İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS VII 148b
mâ-sadakı fermânı üzre Cebel-i Elheme'nin dahi gözün çıkarmak îcâb edince bir gece hemân Cebel-i Elheme karındaşı Beşe'yi vekîl edüp cümle kabîlesin alup Cebel-i Elheme kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek şehr-i Antakiyye'de kayser-i Rûm olan Hırkîl Kral'a gelüp dahil düşer. Hırkîl dahi Cebel-i Elheme'ye Antakiyye kurbunda dağları mesken [ü] me’vâ ver[ir]. Cebel-i Elheme dahi leb-i deryâda İşpanya küffârı elinden bir kal‘a feth edüp hâlâ Cebel-i Elheme'den galat Cebeliyye kal‘ası derler.
EÇS VII 148b
Ba‘dehu Cebel-i Elheme üzre Hazret-i Ömer Kudüs-i Şerîf'i feth etdikden sonra sefer edüp Cebel-i Elheme Hazret-i Ömer'e mukâvemet edemeyüp cümle tevâbi‘iyle (---) aded evlâdlarıyla gemilere süvâr olup İşpanya kralına dahil düşer. Kral-ı dâll dahi Cebel-i Elheme['ye] merhameten hâlâ Arnavudistân ola[n] Avlonya ve Delvine vilâyetleri dağların Elheme'ye hâs verüp bu Cebel kavm-i Kureyş olduğiyçün ol dağlara hâlâ Kuryeleş dağları derler.
EÇS VII 148b
Ve Cebel-i Elheme'nin bir oğlu Dukadin bu dağlarda sâkin olmağile hâlâ Dukat dağı derler. Bu Cebel-i Elheme kavmi tenâsül bularak ve İşpanya kefereleriyle ihtilât ederek lisân-ı Arab-ı Kureyş'i unudup Arnavud lisânın peydâ edüp kavm-i Arnavud kavm-i Arab-ı Kureyş'den mürted olup Ârnâbûd'dan galat Arnavud olmuşlar, ya‘nî âr u nâmûsların terk edüp kefere olduklarından Ârnâbûd derler.
EÇS VII 148b
Ba‘dehu Cebel-i Elheme Beğ İslâm ile fevt olup Elbasan şehri kurbunda Büzürg Seng nâm bir mesîregâh vardır, kavm-i Arnâbûd bu teferrücgâha Bozeşek der, bu mahalle karîb Arnavudların ceddi Cebel-i Elheme ol mesîregâh yerde yatır.
EÇS VII 148b
Ba‘dehu Cebel-i Elheme'nin (---) aded oğlu kalup Arnavud bandan cümle bürâderleri dilgîr olup (---) aded bürâder-i cân-berâberler yek dil ü yek cihet olup bir gemiye süvâr olup Pozantin şehrine Kostantin şehrinde Galata'da sâkin Ciniviz kralına varup dahil düşerler. Ol dahi bunlara merhameten Karadeniz sevâhilleri nihâyetinde kûh-ı bülendleri ihsân edüp her birin birer cânibe kabîleleriyle gönderir.
EÇS VII 148b–149a
Lazka ibn Elheme Trabzan dağlarında karâr edüp Gürcî kavmi 149a ile hüsn-i ülfet ederek kavm-i azîm olup bunlara Lazka kavmi demeden galat-ı meşhûr Laz derler. Başka lisânları var. Cild-i evvelimizde lisânları ve ıstılâhât [u] ibârâtları tahrîr olunmuşdur.
EÇS VII 149a
Andan sonra gemiyle Mikral ibn Cebel-i Elheme Gönye kurbunda nehr-i Çoruğ ensesindeki Batum sancağı dağlarında sâkin olup tenâsül bularak bunlara Mikral'dan galat Mikrel kavmi derler. Bunların da asl [u] fer‘leri yine kavm-i Arab-ı Kureyş'dir kim Gürcistân kavmiyle ihtilât etmeden başka Mikral lisânın peydâ edüp millet-i Mesîhiyye oldukları yine cild-i evvelimizde mastûrdur.
EÇS VII 149a
Andan yine gemiyle Abazka ibn Cebel-i Elheme yine Karadeniz sâhilinde sâkin olup Abaza kavmi oldular kim bunlar da Âl-i Kureyş'den mürted olup başka lisânları ile bunlar da cild-i evvelimizde yigirmi yedi kabîle beğleriyle merkûmdur.
EÇS VII 149a
Andan yine gemiyle Sadşân ibn Elheme dağlar içinde sâkin olup yine Abazka kavmi add olunur, ammâ dağlarda sâkin olup bir mezhebden olmayup başka lisânları olup şecî‘ kavim oldukları cild-i evvelde mastûrdur.
EÇS VII 149a
Ba‘dehu yine gemiyle Şağak ibn Elheme Çerkezistân dağlarında Anapa kal‘asına varup anda mekân dutar. Hâlâ bu tahrîr etdiğimiz kavme anıniçün Şağake kavmi der[ler].
EÇS VII 149a
Andan bir karındaşı tevâbi‘ [u] levâhıkıyla Berbere ibn Cebel-i Elheme Taman adasını mesken [ü] me’vâ etdiğiyçün bu cezîre-i Taman'a müverrihler ülke-i Berber-zemîn derler, bâlâda mevsûfdur.
EÇS VII 149a
Andan bir bürâderleri dahi Mamaluka ibn Cebel-i Elheme Habeş dağlarını karârgâh edinüp anıniçün be-kavl-i müverrihîn bu Çerkezistân'a vilâyet-i Mamaluka deyü ta‘bîr [ü] tavsîf ederler.
EÇS VII 149a
Andan bir bürâder-i mihterlerinden Bozoduka ibn Elheme Obur dağları etrâfında kalup hâlâ Bozoduk kavmi derler, ve's-selâm.
EÇS VII 149a
Ammâ yine be-kavl-i müverrihîn-i Arab u Acem u Tatar eyle rivâyât hikâyât dirâyât ederler kim kaçan Hazret-i Ömer hilâfetinde Cebel-i Elheme şer‘ ile göz çıkartmağa rızâ vermeyüp kâfiristâna firâr ederken yerine karındaşı Beşe'yi hâkim nasb edüp gitdikde bu Beşe nâm şeyh-i Urbân benî nev‘-i insândan kabâ’il-i Kureyş urbânına eyle hâkim-i kaviyyü'l-iktidâr oldu kim Yesrib ve Bathâ ve Yelemlem ve Abbâs ve Hicâz ve Tâ’if diyârlarında gürg ile gûsfend hemreme gezerlerdi. Tâ bu mertebe Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden cânibleri emn [ü] emân olduğundan Hazret-i Ömer hazz edüp Beşe hâkimin (---) aded oğullarına Hazret-i Ömer birer ülke verüp her biri birer mülke mâlik olup hükm-i hükûmâta mukayyed oldular.
EÇS VII 149a
İbtidâ şeyhü'l-Urbân olan Beşe'nin büyük oğlunun ismi Arab Mevâl, andan biri Zehd, andan biri Amûr, andan biri Arnûd, andan biri Hâtûkâ, andan biri Jânây, andan biri Besnây, andan biri Bolkây, andan biri Kabartâk, andan (---) (---) (---) (---) andan cümleden büyüğü Keys ibn Şeyh Beşe'dir.
EÇS VII 149a
Bu mezkûrûn ve dilpesendlerin cümlesi Hazret-i Ömer her biri berâtıyla birer hânlık benî nev‘a hâkim olup bunlar tâ vilâyet-i Irâk ve Yesrib ve Bathâ ve Konfot'a ve Morağ'a ve Bender-i Mohan'a ve Bender-i Zebîd'e ve Bender-i Teğar'a ve kal‘a-i İp'e ve kal‘a-i Garâni'ye ve kal‘a-i San‘ân'a ve şehr-i Tavl'a ve şehr-i Gülyân'a ve kal‘a-i Arûs'a ve vilâyet-i Umrân'a ve kal‘a-i Demâra'ya ve Habbe ve kal‘a-i Sine ve kal‘a-i Kâhire ve şehr-i Deynev'e ve'l-hâsıl bu z[ikr] olunan Yemen vilâyetlerine tâ Sebe’ şehrine varınca Şeyh Beşe evlâdları mâlik oldular.
EÇS VII 149a
Birkaç ferzend-i dil-pesendlerinin kaviyyü'l-iktidârlarının nâmdârlarından bilâd-ı Habeş'de şehr-i Zeyla‘ ve Dehlek ve Musova ve Harkova ve Kîf ve Sevâkin ve (---) (---) şehirlerine mâlik oldular.
EÇS VII 149a
Birkaç evlâdları vilâyet-i Mağrib-zemînde Evcile ve Cirbe ve Trâblûs ve Tunus ve Cezâyir ve Tanca ve Fas ve Merankeş ve Tilimsân ve Sûdân ve Îse(?) ve İsvân ve Donkola ve Berberistân ve Foncistân [ve] vilâyet-i Daho(?) ve vilâyet-i Kakan ve vilâyet-i Afnû ve vilâyet-i May Bornu ve vilâyet-i Bağaniski ve vilâyet-i Rümeyletü'l-himâl'dir kim Hazret-i İdrîs'in rahm-i mâderden müştak olduğu şehr-i azîmdir.
EÇS VII 149a–149b
El-hâsıl bu zikr olunan Mısır cezîresi içre bu karalar vilâyetlerin kabza-i tasarrufa alup hükm-i hükûmât ederlerken hikmet-i Hudâ Hazret-i Ömer vak‘ası cenginde şeyhü'l-arab Beşe nâm hümâm-ı benâmı Hazret-i Ömer radıyallâhu anh ile Beşe Şeyh'i şehîd etdiklerinde sahâbe-i kirâm içre bir velvele ve bir gulgule olup cemî‘i memâlik-i mahrûselerde hâkimü'l-vakt olanlar birbirleriyle ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâle başlayup bu merhûm-ı mezbûr Şeyh Beşe'nin dahi evlâdları birbirleri üzre seferler edüp âhır-ı kâr bir kaçı bir yere cem‘ olup ferzend-i ercümend olan Arab Mevâl bürâder-i mihteri Keysû ile hilâfet içün ceng-i azîm edüp Emîr Ar[ab] gâlib ve Emîr Keysû mağlûb olup Keysû dâğ-ı derûnundan bir gece cemî‘i kabâ’iliyle karârı 149b firâra mübeddel olup yerine Arab Ban hâkim-i müstakil oldukda ale's-sabâh gördüler kim Keysû Ban firâr etdiğinden "Serâ Keysû" dediler, ya‘nî Keysû melik kaçdı, dediler. Hâlâ nâmları Serâ Keysû oldu. Giderek terhîm ile Serâ Keys dediler. Andan dahi (galat) galat-ı kelâm olup Çerâkese deyü şöhret verildi.
EÇS VII 149b
Ammâ lisân-ı Rûm'da Çerkez ve Çerkes derler. Lisân-ı Tatar'da Serkis derler. Lisân-ı Acem'de Serkeş, ya‘nî baş çekici, ya‘nî baş alup gidici demekdir. {Hakkâ ki serkeş kavimdir.}
EÇS VII 149b
Lisân-ı Çağatay'da Çârkes derler, zîrâ ibtidâ bu Çerkezistân'a kadem basanlar Şağake ve Berberî ve Mamaluk ve Bozoduk dörd kişi geldiklerinden kavm-i Çağatay bunlar[a] Çârkes, ya‘nî dör[d] kişi derler. Ve lisân-ı Moğolîde Çerkız derler. Lisân-ı Arab'da Serâkîse-i nâkîse derler, zîrâ Mısır'da kavm-i Çerkez çok olup evlâd-ı Arab'ı gadr(?) ile urduklarından Çerkez kavmine Serâkîse-i nâkîse derler. Mısır fellâhlarının yüreklerin kavm-i Çerkes hûn eylemişdir. Ve lisân-ı Kumuk'da Cârkes, ya‘nî komşumuz âdemleri demekdir.
EÇS VII 149b
Hulâsa-i kelâm her elsine-i muhtelifelerde birer gûne isimleri vardır, ammâ mesmû‘umuz olan bunlardır.
EÇS VII 149b
Netîce-i kelâm ahbâr-ı sikâdân(?) Cevâhir-i Ahbâr kavilleri üzre mezkûr Çerkez Ban cemî‘i etbâ‘ [u] ensârıyla hâk-i amber-pâk olan Mekke ve Yesrib ve Bathâ'dan firâr etdikde Aneh ve Selme hâkinde hâk-i Bağdâd-ı behişt-âbâda şehr-i azîm ve belde-i kadîm Musul-ı atîk kurbunda sâkin olup tenâsül bularak niçe bin aded kavm-i Arab olup ol hâk-i pâki cây-ı vatan edinüp hâlâ Keys Urbânı kavmi anlardan kalup Urbânân mâbeynlerinde bu Keys Urbânlarına Serâkîs Urbânı derler. Kavm-i Ervâm Keys Arabı derler.
EÇS VII 149b
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Bağdâd-ı behişt-âbâda halîfe-i rûy-ı zemîn olan Âl-i Abbâsiyân el-Müstansır Billâh pâdişâh üzre Hulâgû Hân gelüp yetmiş gün ceng-i azîm edüp âhır-ı kâr Emîrü'l-mü’minîn el-Müstansır Billâh'ı dutup yaş deve derisine sarup Bağdâd güneşine bırağup halîfe deri içinde kakırdak olup kavm-i Tatar'ın [de]st [ü] pâları darbından el-Müstansır Billâh dest-i Hulâgû Hân'da helâk olup Âl-i Abbâsiyân bu Müstansır Billâh'da inkırâz bulup bâdiye Urbânında pinhân olan şehzâdegân Abbâsîleri Mısır'a kaçırup Mısır'da yine Âl-i Abbâsîler halîfe olarak yine Bağdâd'da sultân oldular.
EÇS VII 149b
Ammâ Hulâgû Hân el-Müstansır asrında Bağdâd'ı harâb u yebâb edüp bir günde yetmiş bin avretlerin karınların yarup niçesinin yutdukları cevâhir taşlar ve nâ-tamâm evlâdları avretlerin karınlarından çıkup ol hâdisede niçe kerre yüz bin cân Hulâgû Hân Tatarları ellerinde helâk oldular.
EÇS VII 149b
Ba‘dehu Hulâgû Hân yine avdet edüp Mâverâü'n-nehir'e müteveccih oldukda Eski Musul'a geldikde mezkûr Serâkîs Urbânın ale'l-umûm Musul çöllerinden sürüp Deşt-i Kıpçağ'ın cânib-i cenûbunda nehr-i Kuban'ın öte tarafındaki kûh-ı Elburz dâmenlerinde ülke verüp bi'z-zarûrî sâkin olup Çerâkis yine hâkimü'l-vakt olup dağlar içre kurâ ve kabak ve pişkövler basmağa başlayup sâkin olurlardı.
EÇS VII 149b
Ba‘dehu mukaddemâ Hazret-i Ömer hilâfetinde ibtidâ Medîne'den gözün çıkarmamak içün firâr eden Cebel-i Elheme evlâdlarından bu Çerkes dağlarında ibtidâ sâkin olan Şağake ve Bozoduka ve Mamaluka ve Berbere bu dörd nefer bürâder-i cân-berâberler berâberce yine kavm-i Kureyş'den olan Çerakes Arab'a "Safâ geldin" ve "Hoş geldin" deyü cümle akrabâ ve ta‘allukâtlar birbirleriyle görüşüp barışup öpüşüp karışırlar.
EÇS VII 149b
Cümlesi ale'l-ittifâk Çerkeys'i kendülere hâkim nasb edüp emirlerine fermân-ber olup Çerkeys hâlâ Kabarti Çerkezi sâkin olduğu yeri kendüye tahtgâh-ı pişköv yasayup bu diyârın âb [u] hevâsının letâfetinden Çerkeys tenâsül bularak iki yüz beş sene mu‘ammer olup yetmiş nefer evlâdları ösüp her birine birer ülke verüp hâkim idi. İnşâallâhu Te‘âlâ her bir kabîlenin isimleriyle tahrîr olunur.
EÇS VII 149b–150a
Ba‘dehu Çerkes Ban mukaddemâ kavm-i Arab'a dilgîr olduğundan kavm-i Tatar ve kavm-i Gürcî ile ihtilât etmeleri sebebiyle bu iki lisândan bir lisân peydâ edüp hâlâ Çerkez lisânı saksağan kuşu lisânı gibi bir çöpördük zebân peydâ etmişlerdir kim hâlâ Çerkez lisânı kaleme gelmez semâ‘a mevkûf boğazdan ve avurddan ve dil altından savt-ı safîr gibi kaleme gelmez sadâlı hurûflardan mürekkeb bir lisândır. Bu abd-i kemter seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem Evliyâ-yı bî-riyâ-yı sâhib-i bûriyâ elli bir senedir kim ekâlîm-i seb‘ada on sekiz pâdişâhlık yere kadem basup her diyârın benî âdemiyle tekellüm etmek içün fesâhat [u] belâğatları ve ebyât [u] eş‘ârları ile yüz kırk yedi lisânı kilk-i cevâhir-nisârımla tahrîr etmişim, ammâ bu Çerkez lisânı gibi saksağan tuyûru sadâlı lisânı tahrîr edemedim, ammâ bi-himmetî ol lisânı dahi alâ kadri'l-imkân tahrîr ederiz. Bir lehçe-i mahsûsaları var, zîrâ kitâbîler değillerdir. Anıniçün kaleme gelmez 150a zebân-ı tuyûrdur ve's-selâm.
EÇS VII 150a
İşte bu mahalde bu Çerâkise aslı ve fer‘i ve haseb [ü] nesebleri kavm-i Kureyş Arabından olup fırka fırka olup hikmet-i Rabbü'l-İzzet ile tahrîr olunan diyârlara bu yüzden müyesser oldukları alâ kadri't-tâka bu gûne tahrîr oldu. Temmet.
EÇS VII 150a
Ez-în-cânib yine sadede gelelim. Çünki bu Şağake Çerkeslerinin tulû‘ları ibtidâ bu yüzden olup bu hâk-i pâklarde tavattun edinüp âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbeleri gâyet çokdur. Hattâ Mehemmed Geray Hân hazretleri efendimize müsâfirimizsin deyü iki re’s bânû-peyker ve melek-manzar duhter-i pâkîze-ahter bâkire kızlar verdiler kim henüz her biri birer gûne bir dürr-i nâ-süfte ve her biri birer gonca-i nâ-şüküfte pençe-i âfitâb-ı mehtâb kızlar pîşkeş verdiler kim her biri birer Mısır hazînesi değer.
EÇS VII 150a
Der-beyân-ı kıyâfet-i aceblu-yı kavm-i Çerkez
EÇS VII 150a
Cümlesi kıllı kebeden siyâh takye geyerler. Ve üzerlerine yine siyâh koyunun yününden eğrilmiş ihrâm gibi dokunmuş incecik siyâh daracık abâ dolama geyüp orta kuşak gezerler. Üzerlerine gayri bir şey geymezler. İllâ bayları, ya‘nî ankâları kış günlerinde kuzu kürkü geyerler.
EÇS VII 150a
Ve cümle esbâbları kısacık elbette dizleri gözünde hafîf esbâb geyerler. Ve yine ince abâdan diz çakşırı geyüp çoğu donsuz gezerler.
EÇS VII 150a
Ve ayaklarında bir gûne üzerinden dikme (...) altı bütün çarık geyerler kim bir diyâra mahsûs değil çarıkdır. Kuşakları yine koyun yününden örülmüş harîr-misâl kuşakları var.
EÇS VII 150a
Ve mirzalarının bir gûne kırmızı sahtiyândan yine (...)lerinden dikilmiş yekpâre mestler diküp geyerler kim ayaklarından güc ile çıkar. Bu mertebe sık ve daracık kırmızı mest geyerler.
EÇS VII 150a
Ve sâ’ir fukarâsı kış günleri esbâbları üzre siyâh ve beyâz üç köşeden müdevver kebeleri boğazlarına bağlayup gezerler, ammâ anın yeni ve yırtmacı ve yakası yok, bir turfe kalın kıllı kebedir. Hattâ hîn-i savaşda bu kebeyi yüzüne dutup cenge girdikde Çerkes kavminin önüne Efrâsiyâb ve Rüstem ü Şağâb duramaz, gûyâ ol kebe anların kalkanlarıdır. Hakkâ ki ok ve kılıç kesmez ve geçmez. Ba‘zı savaşlarda bu keçeyi ısladup arkasına alır. Kâh önüne ve kâh iktizâsına göre yemîn ü yesârına dutunup kudurmuş ayı gibi cenge girir.
EÇS VII 150a
Askerî tâ’ifelerinin elbette birer küheylân atları ve birer zırhları ve birer tîrkeş kılıçları ve birer mızrakları mukarrerdir, ammâ kılıçlarının uçları çâr-kûşe ve üç köşe harbe gibidir. İbtidâ düşmanın kılıçla dürtüp ba‘dehu kılıçla çalar.
EÇS VII 150a
Ve piyâdeleri cümle tüfeng-endâzlardır kim pireyi gözünden kurşumla uru[r]lar, zîrâ bârûd-ı siyâhı kendüleri yaparlar.
EÇS VII 150a
Ve niçe bini yine (...)lar üzre tüfeng taşıyup mızrak taşımaz. Bu diyârda demir kır at ve siyâh atlar gâyet makbûldür kim ana Özdemiroğlu Osmân Paşa atları soyu deyü beş baş Çerkes esîrine at alırlar ve at verirler.