtesib ve emîni ve bâcdârı ve yeniçeri serdârı vardır. Lâkin sipâh kethudâyeriyle gayri hâkimleri yokdur. Ve tarîk-i âmlarında dahi aslâ kaldırımları yokdur. Ve bâğ u bâğçesinin dahi bu cezîrede ve bu şehirde vücûdu yokdur, zîrâ hevâsı gâyet bürûdet üzredir ve suları acıdır. Cümle kuyulara muhtâclardır.
EÇS VII 145a
Memdûhâtından: Taman böreği ve say yağı ve tereyağı ve tokmak kayışı ve Tatar kamçısı meşhûr.
EÇS VII 145a
Hân hazretleri bunda iki oğlun Âl-i Osmân'a rehin gönderüp,