EÇS VII 182a
"Bunları diri elçi bana götürelim" dediğimde Maskovlar eyitdi:
EÇS VII 182a
"Bunlar çok idi, gayrilerin kaçırdık. Hemân bunları baş edelim" deyince birini Dervîş Ahmed Halhâlî kelle-perrân paça edince ikisin dahi Maskovlar kesüp başlarıyla esbâbların anlar alup,
EÇS VII 182a
"Hemân sultânım buradan kalkalım. Yohsa bu sahrâda şimdi gerisi gelüp bizden cân çıkmaz" dediklerinde hemân başları alup ol gece cânib-i kıbleye ılgar edüp tâ sabâha dak yortup yine,
EÇS VII 182a
Menzil-i İşcetkirmân'a gelüp elçiye buluşup başları önüne yuvarlayup elçi başları gördükde âlem-i hayretde kalup bizimle bile olan Maskovlar sergüzeşt [ü] serencâmı bir bir nakl etdikde dünyâ kadar hazz edüp,
EÇS VII 182a
"Üstümüze bizi öldürmeğe gelen kardaşımızsa da öldürürüz" dedikde hakîre bir semmûr kürk ve bir at ve bir imâmesi haçlı incü tesbîh verüp refîklerime ellişer altun ve Maskovlara yigirmişer altun verdi. Andan,
EÇS VII 182b
Der-vasf-ı Japohakirmân-ı azîm: Bu dahi nehr-i Ten'in cânib-i şimâlinde Maskov kralı hükmünde kal‘a-i azîm imiş. Tâ Ejderhân vilâyetinden berü böyle hâk-i pâk-i mahsûldâ[r] bir zemîn-i dâr-ı diyâr görmedim idi.
EÇS VII 182b
Bu mahallere dahi deşt-i Kıpçak derler. Hâlâ Noğay Tatarının çerâgâhı ve cevelângâhı bir çemenzâr lâlezâr sahrâları var.
EÇS VII 182b
Kal‘ası yine ağaçdır, ammâ iç hisârı tula binâ-yı Şeddâdîdir. Başka hatman ve başka kapudanı ve on bin aded Mujik askeri vardır, ammâ bu mahallerde kavm-i Heşdek re‘âyâların komazlar, zîrâ "Azak kal‘ası yakın olmak ile firâr edüp Osmânlıya gider" deyü bu mahallere Heşdek müselmânı re‘âyâların komazlar. Mâ-tekaddem bu şehr-i mu‘azzam müslimîn imiş. İlâ hâze'l-ân niçe bin cevâmi‘ ve mesâcid ve hammâmât medârisât imârâtları harâb u yebâb olup yatır.
EÇS VII 182b
Bu şehri de Timur Hân harâb etmişdir. Bir günde harâbistânını güc ile ubûr etdik, ammâ yine on bin kadar saz ve kamış örtülü evleri ve kırk aded kiliseleri var. Çârsû-yı bâzârı gâyet müzeyyendir. Ammâ bu Japohakirmen mahalli dağıstân ve ormanistân yerler olmak ile hasırdan yelkenli kızak gemilerimiz artık işlemez olup kızaklardan çıkup atlara süvâr olunmak tenbîh olunup üç gün bu Japohakirmen'de tekâ‘üd etmek tenbîh olundu.
EÇS VII 182b
Hikmet-i Bârî bunda bir kemâl-i ma‘rifet sâhibi abd-i memlûkum ve refîk-i yâr-ı muvâfıkım müşevveşü'l-hâl olup anıniçün bir kızak araba peydâ etdim. Ammâ bâlâda tahrîr olunan Praskirmân'dan berü hasır yelkenli kızaklar üzre billûr câmlı odalarda âteş başlarında zevk u safâlar edüp cümle atlarımız ve gayri behâ’im makûlesi sığır sıpa hayvânâtlarımız cümle safâda idiler.
EÇS VII 182b
Ertesi gün bu Japohakirmen'den kalkup yine nehr-i Ten kenârınca kar ve buz derdin çekerek cânib-i garba atlarımız ile ol gün gidüp,
EÇS VII 182b
Der-manzara-i Sarayişkirmân: Hikmet-i Hudâ bu kal‘aya sene 105 ⟨…⟩ târîhinde Sultân (---) (---) asrında Maskov küffârı Azak kal‘amıza istîlâ etdikde Azak kal‘amız halâsına Deli Hüseyin Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup donanma-i hümâyûn ile gelüp berren ve bahren Azak kal‘asın muhâsara edüp kal‘a-kûb toplar ile kal‘a-i Azağ'ı döğerken Selâmet Geray Şâh'ımın Tatarlarıyla Maskov vilâyetine çapula gitdiğimizde yedi gün yedi gece çapup seğirdüp bu Sarayişkirmân'ı urup bu kadar mâl-ı ganâ’im alup bay olmuşduk.
EÇS VII 182b
Hikmet-i Bârî ol zamândan berü (---) yıl mürûr edüp şimdi bu sene 1076 târîhinin leyle-i Mi‘râcında yine görmek müyesser oldu, ammâ ol zamân im‘ân-ı nazar ile nazar etmeyüp gâret edüp geçmişdik, ammâ şimdi gâyet ma‘mûr şehr-i bender gördüm. Yine Maskov kralı hükmünde nehr-i Ten sâhilinde haşebden bir kal‘a-i metîndir. Başka kapudanlıkdır kim yigirmi bin kadar tüfeng-endâz Kazak cünûd-ı cünübüne mâlikdir. Ammâ bunlar yetmiş pâre kal‘alardır kim Maskov krallarına harbe ucuyla mutî‘lerdir, zîrâ bu kefereler gâyet aşkıyâ ve âsîlerdir. Bizim Azak tarafına ve kralları tarafına çokluk ser-fürû etmezler.
EÇS VII 182b
Bundan dahi kalkup yine nehr-i Ten suyu buzu üzre yine taraf-ı garba ol gün serencâm çekerek gidüp,
EÇS VII 182b
Der-ta‘rîf-i Pomahaykirmen: Bu dahi nehr-i Ten sâhilinde ağaçdan çâr-kûşe kirmendir. Başka hatmanı ve kapdanı ve yedi bin askeri vardır.
EÇS VII 182b
İmdi ihvân-ı vefâ, gerçi bu abd-i hakîr Hindistân'a varup ne mertebe askeri vardır, ma‘lûmum değildir. Kendülerinin nakilleri üzre "Hâkânımızın yetmiş lek ulûfeli leşkeri vardır" derler, ammâ ma‘lûmum değildir. Ammâ bu vilâyet-i Maskov'da olan kefere askerinin ve gayri benî âdemlerinin hisâbın Hallâk-ı âlem bilür. Hele hakîr akl-ı kâsırımla Cenâb-ı Allâh bu dünyâda ne kadar acâ’ibât u garâ’ibât ve ecnâs-ı mahlûkât halk etdi ise bu Mesköv vilâyetinin iki iklîminde beş ol kadar ziyâde kavm-i küffâr ve on ol kadar ecnâs-ı mahlûkât-ı lâ-yuhsâ vardır.
EÇS VII 182b
Bu Pomahaykirmân'da bir gün meks ederken mukaddemâ hasta olan gulâmım hakîri yanına kığırup vasiyyetler edüp dâğ-ı derûnumdan niçe gûne elfâz-ı dürerbârların tahrîr etdim.
EÇS VII 182b
Deşt-i Kıpçağa giderken nâgehân,Var idi yedi sekiz gamhâr-ı cân,Bir gulâmım var idi yâr-ı sadîk,Olmuş idi bana ol şeyh-i Şakîk,Savm-ı Dâvûd'a mukayyed idi ol,"Men araf" sırrına böyle buldu yol,İsmi Husrev idi hem şîrîn idi,Yâr-ı hemrâz-ı sehergâhım idi,Nâgehân nehr-i Ten'in sâhiline,Varıcak şehr-i Saraş dâhiline,Dedi memlûkum olan Husrev-i şîr,Böyle takdîr eylemiş Hayy-ı Kadîr,Ben hakîri bunda defn eyleyesin,İki günden sonra durup gidesin,Gitme illâ var selâmet Azağa,Bunda muhtâc olma sakın Kazağa,
EÇS VII 182b–183a
Sana sem verirler âhır sonra kand,Niçe ferdâlarla eder rîş-hand,Maskat-ı re’sim budur bunda beni,Almış idin Tatarile sen beni,Bu gece gördüm Habîbullâh'ı ben,Dedi yâ Husrev 183a gelesin bana sen,Ben de bildim kulum olıser revân,Ola mes‘â(?) yeri ana bir mekân,Ol gece de leyle-i Mi‘râc idi,Rûhu Firdevse azîmet eyledi,Hak Te‘âlâ rahmet eyleye ana,Kim anı bir Fâtiha ile ana.
EÇS VII 183a
Merhûm ve mağfûrun leh rûhiyçün Allâh rızâsıyçün el-Fâtiha.
EÇS VII 183a
Ol yâr-ı sâdık abd-i memlûkum şehr-i Sarayiş mukâbelesinde Pomahaykirmen hâricinde mukeddemâ dâr-ı islâm mezâristânı içre Kulep Alp hazretlerinin kabr-i şerîfi yanına defn edüp cânib-i erba‘asına iri taşlar koyup ve ser [ü] pâsı uçlarına azîm seng-i hârâ alâmetler koyup ism-i resmin Fâtiha-i şerîf ile tahrîr edüp koyup gitdik. Refîkleri hûr-ı ıllıyyîn ola.
EÇS VII 183a
Andan yine kalkup nehr-i Ten kenârınca cânib-i garba kar ve buz azâbların çekerek ol gün gidüp,
EÇS VII 183a
Bu nehr-i Ten'in iki tarafında irili ve ufaklı yüz yedi aded kirmânları iki ayda seyr ü temâşâ edüp niçe âlâm-ı şedâyidler çeküp gelirdik, ammâ bu tahrîr olunan (---) aded kılâ‘-ı mu‘azzamalar Azak tarafı hâkinde olan kirmânlardır kim tahrîr olundu, ammâ yine bu kal‘aların mâbeynlerinde dahi ufak kirmenler çok gezüp ubûr etmişdik. Tatvîl-i kelâm ve kesret-i kitâbet olur deyü ol küçük kirmenleri terkîm eylemedik.
EÇS VII 183a
Ve bu nehr-i Ten kenârında tahrîr olunan kılâ‘ların cümle Kazak-ı âk kefereleri cümle millet-i Mesîhiyye ve kitâb-ı İncîlîdir kim Urûm kefereleri mezhebi üzredirler.