EÇS VII 183a
Ve Azak boğazlarından Karadeniz'e kayıklarıyla çıkup Karadeniz'in yemîn ü yesârın nehb ü gâret eden keferelerin cümlesi yüz elli bin Zaporoska, ya‘nî cezâyir levendi gibi serkeş ve yarar ve nâmdâr Kazak-ı âklardır kim Maskov krallarına dahi çokluk ser-fürû etmezler.
EÇS VII 183a
Ammâ "Bu nehr-i Ten'in kenârında bu kal‘alar ne zamân amâr oldu?" deyü su’âl olunursa Sultân Selîm-i Sânî ve Sultân Murâd-ı Sâlis asrında Sokollu Âkıl Vezîr Mehemmed Paşa bâlâda tahrîr olunan nehr-i Edil'i ve nehr-i Ten'i birbirleriyle mahlût edüp Azak kal‘amız dibinden gemiler nehr-i Ten'den nehr-i Edil'e andan Bahr-i Harez'e İslâm askeri Özdemir[oğlu] Osmân Paşa'ya Şirvân ve Şamâkî ve Demirkapu'da imdâd gitmek içün iki nehir birbirine karışmağa çalışup iki nehrin birbirlerine ittisâli müyesser olmadığından sonra küffâr-ı Kazak-ı âk bu kal‘aları Deşt-i Kıpçak ortasında cereyân eden nehr-i Ten'in yemîn ü yesârına tâ kal‘a-i Azağ'a gelince (---) aded kal‘aları binâ edüp amâr etdi. Hâlâ bu kal‘alar sebebiyle bir dahi nehr-i Edil ile nehr-i Ten birbirlerine mahlût olup Acem diyârının Demirkapusu ve Şirvân ve Şamâkî kal‘alarına gitmek müşkil oldu. İşde bu kal‘aların sebeb-i imâreti bu yüzden olmuşdur, ve's-selâm.
EÇS VII 183a
Çünki bu Horozkirmân'a elçi ile gelüp meks etdiğimizde kal‘a-i Azak yakın kaldıkda elçi ban hakîri beş yüz kefere ile kal‘a-i Azak'da Ak Mehemmed Paşa'ya ve kul kethudâlığından Şâm-ı Tarablûs olup hâlâ Azak muhâfızı olan Bodur Süleymân Paşa'ya "Elçi geliyor" deyü haber göndermeğe hakîre niçe hedâyâlar verüp Azağ'a gidecek mahalde ol gece bu Horoskirmân'da bir pençe-i âfitâbe duhter-i pâkîze-ahtere ile yek dil ü yek cihet olup oğlan kıyâfetine koyup gûnâ-gûn siyâb-ı fâhireler geydirüp ve şıpırtma Tatar kalpağı gözleri ve kaşları üzre sovukdur deyü endirüp beş aded hüddâmlarımla ileri kızı yolladım.
EÇS VII 183a
Andan ale's-seher bir dahi beş yüz Maskov kefereleriyle ılgar edüp sene (---) mâh-ı (---) günü kal‘a-i Azağ'a dâhil olduk.
EÇS VII 183a
Evsâf-ı tahtgâh-ı Maskov-ı Kazak, ya‘nî intihâ-i serhadd kal‘a-i Azak
EÇS VII 183a
Azağ dahi derler. Sebeb-i tesmiyesi; hîn-i fethinde bu kal‘a dibinde cereyân eden nehr-i Ten tuğyân üzre gelüp guzât-ı müslimînin meterislerin nehr-i Ten gark etdikde Gedik Ahmed Paşa, "Hey mübârek nehir, az ak" deyü du‘â ederlerken bi-emrillâh kal‘a feth olup ismine "az ak" derler. Andan galat "Azak" derler. Noğay Tatarları "Azav" derler, Çerkez tâ’ifesi "Azağ" derler, Kılmah kavmi "Ozak" derler, Âl-i Osmânlı "Azak" derler, Laz kavmi "Asak" derler, ammâ lisân-ı Maskov'da ismi (---) ve lisân-ı Ciniviz Frenginde (---) derler.
EÇS VII 183a–183b
Ve bânîsi yine Ciniviz krallarından (---) (---) kral-ı dâlldır, zîrâ İslâmbol'da Galata'dan tâ Karadeniz'in iki tarafındaki beş yüz yetmiş altı pâre kal‘alar Trabzan'dan mâ‘adâsı cümle Azağ'a gelince hep Ciniviz kralı hükmünde idi. Bir tahtı Galata ve bir tahtı Kefe ve bir tahtı Sakız cezîresi ve bir tahtı hâlâ Akdeniz sâhilinde İşpanya kralıyla 183b müşâ olan (---) şehr-i (---) dir.
EÇS VII 183b
Hamd-i Hudâ bu kadar kâfiristânı üç yılda dolaşup sıhhat [ü] selâmetle sedd-i İslâm diyârına sâlimîn ü gânimîn yine vâsıl olduk, zîrâ sene 105(---) târîhinde donanma-i hümâyûn ile Deli Hüseyin Paşa serdâr-ı mu‘azzam ve Gürcî Piyâle Ağa tershâne-i âmire kethudâsı olup bu kal‘a-i Azağ'ı muhâsara edüp yetmiş gün yetmiş gece pey-ender-pey döğüp kal‘anın burc-ı bârûlarından esâs-ı binâları kalmayup cümle küffâr ka‘r-ı zemîne girüp bir takrîb ile zafer bulup bu kal‘a-i Azağ'ın fethi müyesser olmayup "Karadeniz'in şiddet-i şitâsı gelmeden selâmete çıkalım" deyü cümle asâkir-i İslâm Karadeniz ile Âsitâne-i sa‘âdete gidince hakîr (---) Geray Hân efendimle vilâyet-i Kırım'a geldim.
EÇS VII 183b
Andan gelesi sene 105(---) târîhinde donanma-i hümâyûn ile Der-i devletden Cüvânkapucubaşı Vezîr Mehemmed Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup kal‘a-i Azağ'ı muhâsara etdikde küffâr-ı hâksârdan kal‘a-i Azak içre nâm [u] nişân olmayup kal‘a-i Azak'ı kavm-i Kazak bırağup gitmişler. Cümle guzât hamd [ü] senâ edüp kal‘a-i Azağ'ı Mehemmed Paşa deryâ-misâl askere müceddeden inşâ etdirüp içine müstev[fâ] kulların ve cebehânelerin ve Özü vezîri Koca Ken‘ân Paşa'yı eyâletiyle muhâfazacı ta‘yîn edüp kendüleri donanma-i hümâyûn ile mansûr u muzaffer der-i devlete gitdiler.
EÇS VII 183b
Anıniçün elsine-i nâsda "Ceng-i azîm Deli Hüseyin Paşa feth-i binâ-yı âsân Mehemmed Paşa" derler. Hamd-i Hudâ fethinde ve gazâsı ve binâsında bulunup dahi amâr olmadan elçi şehr-i Kefe'ye gelmişdir. Şimdi elhamdülillâh (---) yıldan sonra yine gelüp amâr görüp doğru vâlî-i vilâyet olan velî-ni‘am efendim Ak Mehemmed Paşa'ya varup,
EÇS VII 183b
"Bire Evliyâm sen hoş geldin ve sen safâ geldin. Bire cânım Evliyâm, ne yeller esüp sen nereden bu Azak-ı azâba geldin. Yedi aydır deryâ-yı Azak donmuşdur, gemi işlemez. Kara tarafındaki Heyhât sahrâsında Kalmık Tatarı derdinden kuş uçmayup kış u kıyâmetde kapudan taşra çıkmağa aslâ mecâlimiz yokdur, bire sen nereden geldin?" dedikde,
EÇS VII 183b
"Sultânım efendim, sergüzeşt [ü] serencâmım diller ile ta‘bîr ü tavsîf ve kalemlerle tahrîr ü terkîm olunmaz. Hemân netîce-i kelâm bu hakîr hâlâ üç aydan berü kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek vilâyet-i Maskov'un Kazan ve Balu Hân ve Heşdek ve Alatır ve Ejderhân ve Mujikkirmân vilâyetlerinden berü geşt [ü] güzâr edüp gelirken sultânıma müjde olsun, size bir azîmü'ş-şân elçi getirdim ki anda olan tuhaf u tefârûk makûlesi eşyâlar ile bir elçi Âl-i Osmân pâdişâhına gelmemişdir. Hemân Der-i devlete arz edüp i‘lâm edin ve elçiye birkaç bin asker istikbâle gönderin" deyü elçinin mektûbların paşaya verüp tercüme olup kırâ’at olundukda fakîr Mehemmed Paşa başın açup,
EÇS VII 183b
"İlâhî yâ Rabbî, sana bin bin hamd [ü] senâ olsun. Tîz dellâllar nidâ edüp kal‘a kapuları açılsın ve herkes ota ve otluğa ve oduna gidüp hayvânların taşra çıkarup cümle asker pür-silâh âmâde olup üç bin yiğit elçiye karşu gitsinler" deyü paşa fermân edince cümle Azak kavmi gûyâ ıyd-ı ekber edüp bir sürûr [u] şâdımânîler oldu kim ta‘bîr olunmaz.
EÇS VII 183b
Hemân Mehemmed Paşa sırtındaki semmûr kürkün arkama geydirüp elimden bûs edüp hakîre bir od[a] tehiyye edüp hakîr ile gelen beş yüz atlı keferelere kal‘adan taşra Karatayak Tatarları içre konaklar verüp anlar da meks etdiler.
EÇS VII 183b
Ertesi gün cümle Azak askeri pür-silâh âmâde olup Mehemmed Paşa kethudâsıyla elçiye istikbâle çıkup alay-ı azîmle kal‘a-i Azağ'a getirirken kal‘a-i Azağ'ın burc-ı bârûlarından ve zemînde olan tabyaların balyemez topların üçer nevbet küffâra rağmen atup top şâdımânları etdiler kim kal‘a-i Azak murğ-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve elçiye paşa bir hil‘at-i pâdişâhî geydirüp kal‘a hâricinde konaklar ta‘yîn olunup bir gece cümle küffâr mihmân olup ertesi gün on bin küffâr gerüye dönüp gitdiler. Elçi ban beş yüz kefere ile kal‘a-i Azak'da kaldılar.
EÇS VII 183b
Ammâ Allâhu Rabbü'l-âlemîne ayândır kim bu Azak'da eyle şiddet-i şitâ var idi kim niçe âdemler âteş başında odalarında otururken buya kalup merhûm olup yere defn olunmak mümkin olmazdı, zîrâ zemîn şiddet-i şitâdan polad-ı Nahşevânî olup tîşe-i Ferhâdî yere geçmediğinden meyyitler birer ay evlerinde durup hevâlar mu‘tedil oldukça yüz bin renc-i anâ-yı meşakkat sehel yeri hafr edüp defn ederlerdi.
EÇS VII 183b
Der-beyân-ı sitâyiş-i feth [u] fütûhât-ı Kazak ve {der-ayân-ı} eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Azak
EÇS VII 183b
Evvelâ bu kal‘a-i gussa-âbâd ibtidâ Ciniviz Frengi, morina ve mersin balıkları saydı içün bir dalyanhâne binâ edüp gide gide kefereleri sayd [u] şikâr-ı mâhîden ankâlar olup bu kal‘ayı metânet üzre binâ ederler.
EÇS VII 183b–184a
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî ibn Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân fethidir, be-dest-i Lala Gedik Ahmed Paşa, Ciniviz Frengi elinden almışdır. Hâlâ Kefe eyâletinde sancak beği tahtıdır. Taraf-ı pâdişâhîden kânûn-ı Bâyezîd Hân üzre dörd yük akçedir. İskelesinde 184a gümrüğü ve ihtisâbı ve bâc u bâzârı paşalara hâss-ı hümâyûn kayd olunmuşdur. Hâlâ eyâletinde tîmâr ve ze‘âmet ve alaybeğisi ve çeribaşısı ve kurâ vu kasabâtları yokdur.
EÇS VII 184a
Ancak paşası Heyhât sahrâsı pâdişâhıdır kim mahsûlâtları sekiz aded rûzgâr-ı zorkâr yel ovadır kim paşalarının işleri Allâh'a kalmışdır. Azak denizi tarafından gayri bir yerden imdâdı gelecek yeri yokdur. Ol dahi yedi sekiz ay donup bir gemi gidüp gelemez.
EÇS VII 184a
Böyle bir bî-amân kal‘a olmak ile Kefe paşaları üçer tuğlu vezîr olup hâlâ Ak Mehemmed Paşa ve kul kethudâlığından çıkan Vezîr Bodur Süleymân Paşalar bu kal‘a-i Azak'da Kazak'dan muhâfaza edüp beş yüz âdemler ile balık yeyüp otururlar. Gayri me’kûlâtları kıtdır ve dâ’imâ kahtdır. Ve müftîsi ve nakîbü'l-eşrâfı ve yüz elli akçe pâyesiyle şerîf kazâ-yı âsumânîsi vardır.
EÇS VII 184a
Ve altı oda kapukuluyla haseki ağalardan yeniçeri ağası vardır kim cümle dörd bin aded güzîde yeniçerileri vardır. Ve dörd oda ile cebeciler ağası vardır kim cümle iki bin aded pür-silâh cebeciyândır.
EÇS VII 184a
Ve dörd o[d]a ile topçular ağası var kim cümle iki bin aded müheyyâ topçuları vardır. Ve kal‘a dizdârı ağası cümle üç yüz aded kal‘a neferâtları var. Ve sağkol ve solkol ve azeb-i hisâr kulu ve gönüllü kulları ve Beştavlı kulları ve Karatayak askeri kullarının cümle kırk aded ağaların cümle altı bin aded neferâtları vardır.
EÇS VII 184a
Ve cümle-cümle paşasının ve gayri ağaların askerleriyle hîn-i muhâsarada on üç bin yarar ve nâmdâr ve hâzır-bâş güzîde askeri vardır. Şeb [ü] rûz ceng [ü] cidâlleri ve harb [ü] kıtâlleri Ten suyu Kazağı ve Kalmık Tatarı ile savaş-ı perhâş ederler. Ve bir gün olmaz kim âsûde-hâl duralar.
EÇS VII 184a
Ve paşa tarafından gümrük emîni, bâcdârı, mi‘mâr ağası, mu‘temed ağası, kapudanı firkateleriyle gezer. (---) (---) (---) (---) (---) gayri ağaları yokdur.
EÇS VII 184a
Ve kal‘a-i Azak nehr-i Ten kenârında çâr-kûşe şekl-i murabba‘ yalın kat Şeddâdî seng-binâ kal‘a-i ra‘nâdır kim cirmi dâ’iren-mâdâr kâmil mi‘mâr arşını ile dörd bin arşındır. Kıble cânibi sehel havâleli topraklı bayır üzre yalın kat sa‘b dîvâr-ı metîndir kim yigirmi ayak enli kalın dîvârdır. Ve bu tarafı yedi kulaç derin ve elli arşın enli bir ka‘r-ı hafr-i azîm handakdır kim bu taraf dîvârları ve dahi handak altları tâ ka‘r-ı zemînde suya enince dîvârları lağım üzre durur. Ve dîvârlarının esâsları tahte's-serâya varınca su üzre ıskara rıhtım üzre temelleri kâr-ı Freng-i pür-ceng binâsıdır. Ammâ bu kal‘anın maşrık ve mağrib tarafında handakı sarpdır, zîrâ bu kal‘anın ziyâde havfi bu taraflarından olmak [ile] dîvârları sâfî rıhtım Şeddâdî on beş kulaç âlî dîvârdır.
EÇS VII 184a
Ve bu tarafda cümle kırk aded kulle-i metînler vardır. Ve topları kirpi tüğü gibi dizilmişdir. Handaka ve tabur bayırlarına nâzır şâhâne topları var.
EÇS VII 184a
Ve bu kara tarafında aslâ kal‘a kapuları yokdur. Cümle üç aded kapuları var. Şimâl tarafına nâzır Ten suyu kapusu üç aded metîn de[mi]r kapulardır. Biri iskele kapusudur kim nehr-i Ten kenârında gümrük ve bozahâneler ve yetmiş seksen kadar dükkânlar nehr-i Ten kenârındadır, ammâ cümle karaçav binâlardır, kârgîr binâlar değildir kim hîn-i muhâsarada bu binâları kaldırırlar yâhûd âteşe yakarlar. Ve kapunun biri yıldız cânibine nâzırdır kim Freng hisârı kapusu derler, küçük kapudur. Bundan arabalar girüp çıkamaz.
EÇS VII 184a
Mâ-tekaddem küffâr asrında bu küçük kapu dibindeki kullede bir gemi limanı kapusu var. Cümle kayıklar andan içeri kal‘anın içine girirler imiş. Hâlâ ol liman kapusu dîvâr ile örtülüdür kim bu liman kapusu kemeri üzre olan kullenin nehr-i Ten'e nâzır cânibinde on arşın yüksekde bir kanatlı arslan tasvîri var. Çâr köşe beyâz mermer üzre tasvîr olunmuşdur. Üstâd-ı nakkâş Freng-i Mânî mermer-bür bu arslana bir emek sarf etmiş kim gören anı zî-rûh zann eder. Ol ecilden bu kulleye arslan kullesi derler. Ammâ kavm-i Freng böyle kanatlı arslan tasvîrlerine San Marko ve Santa Marko derler. Hattâ Bundukânî dedikleri Venedik küffârının sancağ u bayraklarında taşıdıkları kanatlı esed sûretidir.
EÇS VII 184a
Ve bu arslan kullesinden batı tarafa gidüp kâmil yüz adımda orta kal‘a kapusuna varılır. Bu dahi yıldız rûzgârı cânibine mekşûf demirli küçük kapudur. Ve bu kapu üzre taş gürzler asılıdır. Bu kapudan batı tarafına kâmil yüz adım gidüp toprak kal‘a kapusudur. Bu dahi bir dirsek köşede bir küçük demir kapudur. Lâkin maşrık tarafına nâzır kapudur. Ve bu kapudan batı cânibine üç yüz adım gidüp bu toprak kal‘anın bir kapusu dahi Karatayak varoşuna açılır, küçük demir kapudur. Ve bu Karatayak tarafındaki kal‘a köşesinde olan Kanlı kulleden tâ maşrık tarafında Suluk kullesine varınca Ten nehri kenârınca mezkûrûn dörd aded kapuların mâbeyni cümle bin arşın yer Ten suyu kenârıdır.
EÇS VII 184a–184b
Ve bu Ten kenârınca aslâ handak yokdur. 184b Hattâ nehr-i Ten tuğyân üzre taşup gelse bu mezkûrûn dörd aded kal‘a kapularından içeri su girüp taşra dükkânları ve bozahâneleri ve gümrükhâneleri gark eder. Anıniçün bu taraf dükkânlarının niçeleri kazıklar üzre müfîd ü muhtasar binâ olunmuşdur. Hattâ hîn-i fetihde bu kal‘ayı Serdâr Cüvânkapucubaşı nâm Mehemmed Paşa-yı hümâm ta‘mîr ü termîm etdikde ale'l-acele binâ edüp bu Ten nehri tarafı toprak ile binâ olunup ancak taşlar araları kireç ile derz olunmuşdur.
EÇS VII 184b
El-hâsıl bu nehr-i Ten tarafı aslâ kal‘a dîvârı gibi metânet üzre değildir. Ammâ bu kal‘anın içinde askerî tâ’ifesinden benî âdem çokdur.
EÇS VII 184b
Ve bu kal‘a-i Azak kâmil üç bölükdür. Maşrık tarafındaki bölüğüne Freng hisârı derler. Gedik Ahmed Paşa'nın feth etdiği ancak bu kal‘adır. Cümle yeniçeriler ve ağası ve kal‘a dizdârı ve cebeci ve topçular ve çorbacıları cümle bu Freng hisârda sâkin olup cümle cebehâne ve mühimmât ve levâzımât ve gılâl anbârları bundadır.
EÇS VII 184b
Ve bu Freng hisârı içinde cümle yigirmi üç aded dükkânları vardır. Ve Sultân Bâyezîd-i Velî câmi‘i tûlen yüz ayakdır ve arzen yüz elli ayak tarz-ı kadîm toprak örtülü ve tahta minâreli câmi‘-i atîkdir. Ve bu câmi‘in sol tarafı köşesindeki bakkal dükkânı içre bir çâr-kûşe beyâz mermer üzre celî hatt ile câmi‘in târîhi budur:
EÇS VII 184b
Benâ bi-imâreti'l-câmi‘-i şerîf es-Sultân ibnü's-Sultân es-Sultân Bâyezîd Hân ibn Sultân Mehemmed Hân ebbedallâhü saltanatahu.
EÇS VII 184b
Ve yeniçeri ağası sarâyı kurbunda mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn var. Ve ana karîb (---) (---) mescidi var, ammâ minâresi yokdur. Ve bu Freng hisârının yukaru baş kullesi dibinde nerdübân ile çıkılır bir uğrın kapusu var. Bedenler üzre çıkup toprak kal‘aya gider piyâde âdem bu kapudan güc ile sığar. Ve bu Freng hisârının aşağı hammâm dibinde bir küçücük kapusu dahi var. Ol dahi toprak kal‘aya açılır ve hammâm bu Freng hisârı içre düşer. Mükellef hammâm değildir. Hattâ bu hakîr girüp ku[r]na [ba]şında gasl ederken mermer üzre ayağım sivişdi. Meğer ku[r]na başında buz donmuş idi. İşde Azağ'ın kışının şiddeti bundan ma‘lûm ola. Ve bu hammâmın kapusu karşusunda yol aşırı,
EÇS VII 184b
Ziyâret-i Hindî Baba tekyesi: Merkad-i pür-envârı dahi bundadır. Hayâtlarında niçe gûne keşf [ü] kerâmetleri zâhir ü bâhir olmuşdur.
EÇS VII 184b
Ve bu Freng hisârı içinde cümle bin aded küçük küçük müfîd ü muhtasar evlerdir. Ancak beş altı kadar evlerin meyyit yaykayacak kadar havlıları vardır. Mâ‘adâ hasır ve kamışdan dîvârlı ve toprak örtülü evlerdir. Cümleden paşa sarâyı ve yeniçeri ağası ve cebecibaşı ve kul kethudâsı ve dizdâr ağa ve azeb ağası ve gayri kırk aded ağaların hâneleri vâsi‘ce olup at âhûrları vardır. Andan,