EÇS VII 159b–160a
İçinde tazı kadar âb-ı zülâlleri, ya‘nî cânlı kar kurdları olur. Bir nev‘i dahi âdem uyluğu kalınlıkda kara başlı ve kara gözlü buzdan cânlı kur[d]ları olur, ana hukemâ âb-ı zülâl derler. [Ta]vustân hânları Mehemmed Geray Hân'a hedâyâ getirmişlerdi. Aynı Rûm'un ev saçaklarında buzdan diş diş olup sarkmış dud yaprağı tırtıl kurdu şeklinde kol kalınlığı cânlı buzdan kurdlar idi. Başların kırup içinde pâlûze 160a gibi suyunu emüp içdik. Hakkâ ki gûyâ hayât-ı câvidân bulup recûliyyet damarlarımız harekete gelüp etrâf [u] eknâfda olan Tavustân mahbûbelerine nazar etmeğe başladık. Ammâ bu âb-ı zülâlin harekât [u] sekenâtları hemân kar içinde ikendir. Taşra çıkınca hareketden kalıyor. Hemân cümle vücûdu buzdur, ammâ içi koyuca âb-ı zülâldir. Cemî‘i zamânda suda râyiha halk olunmamışdır, ammâ bu zülâl-i acîn olmuş bâdem râyihasındadır. Ammâ dahi büyüğü olurmuş, lâkin hakîr görmedim.
EÇS VII 160a
Ve bu kûhun iki günlük yerlerinde Tavustân sultânı kavminin çobanları mâh-ı Temmûz'da çıkup niçe yüz bin sürü koyunlarıyla yaylayup andan yukaru çıkmağa gûlbeyâbânîlerden havf ederler, zîrâ andan yukaru bulutlar içre dağlardan bir mehîb ü mahûf dehşetli âvâzlar gelüp cümle hayvânât ve çobanlar ol sayha-i şedîdden kaçup yukaru çıkmağa tâkat getiremez, deyü nakl etdiler.
EÇS VII 160a
Ve bu kûhun cânib-i etrâfında olan on bir ad[ed] ülke vilâyetlere cereyân eden enhâr-ı azîmler cümle bu cibâl-i azîmden müstenbatdır. El-hâsıl be-dürüstî oldur kim cihânın göbeğidir.
EÇS VII 160a
Hamd-i Hudâ temâşâ edüp niçe sun‘-ı Hudâlardan ibret alup andan yine semt-i şarka 5 sâ‘at gidüp,
EÇS VII 160a
Nehr-i Kulkocan: Kavm-i Tatar buna Kulkaşkan suyu derler. Ya‘ni bu suyu nûş eden kul ta‘âm yemeğe döymeyüp kaçdığıyçün Tatar bu suya Kulkaş[k]an suyu der. Bu nehir Dağıstân pâdişâhı ülkesinden tulû‘ edüp şark tarafına iki konak cereyân edüp nehr-i Balk'a mahlût olur. Bu nehir kenârından kalkup 4 sâ‘at yine şarka gidüp,
EÇS VII 160a
Kabak-ı Adim: Tavustân sultânı hükmündedir. Andan 9 sâ‘atde,
EÇS VII 160a
Nehr-i Balk: Bu dahi kûh-ı Elburz'dan gelüp nehr-i Terek'e gider. Terek dahi bahr-i Harez'e kuyulur.
EÇS VII 160a
Andan 5 sâ‘atde maşrık cânibine sarp yollarda ve sık ormanlarda sarıklarımız ve kalpaklarımız çalılara ildirüp aldırarak ve esbâblarımız yırtdırarak gidüp,
EÇS VII 160a
Nehr-i Küçübek: Ubûr edüp karşu kenârında bir çemenzâr yerde meks etdik, ammâ ol gece sovuk azâb-ı elîmin çekdik, ammâ âteşler kenârında kebâblar çevirüp yine sehel zevk etdik. Bu nehir dahi kûh-ı Elburz'dan gelüp gider. Bu mahal dahi Tavustân hudûdudur.
EÇS VII 160a
Andan sehel kûh-ı Elburz'u kıble tarafına koyup 7 sâ‘at şarka gidüp,
EÇS VII 160a
Ve Tavsultân dahi derler. Gâyet ma‘mûr şehr-i kadîmdir kim Nûşirvân'ın oğlu Hürmüz-i Tâcdâr binâsıdır derler ve hakîkatdir, zîrâ niçe âsâr-ı binâları imâret-i kadîmden nişân verir. Nehr-i Bahsan kenârında bin aded tahta örtülü hânedânlar kalmış, mâ‘adâsını Timur Leng harâb etmiş. Cemî‘i Çerkezistân ülkelerinin evleri serâpâ saz ve kamış örtülüdür, ammâ bu pişkövün imâretleri tahta örtülü ve kârgîr binâlı hânedânlardır. Bu şehir yerinden gayri yurda kalkmamak ile ba‘zı meyve ağaçları bulunur, ammâ kûh-ı Elburz eteği olmak ile bâğları ve bâğçeleri yokdur. Ve Tavsultân dedikleri asıl Dağıstân pâdişâhlığı ülke budur, ammâ (...) olmak ile beğine Şamgal şâh demezler, ammâ Dağıstân'ın taht-ı kadîmi budur. Hâlâ beğlerinin isimleri Kocur Bay Sekbân ve Cohan Bay Sekbân'dır. Lâkin pâdişâh denilse nesebleri Tavsultândır. Andan Enûşirvân'a müntehîlerdir. Lisânları Gürcî ve Çerkez lisânıdır.
EÇS VII 160a
Cümle on iki bin aznavur eli ve tüfeng-endâz leşkere mâlikdir. Ve cümle Şâfi‘î mezheblerdir, ammâ yine Çerkez tâ’ifesi add olunur, ammâ cemî‘i zamânda ülfetleri Gürcî kavmiyle olduğundan lisânlarının lehçe-i mahsûsaları Gürcî ve Acem ve Kumuk lisânını kelimât ederler. Tüccârları ve re‘âyâları lisân-ı Maskov dahi bilirler.
EÇS VII 160a
Der-kıyâfet-i kaba-yı ahâlî-i Tavustân: Cümlesinin libâsları Acem kapaması gibi nigendeli ve peşli koltukları altı bâğlı ve yakası yüksek kapama geyüp başlarında beyâz abâ kalpakları geyüp ayaklarında Acem pâbûçlar geyerler. Ve başları mutarraşdır. Ve yine sakalları kırkık cimbarisdir.
EÇS VII 160a
Der-şekl-i kıyâfet-i nisvân-ı Tavustân: Cümle zenâneleri ve duhter-i ahterleri beyâz abâdan tilki derisi kalpak geyüp geysûların sarkıtmayup yüzü açık gezerler ve gûnâ-gûn sıkma daracık elvân Acem bezi haftan geyerler. Hemân Çerkez karıları gibi libâs geyerler.
EÇS VII 160a–160b
Ammâ mahbûb u mahbûbeleri gâyet mümtâz u müstesnâ olur. Bu diyârda dahi sâ’ir Çerkez vilâyetleri gibi akçe pul ve hammâm ve çârsû-yı bâzâr ve bâğ u bâğçe yokdur, ammâ bu pişkövde iki câmi‘ ve yedi mesâcid vardır. Hutbelerini Dağıstân pâdişâhına, andan kendilerinin Kocur sultânı nâmına hutbe okurlar, ammâ geçinmeleri sahâbe-i kirâm gibi geçinirler. Lâkin müselmânları azdır, re‘âyâları cümle Çerkez kâfirleridir. Ve bunda cârî 160b olan,
EÇS VII 160b
Nehr-i Bahsan: Gürcistân'ın Dâdyân vilâyeti dağlarından gelüp nehr-i Terek'e gider. Bu şehir içre nehr-i Bahsan'da ırgı balığı derler bir balık çıkar, aslâ bir diyâr balığına benzemez. Bir müdevverü'ş-şekil mâhîdir kim gûyâ zer-nişânlı bir murassa‘ mâ’idedir, ammâ lezzeti meğer İngilis cezîresi vilâyetinin serdelye balığı lezzeti ola. Ortasında elif gibi bir kılçığı olup gayri vücûdunda aslâ kılçığı yokdur. Ve misk gibi bir gûne râyiha-i tayyibesi vardır, ammâ Allâhümme âfinâ garîbü'd-diyâr bekâr âdem bu mâ’idenin birini yese ol gece dörd beş kerre düşü azar. Yâhûd çok tenâvül edenin nefsi burnundan akar. Gâyet mukavvî ve serî‘u'l-hazm semek-i nehr-i Bahsan'dır. Takviyetinde gûyâ sakankûr-ı mâhîdir, ammâ beşer altışar yüz dirhemden irisi nâdirdir.
EÇS VII 160b
Der-medh-i âb-ı hayât-ı Tavustân: Hevâsı gâyet mu‘tedil olduğundan aslâ hastalık ve humma ve sara zahmeti ve gayri cüzâm ve beras ve behak ve hunâm ve hunâk ve freng zahmeti misilli emrâz-ı muhtelifeli âdem yokdur ve bu makûle derd-i serleri aslâ istimâ‘ etmemişlerdir. Ve halkı kaviyyü'l-bünye ve ten-dürüst âdemlerdir kim çoğu yüz ve yü[z] elli yaşına varınca mu‘ammer olur. Anda Hân ile üç gün zevk edüp 5 sâ‘atde,
EÇS VII 160b
Nehr-i Balkbay: Atlar ile ubûr edüp bu nehir Gürcistân'ın tâ Açıkbaş dağlarından tulû‘ edüp nehr-i Terek'de gurûb eder. Bu nehirden sonra 3 sâ‘at yolumuzdan ba‘îd kıble tarafına gidüp,
EÇS VII 160b
Evsâf-ı bilâd-ı kadîm ve şehr-i azîm hâk-i Dağıstân, ya‘nî belde-i atîk Irâk-ı Dâdyân
EÇS VII 160b
Be-kavl-i müverrih Mîrhând ve kavl-i Şeref Hân ve be-kavl-i Tatarhâniyye kadîm-i evvelde Dağıstân pâdişâhlarının tahtgâhları bu idi.
EÇS VII 160b
Biri Irâk-ı Arab kim kal‘a-i kadîm Halebü'ş-şehbâ'dır.
EÇS VII 160b
Biri dahi Irâk-ı Ekâsire'dir kim Bağdâd-ı behişt-âbâddır.
EÇS VII 160b
Biri dahi Irâk-ı Acem'dir kim şehr-i Nûh-âvînd, ya‘nî şehr-i Nihâvend'dir kim ibtidâ bânîsi ba‘de't-Tûfân Hazret-i Nûh Nebî'dir kim Nûh-âvînd'den galat-ı meşhûr Nihâvend derler.
EÇS VII 160b
Dördüncü Irâk bu Irâk-ı Dâdyân'dır kim {ibtidâ bânîsi ba‘de't-Tûfân Menûçehr Şâh yüz yigirmi yıl pâdişâh olup Mûsâ Nebî asrında bu Irâk-ı Dâdyân'ı binâ edüp hükmünde olan pâdişâh askerlerin cem‘ edüp bu Irâk-ı Dâdyân'a bir hafr-i azîm ve amîk handak kazmışdır kim gûyâ derk-i esfeldir.
EÇS VII 160b
Andan sonra} şehinşâh-ı ekâsirelerden Enûşirvân-ı âdilin oğlu Hürmüz-ü Tâcdâr binâ etmişdir kim tahtgâh-ı ekâsire idi. Ba‘dehu kavm-i Tatar'dan Hulâgû Hân tahtı oldu.
EÇS VII 160b
Hulâsa-i kelâm niçe mülûkdan mülûka bu şehr-i azîm kalup âhır-ı kâr Dağıstân pâdişâhlarının tahtgâhı olup eyle amâristân olmuş kim hâlâ iki merhale yerlerde âsâr-ı binâları zâhir ü bâhirdir. Ammâ Timur Hân Mâverâü'n-nehir'den hurûç edüp vilâyet-i Kırım'da Tohtamış Hân üzre gelirken bu Irâk-ı Dâdyân halkı Gürciyyü'l-asıl kavm-i Dâdyân olup tüvânâ ve bahâdır âdemler olmak ile Timur Hân'a itâ‘at etmedikleri ecilden bu şehr-i Irâk-ı Dâdyân'ı muhâsara edüp yedi gün yedi gecede bu şehrin yedi aded kal‘asıyla şehri harâb u yebâb edüp pâdişâhları olan Bahsan Sultân'ı katl eder.
EÇS VII 160b
Hâlâ Tavustân sultânı hükmündedir, ammâ deryâda katre güneşde zerre kadar amâr değildir. Ammâ zamân-ı kadîmde ekâsireler asrında iki kerre yüz bin hâne-i iremezâtlar imiş. Ve iki kerre yüz bin dükkân ve yüz bin çeşme ve sebîl ve cevâmi‘ ve medâris ve dâru'l-hadîs ve mekteb ve dâru'l-kurrâ ve tekye ve sarây-ı a‘yân ve sarây-ı kârbân ve hân-ı hâcegân ve hân-ı mücerredân ve ibret-nümâ-yı âbâdân ve hammâm-ı gâsılân ve kenîse-i râhibân ve imâret-i dâr-ı ıt‘âm ve imâret-i bezzâzistân âsârları var kim bir günde mezkûrûn amâristânlar ubûr olunmaz.
EÇS VII 160b
Niçe yüz bin âsâr-ı binâların kapuları üzre Yâkût-ı Musta‘sımî tarzı hattlar ile gûnâ-gûn musanna‘ târîhleri var, ammâ gûyâ Van deryâsı kenârında Ahlât şehri ve Eski Kırım ve Medâyin ve Kûfe ve Musul ve (...) ve Mısır diyârında şehr-i İsvân gibi bu Irâk-ı Dâdyân dahi mezkûr şehirler gibi yerde yatır. İçinde bûm u masasalar âşiyân edüp âdem âdemî-zâdlar yokdur. Ancak bir köşesinde bir cemâ‘at kadar Tavustân halkı sâkinlerdir.
EÇS VII 160b
Bu hakîr bu harâb-âbâd-ı dünyânın bu mahallesini seyr [ü] temâşâ etmek içün on iki aded abd-i memlûklarımla pür-silâh olup şehr-i harâbın kıblesinde iki sâ‘at ba‘îd Tavse nâm bir kûh-ı bülende urûc edüp bu şehr-i harâbı temâşâ etdim. Ve bir âsitânı cihânı dutmuş hemân hüddâmlarımla sekiz yüz minâre add etdik. Meydânlarda sögele kalmışlar ve yeşil ve sarı ve kırmızı ve mavî sırçalı gûnâ-gûn sivri kıbâbları hâlâ zeyn olup durur. Ve niçe yüz bin tâk-i kisrâdan nişân verir eflâke ser çekmiş tâk-ı revâk-ı tumturâklar zeyn olup durur.
EÇS VII 160b
El-hâsıl bu harâbistân kırk günde ta‘bîr ü tavsîf olunsa zerre ve şemme kadar tahrîr olunmaya ve midhati de lâzım değildir. Kâr-ı cihân böyledir kim beyt:
EÇS VII 160b
Bu kâr-u bü'l-acebdir bu ki olmaz kârger peydâ.
EÇS VII 160b
Ve bu harâbistânı mâ-vaka‘ı üzre tahrîr etmede fâ’idesi ve beyânında â’idesi olmayup ol kadar i‘tibârı olmayan nesnelerin medhi tatvîlinde melâlet vardır.
EÇS VII 160b
Ammâ ibret-nümâ-yı mezâristânları acâ’ib ü garâ’ibdir. Hattâ iki fersah yeri mezâristânı dutmuşdur. Ba‘zı seng-i mezârlarda hüsn-i hatt ile böyle tahrîr etmiş kim:
EÇS VII 160b
"Ey su’âl etgen şol merkadni sâhibini Boğabay kişi men iki yüz yaşka yetken nâ-murâd yiğit men idim. Ekmek yeyüp yüreğime ekmek yapışup ölgen men. Sebeb-i mevtim şolkaydır."
EÇS VII 161a
"Ey su’âl etgen bu merkadni eyesin. İki yüz kırk beş yaşka nâ-murâd hurme Bige hânım hâtûn idim. Yüz beş yaşında kız olan iken kocaya barup bir uşak doğururken su içüp öldüm. Sebeb-i mevtim şudur."