EÇS VII 184b
Freng hisârı ile Toprak hisârın mâbeyninde çâr-kûşe bir iç kal‘adır. Cirmi kâmil beş yüz adımdır. Lâkin bir cânibi Freng hisârı dîvârıdır ve bir cânibi nehr-i Ten tarafı dîvârıdır. Ve iki tarafı Toprak hisârı dîvârıdır kim bu sûr-ı üstüvâr orta yerde vâki‘ olmağile orta hisâr derler.
EÇS VII 184b
Ve bu orta kal‘anın nehr-i Ten tarafındaki kapunun iç yüzünde paşa sarâyı var. Ancak elli altmış aded odalardır. Altında yüz kadar at alur âhûru ve küçük havlısı var. Ve Ten suyuna nâzır kal‘a dîvârı üzre Ak Mehemmed Paşa bir köşk binâ etdi. Henüz sarâyda bir teferrücgâh, bir kasr-ı zîbâ oldu.
EÇS VII 184b
Ve bu orta hisârın kıble tarafına bir kapusu var. Ve cümle elli aded hurdaca hurdaca küçük dükkâncıkları var. Ve üç kahvehâneleri var. Ve cümle beş yüz aded tahtânî ve fevkânî yine hasır ve saz ve kamışdan mebnî üstleri toprak örtülü evleri var.
EÇS VII 184b
Ve bu orta hisârın toprak kal‘a tarafına Şâhîn Paşa kullesi gâyet metîn ve kavî ve sa‘b burc-ı azîmdir kim gûyâ Sedd-i İskender'dir. Hemân Azak kal‘ası demek bu Şâhîn Paşa kullesinden ibâretdir. Hakkâ ki Azak kal‘ası bununla metânet bulup cânib-i erba‘ası başka handak ka‘r-ı azîmdir. Ve kapusuna ipden kemendler ile çıkılır. Bâlâda bir küçük demir kapudur. El-hâsıl orta hisâr içinde bu kulle-i metîn bir iç hisâr dahi olmuşdur.
EÇS VII 184b
Ve paşa sarâyına karîb Receb Ağa câmi‘i var. Bir taş minâreli ve cemâ‘at-i kesîreli ve yine toprak örtülü câmi‘-i mahbûbdur kim taşra sofasında Kalmık Tatarının şehîd etdiği Gürcî Mustafa Paşa medfûndur. Ve câmi‘e karîb bir at değirmeni var. Ve bu orta hisârın garb tarafında,
EÇS VII 184b–185a
Der-fasl-ı toprak kal‘a: Mâ-tekaddem bu kal‘a hâricinde etrâfı handaklı Karatayak nâmıyla ma‘rû[f] kal‘asız bir varoş-ı ma‘mûr imiş. Maskov Kazağı bu varoşu nehb ü gâret ede ede kâbil-i süknâ olmayup âhır-ı kâr sene 1025 târîhinde Sultân Ahmed Hân asrında Sencüvân Paşa nâm bir müdebbir-i benâm orta hisâra muttasıl bir metîn ve sa‘b ve taş dîvârlı ve çâr-kûşe bir metîn ve müstahkem kal‘a edüp iki cânibine 185a handak-ı azîm kesüp nehr-i Ten cânibine handak kesmeyüp kalır, zîrâ Ten cânibinde kal‘a dîvârların ba‘zı zamân nehr-i Ten dolup handak kesecek yeri yokdur, su gark eder. Bu hisâb üzre Azak kal‘ası üç bölük kal‘a-i acâ’ibdir. Ve üçünün dahi dîvârları birbirlerine muttasıldır.
EÇS VII 185a
Ve dâ’iren-mâdâr cirmi dörd bin adımdır. Hemân İslâmbol'da Eskisarây cirmindedir. Ve bu toprak kal‘a bölüğü içinde cümle bin yüz elli aded vâsi‘ce evlerdir kim bunlar dahi saz ve kamış ve haşebden tahtânî ve fevkânî üstleri türâblı hânelerdir. Lâkin bunlar da vâsi‘ havlılı ve âhûrlu evlerdir, zîrâ cümle halkı at besler bir alay sipâh-misâl Tatar kalpaklı askerî tâ’ifesi evleridir. Ve cümle altmış aded bozahâneleri ve gayri dükkânları vardır. Ve bunda dahi at arabaları giremez, zîrâ sokakları ve kal‘a kapuları dardır.
EÇS VII 185a
Ve bunda kaldırım olmamak ile eyle çamur olur kim âdem gark olur ve ancak mâh-ı Temmûz'da kurur. Gayri zamân buz donar. Ol mevsimlerde bu kal‘a içi a‘lâ olup çamur olmaz.
EÇS VII 185a
Ve bu kal‘ada Zeynel Beğ câmi‘i, kâr-ı kadîm bir ağaç minâreli ma‘bedgâh-ı müslimîndir. Ve (---) mescidi var. Ve bir Tateli Rûmu keferesi mahallesi ve bir kenîsesi var.
EÇS VII 185a
Azak kal‘asının cânib-i garbında nehr-i Ten Azak denizine karışdığı mahallin burununda çâr-kûşe bir varoş-ı azîmdir kim dâ’iren-mâdâr bunun dahi cirmi kâmil üç bin adımdır. Ve cânib-i erba‘ası fecc-i amîk derin handakdır. Ba‘zı yerine nehr-i Ten girir. Bu varoş etrâfında aslâ kal‘a dîvârı yokdur. Hemân tabur-ı azîm gibi sa‘b handaklıdır. Her sene handakı tathîr ederler.
EÇS VII 185a
Ve içinde cümle bin beş yüz Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr evleri ve obaları var. Ve hâlâ yüz aded obalı Kalmık Tatarları gelüp İslâm ile cümle müşerref olup bu Karatayak varoşunda konmuşlardır.
EÇS VII 185a
Ve bu Karatayak varoşunun batı tarafı cânibi hâricinde cümle müşebbek bostânlardır. Gâyet latîf kavunları ve karpuzları ve kabakları olur, ammâ şiddet-i şitâdan bâğ u bâğçeleri aslâ yokdur. Ve bu varoşun kıble tarafına Ulu Noğay handakları çekilmiş bir sahrâdır. Anda cümle şühedâlar ve gayri mevtâlar cümle anda medfûnlardır. Bu handakların hâricinde Heyhât sahrâsıdır kim cümle Azak kavminin atları bu Heyhât sahrâsı üzre olan nebâtât [u] giyâhâtda otlayup gezerler. Ammâ cânib-i erba‘asında atlar üzre yiğitler gezüp karavul beklerler. Hemân bir tarafdan Kalmık Tatarları zâhir oldukda cümle hayvânâtların şehre sürüp handaklara doldururlar.
EÇS VII 185a
Der-tetimme-i evsâf-ı kal‘a-i Azak: Bu kal‘a dâ’iren-mâdâr cümle yetmiş aded kullelerdir. Ammâ maşrık tarafında Freng hisârı köşesinde gözcü kullesi gâyet metîn ve kavî kulle-i azîmdir. Ve Ten nehri tarafında su kullesinden metîn ve kavî kulle yokdur kim kâmil on iki pâre balyemez topları var. Ve nehr-i Ten'den lağım ile bu kulleye Ten suyu gelüp hîn-ı muhâsarada cümle asker suyu bundan aldıklarıyçün su kullesi derler.
EÇS VII 185a
Der-vasf-ı nehr-i Ten kenârı varoşu: Bu su kullesinden tâ batı tarafında toprak kal‘a köşesine varınca Ten nehri kenârınca bir kat balık kayıklarının hâneleri var. Ve cümle üç yüz aded müfîd ü muhtasar evleri var.
EÇS VII 185a
Ve cümle nehr-i Ten kenârınca bir sıra üç yüz kırk aded küçük dükkânlardır, ammâ her gece bu dükkânçelerde aslâ bir metâ‘ komayup kal‘aya götürüp sabâh yine getirirler.
EÇS VII 185a
Ve cümle elli aded bozahâneler ve meyhâneler var kim cümle harâbât erenleri olan Bekrî cânlar gece ve gündüz bu bozahânelerde sâkin olurlar.
EÇS VII 185a
Der-fasl-ı temâşâ-yı garîbe vü acîbe: Bu mezkûr bozahânelerde sâkin olan boza Bekrîsi cânlara aslâ hâkim ve zâbit ve râbıt karışmaz, zîrâ her bozahânenin birer kart nâmında hâkimleri var, ya‘nî vaka‘ vakar sâhibi ihtiyâr dayı âdemleri var kim anlar mîr-i meclislerdir. Salb [u] siyâset ve ta‘zîr-i belîğ be-dürüstî bu kartlarındır.
EÇS VII 185a
Hemân bu bozahâneler ve meyhâneler içre bir Bekrî gavgâ etse ol ân kartın izniyle meclisden ol ân Bekrîyi kovup bir dahi aslâ ol bozahâne ve meyhâneye uğratmazlar.
EÇS VII 185a
Ve eğer kâtil ise ol ân ol kâtili kayd [u] bend ile hâkim-i örfe verirler. Ve ale'l-ittifâk bir kartın sözüne bir merd-i ferd muhâlefet etmeğe kâdir değildir. Ve beğ ve paşa ve yeniçeri ağası dahi bu bozahâneleri basup içlerinden "Müttehem ve mücrimdir" deyü âdem almağa kâdir değildir.
EÇS VII 185a–185b
Ve her kartın meclisinde olan piyâle-keşlerine kartdan caba birer tostağan boza verilüp yek nefesde 185b bilâ-cür‘a nûş ederler, ammâ içdikleri tostağanları ya‘ni çömçe ve çapçakları ikişer vukıyye ilik gibi pâk ü nâ-pâk boza alır.
EÇS VII 185b
Bundan sonra içdikleri bozaların çömçeleri buçuğ vukıyye boza alup âheste âheste nûş edüp sarhoş olurlar, ammâ ibtidâ kart elinden dolu içdikleri zamân birer kerre her biri ayağa kalkar, ammâ kart kendü içdiği zamân cümlesi ayağa kalkup kartın selâmın alup herkes merkezlerinde otururlar.
EÇS VII 185b
Ba‘zı yiğitler birbirlerine dolu nâmında boza verdikde ana mahabbeten çömçeyi eliyle yapışmayup hemân dişiyle kavrayup baş yukaru kaldırup iki vukıyye gelir bozayı eliyle yapışmadan çömçeyi dişiyle ısırup bilâ-cür‘a nûş eder, bir aceb turfe seyr [ü] temâşâları vardır.
EÇS VII 185b
Ve haftada bir kerre ziyâfet kartındır. Ertesi bir kart dahi bir meclisinde ziyâfet eder. Bu uslûb üzre bu cezîre-i derbend-i calenderde cümle gâzîler eğlenüp zevk ü safâ etdik zann ederler.
EÇS VII 185b
Ammâ bu tâ’ife müflis ve mendebûr olduklarında Ten nehri firkatelerine süvâr olup nehr-i Ten'in karşu tarafında horosları istimâ‘ olunan Maskov'un Kazakları kal‘aların urup bu kadar mâl-ı ganâ’im ve esîrler alup yâ baht ve yâ taht olup yine Azağ'a gelüp cemî‘i ganâ’imleri fürûht edüp geçinirler. Ve her üç ayda bir Âl-i Osmân'dan vazîfe-i mu‘ayyenelerin alup bu derbend-i calender-i bî-amânı beklerler. Anıniçün bu kadar bin âdemlere hâkimler ruhsatlar vermişlerdir.
EÇS VII 185b
Ve bu varoşda iskele başında paşa tarafından gümrük emîni çâşnigîrbaşılar oturup cümle âyende vü revende keştîlerden gümrük alınır. Ve cümle keştîler bu gümrük önüne yanaşır.
EÇS VII 185b
Ve bu iskele başında nehr-i Ten kenârında cümle yetmiş aded balık mahzenleri vardır.
EÇS VII 185b
Der-manzara-i varoş-ı Şark Karatayakı: Bu varoş kal‘anın şarkîsi tarafında olmak ile Şark Karatayağı, ya‘nî Şark Varoşu derler. Freng hisârının handakından alarka varoşdur. Bunun dahi etrâf-ı erba‘ası handak-ı azîmdir. Ve gird-â-gird cirmi kâmil iki bin hatvedir. Ve cümle beş yüz aded kamış ve saz evlerdir kim üzerleri yine toprak örtülüdür. Bunda dahi cümle Noğay tâ’ifeleri sâkinlerdir.
EÇS VII 185b
Bu varoşda câmi‘ ve hân u hammâm ve dükkânlar yokdur. Lâkin nehr-i Ten kenârında buz mahzenleri çokdur. Şiddet-i şitâda nehr-i Ten'den beyâz billûr gibi buzları kesüp bu mahzenlere doldurup mâh-ı Temmûz'da safâsın ederler. Ve bu buzhâne mahzenleri kurbunda kırk aded donanma firkateleri var. Hîn-i mahalde bu gemileri karadan nehr-i Ten'e endirüp guzât-ı müslimînler süvâr olup kâfiristânı nehb ü gâret etmeğe giderler.
EÇS VII 185b
Ve bu mahalde tâ yukaru nehr-i Ten kenârında olan kulle-i Şâhîn'e varınca bir sâ‘atlik yer cümle müşebbek bostânlardır kim acâ’ib kavunu ve karpuzu olur. Ve bu varoşun üç aded yerlerinde elma ağaçları ve vişne ve erik ağaçları var, ammâ sovukdan değme zamânda meyve vermezlermiş, ammâ bostânları latîf olur.
EÇS VII 185b
Memdûhâtından: Evvelâ nehr-i Ten'de mersin balığı ve morina balığı ve kara havyarı, ya‘nî balık yumurtası ve beyâz ve rakîk sâ‘at kumu ve nehr-i Ten cezîrelerinde sivrisineği ve beyâz billûr gibi buzu ve sekir verir ilik gibi bozası ve sovuğu ve (---) (---) (---) (---) bunlar meşhûr-ı âfâkdır.
EÇS VII 185b
Sovuğu ol mertebe olur kim sobalı evlerinde ve âteş başlarında âdem donup helâk olur. Erzurûm ve Gerede ve Akkirmân sovuğundan şedîd sovuğu olur. Ve aslâ bunda meşe ve pelîd odunu olmaz, zîrâ her tarafı Heyhât sahrâsıdır. Cümle halkı saz ve kamış yakarlar. Ve adalarda bir gûne çalılar olup anı da yakarlar.
EÇS VII 185b
Der-vasf-ı reng-i rûy-i pîr ü cüvân: Gerçi şiddet-i şitâsı şedîd olur, ammâ ekseriyyâ cümle ahâlîsi ten-dürüstler olup reng-i rûyları humret üzredir. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 185b
Der-sûret-i mahbûbe-i mahbûbân: Cümleden latîf ve sîm-ten dûledâr Urus câriyeleri ve Maskov gulâmları ve Karatayak varoşlarının Noğay kızları gâyet meşhûrlardır. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VII 185b
Der-medh-i âb [u] hevâ-yı câvidân: Âb [u] hevâsı gâyet latîfdir, ammâ efvâh-ı nâsda darb-ı mesel olmuş bir kelâmdır kim "Şâm-ı cennet-meşâmın cennet-i me’vâ yâ altında yâ üstündedir" derler. Bunun dahi sovuk cihetinden cehennem yâ altındadır veyâ üstündedir, ya‘nî tâ bu mertebe bu kal‘a-i Azak kendüsü cehennemdir, zîrâ.
EÇS VII 185b–186a
Der-kavl-i müneccimân-ı kudemâ: Bu kal‘a-i Azak iklîm-i sâdisde bulunup arz-ı beledi elli altı arzdır. Ve tûl-ı 186a nehârı altı sâ‘atden çeyrek sâ‘at eksikdir.
EÇS VII 186a
Der-kavl-i kehene-i sülefâ: Bu kal‘a-i Azağ'ın tâli‘-i imâreti burc-ı akreb beyt-i merrîh-i mâîde bulunduğiyçün halkı merrîh sıfat gazûb ve bî-rahm ve gaddâr ve kattâl ve şemşîr-bâz merrîh gibi cellâd-ı felek hûnhâr âdemleri var. Şeb [ü] rûz kâr [u] kisbleri kılıç ile geçinmekdir, ammâ cümlesi şecî‘ ve gâziyân bahâdırânlardır.
EÇS VII 186a
Hikmet-i garîbe vü acîbe-i ibret: Bu Azak kavminin cemî‘i atları ve sığırları ve koyunları ve doğanları ve Karatayak Tatarları da cümle çiğ balık eti yerler. Hattâ nehr-i Ten'den diri balıkları sayd edüp atların önlerine koyup diri balıkları atlar kavraya kavraya harp harp ısırup ağızların köpürderek yerler. Ve dahi doğanların salup nehr-i Ten'den balıkları doğanlar dutup getirir. Fakîr balıklar ise nehr-i Ten yüzüne soluklanmağa çıkınca hemân doğan ve çakırlar balıkları minkârlarıyla kapup sudan taşra kenâra çıkarırlar. Garîb temâşâgâh-ı acîbedir.
EÇS VII 186a
Ve kışı şedîd olduğundan sekiz ay ve beş ay Azak deryâsı ve nehr-i Ten suyu donup cür’et sâhibi olan tüvânâ yiğitler kış kıyâmet demeyüp nehr-i Ten buzunu delüp buz deliklerine pereme ve kayık ve çırnık kadar balıklar buz deliklerine soluklanmağa gelince şehbâz yiğitler balıkları harbalar ve oltalar ve çengâller ile balıkları sayd edüp fürûht ederler. Ba‘zı âdem kendileri yer, ba‘zılar atlarına ve gayri hayvânâtlarına balık verirler.
EÇS VII 186a
El-hâsıl kal‘a-i bî-amândır. Lâkin intihâ-i serhad olup bunda murâbıt olan guzât-ı müslimînin yatup oturmaları bile ibâdetdir. Ve inşâallâh bu kal‘ada sâkin olanlar cehennem azâbın görmezler. Beyt: