EÇS VII 158b
Ve sâ’ir müverrihân-ı gûnâ-gûnlar dahi kûh-ı Elburz derler.
EÇS VII 158b
Ammâ be-kavl-i hukemâ-yı kudemâ ve be-kavl-i müfessirîn ü muhaddisîn-i ulemâ bu rûy-ı arzda Hallâk-ı âlem lafz-ı "kün" ile yüz kırk aded kûh-ı azîmler halk etmişdir kim bu dağlar olmasa vech-i arza lerzân vâki‘ olurdu demişler.
EÇS VII 158b
Ve ol kûhlar hakkında sûre-i (---): Arapça âyetin yazmışlar kim Cenâb-ı Hallâk-ı âlem bu cibâlleri kilid deyü halk etmişdir, ya‘nî ulemâ-yı müfessirîn tefsîr-i şerîflerinde lafz-ı mekâlîdi kilid ile tefsîr etmişlerdir. Ya‘nî "Habîbim Muhammed! Ben bu dağları yer yüzüne kilid halk etmişim" buyururlar.
EÇS VII 158b
Ve bir âyet-i şerîfde dahi sûre-i Amme'de, ya‘nî sûre-i Nebe'de: Arapça âyetleri bu ma‘nâyı iyhâm eder.
EÇS VII 158b
Ve cümle seyyâhân-ı kudemâ ve ulemâ-yı hukemâ eyle derler kim iklîm-i evvelde 19 dağdır ve iklîm-i sânîde 27 cibâldir.
EÇS VII 158b
Ve iklîm-i sâbi‘de 32 tavlardır, ammâ cümleden azîm cebel-i Kâf'dır kim anın hakkında Cenâb-ı Bârî Kur’ân-ı azîminde ve Furkân-ı mecîdinde sûre-i Kâf'da: Arapça
EÇS VII 159a
159a tefsîrinde müttefiklerdir kim kûh-ı Kâf bu edîm-i arzın etrâfın ihâta edüp Bahr-i Muhît ve Bahr-i Ummân ve Bahr-i Mağaylan ve Bahr-i Okyûnûs ve Bahr-i Girdâb ve Bahr-i Zulumât ve'l-hâsıl bu dünyâ etrâfında olan yedi deryâyı ihâta etmiş kûh-ı Kâf'dır. Hattâ bu hakîrin ve kavm-i Noğay'ın ma‘lûmlarıdır kim Maskov vilâyeti tarafına karîb Kur’ân-ı azîm ile müsbet olan Bahr-i Zulumât buz olduğu mahalde İskender-i Kübrâ'nın Sedd-i Ye’cûc'a gitdiği buz deryâsı zulumâtı üzre kavm-i Kalmık yetmiş gün yetmiş gece, ya‘nî gündüzünde vakt-i Şâfi‘î gibi olan buz deryâsını geçüp yine bu dünyânın tabanında olan aydınlık yerlerin otlu ve sulu yerlerinde yedi gün yedi gece dahi Kalmık atlar ile seğirdüp kûh-ı Kâf dâmeninde bilâ-teşbîh ka‘belerine vardıkların ve yine buz deryâsı tûl-ı nehârda çözülmeden beri Helar vilâyetlerine gelirler, tevâtürle kavm-i Noğay içre meşhûrdur.
EÇS VII 159a
Kavm-i Kalmak İskender gibi Sedd-i Ye’cûc'a ve kûh-ı Kâf'a yetmiş seksen yılda bir gitdikleri müsbetdir. Hattâ Mehemmed Geray Hân'da bu şehrimizde rehin olan Buloş nâm koca Kalmık "Ben üç kerre Cıldırak tavda atamız ka‘besine varanmın", ya‘nî "Kûh-ı Kâf'da ka‘bemize vardım" deyü deyü hikâyet ederler. Hattâ Kalmık ne küffâr ne müslim bir alay mecûsî kavimdirler, ammâ anlarda kizb ü bühtân olmazdır.
EÇS VII 159a
Ve bu edîm-i arzda Kûh-ı Kâf'dan sonra kûh-ı bülend Mısır cezîresinde hatt-ı istivâdan cânib-i cenûba yigirmi yedi merhale içeri cebel-i Kamer'dir kim Nîl-i mübârekin menba‘ı olan kûh-ı bülenddir.
EÇS VII 159a
Her bâr Nîl'in başına öte Bahr-i Muhît'den tarafa Portakal Frengi varırlar. Beri tarafında Kakan meliki ve Daho kara Arabları ticâret içün toksan günde Nîl başına varırlar kim Nîl'in ibtidâ menba‘ı Mısır cezîresindedir,
EÇS VII 159a
"On yılda ve yedi yılda gitmişler, başına varamamışlar" dedikleri sözler cümle kahvehânede sâkin haşhâşî beng [ü] bâde içici tiryâkîler sözüdür, zîrâ bu dünyânın Tilimsân vilâyetinden Maskov'un zulümâtı kenârında Helar vilâyetine varınca tûlu on bir aylık yoldur nice on yılda gidüp Nîl'ın başına varılmaya, bu kizb-i fâhişdir. Hattâ bu hakîr Funcistân ve Kakanistân ve İsvân ve Sûdân vilâyetlerine gitdiğimde "Nîl'in başına yiğirmi yedi konak yer kaldı" dediler, ammâ gâyet mahûf u muhâtaralı yılan ve çıyanlı yerlerdir.
EÇS VII 159a
"Eğer yedi ay beklersen mevsimiyle cellâbe kavimleriyle Nîl buhayresi gemilerine binüp Nîl'in başında cebelü'l-Kamer'e var" dediler. Hakîr şiddet-i hârra tahammül edemeyüp Hazret-i İdrîs'in vilâyeti olan Rümeyletü'l-Himâl şehrinden dönüp hatt-ı istivâya gelüp andan yetmiş günde vilâyet-i Funcistân'a gelüp râhat oldum, ammâ Nîl'in başını göremedim.
EÇS VII 159a
Bir cebel-i azîm dahi cebel-i Alman'dır kim nehr-i Tuna'nın başıdır. Bir cebel-i bâlâ dahi Leh diyârıyla Erdelistân mâbeyne-hümâsında Sıçan Samur dağıdır kim nehr-i Tise ve nehr-i Turla başıdır.
EÇS VII 159a
Hâsıl-ı kelâm rûy-ı dünyâda niçe kerre yüz bin dağlar ve yaylalar olduğu bâlâdaki kürrâs cildlerimizde seyâhat edüp manzûrumuz oldukda tahrîr etmişiz, ammâ be-kavl-i Batlîmûs ve Bokrât ve Sokrât ve Fîsâgores-i Tevhîdî kavilleri üzre yüz kırk sekiz aded cebel-i azîmlerin ulularından biri de bu kûh-ı Elburz'dur kim tavsîf olunur.
EÇS VII 159a
Evvelâ bu kûh-ı Elburz Bâbü'l-ebvâb'a, ya‘nî Demirkapu'ya karîbdir. Seyyâhân-ı pîşîn kavilleri üzre yüz kırk sekiz aded cibâllerin bu kûh-ı bî-bedel cümle dağların ortasıdır. Belki dünyânın ortasıdır. Ale't-tahkîk budur.
EÇS VII 159a
Ve vech-i arzda bundan âlî kûh-ı bâlâ görmedim, zîrâ ilm-i usturlâb hükmü üzre bu kûh-ı bülendin aslında zemîninde mürtakîdir, zîrâ arz-ı beledi (---) ve tûl-ı nehârı (---) derîce ve dakîkadır. (---) (---) Her cânibinde onar günlük yoldan nümâyândır. Ve bunda olan ecnâs-ı mahlûkâtın hisâbın yine Perverdigâr-ı Hâlık-ı Bîçûn bilir.
EÇS VII 159a
Bâ-husûs gûlbeyâbânlar gâyet çokdur. Ra‘d-vâr sadâların istimâ‘ etdim, ammâ vücûdların görmedim, ammâ kar üzre resm-i pâyların gördüm ki cirminde beş âdem oturur gûllerin ayakları nakşı kar üzre ma‘lûm idi. Allâhu a‘lem vasat-ı dünyâda olan kûh-ı Kâf budur. Hâric-i Bahr-i Muhît'de olan kûh-ı Kâf-ı Dünyâ'dır. Hattâ İskender-i Zülkarneyn Bahr-i Harez'den bu kûha gelince altı merhale yerdir. Ve zirve-i a‘lâsı altı menzildir.
EÇS VII 159a
Bu kûhdan cenûba yokuş aşağı Karadeniz sâhilinde nehr-i Faşa altı konak yerdir. Altı konak dahi Karadeniz'in Faşa boğazıdır. Bu kûhdan Karadeniz'e varınca on iki konak yerdir. İskender-i Kübrâ bu on iki konak yeri Bahr-i Harez'den tâ Bahr-i Siyâh'a varınca bu kûh-ı Elburz üstünden bir sedd-i calender çekmiş. Hâlâ eser-i binâları ve gayyâ-misâl hafr-i handakları zâhirdir. Ve Gürcistân tarafında Lezgi dağı bu Sedd-i İskender'e karîb ve kûh-ı Elburz'a muttasıl, o da bir cebel-i bâlâdır.
EÇS VII 159a–159b
Ve bu kûh-ı Elburz'un etrâfında on bir aded {ülke sâhibi} pâdişâhlar sâkinlerdir. Ve yetmiş nev‘a lehçe-i mahsûsalarıyla tekellüm eder elsine-i muhtelifeli benî âdemler vardır kim birbirlerinin 159b lugat [ü] ıstılâhâtların tercümânlar ile güc ile fehm ederler. Hakkâ ki vech-i arzda olan sağîr ü kebîr cibâllerin aslı budur kim müverrihân-ı Arab bu kûha Ebü'l-cibâl deyü tesmiye etmişler, zîrâ cemî‘i cibâller tâ Çîn ü Mâçîn ve Hıtâ vü Hoten ve Fağfûr u Hindistân'a varınca cümle dağlar bu kûh-ı Elburz'a mülâsıkdır. Ve bu cebelin cânib-i şarkîsi Îrân-zemîndir, ya‘nî Acem vilâyetidir kim Âzerbâycân ve Tiflis ve Tomanis ve Serîrü'l-lân ve Gîlân'dır.
EÇS VII 159b
Ve bu kûhda olan nebâtât giyâ[hâ]t eşcârâtların gûnâ-gûnları meğer Hindistân'ın Hazret-i Âdem hübût etdiği Serendîl dağında ola.
EÇS VII 159b
Ve bu cebel dâmeninde Demirkapu dedikleri kal‘a ekâsireden Enûşirvân binâ etmişdir. Ve hudûdun tâ kûh-ı Elburz'a varınca sedd-i Şeddâdî binâ etmişdir kim hâlâ İskender'in bu kûh-ı Elburz üzre binâ etdiği sedde varup nihâyet bulur. Hakkâ ki koca Enûşirvân-i Ekâsire İskender[e] mu‘âdil dîvâr-ı rasîf binâ etmişdir. Hattâ Enûşirvân-ı Âdil bu Demirkapu'yu binâ edüp Irâk-ı Arab'dan niçe bin âdem sürüp Demirkapu kal‘asına koyup amâr etmişdir. Hâlâ ol tâ’ife Demirkapu'da Arab lisânına karîb bir gûne ıstılâhât [u] ibârât ile tekellüm eder kavm-i zurefâdırlar kim lisânlarına zebân-ı Kahtâniyye derler. Monla Câmî, Kitâb-ı Câmî’sinde ba‘zı elfâz-ı Kahtâniyye isti‘mâl eder, bir gûne fasîh u belîğ kelâm-ı dürerbârlardır.
EÇS VII 159b
Ve bu Demirkapu şehrinin maşrık tarafında ülke-i Harez ve vilâyet-i Terek ve ülke-i Lân şehirleri var. Hâlâ Maskov kralı hükmündedir kim tâ bu kûh-ı Elburz dâmenlerinde Terek kal‘asında nihâyet bulur ülken(?) vilâyetdir. Ammâ Demirkapu sene 985 târîhinde dest-i Acem'de iken sene 986 târîhinde Özdemirzâde Çerkez Osmân Paşa feth edüp âhır-ı kâr sene 1033 târîhinde Acem Bağdâd'a ve Gence ve Şirvân ve Şamâhî'ya ve bu Demirkapu'ya istîlâ edüp içinden Handân Ağazâdeler vere ile çıkup Kırım hânına andan Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘e gelüp,
EÇS VII 159b
"Niçün Demirkapu kal‘asın Acem'e verdiniz?" deyü su’âl bile olunmayup hâlâ kal‘a-i Bâbü'l-ebvâb, ya‘nî Demirkapu dest-i Acem'de kaldı.
EÇS VII 159b
Ve yine kûh-ı Elburz'un şimâlinde kavm-i Kaytak elli bin askere mâlik kişilerdir, ammâ Maskov kralına tâbi‘lerdir.
EÇS VII 159b
Ve yine kûh-ı Elburz'un cenûb tarafında Lezgi ve Legzi derler bir kavm-i Mesîhiyyedir, Acem'e tâbi‘ elli bin askerdir.
EÇS VII 159b
Ve bu kûh-ı bülendin taraf-ı şarkîsinde Tiflis ve Tomanis kal‘aları var. Hâlâ Sultân Mustafa Hân'ın ikinci cülûsunda sene 1031 târîhinde Acem Tiflis ve Tomanis kal‘alarına mâlik olmuşdur. Hattâ Abaza Paşa Erzurûm'da kapanup celâlî iken bu iki kal‘aları Acem elinden almağa hareket etmişken Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Vezîr Mahmûd Paşa Abaza üstüne serdâr olduğun Abaza Paşa istimâ‘ edüp Tiflis ve Tomanis kal‘aların Acem elinden halâs etmeği ferâğat edüp cânı başı gavgâsına düşüp Erzurûm kal‘asına Abaza Paşa kapandı. Ol asırdan berü ol iki kal‘alar dest-i Acem'de kaldı.
EÇS VII 159b
Ve hâlâ vilâyet-i Acem ile bu kûh-ı Elburz mâbeyninde vilâyet-i Dağıstân pâdişâhı var kim kûh-ı Elburz dâmenlerinde yedi sancak bir ülke-i Dağıstân'dır. Pâdişâhlarına Şamhal Hân derler. Başka hutbe sâhibi pâdişâhdır, ammâ sikke sâhibi değildir, ammâ Şâfi‘iyyü'l-mezheb mü’min ve muvahhid kavimlerdir. Bu kavm-i Dağıstân dahi yedi kavimdir kim lisânları birbirlerine muğâyir akvâmlardır. İnşâallâh mahalleriyle îrâd olunur.
EÇS VII 159b
Ve bu kûh-ı Elburz'un cânib-i kıblesi ardı vilâyet-i Dâdyân'dır. Ve dahi kıbleden cenûba meyilli Abaza vilâyetidir kim cümle Karadeniz kenârına vâki‘ olmuşlardır. Ve dahi garb tarafı şimdi gelirken tahrîr etdiğimiz Çerkezistân vilâyetidir kim müşâsında Kabarti Çerkeziyle Tavustân Çerkezidir.
EÇS VII 159b
Ve bu mahalden garb tarafına kırk yedi germe konak Kırım vilâyetidir. Ve yine bu kûh-ı Elburz'un şimâl tarafına Bahr-i Harez kenârında Maskov vilâyetidir kim ol hudûd Terek kal‘asıdır.
EÇS VII 159b
Netîce-i kelâm bu tahrîr etdiğimiz mâ-vaka‘ üzre bu kûh-ı Elburz'un etrâfında on bir aded pâdişâhlar sâkinlerdir. Tâ bu mertebe kûh-ı bülenddir. Eyle bir kûh-ı âlîdir kim tâ zirve-i a‘lâsı fi's-sayfı ve'ş-şitâ ebr-i kebûdlar içredir. Aslâ mu‘tedil hevâda bile görmüş âdem yokdur. Hattâ ol kadar yüksekdedir, bulutlardan aşağı görünen yerlerinde eşcârâtdan bir şey yokdur, rîh-ı sarsar ağaçları kökünden çıkar. Evlâ bi't-tarîk ol mahallerinde kar dahi yokdur, ammâ iki üç günde ortasına çıkılır yerlerinde Tûfân-ı Nûh'dan berü kat-ender-kat sararmış karları vardır kim,