EÇS VII 162b
Der-fasl-ı hevâ-yı hûb-ı câvidân:(---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 162b
Der-enhâr-ı uyûn-ı câriye-i atşân: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 162b–163a
Der-çâh-ı mâ-i hoş-güvâr-ı hânedân: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) 163a
EÇS VII 163a
Der-ilm-i usturlâb-ı ekâlîm-i arz-ı büldân: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-kavl-i müneccimân-ı tâli‘-i şehr-i amâristân: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Bî-medh-i kenîse-i bıtrîk-ı râhibân: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-esmâ-i gulâm-ı halka-begûşân: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-benâm-ı hüddâmân-ı cevâriyân: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-berekât-ı hayvânât-ı mahsûlât:(---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-kâr [u] kisb-i memdûh-ı sanâyi‘ât: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-ni‘met-i uzmâ-yı me’kûlât:(---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-sun‘-ı Hudâ-yı güzîde-i müsmirât: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-vasf-ı envâ‘-i meşrûbât: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-dâru'z-ziyâfe-i imârât: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-beyân-ı mesîregâh-ı erbâb-ı hâcât: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Der-aded-i hadîka-i cinân-ı bâğât: (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 163a
Evvelâ bu diyârın ne mahbûbun ve ne mahbûbesin görmek olmayup hüsn-i bâ-kemâl bâ-cemâllerinin reng-i rûyları tahrîr olunmadı. Nisâ tâ’ifesi bu diyârda kapusundan taşra yalnız çıkamaz. Elbette beş on âdem bir hurme hâtûnu "Vahdehu lâ-şerîke leh" ile cebbâne seyrine götürüp anda defn ederler. Bir dahi evine girmezler. Avretlere bu ömr-i nâzenînlerinde büyük temâşâdır. Tâze gulâmları hod on yaşında saç sakal sâhibi olur. Sakalına ustura değiren gulâmı ve berberi katle berâber ibret-i âlem ederler.
EÇS VII 163a
Ammâ kârgîr binâlı bezzâzistânı yokdur. Ve her evde bâğçe mukarrerdir. Ve âb-ı revânları çokdur. Lâkin bu diyârda akçe pul yokdur. Ancak her şehirde haftada bir meydânda bâzâr-ı azîm durup herkes meydâna çıkarup sahâbe-i kirâm gibi değiş ve dokuş edüp geçinirler. Ve her bâzâr meydânlarında ezânlar okundukda herkes metâ‘ların meydân-ı bâzârda hâli üzre bırağup gürûh gürûh câmi‘e gidüp edâ-yı salât ederler. Ve bu şehirde aslâ zulüm ve iftirâ ve kizb ve şâhid-i zor olmaz. Ve beğleri ve kadıları aslâ rüşvet almaz bir alay sünnî mezheb âdemlerdir, ammâ senevî değillerdir, cümlesi tarîk-i Hâcegânda ehl-i tevhîdlerdir. Bunlar ibtidâ sene 119 târîhinde Âl-i Emeviyyûn'dan Hişâm İbn Abdülmelik diyâr-ı Acem'de Hâkân Şâh'ı münhezim etdikde cümle ümerâ-yı Dağıstân Kaytak ve Kumuk Tâbeserânlıları cümle İslâm ile müşerref eyledi. Ol asırdan berü mü’minlerdir.
EÇS VII 163a
Der-lehçe-i {mahsûs} lisân-ı ıstılâhât-ı kavm-i Dağıstân:
EÇS VII 163b
Bu ziyâretleri ve şehri seyr [ü] temâşâ edüp Mehemmed Geray Hân'ı Dağıstân pâdişâhı şehr-i kadîmi olan Enderey'e götürmeğe da‘vet edüp andan cânib-i şarka 5 [sâ‘at] gidüp,
EÇS VII 163b
Menzil-i mihmânsarây-ı Nevşirvân: İsmi hâtırımda değil bir küçük su kenârında üstü toprak örtülü Şeddâdî kârgîr binâ bir hân-ı zîbâdır kim içine on bin âdem sığar mihmân-sarây-ı âyende vü revendegândır. Andan yine 5 sâ‘at semt-i kıbleye,
EÇS VII 163b
Menzil-i kenâr-ı nehr-i Carik: Gürcistân'ın Dâdyân vilâyeti kûhlarından gelüp Bahr-i Harez'e gider.
EÇS VII 163b
Anı geçüp 8 sâ‘atde ma‘mûr u âbâdân dağı ve taşı koyun ve sığır ve at ve gayri hayvânât ile mâl-â-mâl olmuş kend-i amâristânları geçüp ve bî-nazîr semîn at etleri ve sığın ve karaca etleri kebâbların yeyerek,
EÇS VII 163b
Menzil-i kenâr-ı nehr-i Caman: Kavm-i Tatar Caman der, kavm-i Dağıstân Yaman suyu der. Hakkâ ki Yaman şedîd akar coşkun dîvâne sudur kim vilâyet-i Dâdyân'dan gelüp nehr-i Carik'e mahlût olup ikisi bir yerden Bahr-i Harez'e munsab olur. Andan cânib-i kıbleye meyilli 7 sâ‘at gidüp,
EÇS VII 163b
Menzil-i kenâr-ı nehr-i Aktaş: Bu nehr-i âb-ı zülâl beyâz taşlık içre cereyân etdiğiyçün Aktaş suyu derler. Yine bu ülke dağlarında hâsıl olup Bahr-i Harez'e koşulur.
EÇS VII 163b
Ve bu nehri dahi atlarımız ile âsân vech ile geçüp karşu kenârında iki pâdişâh at başı berâber istikbâle çıkan asker ile bir cem‘iyyet-i kübrâlı alay-ı azîm oldu kim ta‘bîr olunmaz. Meğer Dağıstân pâdişâhının aksâ-yı murâdı bizim Hân'a asker göstermek imiş, ammâ hakkâ ki güzîde pâk ü pâkîze kübeli, ya‘nî zırhlı leşkere mâlikler kim cümle küheylân hayl-i müsevvemelere süvâr olmuş askerdir. Ve cümle şehr-i Enderey halkının sığâr [u] kibârları şâhrâhların yemîn [ü] yesârların zeyn etmiş kat-ender-kat benî âdemler idi.
EÇS VII 163b
Andan bu tertîb ile şehr-i Enderey'e girecek mahalde şehr-i Enderey hânı Ulubeğ Hân dahi karşudan azîm leşker ile iki pâdişâhın istikbâline çıkdıkda ol dahi yigirmi bin cebeli ve cevşenli ve kübeli ve zırh ü zereh-külâhlı ve serpenâhlı ve Dağıstân'ın kerevke nâm zırh ve tuğulkalarına müstağrak olmuş piyâde tüfeng-endâzlar ve niçe bin piyâde kemendârlar ve gûnâ-gûn âlât-ı silâhlar ile mülebbes küheylân es-sâfinâtü'l-ciyâd misilli atlara süvâr olmuş ve niçe bin aded alaca karaçubuk(?) atlarına binmiş askerle bezenüp Ulubeğ Hân'ın ensesinde nefîr ü sûrnây ve kös-i hâkânî ve kerrenây-ı Efrâsiyâbî ve dühül-ü İskenderî ve tabl [u] kudûm (---) ların çalarak Ulubeğ alay-ı azametle geldikde atından piyâde olup iki pâdişâhın pây-i semendlerine yüz sürüp yine karaçubuk atına bilâ-rikâb süvâr olup iki pâdişâhı selâmlayup anlar yine talî‘a-i asker olup cümle leşker saf saf ve mevc ü mevc alay ile şehr-i Enderey'e dâhil olup ziyâfet-i azîmler oldu. Ve bizim Hân hazretlerine bir sarây-ı azîm döşenüp zevk u safâya meşgûl olduk.
EÇS VII 163b
Ertesi gün bizim Hân dahi Dağıstân pâdişâhına ziyâfet tertîb edüp bizim Hân Sultân Mahmûd'un istikbâline çıkup hemân bizim Hân yüz adım alarkada Dağıstân pâdişâhını gör[dü]kde belinden kılıcın ve başından şıpırtma kalpağın çıkarup atından piyâde olduğun Dağıstân pâdişâhı göricek hemân ol dahi yüz adım mesâfe-i ba‘îdeden atından yayan olup birbirlerine yayan erişüp sarılaşup görüşüp öpüşüp "Hoş geldin cânım, safâ geldin pâdişâhım" deyü birbirine ta‘zîm ü tekrîm ederek atlarına süvâr olup Hân'ın sarâyına Sultân Mahmûd gelüp bir ziyâfet-i azîm olup ba‘de'z-ziyâfe Hân Dağıstân pâdişâhına bir mücevher eğerli ve oyanlı at ve iki kız ve iki Çerkez gulâmı ve bir Maskov kapudanı esîr hedâyâlar verüp Sultân Mahmûd sarâyına gidüp bu hakîr şehrin temâşâsına meşgûl oldum.
EÇS VII 163b
Der-evsâf-ı tahtgâh-ı cedîd hâk-i rey, ya‘nî belde-i kadîm şehr-i azîm Enderey
EÇS VII 163b
Şehr-i azîmden murâd vilâyet-i Dağıstân'ın şehrine göre şehr-i azîm denilir. Yohsa ne eyle Haleb ve Şâm ve Bağdâd ve Diyârbekir gibi şehir ola. Hemân oldukça şehirdir. Sene 986 târîhinde Özdemirzâde Osmân Paşa bu şehri dest-i Acem'den kuvvet-i bazû ile feth edüp zabtı mümkin olmayacağın bilüp bu Dağıstân vilâyetinde kışladuğunun mukâbelesinde bu şehr-i Enderey'i Dağıstân pâdişâhına ihsân eder.
EÇS VII 163b
Anlar dahi ol zamândan berü bu şehri tahtgâh edinüp keyfe mâ-yeşâ mutasarrıflardır. Hâlâ pâdişâhları kâh bunda ve kân Tarhu şehrinde oturur. Hâlâ bu diyâr pâdişâhının ismi Mahmûd'dur. Elkâb-ı künyesi şemkal'dır, şemgal ve şemhal ve şamhal dahi derler.
EÇS VII 163b
Bunların dahi asıl nesilleri kavm-i Arab'dır kim Şâmîlerdir. Anıniçün Şâm-hâl derler. Meselâ Âl-i Osmân'a hünkâr derler ve Acem'e şâh derler, Kırım hânlarına geray der[ler], Özbek pâdişâhlarına hân-ı hâkân derler, Hind pâdişâhlarına hâkân derler, Yemen pâdişâhlarına tübba‘ derler, Mısır halîfelerine azîz derler. Her pâdişâhın birer gûne elkâbları var, ammâ bu Dağıstân pâdişâhlarına şamhal derler, zîrâ asl [u] fer‘leri Şâmîlerdir ve Âl-i Emeviyyûn nesillerindendir.
EÇS VII 163b–164a
Bunlar Emeviyyûn'dan Mervân-ı Hımâr'ın derdinden Mervân'a rûy-gerdân olup cümle kavm [ü] kabîlesi ile Şâm'dan kayser-zemîn üzre 164a sefere gelmek bahânesiyle Mervân-ı Hımâr'dan firâr edüp dosdoğru vilâyet-i Horâsân'da Ebü'l-Müslim-i Mervî hazretlerine varup dahil düşüp Mervân-ı Hımâr'ın nâ-şer‘î evzâ‘ [u] etvârından ve minberde Hazret-i Alî'ye sebb etdirdiğinden gûnâ-gûn avânî hâllerinden şikâyet edüp âhır-ı kâr Ebü'l-Müslim Horâsân'dan Âl-i Emeviyyûn üzre hurûc edüp Âl-i Yezîd-i bî-mezîdden İmâm Hüseyin'in kanın ve şehîdân-ı deşt-i Kerbelâların hûnun taleb etmeğe azîmet etdikde bu kavm-i Dağıstân'dan niçe yüz âdemler refîk alup Şamhal diyâr-ı Belh'de kalup sâkin oldu, ammâ Ebü'l-Müslim-i Teberdâr niçe yüz bin Emeviyyûnu ve kavm-i Yezîdi ve Havâricî'yi ve Revâfızları kıra kıra Şâm'a gelüp Mervân-ı Hımâr ile ceng-i azîm edüp âhır-ı kâr Mervân münhezim olup Şâm'dan garba andan Arz-ı Hâsân ola[n] şehr-i Bilbeys'e andan Mısır'a varup anda dahi Ebû Müslim havfinden karârı firâra mübeddel edüp nehr-i Nîl'i karşu Cîze şehri tarafına ubûr edüp Bûsîr nâm mahalde "İşde Müslim'den halâs oldum" deyü Bûsîr'de hâb-ı râhata yatdıkda akabinden kovan Âmir ibn Cürcânî ve Abdullâh ibn Mâzinî Mervân'ı hâbdan uyarup kalkınca Mervân'dır:
EÇS VII 164a
"Cedd-i ızâmım Hazret-i Yezîd rûhiyçün şimdi ben sizi vâkı'amda görüyordum. Bana tâbi‘ olmağa mı geldiniz?" dedikde Âmir Cürcânî ve Abdullâh Mâzinî eydir: "Vallâhi biz de Ebü'l-Müslim başıyçün seni burada depelemeğe geldik" deyince hemân zeber-dest Mervân el kaldıram sandı. Abdullâh Mâzinî Mervân-ı Hımâr'a eyle bir sâtûr-ı Müslimî urdu kim kellesi hâk-i pâke-i rimâl üzre galtân oldu. Ve etbâ‘-ı Mervân Abdullâh üzre el kaldıram zann etdiler. Abdullâh ve Âmir Cürcânî yüz on âdem dahi Mervânîlerden katl edüp başlarını Şâm'da Ebü'l-Müslim'e götürdüler. Hâlâ Mervân'ın ve tevâbi‘lerinin mezârları Mısır'ın Cîze hâkinde mezkûr Bûsîr nâm karye kurbunda bir hurmalık altında medfûnlar. Ba‘zı Mervânî ve Yezîdîler varup ziyâret ederler.
EÇS VII 164a
Ba‘dehu Ebü'l-Müslim-i Teberdâr mansûr [u] muzaffer Horâsân'a geldikde Şamhal'ı huzûruna çağırdup,
EÇS VII 164a
"İşde senin adû-i cânın olup seni vatanından cüdâ eden Mervân'ı ve niçe yüz bin Yezîdî leşkerin kırdım. Şimden gerü Şâm'a gidüp yine ecdâdın Âl-i Emeviyyûn tahtını sana verdim. Var bakıyye-i ömrün yine Şam'da geçir" dedi. Şamhal eydir:
EÇS VII 164a
"Bu sinn [ü] sâlden sonra bana tâc u taht lâzım değildir. Bu vilâyetlerin âb [u] hevâsından hazz etdim. Hemân bana bir yurd-ı Dağıstân olsun, ver" deyü ricâ etdikde Ebü'l-Müslim Şamhal'ın ricâsın kabûl edüp,
EÇS VII 164a
"Var imdi şimden gerü evlâ[d u] ensâbınla Dağıstân pâdişâhı ol" deyü nefes edüp bu hâk-i Rey'i Şamhal'a verüp tavattun ederler.