EÇS VII 172a
Der-beyân-ı ziyâretgâh-ı şehr-i Balu Hân: Bu şehir kıblesi hâricinde bir çemenzâr püşte üzre,
EÇS VII 172a–172b
Ziyâret-i sâhib-kırân Ferîdûn Hân: Müverrihân-ı Arab bu Ferîdûn'a Ebü't-Tatar derler, zîrâ Arabistân ve Mekke ve Medîne ve Bahr-i Kulzum sevâhillerinde çok seyâhat edüp andan bu sahrâ-yı Heyhât'da kal‘a-i Balu Hân'ın zemînin ibtidâ amâr etmişdir. Be-kavl-i müverrihîn Hazret-i Nûh'a îmân getirüp Tûfân'da keştî-i Nûh'a girmişdir. Beş yüz yıl mu‘ammer olup Hûd Nebî aleyhi's-selâma yetişmişdir. Ve Şâm-ı şerîfden Ka‘be'ye Tûfân'da gâ’ib olan Ka‘be yolların bu açmışdır. Ve Hazret-i Nûh ile Ka‘be yerinde olan Beyt-i Ma‘mûr yerin bunlar Hazret-i Nûh ile tathîr edüp Ka‘be yerin ayân etmişlerdir. 172b
EÇS VII 172b
Ve Şâm-ı şerîf yoluyla Ka‘be-i şerîfe giderken Hûd Nebî şehri vardır. Bi-emrillâhi te‘âlâ ka‘r-ı zemîne geçmişdir kim ba‘zı âsâr-ı binâların temelleri göle nâzırdır. Gören kimesnelere pûşîde değildir. Bu şehri Hûd Nebî amâr ederken bu Ferîdûn ırgatlık edüp Hûd Nebî ile şehri bile yapdığından Hazret-i Hûd bu Ferîdûn'a "Tatar oğlun çalışan olsun" deyü du‘â etdiğinden du‘â-yı Hûd Nebî kabûl olup ol sene Ferîdûn'un bir evlâdı vücûda gelüp Hazret-i Hûd ol gulâma Tatar deyü isim koyup bağrına basup,
EÇS VII 172b
"Benim ma‘nâ oğlum olup evlâdları cihângîr olsun" buyurup Tatar gulâmın başına Hazret-i Hûd kendü arakıyyeyi Tatar'ın başına kodu. Dahhâk-ı Mârî ile Demirci Kâve cenginde ol arakıyye-i Hûd Nebî gâ’ib oldu, derler. Ba‘zılar hâlâ Çîn pâdişâhı hazînesindedir, derler.
EÇS VII 172b
Ez-în-cânib Ferîdûn Hân sâhib-kırân-ı zamân olup Hûd Nebî binâ etdiği şehr-i mağrûkun hâricinde Ferîdûn-i sâhib-kırân alâmeti olması içün bir amûd-ı müntehâ dikmişdir, hâlâ yol üzre durur. Murâd eden hüccâclar varır görür. Kûfî hatta müşâbih bir gûne hatlar kazılmış ve niçe yüz gûne sûret-i timsâller yazılmışdır kim ehl-i hikmet ve erbâb-ı ma‘ârif bu sûretler rümûz u künûzdur kim devr-i kıyâmete dek gelecek pâdişâhların ve gelecek kavmin ve cemî‘i gelecek mahlûk-ı Hudâ ile tasvîrleri amûd üzre yazılmış ve kazılmış durur, ibret-nümâ-yı azîm amûd-ı bâlâdır. Hemân İslâmbol'da Avretbâzârı'nda kâ’im olan musavver dikilitaş gibi amûd-ı serâmeddir.
EÇS VII 172b
Ve bu Ferîdûn'un Hûd Nebî du‘âsı berekâtıyla Tatar oğlundan sonra on bir oğlu olur.
EÇS VII 172b
Evvelâ biri Tûr'dur, anın oğlu Zâdîm'dir, anın oğlu Peşeng'dir, anın oğlu Efrâsiyâb'dır.
EÇS VII 172b
Ve Ferîdûn'un bir oğlu dahi Îrec'dir, anın oğlu Kûşeng'dir, anın oğlu mezkûr Menûçehr'dir kim Macar kavmi ecdâdıdır. Ve bu Menûçehr'in Macar mürted olan Mençâr'dır kim Mençâr'dan galat hâlâ Macar derler. Tâc-ı Hûşeng Şâh bu Mençâr'dan niçe ele girüp hâlâ Nemse çâsârı elinde kalup gorona ve korona ve manlifke ve kallevine derler. Hattâ Âl-i Osmân'da kallevî sarık nâm andan kalmışdır.
EÇS VII 172b
Ve Menûçehr'in bir oğlu dahi Ejder Ban'dır kim Erdel Macarı olmuşdur.
EÇS VII 172b
Ve bir oğlu dahi Nig Yejdir Ban'dır kim Orta Macar olmuşdur.
EÇS VII 172b
Ve bir oğlu dahi Kurs Ban'dır kim Kaşa Macarı olup Mençâr olan, ya‘nî dörd karındaş Macar olan bu Menûçehr evlâdlarıdır, ammâ Kurs Ban olan Menûçehr oğlu cümleden şecî‘ ve re‘âyâ-perver ve dilâver server-i hünerver olup şehirler amâr etdi. Hâlâ Kurs nâm Macar anın evlâdlarındandır.
EÇS VII 172b
Ve Ferîdûn'un bir oğlu dahi Selm'dir, anın oğlu Gâv-ı İsfehânî'dir, anın oğlu Karp Pehlivân'dır.
EÇS VII 172b
Bunlar cümle oğul oğula ve nebîrezâdeler bir yerde kal‘a-i Balu Hân'da gûyâ Mısır'ın ehrâm dağları gibi kümler altlarında medfûnlardır. Ve selef pâdişâhları kabirlerinin seng-i mezârlarına cümle ahvâlâtlarıyla müddet-i medîde ömr-i girân-mâyeleri ve müddet-i saltanatları ve imâret etdikleri ve feth etdikleri dâr-ı diyârları cümle tahrîr etmişler. Hakîr dahi andan ahz edüp bu mecmû‘a-i müsevvedâtımıza tesvîd eyledik.
EÇS VII 172b
Bu şehr-i Balu Hân'ı dahi seyr [ü] temâşâ edüp yine nehr-i Edil kenârıyla taraf-ı şimâle bir gün gidüp yine şiddet-i anâ çekerek Mujik kâfiri içinde gidüp,
EÇS VII 172b
Evsâf-ı vilâyet-i kâfiristân kavm-i şehr-i Mujik
EÇS VII 172b
Mâ-tekaddem Cingiz Hân asrında Ulu Noğay ve Yamanca Noğay ve Şıdak Noğay ve Urumbet Noğay ve niçe yüz aded kavm-i Noğay bu şehr-i azîmde ve sahrâsı olan Büyük Heyhât'da sâkin olurlar imiş. Timur Hân gelüp harâb edüp Maskov kralını dahi mutî‘ [u] münkâd etmeğe murâd edindikde gördü kim gecesi kalîl iki sâ‘atden egilli vakitde sabâh olup Hak Te‘âlâ'nın beş vakit farz eyledüğü yatsı namâzının vakti yok,
EÇS VII 172b
"Bu diyârda ne kârım vardır" deyü Monla Nasreddîn-i Akşehrî ve (---) (---) ulemâlar ile Arapça nass-ı şerîfi hükmü üzre a‘yân-ı kibârıyla müşâvere ederken bir Tatar gelüp "Hânım Edil suyu bu gece kıstadı", ya‘nî dondu deyü haber getirdikde hemân Timur Hân nehr-i Edil'i buzlap âsân vech ile ubûr edüp gerüye döndü. Bu Mujik şehrinden içeri Maskov'a girmedi, döndü ve gitdi. Ammâ bu şehr-i Mujik dahi niçe zamân mu‘attal yatup ba‘dehu Maskov krallarından Serbaniska nâm kral-ı dâll amâr eder.
EÇS VII 172b
Eşkâl-i zemîn-i şehri: Nehr-i Edil kenârında bender şehir iskeledir.
EÇS VII 172b–173a
Evsâf-ı nehr-i Edil: Bâlâda mevsûfdur. Ammâ bu rûy-i 173a arz yedi deryâ ortasında yüz seksen yedi bin mîl ihâta eder bir cezîr[e-i] dünyâ-yı mu‘azzamdır. Bu dünyâ içre Cenâb-ı Allâh bu nehr-i Edil gibi nehr-i azîm halk etmemişdir. Ba‘zı yeri kırk elli mîl ve ba‘zı dar boğazları (...) otuz mîldir.
EÇS VII 173a
Bu Mujik şehri iskelesinde azîm gemiler var kim her birine ikişer bin âdem sığar. Bunlar Çîn ü Fağfûr ve Kozak ve Terek ve Kozak vilâyet-i zenâna gidüp gelir keştîlerdir. Azîm topları var. Düşmanları kavm-i Fağfûr ve kavm-i Mujik ve müslimler imiş. Anların da gemileri var imiş, ammâ bunların kadar büyük gemiler değil imiş, ammâ kavm-i şecî‘ ve bahâdırân olmak ile Bahr-i [Har]ez'den nehr-i Cayık'a girüp Maskov kralı vilâyetinde iki üç ay kayıklarıyla gezüp bu kadar mâl-ı ganâ’imler alup yine sâlimîn ü gânimîn Kozak vilâyetlerine giderlermiş.
EÇS VII 173a
Ve bu Bahr-i Kulzum iki Karadeniz'den büyük bir deryâ imiş. Kırk gündür kim sevâhillerinde kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederiz, dahi bir nihâyeti kenâresini görmedik. Aslâ bir bahre ittisâli yokdur, hemân başka bir deryâdır. Hudâ bilir kim dâ’iren-mâdâr etrâfın geşt etmedim, ammâ Karadeniz'in cânib-i etrâfın iki kerre devr etmişimdir.
EÇS VII 173a
Ve bu Bahr-i Harez'de olan gemiler aslâ bizim Akdeniz ve Karadeniz ve Bahr-i Ummân ve Bahr-i Okyûnûs ve Bahr-i Moltân ve Bahr-i Hindistân gemilerine benzemez. Başları ve kıçları ancak havâlesiz gemilerdir. İki yanlarında minâre kalınlığı hasırlar vardır, zîrâ bu deryânın azîm fırtınaları olur. Demirkapu'dan binüp vilâyet-i Gîlân'a düşdüğümüzde çekdiğimiz fırtınaları hakîr bilir.
EÇS VII 173a
Ve bu (ve bu) şehir(i) yine Heyhât içindedir ve hâlâ Maskov vezîri hükmünde yigirmi bin Mujik keferesi leşkeri ve on bin Heşdek askerî kulu vardır.
EÇS VII 173a
Cümle yigirmi aded kiliseleri mâ-tekaddem selâtîn câmi‘ler[i] imiş. Cümle ikişer ikişer minâreli manastırlardır. Ve elli kadar ma‘mûr Heşdek kavmi mesâcidleri vardır. Bu şehirde yedi gün meks edüp dörder vakit namâz kılardık. Bu diyârda aslâ yatsı namâzı kılınmaz, zîr[â] vakt-i salât-ı ışâ şer‘-i şerîf üzre yokdur. Hemân pirinç pilavı suyun kaynadup pirincin salup yağ ile haşlayup pilav olacak mahalde salât-ı fecr olup namâz kılınır. Yatsı namâzının vakti yokdur. Şeb-i yeldâsı cümle bir buçuk sâ‘at ve üç derece ve iki dakîkadır.
EÇS VII 173a
Hakîr niçe kerre rub‘ dâ’ire dutdum. Tûl-ı nehâr yigirmi iki buçukdur, ziyâde tefâvüt eder, ammâ güneşin harâreti olmayup rûz-ı rûşeni hemân vakt-i Şâfi‘î gibi olur.
EÇS VII 173a
Ve kışı gâyet şedîd olup eşcârât-ı müsmirât gayri dırahtistândan söğüd ve kavakdan gayri eşcâr yokdur, ammâ müşebbek besâtînleri ve mezra‘âtları çokdur. Ammâ sehelce muta‘assıbca olduğumdan hüddâmlarımla salât-ı ışâyı cemâ‘atle kıldığım ulemâ-yı Heşdek görüp men‘ etdiler.
EÇS VII 173a
"Ulemâ-yı mütekaddimîn-i müctehidîn bunda gelüp vakt-i ışâyı bulamayup yatsı namâzın kılmayup kitâblar te’lîf etdiler" deyü niçe yüz mücelled kitâb-ı mu‘teberâtları hakîre gösterüp âhır-ı kâr ben de tevâbi‘imle niçe zamân salât-ı ışâyı kılmayup latîfe ile,
EÇS VII 173a
"Tuh ne güzel vilâyet olur, hakkâ ki kalacak vilâyetdir" dedim. Baba Halhâlî refîkim eyitdi:
EÇS VII 173a
"Behey îmânım, işte elhamdü lillâh, yatsı namâzı kılınmaz diyâra geldik. Bir dahi şu sabâh namâzı kılınmaz vilâyete dahi gidebilsek âh cânım sabâh namâzı vah cânım şâfi‘î namâzı" deyü latîfe etdiler.
EÇS VII 173a
Hakkâ ki ömr-i nâzenînimizde bir dahi bu diyârı görmüş olduk. Ammâ bu şehr-i Mujik'de dör[d] beş kerre yüz bin mü’min ve muvahhid pâk ve müsellah Heşdek kavmi vardır. Anlar dahi aslâ yatsı namâzını kılmazlar. Bu diyârı kavm-i Heşdek ve kavm-i Noğay'ın niçe gûne eli dutmuşdur. Hattâ biz bunda iken,
EÇS VII 173a
Der-âğâze-i dâstân-ı dostân-ı ceng-i azîm-i kavm-i Heşdek bâ-cidâl-i kâfir-i Mesköv ve kavm-i Mujik
EÇS VII 173a
Hemân bir gece bu şehr-i Mujik'den iki üç kerre yüz bin kavm-i Heşdek gâ’ib oldu. Çûn vakt-i sabâh olup biz dahi hareket etmek sadedinde iken vilâyet vezîri bizim refîkimiz olan elçiye gelüp kendüye bir telâş olurmuş, cümle sözlerin perîşân söylemeğe başlayup biz de hareket etmeden ferâğat edüp kaldık.
EÇS VII 173a
Ol ân taşra şehre çıkdım. Bir Heşdek müselmân kalmayup şehr-i Mujik'de hemân kefereler kalmış. Her kefere semmûr ve zincâb kürkleri ve balık dişleri ve gayri metâ‘ların hıfz etmeğe başladılar.
EÇS VII 173a–173b
Anı gördük, ertesi gün vakt-i seherde iki kerre yüz bin Heşdek kavmiyle niçe kerre yüz bin Maskov küffârı ceng ede ede bizim mihmân olduğumuz Mujik şehri önüne gelüp yine bir ceng-i azîm ederek tâ vakt-i seherde küffârdan bir cân halâs olmayup cümle Heşdek kavmi gemilere süvâr olup Alatır vilâyetine geçüp "Âl-i Osmân'a kul gideriz" deyü bir gün bir gece cümle ehl 173b [ü] ıyâlleriyle sahrâ-yı Heyhât'da hoş-nişîn olup kaldılar.
EÇS VII 173b
Ammâ Mehemmed Geray Hân ma‘zûllük vartasına uğramasa bu Heşdek kavmini Azak kal‘ası altında Altı Sutunu nâm yere getirüp anda sâkin etse gerek idi. Eyle olsa henüz Azak vilâyeti Maskov ve Kalmık'dan emn [ü] emân olurdu. Meğer bu tâ’ife-i Heşdek'i Maskov kralının oğlu bunları iki kerre yüz bin asker-i cünüb ile gelüp talava urup gâret etse gerek imiş, zîrâ bu Heşdek kavminde olan at ve de[ve] ve sığır ve koy bir pâdişâhda yokdur.
EÇS VII 173b
Bunlar dahi Yamanca Noğay'dan ve İçeli Heşdeğinden haber alup ol gece atlanup gâ’ib olmalarının aslı ol imiş. Bir sahrâda kralzâdeyi konmuş bulup ale'l-gafle basup bu kâfir silâhlarına davranmadan küffâra bir kılıç-ı Heşdekî ururlar kim bir kralzâdeyi katl ve bir kralzâdeyi esîr ve üç aded vezîrlerin bend-i zencîr edüp ceng ede ede bizim olduğumuz Mujikkirmân'a gelüp ol gün nehr-i Edil'i karşu tarafa ötmelerinin aslı ol imiş.
EÇS VII 173b
Bu kavm-i Heşdek'in aceb atları ve yahşi kerevke zırhları ve ucu sivri Mâhân vilâyeti kılıçları ve yahşı vilâyet-i Mâzenderân tüfengleri ve yahşi vilâyet-i Şîrâz ve Gîlân'ın tîr ü kemânları ve yahşi kalkan ve sünüleri vardır. Cümle konar göçer kavm [ü] kabîledir. İçlerinde Dâdeniyân'dan iki nefer şehzâdeleri vardır ve ulemâları gâyet çokdur.
EÇS VII 173b
Ve şeb [ü] rûz Kalmık ile ceng ederler, zîrâ gâyet şecî‘ ve tüvânâ zor batır yiğitleri vardır. Yüz bini tüfeng-endâzdır ve yüz bini kemândârânlardır. Ve altı aded şâhî topları vardır. Hattâ bir şehzâdeleri Mujik şehrinde hakîre gelüp eydir:
EÇS VII 173b
"Amân el-amân ey güzîde-i leşker-i Âl-i Osmân, bize bir yeşil alem ile birkaç bin asker gelüp görsün(?) şu Maskov vilâyetine yayılup duran ümmet-i Muhammedlerimizi çıkarup şu Heyhât sahrâsına göçürüp size Maskov vilâyetin feth edüp Heyhât sahrâsından on iki aded Kalmık pâdişâhların kaldırup Azağ'ı ve Kırım'ı Kazağ'ın ve Kalmığ'ın derdinden halâs edüp sizin İslâmbol'unuza Karadeniz ile say yağı akıdalım. Ve her yıl niçe kerre yüz bin koyun pâdişâh kayserin matbahına yağ ve koyun gönderelim" deyü yalvardılar. Hemân bizimle olan elçi keferesi eydir: