EÇS VIII 188b
188b Evvelâ dibâce-i târîh-i fetihnâme-i cezîre-i Girid-i ifrît oldur ki, kâ‘ide-i Hazret-i Rezzâk-ı Bîçûn ve erkân-ı kün fe-yekûn, ber-muktezâ-yı âdet-i Rabbi'l-İzzet'in hükm-i şerîf-i ezeli'l-âzâli bunun üzerine cârîdir kim ins ü cinnin Rezzâk-ı Râzık'ıdır kim anlara takdîr etdiği erzâkların verir.
EÇS VIII 188b
Âyet, sûre-i (---) Arapça nassı mazmûnu üzre cemî‘i mahlûkun mürebbîsi olup cemî‘i ibâdına bu rûy-i arzı mesken [ü] me’vâ olmağiçün halk edüp tavattun etdirüp herkese kadrine göre takdîr etdiği ni‘met-i nefîselerin verir kim âyet, sûre-i (---) Arapça mâ-sadakı üzre cemî‘i ins ü sakalân ve cemî‘i mahlûk-ı Hudâ'nın Hâlık'ı Râzıki'ı Hâlık-ı Kevneyn ve her mebde-i eşyâdır, ammâ cemî‘i kullarını birer gûne endîşe-i hâma düşürüp her biri bir sevdâ ile bir ser-i kârda halk olundukda bu abd-i kemter Evliyâ-yı bî-riyâya ezel-i âzâlde seyâhat takdîr olunup âyet, sûre-i (---) Arapça nassı üzre ve âyet, sûre-i (---) Arapça fehvâsınca ve sûre-i (---) Arapça nass-ı kâtı‘ları fermânına bu hakîr-i ez‘afu'l-ibâd mazhar düşüp cihân-geşt olduk. Zîrâ, beyt
EÇS VIII 188b
Hallâk-ı Ezel âleme kıldıkda tecellî,Her kulu birer hâl ile kılmış mütesellî.
EÇS VIII 188b
ebyâtı üzre bu fakîre seyâhat ile mücâhidün fî-sebîlillâh olmağı müyesser etdikde kal‘a-i Azak'da sâkin iken Âl-i Osmân'ın Girid cezîresi gazâsına müteveccih oldukların istimâ‘ edüp evvelâ ol Mâlikü'l-mülk Rezzâk ve hısn-ı hasîn-i dâr-ı Kazak ve mesken-i kefere-i Âk iken sûr-ı müslimîn olan,
EÇS VIII 188b
İbtidâ kal‘a-i Azak'dan sene (---) târîhinde kalkup Heyhât sahrâsı içre vilâyet-i Kırım'a andan Âsitâne-i sa‘âdete andan gazâ-yı ekber olan cezîre-i Girid'e gitdiğimiz konakları beyân eder
EÇS VIII 188b
Evvelâ bism-i İlâh ile Azak'dan çıkup kıble tarafına Heyhât sahrâsı içre basîret üzre giderek 2 sâ‘at ileri ve gerü ve yemîn ü yesâra ince karavullar ta‘yîn olunup cümle arabaları kal‘a gibi küren çatup üç pâre top ileri ve üç pâre top geri koyup beş yüz aded cürd atlı gâzîler ileri çarkacı gidüp 2 sâ‘atde,
EÇS VIII 188b
Menzil-i nehr-i Güğemli kenârında bir kamışlı ve sazlı yerde Kalmık Tatarı havfinden arabaları tabur çatup meks etdik. Hikmet-i Bârî bu mahalde şiddet-i şitâdan dörd yerden güneş doğdu. Âdetullâh üzre cânib-i şarkdan tulû‘ eden âfitâb-ı âlem-tâb kankısı idiği nâ-ma‘lûm idi. Cümle bizimle olan Azak ihtiyârları kırk elli yıldan berü böyle dörd yerden güneş doğduğun görmedik, dediler. Sebebi oldur kim gâyet şiddet-i şitâdan bu Heyhât sahrâsı üzre güneş te’sîr etmeyüp sâ’ir sevâhil olan vilâyetler üzre zulumâtlar olmayup ol vilâyetler üzre evc-i âsumânda güneşler nümâyân olur.
EÇS VIII 188b
Ammâ aslâ Maskov vilâyeti üzre ebeden güneş yok idi, hemân kıble tarafında ve cenûb semtinde ve Kırım üzre ve İslâmbol üzre âsumânda dörd yerden güneşler balık ığrıbı ağları gibi ya‘nî torba gibi güneşler sarkmış durur idi. Ammâ bi-emrillâhi te‘âlâ niçe kerre ba‘zı zamân altı ve yedi yerden âfitâblar peydâ olur, deyü ihtiyâr-ı kavm-i Noğay ve kavm-i müslim-i Heşdekler şehâdet etdiler.
EÇS VIII 188b
Hâsıl-ı kelâm bu gece Güğemli nâm mahalde bîcân yatup ol kadar şiddet-i şitâ ve dipi ve boran azâbların çekdik kim Hudâ-yı Lem-yezel bilür. Ale's-sabâh hareket üzre iken Azak'daki elçiden ve Azak ağalarından kırk elli atlılar ile mektûblar gelüp,
EÇS VIII 188b
"Benim sultânım! İşde yolunuz üzre beş bin Kalmık sizi çapmağa hâzırlardır. Gâfil me-bâş" deyü haber geldi, ammâ ne çâre Hudâ kerîmdir deyüp andan yine nehr-i Güğemli'de oturup Azak'dan dahi imdâd gelmeğe muntazır olduk.
EÇS VIII 188b
Ammâ bu nehr-i Güğemli gerçi donmuş sudur ammâ ibtidâ menba‘ı iki aylık yoldan tâ Heyhât sahrâsının ortasından cereyân edüp bu mahalde Azak deryâsına karışdığı yer bir azîm boğazdır kim Heyhât sahrâsına girmiş sazlı ve kamışlı körfez boğazdır. Bu nehrin tulû‘u tâ Bahr-i Harez kenârı yakınında nehr-i azîm Edil'den ayrılup Heyhât içre iki aylık yol gelüp Azak bahrine bu mahalde katılır, ammâ bu nehri ibtidâ Heyhât sahrâsı amâr olsun deyü nehr-i Edil'den ayırup akıdan Tohtamış Geray Hân'dır. Hâlâ ba‘zı yerleri mürûr-ı eyyâm ile tîn ü türâb u rimâl ile dolup suyu her bâr akmaz.
EÇS VIII 188b
Andan kalkup gitmek üzre iken kal‘a-i Azak'dan bin aded güzîde pür-silâh asker-i imdâd gelüp cümlemiz tâze cân bulup yine cânib-i kıbleye Heyhât sahrâsı içre basîret üzre gidüp,
EÇS VIII 188b
Menzil-i Akkumlar: Azak deryâsı kenârında bir kamışlı yerdir. Andan 5 sâ‘atde,
EÇS VIII 188b
Menzil-i Akkuğular: Bu dahi Azak denizi kenârında bir zehr-i mâr sulu yerdir. Andan yine kıbleye 5 sâ‘atde,
EÇS VIII 188b
Menzil-i Çibir suyu: Lezîz kuyuları var, bunu geçüp,
EÇS VIII 188b–189a
Menzil-i Kaburkalı eşim: Bunun dahi lezîz kuyu suları vardır. Bunu dahi 5 sâ‘atde 189a geçüp,
EÇS VIII 189a
Menzil-i Vâdî-i Yey: Bu dahi bir sığınacak yerdir ammâ şorlu suları var. Bu mahalle gelince Kalmık havfinden kâmil on üç sâ‘at yürüyüp sazlar ve kamışlar içinde konduk. Andan yine cânib-i kıbleye gidüp,
EÇS VIII 189a
Üzengilik suyu: Azak denizinden bölünüp girme bir sazlı ve kamışlı yerde zehr-i mâr sulu yerdir. Bu mahalde sazlık içinden sekiz dâne hınzîrlar asker üzre hücûm edüp niçe atları zahm-dâr etdiler, ammâ her biri Marzivan eşeği kadar var idi. Guzât-ı müslimîn bunlara tîr bârân edüp Azak deryâsı buzu üstüne çıkdıklarında buz üzre yürümeğe tırnakları tutmadıkda hemân bu hakîrin Palu ve Çakır nâm samson kelblerim bu hınzîrlar ile ceng edüp yedisini de samsonlar pâre pâre edüp elçinin imdâd gönderdiği Maskov kefereleri domuzları yeyüp gûyâ Kızılyumurta ıydı etdiler. Ba‘dehu bu Üzengilikden kalkup yine taraf-ı kıbleye gidüp,
EÇS VIII 189a
Ahıryan deresi: Bir kamışlı deredir amma suyu yokdur. Bunu geçüp,
EÇS VIII 189a
Kuru eşim suyu: Bu dahi Azak denizinden azmakdır. Bunu dahi geçüp 5 sâ‘at taraf-ı kıbleye ılgar edüp,
EÇS VIII 189a
Çalpaş: Acı kuyuları var. Menzil yeridir ammâ bizler Kalmık havfinden konmayup andan yine semt-i kıbleye 5 sâ‘at yortup onuncu sâ‘atde,
EÇS VIII 189a
Menzil-i Akbaş: Bu dahi sazlı ve kamışlı ve tuzlu sulu yerdir. Andan kalkup 12 sâ‘at yine taraf-ı kıbleye gidüp,
EÇS VIII 189a
Menzil-i Cibilli: Bunda dahi kuyular vardır ammâ lezîzdir. Bu mahalde Azak'dan getirdiğimiz etler ve söğüşler ve ekmekler cümle sovukdan taş gibi olup yemeden kaldı.
EÇS VIII 189a
Hikmet-i Bârî bu mahalde guzât-ı müslimîn Heyhât sahrâsı içre iki dâne fîl kadar yaban dombayları görüp atlanan atlananın olup bu yaban câmûsların kovmağa gideceklere sâ’ir guzât,
EÇS VIII 189a
"Bire koman, bu donbaylar bu kışda sazlık ve büklük yerlerden çıkmazdı ammâ bunlar Kalmık Tatarı derdinden gelmişlerdir. Bire sakının, bu camûsları kovman" deyü bu kadar tenbîh etdiler.
EÇS VIII 189a
Nasîhat dutmayup niçe âdemler pür-silâh olup câmûsları kova kova ol sâ‘atde Kalmık obaları içine gire düşerler.
EÇS VIII 189a
Hemân tarfetü'l-ayn içre Kalmık bunları çevirüp cenge âheng ederler. Kalmık Tatarı çok, bu bizimkiler ancak yetmiş ve seksen nefer yiğitler, ammâ gâyet güzîde bahâdır pür-silâh zor-batır âdemler idi.
EÇS VIII 189a
El-hâsıl Kalmık ile bunlar azgaş ve uğraş ve savaş ede ede Kalmık bunları kova kova üzerimize geldiler. Bizler dahi topları hâzır etmişdik. Hemân cümle atlanup Allâh Allâh sadâsına rehâ buldurup Kalmığ'a bir kerre bir hamle edince aslâ el kaldırmağa iktidârları olmayup tarfetü'l-ayn içre bin altmış aded Kalmık dendân-ı kılıçdan geçüp yetmiş dânesi esîr-i bend-i zencîr olup bu kadar atları ve bu kadar esvâb ve silâhların cümle guzât alup hisse-mend oldular. Esîr olan Kalmıklardan su’âl oldukda,
EÇS VIII 189a
"Dahi koşlarınızda âdemleriniz var mıdır?" dedikde,
EÇS VIII 189a
"Barımızda bu kurtulanlarımızdır, elimiz olumuz koşumuzda yalnız kaldılar" dediler.
EÇS VIII 189a
Cümle guzât pür-silâh olup Ak Mehemmed Paşa'dan me’zûn olup tarfetü'l-ayn içre Kalmıkların (...) lerini basup niçe yüz bin hayvânâtları ve avret ve oğlanlarıyla sâlimîn ü gânimîn geldiler. İzâ erâdellâhu şey’en heyye’e esbâbehu mazmûnu üzre kaçan kim Kerîm Allâh, bir kuluna kerem etmek ister, anın esbâbını halk eder. İmdi Allâh ol yaban dombayların ileri sebeb gönderüp ol câmûsları kovarken Kalmığ'a götürüp anları asker üzre getirüp cümle Kalmığ'ı asker-i İslâma kırdırup cümle mâl u menâlların askere ganîmet verüp ihsân etdi. Bir âdemin bundan haber ü âgâhı yok iken iki câmûs bahânesiyle guzât-ı müslimîne ol şiddet-i şitâda bî-hisâb ihsânlar etdi. Lisân-ı Fârisîde,
EÇS VIII 189a
Ba‘dehu bu Cibilli nâm mahalde ol gece niçe yaban donbaylarını sayd u şikâr edüp bu mahalle gelince Kalmık havfinden aslâ âteşler yakmayup dururduk. Bu gece sazlara ve kamışlara âteşler edüp semiz dombay kebâbları pişirüp ve Azak'dan getirdiğimiz söğüş koyun etleri ve ekmekleri cümle buz olmuşdu, baltalarla pişmiş koyunları pâreleyüp kimin kazanda yine pişirüp kimini âteşde yine kebâb edüp ıssı edüp ekmeklerin de küllere gömüp ol gece bir zevk u safâlar etdik. Ammâ ale's-sabâh yine de’b-i kadîmimiz üzre etrâf-ı erba‘aya karavullar koyup cümle arabaları küren çatup ve Kalmık esîrlerin atlarıyla ortaya alup yorta yorta giderken bir kar yağmağa başlayup ol gün kıble cânibine seğirdüp vakt-i asrda,
EÇS VIII 189a–189b
Zamân-ı kadîmde Ciniviz Frengi binâsı olup şehr-i mu‘azzam imiş. Ba‘dehu Timur Leng Hân harâb etmiş. 189b Bu kal‘a Azak deryâsından girmiş bir acı göl boğazı kenârında bir bayır üzre azîm handakları ve ba‘zı alâmetleri nümâyândır. Bu mahalde dahi iki dâne yaban atları görünüp bunları kova kova yetişüp birine hakîr yedi dâne ok urdum, aslâ yıkılmayup her urduğum oklar gûyâ yağ tulumuna girir gibi girüp oklar atın vücûdunda gâ’ib olup atlar kıçların serperek sahrâya kaçardı. Hele hakîr bu atın önün alup tâ gözüne bir hadeng-i Rûmî urunca at depesin yere diküp oku kırup kalkarken kılıçla atı kıç ayaklarından sinirleyüp artık davranmadan kaldı. Ve gerüden sâ’ir refîkler de yetişüp iki re’s atları derileriyle pâre pâre edüp niçe yüz kimesneler hisse-mend olup ol gece at etleri kebâbı fasılların etdik. Ve yine Azak'dan çıkardığımız pişmiş etler buz olmuş etleri ve ekmekleri yine ıssı edüp tenâvül etdik, zîrâ Azak'dan çıkalı azıklarımız yine tavuskan idi.
EÇS VIII 189b
Andan yine ale's-sabâh şiddet-i şitâ çekerek kar üzre yortup,
EÇS VIII 189b
Bir sazlı ve kamışlı su içinde kâmil bir sâ‘at azâb-ı elîm çekerek yüz bin renc-i anâ ile düşe kalka bu acı göl suyun ubûr ederek bu su ne buz dutmuş ve ne dürüst su idi. Cümle atların ve Kalmık'dan ganîmet olan hayvânâtların kolları ve göğüslerini buz pâreleri pâre pâre edüp ikinci sâ‘atde bu gölden karşu tarafa ubûr edüp cân halâs etdik, ammâ çok hayvânât bu gölde kaldı. Ve iki âdem at altında kalup gark oldu dediler ammâ hakîr görmedim. Gerçi derin göl değildi ammâ hem şiddet-i şitâ ve dipi ve boran ve batak ve çataklı göl idi. Bundan bî-tâb u bî-mecâl çıkup yine cânib-i kıbleye 6 sâ‘at gidüp,