EÇS VII 186a
Kıfl-ı İslâm budur ismine derler Azak,Bu hısn içre gelen anca diye yâ Rezzâk.
EÇS VII 186a
Ve bu şehrin balığından ve kara havyarından gayri çok me’kûlâtı yokdur. Bu varışımızda seksen dirhem ekmek bir akçeye ve bir koyun sekiz guruşa ve bir at yemi on akçeye ve bir sığır yigirmi guruşa ve bir tavuk bir guruşa ve altı dâne fındık bir akçeye ve gayri metâ‘ buna göre kıyâs oluna, zîrâ deryâsı sekiz ay donup Kefe'den ve gayri yerlerden gemiler gelmez olurlar. Eğer gemiler gelse sehel ganîmet olur. Başka bir gûne küçük gemileri vardır. Azak deryâsı sığacık deryâcık olmak ile bir dürlü ufak gemileri gelir. Rûm gemileri Azak'dan elli mîl ba‘îd gelüp metâ‘ taşırlar, andan ufak kayıklar ile metâ‘lar taşırlar.
EÇS VII 186a
Der-kıyâfet-i kabâ-yı merdân: Cümle Âl-i Osmân tâ’ifesi gûnâ-gûn çukalar ve akmişe-i fâhireler geyerler, ammâ Karatayak kavimleri cümle yine Tatarlar gibi kalpak ve koyun ve kuzu derisi tonlar ve boğası elvân haftanlar geyerler. (---)
EÇS VII 186a
Der-kabâ-yı zenâne-i mahbûbe-i kirmân: Yine Rûm havâtînleri çuka ferrâce ve harîr haftanlar ve ayaklarında sarı iç edik ve sarı pâypûşlar geyerler, ammâ sokağa çıkmazlar ve çıkacak ve sokağa bakacak yerleri yokdur. Ammâ Karatayak Tatarı hâtûnları abâ ve koyun derisi kürkler ve başlarına gûnâ-gûn kalpaklar geyüp yüzleri açık gezerler, ammâ ehl-i ırzları yüzlerin nikâblar ile bürüyüp mestûre gezerler.
EÇS VII 186a
Der-beyân-ı ziyâretgâh-ı kal‘a-i Azak: Evvelâ kıble cânibindeki mezkûr Noğay kavmi handakları içinde ziyâret-i Aşçı Baba ve ana karîb ziyâret-i Başçı Baba ve Yoğurdcu Baba: Bu sultânların üçü dahi karındaşlar imiş. Gedik Ahmed Paşa ile bu kal‘a muhâsarasında bulunup her gün asâkir-i İslâma pişmiş bir koyun başı ve bir çanak mastaba aşı ve bir çanak yoğurd ayranıyla cümle asâkir-i İslâmı doylarlar imiş. Çanakları aslâ boşanmaz imiş. kaddesenâllâhu bi-sırrıhi'l-azîz. Hâlâ ziyâretgâh-ı azîmlerdir. Rahmetullâhi aleyh.
EÇS VII 186a
Ve bu kal‘a-i Azağ'ın enderûn [u] bîrûnunda şehîd [ü] şühedâlar ol kadarla çokdur kim ba‘zı sene kadir gecelerinde kabirleri üzre nûr yağdığın niçe yüz sulehâ-yı ümmet kimesneler müşâhede ederler.
EÇS VII 186a
Bu kal‘a-i Azağ'ı birkaç gün temâşâ edüp bir gece nehr-i Ten gâyet katı donup kudret cisri oldu. Hakîr dahi fursatı ganîmet bilüp birkaç refîklerimizle piyâde olup pür-silâh Azak'dan çıkup buz üzre batı tarafına Kanlıjak özeğin ve Çatal özeğin ve Kazıklı özeğin geçüp kâmil sekiz bin adımda acele yürüyüp cânib-i garba gidüp,
EÇS VII 186a–186b
Mezbûr üç aded özekler nehr-i Ölü Ten'e mahlût olduğu mahalde kal‘a-i Sedd-i 186b İslâm nehr-i Ölü Ten üzredir. Ve bu Ölü Ten nehri dahi Azak deryâsına mahlût olduğu mahaldedir, ammâ nehr-i Ölü Ten iki fırka olup cânib-i garbdaki fırka Ten üzre bu Sedd-i İslâm kirmânıdır kim bu fırka deryâya karışdığı mahalde kal‘a binâ olunmuşdur. Bu nehrin iki fırkasına dahi Ölü Ten derler. Kal‘a-i Azak dibinden cereyân eden nehr-i Ten'e Diri Ten derler, ammâ bu Ölü Ten dahi Diri Ten'den ayrılmışdır.
EÇS VII 186b
Bu kal‘a-i Sedd-i İslâm sene (---) târîhinde Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ binâsıdır, bâ-fermân-ı Köpürlü Mehemmed Paşa ve i‘ânet-i Mehemmed Geray Hân. Maskov Kazağı Ölü Ten'den geçmesin ve Karadeniz etrâfın gâret etmesin deyü binâ olunmuşdur. Şekl-i murabba‘ binâ-yı Şeddâdî-misâl seng-tırâş bir kal‘a-i savaşdır. Cirmi kâmil üç yüz elli aded germe adımdır. Ve cânib-i erba‘ası nehr-i Ten suyudur. Ba‘zı zamân nehr-i Ten tuğyân üzre gelse kal‘a kapularından içeri balıklar girüp neferâtlar balıkları sayd ederler. Anıniçün kal‘a neferâtlarının odaları cümle direkler üzre âlî fakîrhâneleri var.
EÇS VII 186b
Batı tarafına nâzır bir küçük demir kapusu üzre bir câmi‘i var, ammâ minâresi yokdur. Bir oda yeniçeri, bir oda topçu, bir oda cebeciyân ağaları vardır. Dizdâr ağa neferâtlarıyla cümle beş yüz aded kuldur. Cümlesi ergendir, aslâ bunda avret yokdur. Hemân hân gibi vâsi‘ce kal‘acıkdır.
EÇS VII 186b
Ammâ suya nâzır gâyet şâhâne topları var. Hattâ bir kerre yigirmi bin Maskov Kazağı ale'l-gafle gelüp on bir gün bu kal‘ayı toplarla döğüp hâ’ib ü hâsirûn giderlerken nehr-i Muş kenârında konarlar. Bu kal‘a ise Kırım vilâyeti toprağında olmak ile Mehemmed Geray Hân küffârın bu hâllerin istimâ‘ edince kırk bin güzîde asker ile bir gün bir gecede Süd suyu kenârında Mehemmed Geray Hân küffâra yetişüp eyle bir sâtûr-ı Mehemmed Geray Hân urur kim ta‘bîr olunmaz. Bakıyyetü's-süyûfların esîr-i bend-i zencîr edüp sâlimîn ü gânimîn asker-i Tatar Kırım'a dâhil olurlar. Ol zamândan berü bu kal‘a-i Sedd-i İslâm üzre Kazak-ı âk kefereleri gelmemişdir ve tövbe eylemişlerdir.
EÇS VII 186b
Ve bu kal‘a olduğu yere Timur Leng adası derler. Bu cezîre içre beş dâne yığın depeler olmak ile Beşdepe adası dahi derler. Bu cezîreye Timur Leng Hân beş kerre Mâverâü'n-nehir'den gelüp alâmet olmak içün her gelişinde birer depe yığup beş depe olmuşdur. Anıniçün Beşdepe adası dahi derler.
EÇS VII 186b
Ammâ bu cezîrede olan iri kavun ve karpuz Azak bostanlarında olmaz. Ve bu kal‘anın her tarafları bölük bölük ada ada olmuşdur. Ve sâfî sazlık ve kamışlıkdır kim içlerinde Urus kayıkları görünmez. Bu kal‘ayı dahi seyr [ü] temâşâ edüp andan yine piyâdece buz üzre Ten suları özeklerin geçüp yine,
EÇS VII 186b
Menzil-i kal‘a-i Azak, andan yine ale's-sabâh yine refîklerimizle pür-silâh olup Azağ'ın su kullesi dibinden geçüp poyraz cânibine nehr-i Ten kenârınca baş yukarup kenârca dörd bin adım gidüp,
EÇS VII 186b
Menzil-i kulle-i Şâhî: Bunu da sene 10[7]1 târîhinde Sultân Mehemmed Hân ibn İbrâhîm Hân binâ etdi. Be-dest-i Sofi Mehemmed Geray Hân bâ-re’y [ü] tedbîr-i Köpürlü Koca Vezîr Mehemmed Paşa.
EÇS VII 186b
Dâ’iren-mâdâr cirmi yüz elli adım şekl-i müdevver bir kulle-i metîn musavverdir. Ve zemînden elli arşın yüksekdir. Ve batıya nâzır bir küçücük sâfî demir kapusu var, ya‘nî ağacı yok hadîd bâb-ı kavîdir.
EÇS VII 186b
Bu kulle içi beş kat hücre hücre elli hâneli odalardır. Neferâtlarından bir oda yeniçeri ve bir oda topçu ve bir oda cebeci ağaları ve dizdâr ağası vardır. Ve kul kethudâlığından çıkma Bakraç(?) Süleymân Paşa bu kullenin tâ zirve-i a‘lâsında yüz aded âdemleriyle sâkin olup niçe maksûreler ve şâhnişînler binâ edüp muhâfaza edüp oturur.
EÇS VII 186b
Ammâ bu kulle-i Şâhî'de Ten suyuna berâber demir kapulu mazgal deliklerinde altı pâre balyemez topları var kim Azak kal‘asında yokdur. Ve yigirmi aded serâmed şâhî topları ve kifâyet mikdârı cebehâneleri mükemmeldir. Ve hâlâ bu kal‘a dibinde Süleymân Paşa bir kat toprak çimden tabya-i azîmler yapup ve etrâfına fecc-i amîk handaklar kazup kal‘alardan metîn ve müstahkem bir tabya etmiş kim handakı içinden gemiler geçer, mâl-â-mâl nehr-i Ten ihâta etmişdir.
EÇS VII 186b–187a
Bunun dahi içinde Süleymân Paşa'nın askerleri saz ve kamış evlerde mücerreden sâkin olurlar. Bunda dahi aslâ avret yokdur, ammâ oğlan avredi gâyet çokdur. Bir mescidi ve kulle içinde yüz âdem alır bir câmi‘i ve gılâl anbârları vardır. Ve herkesin hücrelerinde darı ve buğday leb ber-leb olup cümle halk buğday ve darı üzre yatırlar, zîrâ küffâr muhâsara eder deyü havflerinden zahîreleri çok hıfz ederler. Bu kal‘ayı dahi seyr [ü] temâşâ edüp nehr-i Ten buzu üzre 187a yine piyâdece gidüp üç yüz adımda iki nehr-i Ten (...) karşu cânibde Maskov vilâyeti tarafında,
EÇS VII 187a
Bu kulle-i serâmedi sene (---) târîhinde Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘in vâlidesi binâ etdiğiyçün Sultâniyye kullesi derler. Be-dest-i Gürcî Mustafa Paşa, bâ-i‘ânet-i Mehemmed Geray Hân, bâ-müşâvere-i Köpürlü Mehemmed Paşa ile inşâ olunmuş bir Sedd-i İskender-vâr kulle-i serâmed-i azîmdir. Bu vilâyet-i Maskov hâkinde olmak ile bu kulleye takayyüd-i tâm ve cidd [ü] ihtimâm edüp metânet üzre binâ olunmuş. Ammâ bunun da zirve-i a‘lâsında tahtadan serâmed kulle külâhıyla örtülü bir musanna‘ ve mukarnazlı ve furûşlu ve medîneli ve mazgallı ve kat-ender-kat top delikli İslâmbol'da Galata kullesi gibi şekl-i müdevver Şeddâdî-misâl seng binâ-yı ra‘nâ kulle-i bâlâdır.
EÇS VII 187a
Bu da Azak tarafındaki gibi Hünkâr kullesine müşâbihdir. Kadd [ü] kâmetde ve cebehâne ve zahîre ve metânetde ve neferâtda ve dervezelerde ve aşağıda çimden tabur handaklı tabyalarıyla aslâ karşu tarafdaki kal‘a-i Şâhî'den farkı yokdur. Ammâ bu kulleden karşu kulle-i Şâhî'ye varınca nehr-i Ten üzre üç kat kol kalınlığı demir zencîrler çekerler, azîm dollâbları var. Ve zencîrleri kayd [u] bend edecek azîm somâkî direkleri var. Bu zencîrler gece ve gündüz nehr-i Ten üzre tirinka gerili durup bir Urus kayığı ve tomruk ve bir kütük geçmek ihtimâli yokdur.
EÇS VII 187a
Bu kulle-i azîmi itmâm edüp her mühimmât [u] levâzımâtların yerli yerlerinde görüp cemî‘i asâkir-i islâm bu kal‘ayı "Allâh'a ısmarladık" deyüp gitdiklerinde hemân evvel ayın(?) âhirinde yigirmi bin Maskov küffârı ve yer götürmez Kalmık Tatarları bu Sultâniyye'yi muhâsara edüp yigirmi gün yigirmi gece kal‘a-kûp toplar ile döğüp niçe yerlerin münhedim edüp küffâr dururken hemân bir gün vakt-i seherde kulle-i azîmin toplarına bir fitîlden âteş edince niçe bin küffârı top gülleleri helâk edüp hikmet-i Hudâ baş hatmanları ve baş vornikleri mürd olup küffâr içinde bir feza‘ u çeza‘ vâveylâ kopup kal‘aya istîlâ etmeden me’yûs olup firâr edüp Heyhât sahrâsı içre giderlerken yine bunlara Mehemmed Geray Hân'ın oğullarıyla kalga sultânı yetişüp tîr ü kemân ve şemşîr-i perrân çıkarmadan cümlesin esîr-i kayd [u] bend edüp vilâyet-i Kırım'a götürürler.
EÇS VII 187a
Ammâ hâlâ bunda serdengeçdi gâzîleri çokdur. Bunda dahi zen duhterânlar yokdur. Cümle mücerred pâk gâziyân-ı sâdıkânlardır. Süleymân Paşa'nın kethudâsı ve yeniçeri ağası ve cebecibaşı ve topçubaşıları olup bunda sâkinlerdir. Derûn-ı kullede bir câmi‘ var, ammâ minâresi yokdur. Ve aşağı tabyada dahi bir zâviyesi var. Ammâ küffâr havfinden bu kulle-i Sultâniyye'nin bir âdemleri bir yere gitmek ihtimâlleri yokdur.
EÇS VII 187a
Der-beyân-ı ziyâretgâh-ı şühedâ: Küffâr muhâsarasında yüz elli aded gâziyân-ı mücâhidânlar şehîd olup kulle hâricinde medfûnlardır. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
EÇS VII 187a
Bu kulle-i Sultâniyye'yi dahi seyr [ü] temâşâ edüp yine Ten nehri buzu üzre kamış yükletdikleri kızaklara binüp tekrâr cânib-i garba gidüp ân-ı sâ‘atde,
EÇS VII 187a
Menzil-i kal‘a-i Azak'a gelüp Maskov elçisine buluşup sohbetler etdik. Ertesi gün Ak Mehemmed Paşa yine Maskov elçisi ile Süleymân Paşa'yı ziyâfete da‘vet edüp ba‘de't-ta‘âm gûnâ-gûn müşâvereler ederken hikmet-i Bârî Âsitâne-i devlet tarafından Edirne kâ’immakâmı olan Kara Mustafa Paşa'nın ağalarından Boşnak Mahmûd Ağa sene 1077 mâh-ı (---) günü hatt-ı şerîf ile Ak Mehemmed Paşa'ya gelüp yarlığ-ı belîğ-i şâhî kırâ’at olunup,
EÇS VII 187a
"Eyâlet-i Azak Monla Ganî Paşa'ya sadaka olunup sen ki Mehemmed Paşa lalamsın, kat‘-ı menâzil ederek Âsitâne-i sa‘âdetime gelesin" dedikde fakîr Ak Mehemmed Paşa hemân kalkup iki kerre secde-i şükr edüp bin hamd [ü] senâ etdi ve yedi deve kurbânlar edüp fukarâya bezl etdi. Hemân Maskov elçisi bozulup,
EÇS VII 187a
"Ya ben bunda kiminle kalup ülfet edeyim. Ben sizden ayrılmayup bile gideyim" dedikde Ak Mehemmed Paşa-yı müdebbir elçiye eydir:
EÇS VII 187a
"Pâdişâhıma senin geldiğin bildirdim. Senin içün pâdişâhımdan emirler geldikde sen de benim ardım sıra gelesin. O zamâna dek hevâlar da küşâde olup yaz günleri olur, huzûr ile gelirsin" dedikde elçi kalkup konağına gitdikde hakîr Ak Mehemmed Paşa'ya eyitdim:
EÇS VII 187a
"Sultânım, bu elçinin bin aded müsellah kâfirleri var. Size bunlar ey refîkdir, bile götürseniz hidmet-i pâdişâhîde bulunup Maskov'dan elçi çıkarmış olursuz" dediğimde Mehemmed Paşa eydir:
EÇS VII 187a
"Cânım Evliyâ Çelebi bu kefere kâşki kal‘a-i Azak'da kendi me’kûlât [u] meşrûbâtıyla on yıl otursa göz hapsinde durup kal‘a-i Azak Kazak'dan emîn olur. Alâ mehlin gelsin, deyüp, imdi Evliyâm, sen de hâzır ol benimle der-i devlete bile gidelim. Yollarda sayd [u] şikâr edüp zevk u safâlar edelim" dedikde hakîr eyitdim:
EÇS VII 187a–187b
"Sultânım vilâyet-i Maskov'un Mujikkirmân vilâyetinde bu elçiye râst gelüp 187b der-i devlet-i pâdişâhîye bile gitmeğe ta‘ahhüd edüp niçe ve bî-kıyâs ihsânlar aldık, şimdi elçiye hılâf söylemiş oluruz" dediğimde,
EÇS VII 187b
"Bire yabana söyleme, Kâfiristânda geze geze kâfirlere mahabbet etmişsin. Bu elçiden sana icâzet alırım" deyüp ol ân hakîre yüz altun ve bir sâ‘at ve bir kat esvâb ve bir Azak cılkavası kırmızı kürk kontuş ve gulâmlara ve refîkânlara cümle esvâblar ve ihsânlar edüp andan elçiden Mehemmed Paşa hakîr içün izin alup fakîr elçi hayli müteellim olup,
EÇS VII 187b
"Seni Edirne'de bulayım" deyüp hakîre üç yüz guruş ve bir semmûr kafâsı kürk ve niçe ihsânlar ile refîk [ve] gulâmlarım mesrûr edüp her birimize birer re’s iri Maskov bârgîrleri ile her hüddâmlarıma birer Azak nâfesi kürkler ihsân etdi.
EÇS VII 187b
Ak Mehemmed Paşa dahi ol kışda ve kıyâmetde beş yüz aded tüfeng-endâz ve bin aded pür-silâh ceng-âver cürd atlı Tatar ve Çerkez askerleri cem‘ edüp yüz aded arabalara bâr [u] büngâhların koyup altı pâre şâhî topları at arabalarına tahmîl edüp hîn-i mahalde arabaları birbirlerine bağlayup küren çatmak içün, ya‘nî arabaları kal‘a gibi tabur yapmak içün birkaç yüz kulaç zencîrler peydâ edüp azm-i râh etmeğe âmâde oldukda Azak kulundan cümle ağalar beş yüz âdem verdiler. Ve Süleymân Paşa dahi iki yüz âdem verdi. Ve Maskov elçisi beş yüz âdem verüp cümle 2007 aded pür-silâh asker âmâde olup cümle ahbâb ile ve elçi ban ile vedâlaşup Cenâb-ı Allâh'a sığınup tevekkülen alallâh deyüp ale's-seher ol şiddet-i şitâda,
EÇS VII 187b
Sene (---) târîhinde kal‘a-i Azak'dan kalkup Heyhât sahrâsı içre vilâyet-i Kırım'a andan Âstâne-i Sa‘âdet'e gitdiğimiz konakları beyân eder