EÇS VII 166b
Eşkâl-i şehr-i Gîlân: Bahr-i Harez'in cânib-i şarkîsi kenârında bir körfezin nihâyetinde nâhiye-i Şâbûrân'da bir düz mahsûldâr fezâda bir sevâd-ı mu‘azzam şehr-i bender-i azîmdir. Hamusu, ya‘nî cümlesi on bin aded beyâz kireç ile mestûr hânedân-ı ma‘mûrlardır kim başka bir kelenteri ve bir daruğası ve bir kadısı ve bir şehr-i bender ve bir yasavul ağası hâkimleri vardır. Ve dükelisi yetmiş altı aded mihrâbdır. Evvelâ (---) (---) câmi‘i (---) (---)
EÇS VII 166b
Bu şehr-i Gîlân etrâflarında niçe şehirler ve kirmân ve kendler temâşâ edüp andan yine keştîye süvâr olup "Her çi bâdâ-bâd" deyüp yine eyyâm-ı muvâfık ile giderken hikmet-i Bârî yine rûzgâr-ı muhâlif olup karşu tarafda Ejderhân ve Bakühân taraflarına geçelim derken girdâb-ı belâ bizi yine bu Bahr-i Harez'in cânib-i kıblesinde Dağıstân hâki kurbunda üçüncü günde,
EÇS VII 166b
Menzil-i nehr-i Kanlı Söyünç kenârına yetişüp lenger bırağup sulanup yatdık.
EÇS VII 166b
Bu mel‘ûn Bahr-i Harez ne Bahr-i Siyâh'a ve ne Bahr-i Kulzum'a ve ne Bahr-i Bundukani'ye ve ne Bahr-i Sefîd'e benzer bir bî-emân deryâdır kim bir yerinde bir cây-ı menâs cezîreleri yokdur.
EÇS VII 166b
Mukaddemâ cild-i sânîmizde içinde olan mahlûkâtları evsâfı tahrîr olunmuşdur, ammâ içinde gemiler ile şinâverlik edüp âlâm-ı şedâ’idin çekmemiş idik, ammâ şimdi Tevfîk ilallâh dedim. Hakkâ ki evvel ve âhir deryâ seyâhatinden hazz etmeyüp vilâyet-i Cezâyir'i ve Tunus'u ve Trâblûs'u ve Hindistân'ı görmemiş idim. Hudâ hayırlısıyla görmek müyesser ede.
EÇS VII 166b
Ammâ bu Bahr-i Harez'de mezkûr Kanlı Söyünç nehr[i] kenârında iki gün istirâhat etdik. Bu nehr-i azîm Dağıstân kûhlarından ve Açıkbaş dağlarından gelüp Demirkapu'dan üç menzil ba‘îd Bahr-i Harez'e mahlût olur. Bir fırkası nehr-i Terek'e mahlût olur âb-ı hayâtdan nişân verir bir berrâk nehirdir. Hattâ Özdemiroğlu Osmân Paşa bu nehir deryâya mahlût olduğu yerde Tatar askerinin Kırım'dan gelmesine muntazır olup kırk gün nehr-i Söyünç kenârında meks edüp bir ma‘bedgâh-ı musallâ inşâ edüp gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar diküp hâlâ bir ok menzili yer bir hıyâbân gül-i gülistân ve koyahdır kim anda bir sâ‘at âsâyiş eden âdem tâze cân bulur. Hakkâ ki hakîr bu cây-ı ma‘bedhânede ibâdet edüp secde-i şükr edince musîbet-i Bahr-i Harez'i ferâmûş edüp tâze cân buldum. Bu nehirden cümle keştîbânlar ve ehl-i sefer tüccârânlar sulanup yine fî-emânillâh deyüp tehlike gemisine süvâr olup rîh-ı tayyibe ile yedinci sâ‘atde,
EÇS VII 166b
Evsâf-ı kirmân-ı terk-i imân kal‘a-i Terek-i bî-emân
EÇS VII 166b–167a
Gemiden çıkup kal‘a kapudanına varup Dağıstân pâdişâhının mektûblar[ın] kapudana ve kal‘ada rehin olan Kabarti ve Tavustân 167a beğlerine mektûbları verüp bu hakîre ta‘zîm ü tekrîmler edüp kapudan sarâyında bize bir mekân ta‘yîn edüp cümle me’kûlât [ü] meşrûbâtılarımızı verdiler. Hamd edüp bir dahi gemiye girmeği tevbe edüp Terek kal‘asının seyr [ü] temâşâsına şürû‘ etdik.
EÇS VII 167a
Bu kal‘a-i Terek Acem'in Bakü kal‘asının cânib-i garbında üç yüz mîl deryâ ile bu Terek kal‘asıdır. Bir iki ay mukaddem Mehemmed Geray Hân efendimizle Tavustân ülkesinden giderken ve nehr-i Terek'i ubûr ederken bu kal‘a-i Terek solumuzda leb-i deryâda nümâyân idi. Hamd-i Hudâ şimdi sıhhatle gelüp görmek müyesser olup altı gün zevk [u] safâlar eyledik. Zamân-ı kadîmde Kumuk elinde bir küçük kal‘acık imiş kim Enûşirvân binâsıdır. Ba‘dehu Maskov gemilerle gelüp kazba-i teshîre alup,
EÇS VII 167a
Der-beyân-ı vilâyet-i sakâlibe-i Rus-ı menhûs Kazak-ı âk-ı kefere-i Maskov
EÇS VII 167a
Bu kal‘a Sedd-i İskender nehr-i Terek Bahr-i Harez'e munsab olduğu yerde Bahr-i Harez'in cânib-i cenûbu nihâyetinde bir körfez derenin tâ Dağıstân ülkesine girmiş bir dil gibi körfez nihâyetinde bir düz vâsi‘ fezâda şekl-i müsellesden tarz-ı murabba‘a tûlânîce vâki‘ olmuş nısfı tula binâ ve nısfı kârgîr taş kal‘a-i ra‘nâdır.
EÇS VII 167a
Cirmi kâmil tokuz bin adımdır. Ve dâ’iren-mâdâr iki kat kal‘adır. Handakından nehr-i Terek cereyân edüp Bahr-i Harez'e munsab olur. Maskov kralının Dağıstân hudûdunda bir bender-i azîmi ve intihâ-i serhaddidir. Cemî‘i Maskov bâzergânları bunda gemilerden çıkup Dağıstân ve Gürcistân ve Acem diyârlarına giderler.
EÇS VII 167a
Bu kal‘anın şimâl tarafı Bahr-i Harez'dir. Cenûb ve kıble tarafı nehr-i Terek'dir ve Dağıstân ülkesiyle müşâdır. Ve garb tarafı karadır kim Çerkezistân'a ve deşt-i Kıpçağ'a gider.
EÇS VII 167a
Ve cümle etrâfında yedi aded kapuları var. İki kapusu sular kenârındadır, biri kara tarafındadır. Gayri kapuları küçükdür, su alınır kapucuklardır. Ammâ kara tarafı gâyet metîn ve sa‘b üç kat kal‘a-i Şeddâdîdir. Ve her kapı mâbeyni ellişer adım enli handaklardır.
EÇS VII 167a
Ve kal‘a içinde cümle tokuz bin aded bâğ u bâğçesiz daracık tahta örtülü kârgîr binâ dâr-ı menhûslardır. Ve cemî‘i sokakları sadranç nakşı tarh olunmuşdur.
EÇS VII 167a
Ve cümle yetmiş aded kenîse ve on adedi manastır-ı mansabıkların kal‘a kulleleri gibi serâmed çanlıkları vardır.
EÇS VII 167a
Ve cümle üç bin dükkândır. Ve cümle on aded küçük hânları var.
EÇS VII 167a
Ve bu kal‘anın iki kapudanı var, biri kal‘aya hükm eder, biri taşra varoşa hükm eder. Ammâ kal‘a varoşundan gayri yerde hükümleri nâfiz değildir, zîrâ Heyhât sahrâsı kenârlarıdır kim ma‘mûr u âbâdânı yokdur, Kalmık kâfiri ve Yaman Sadak Tatarı hükmünde deşt-i Kıpçak'dır. Ammâ bender iskele kal‘adır. Kapudanları üç bin neferât-ı cünûd-ı cünübe mâlikdir. Ve yüz yetmiş pâre balyemez toplara mâlikdir.
EÇS VII 167a
Ve kırk pâre kadırga-misâl Urus şaykaları gibi küpeşteleri sazlar ile örtülü firkateleri var. Demirkapu'ya ve Bakü kal‘asına ve Gîlân şehrine (---) (---) (---) (---) (---) ve Maskov kralı vilâyetlerinde bin mîl mesâfe-i ba‘îde (---) nehr-i (---) (---) (---) (---) gider gemileri bâzergân götürüp getirir şaykaları var. Nehr-i Edil'e bu gemiler girüp Maskov'un (---) nâm tahtına gider. Gâyet yaraklı pür-silâh gemilerdir.
EÇS VII 167a
Ba‘zı mahalde Maskov kralları Acem ile sulha mugâyir iş işleyüp bu mezkûr gemilerle Acem'in Bahr-i Harez kenârlarında olan kal‘a ve şehirlerin urup nehb ü gâret ederler. Hattâ Bakü kal‘asın urup ve Gîlân şehrinin bâzârı günleri gelüp Gîlân'dan niçe yüz Acem esîrleri almışdır ve selâmet [ile] Maskov'a gitmişdir. Kavm-i Acem bu Maskov Kazağından pek havf ederler.
EÇS VII 167a
Hattâ Âl-i Osmân dahi Maskov Kazağından havf ederler kim kerrât ile Ten nehri ile Âl-i Osmân'ın Azak kal‘ası önünden Kazak geçüp Karadeniz etrâfını gecelerde urur idi. Hamd-i Hudâ Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ ibn İbrâhîm Hân Köpürlü vezîr re'yiyle Azak kal‘asından yukaru Sedd-i İslâm nâm iki aded kal‘a-i benâmları nehr-i Ten kenârında karşu karşuya binâ edüp Ten nehri üzre kalın zencîrler gerüp Kazak-ı âk kayıkları Karadeniz'e çıkmaz oldu.
EÇS VII 167a
İşte bu Maskov Kazağı gâyet şecî‘ kefereler olup Bahr-i Harez etrâfında olan Acem kal‘aları hânlıklarının ödlerin sınıkdırmışdır. En güzîde kâfirleri bu Terek kal‘asına gelirler, zîrâ gâyet ma‘mûr u âbâdân olmada şikârgâhlı Terek kal‘asıdır kim tâ Fağfûr ve Çîn ve Hıtâ ve Hoten ve Özbekistân ve Gence ve Şirvân ve Şamâkî vilâyetlerinden şikâr alup gâret ederler. Andan,
EÇS VII 167a
Nehr-i Terek kenârında on bin kadar dâr-ı nühûsetli ve bâğ u bâğçeli ve cânib-i erba‘ası handaklı varoş-ı azîmdir. Ammâ âb [u] hevâsı gâyet latîf olduğundan mahbûb u mahbûbe Maskov güzelleri çokdur.
EÇS VII 167a–167b
Hakîr bu şehirde zevk 167b u safâlar ederken bir gece taşra varoşda bir gırîv ü feryâd kopup "Ayâ bu ne ola?" derken bir âteş-i Nemrûd zâhir olup taşradaki varoş-ı mu‘azzam âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Meğer Kalmık Tatarı ol şeb-i muzlimde şehri basup âteş edüp hemân sâ‘at kal‘adan tâ vakt-i sehere varınca bin pâre balyemez toplar atıldı.
EÇS VII 167b
Çûn sabâh oldu, gördüler kim varoşda âdemden ve evlerden bir nâm u nişân kalmayup ancak kârgîr binâ manastır ve hân ve dekâkînler kalmış. Kâmil on üç bin altmış âdem esîr almış. Mâ-bâkî kefereler gemilere binüp deryâda halâs olmuş. Ne çâre çünki sabâh oldu, kal‘adan beş bin kadar atlılar ve üç bin kadar Tatarlar arabalar ile Kalmık Tatarların hayli kovdular. Anlarsa bâd-ı sabâ gibi esüp gitdiler. Yine kal‘a kefereleri hâ’ib ü hâsir geldiler ve varoşun bakıyyetü'n-nâr olanların söndürdüler ve yine amâr etmeğe başladılar.
EÇS VII 167b
"Bunda bir Kalmık mirzası rehin iken niçün böyle etdiler" dedim, meğer gayri rehinsiz olan Kalmıklar gelüp şehri yakup esîr-i bî-hisâb ve mâl-ı ganâ’im almışlar.
EÇS VII 167b
Ba‘dehu hikmet-i Bârî bu Terek kal‘asına Kabarti'den bir yeni rehin Çerkez beği gelüp öbür mirza Kabartay'a gidüp bu yeni rehin beğ ile mukaddemâ çok hukûkumuz olmak ile dünyâ kadar hazz edüp Mehemmed Geray Hân'ın ve yine Dağıstân pâdişâhı Şamhal Şâh'ın mektûbların yeni rehin olan Kabarti beğine gösterüp cihân cihân hazz edüp hakîre ikrâmlar etdi. Ve her bâr anlar ile cân sohbetleri ederdik.
EÇS VII 167b
İbtidâ bu şehirde beyâz ve siyâh semmûrun sağların gördük. Hemân Rûm'un sansarı gibi bir mahlûkdur ve gâyet enîs ü mûnis hayvândır kim şehir oğlancıkları omuzlarında gezdirüp beslerler, ammâ beyâz semmûru gâyet mahbûb oluyor. Ve beyâz kakum dahi gâyet çokdur. Kedi gibi evlerde beslerler. Bu dahi kediden küçük mahbûb ve münîs cândır. Ve cumran nâm sincâb gibi tüğlü ve ol kıt‘ada ve cüssede bir mahlûk var, ammâ kuyruğu sincâb gibi uzun değildir. Lâkin ol kadar şûh ve şengül ve şakrak hayvândır kim kaçan karnı aç olsa kendü kendüye âdemler önünde taklalar ve rakslar ve perendeler atup ol kadar perendebâz ve lu‘bedebâzlıklar eder kim âdem gülmeden hayrân olur, ammâ karnı doydukdan sonra batıyyü'l-hareke olup âdem yanına gelmez ve gâyet müstağnî olur. Hattâ incecik çubuk ile ursan feryâd edüp oynamaz, kedi gibi mırlar ve âdemden ırağ bir yerde yatır. Necâseti Habeş vilâyetinin zebat kedisi gibi necâseti kokar, keferelerde makbûldür. Kedi gibi et ve ekmek dahi yer cumran nâm bir mudhik hayvândır.
EÇS VII 167b
Bu kal‘a-i Terek'de niçe bin temâşâlar etdik, ammâ fakîr Evliyâ kankı birin tahrîr eylesin. El-hâsıl biz bunda iken hikmet-i Bârî Maskov kralından gemiler ile bir küçük elçi Dağıstân pâdişâhına gelüp kendini(?) ve birisi karadan Azağa gider, dediler. Hakîr bin bin hamd [ü] senâ edüp "Ey refîk-i yâr-ı muvâfıklar bulduk" deyüp hamd etdim.
EÇS VII 167b
Ol gün Terek kal‘ası kapudanına mukaddemâ Alman diyârında Nemse çâsârından yedi aded krallara hitâben aldığımız hatları kapudana gösterüp Nemse lisânın tercümânları kırâ’at edüp rûy-ı zerdine nâmeyi sürüp,
EÇS VII 167b
"Sem‘an ve tâ‘aten, bizim Maskov kralının dostu Alman ve Ungurus vilâyetinin çâsâr inpiratorudur" deyüp yine hatt-ı müstekrehi hakîre verüp sakladım.
EÇS VII 167b
Ba‘dehu kapudan hakîre elli dâne semmûr derisi ve bir semmûr paçası kürk ve beş aded cevherdâr balık dişleri ve her birimize birer çuka ve birer kumâş ve beş bin nukrad akçe ki Maskov diyârında râyic olan oldur, ammâ sırma gümüşündendir. Sikkesinin bir tarafında kral ismiyle cülûsu târîhi ve bir yanında gûyâ Hazret-i Hızır timsâli at üzre tahrîr olunmuşdur.
EÇS VII 167b
Ve bu kal‘ada rehin olup dostumuz olan Kabartay beğinin hatları olmamak ile Taysı Şâh ve Moyinçak Şâh olan Kalmık pâdişâhlarına ve Maskov vezîrleri ve Maskov kralına Kabarti Çerkezi beğinin hattı yerine bir ağaca kertilmiş bir gûne çetele nişânların alup destimâllar içre pinhân etdim. Ammâ garîb temâşâ çeteledir kim aslâ taklîd kabûl etmez. Ve ağacın bir yanında âteşde kızmış demir tamgası var. Ol dahi bir turfe şeydir kim aslâ ana benzer bir nakış yokdur.
EÇS VII 167b
Ba‘dehu hakîre Çerkes beği on aded cürd atlı ve Terek kapudanı yigirmi atlı ve yüz aded piyâde tüfengliler verüp bu hakîr deryâdan gitmeğe tevbe etmişken evdeki hisâb bâzâra uymayup bi'z-zarûrî yine refîkler ve elçinin âdemleriyle cümle atlarımız yedi pâre gemilere koyup yine Bahr-i [Hare]z sâhilleriyle Kalmık havfinden emîn olarak deryâda bir gece poyraz rûzgârıyla gidüp sehel fırtınacık çeküp,
EÇS VII 167b
Evsâf-ı vilâyet-i Şamran, ya‘nî kal‘a-i kadîm Ejderhân
EÇS VII 167b–168a
Deşt-i Kıpçağ'ın nihâyetinde Bahr-i Harez'e nehr-i Edil'in on sekiz [yer]de mahlût olduğunun bir fırkası kenârında zamân-ı kadîmde kavm-i Tatar'ın 168a ecdâdı olan Cingiz Hân'ın imâret etdiği tahtgâhı idi. Ba‘dehu Kaytak Hân'a, andan Hulâgû Hân'a andan Tohtamış Hân'a değüp ol kadar ma‘mûr olur kim bir ucundan bir ucuna Tatar'ın çapar atlısı eremezmiş. Ba‘dehu sene (---) târîhinde Mâverâü'n-nehir'den Timur Hân hurûc edüp bu şehri Tohtamış Hân'a rağmen yere berâber eder. Andan sonra Maskov kralı destine girüp amâr ederler. Hâlâ Maskov kral-ı dâlli hükmünde nehr-i azîm Etil kenârında şekl-i müselles iç hisâr ve şekl-i müseddes taşra kirmân bir hısn-ı hasîn Ejderhân'dır kim üç kat Şeddâdî binâ bir taş kirmen-i ra‘nâdır. Hattâ bu diyârlarda kal‘alara kirmen derler. Dâ’iren-mâdâr cirmi ön dörd bin adımdır. İç kal‘ası başka handaklı ve Şeddâdî ve şekl-i müselles iki bin hatve cirimli ve iki kapulu kal‘adır.
EÇS VII 168a
Cânib-i şarkı ve şimâli nehr-i Edil'dir. Taraf-ı garbı ve cenûbu ve kıblesi cümle Heyhât sahrâsıdır kim seksen merhalede Taman cezîresidir. Ve toksan yedi konakdan Kırım cezîresi önünden geçüp tâ Kılburun kal‘asında nihâyet bulur sahrâ-yı Heyhât'dır.
EÇS VII 168a
Ammâ Ejderhân'ın Tivosile(?) nâm vezîrine küçük elçi ve hakîr buluşup Dağıstân pâdişâhının mektûbların ve Terek kal‘ası kapudanının palir nâm kâğızların verdikde rehin olan Çerkes beğinin ağaç çetele ve tam[g]asını verüp ve Nemse çâsârının papinta hattını kapudana gösterüp kapudan eyitdi:
EÇS VII 168a
"Âdem senin ne çok pâdişâh dostların var. Sen bir ma‘lûm âdemsin" deyü hakîre ta‘zîm edüp me’kûlât [ü] meşrûbâtılarımız ile bir sarâyı konak verdi. Ammâ bir söz anlar bir kapudandır kim yigirmi bin askere ve yigirmi bin Heşdek müselmânları re‘âyâ-yı ümmet-i Muhammed'e mâlikdir kim şeb [ü] rûz Kalmık Tatarlarıyla ceng-i azîm ederler. Lâkin bu Heşdek re‘âyâsı olan ümmet-i Muhammedlerin üzerlerine hâkimleri yine kendülerden Kazan Alp Baymirza'dır. A‘yânları şehir içre olurlar. Niçe bini şehir hâricinde nehr-i Edil kenârında obalarıyla sâkin olurlar. Bunların dahi aslı Tatar'dır. Hemân Noğay gibi obalarıyla konup göçerler.