EÇS VIII 193b
Meğer bu gark olanlar esmâü'l-hüsnâ ve mu‘avvezeteyni sıdk i‘tikâd ile okuduklarınca sihr ile peydâ olan buzun sihri bâtıl olup buz delinüp kimi halâs olup kimi gark olurdu. Hemân bu hâl-i pür-melâli Kalmık görüp paşa yanına gelüp başından kalpağın yere urup eydir:
EÇS VIII 193b
"Vay benim ama çekdiğim yayşılığa" ya‘nî sihrime deyü feryâd edüp ağlayup eydir:
EÇS VIII 193b
"Sultânım, şu geçenlere tenbîh eylen, geçerken Arabca okumasınlar. Hemân seğirde seğirde geçsinler. İşte öyle vakti olunca artık benim yayşılığım bozulur. Hemân boyuna bıravsınlar(?)" deyü ricâ etdi.
EÇS VIII 193b
Ve cümle asker ale'l-fevr beri tarafa geçdi, ammâ fakîr Dîvân Efendisi İbrâhîm Çelebi ol hey’et-i mecmû‘acikile gemi maymûnuna dönmüş suya gark olmadan cân kurtarup paşa yanına gelüp ağlamağa ve bir nutk etmeğe tâkat dermânı kalmayup gûyâ bir bî-cân kâlıb-ı cemâdât olmuş. Hele hüddâmları efendiyi konağına götürüp artık sâhib-i firâş oldu.
EÇS VIII 193b
Ba‘dehu paşa dahi cümle asker beri tarafa geçdiklerinden sonra alay ile Kızıltaş kal‘ası altına geldikde kal‘adan paşaya selâmetle "Hoş geldin ve safâ geldin" deyü on pâre toplar atınca paşanın karındaşı ve beğin hocası ve niçe tiryâkîler dahi topçulara ve kal‘a dizdârına şütûm-ı galîzeler edüp "Bire hey kahpe oğlular! Bu kışda kıyâmetde ne top atup bizim keyfimiz kaçırırsız" deyü bir mîl yerden feryâd edüp "Atma hey bîdînler" deyü paşaya gelüp,
EÇS VIII 193b
"Sultânım azîz başıniçün şu kal‘a dizdârıyla topçuların boyunların urun" deyü ricâ etdiler. Paşa-yı âkıl eydir:
EÇS VIII 193b
"Hey sultânım bu şiddet-i şitâda top mu atılır?" dedikde paşa eydir:
EÇS VIII 193b
"Kânûn-ı dizdârîdir kim her vüzerâya top ata gelmişlerdir" [de]dikde hoca efendi eydir:
EÇS VIII 193b–194a
"Kânûnlarına fülân edeyim" deyüp pür-âteş olup konağına gitdi. Ba‘dehu 194a dizdârın ziyâfeti tenâvül olunup vakt-i zuhr oldukda,
EÇS VIII 194a
Hemân ki kal‘a minâresinden mü’ezzin bir kerre derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden "Allâhu ekber, Allâhu ekber" deyüp gülbâng-ı Muhammedîye rehâ buldurunca hemân bi-emrillâhi te‘âlâ ol sihr ile müncemid olan buzlar bir kerre her tarafdan toplar gibi kütleyüp buzlar pâre pâre olup ân-ı vâhidde buzundan nâm u nişân kalmayup mahv oldu. Gûyâ evvel dahi bu nehr-i azîm üzre buz tonmayup bir hayâl-i hâb idi.
EÇS VIII 194a
Hudâya ayândır kim bu buzu Kızıltaş kal‘ası önünde buz üstünden böyle geçmişizdir. Ba‘dehu Kalmık ihsânlar alup gâ’ib oldu.
EÇS VIII 194a
Ba‘dehu Kızıltaş'da paşa on dâne kurbânlar edüp fukarâlara bezl edüp andan kalkup cânib-i garba giderken Temrek kal‘ası sağ tarafımızda kalup bizler cümlemiz 3 sâ‘at gidüp,
EÇS VIII 194a
Menzil-i karye-i Sovucuk: Hamd-i Hudâ dâr-ı amân köylerine düşdük. Andan kalkup,
EÇS VIII 194a
Menzil-i karye-i Şolomkay, andan kalkup yine cânib-i garba 4 sâ‘at balık gölleri kenârınca gidüp,
EÇS VIII 194a
Menzil-i kal‘a-i Çoçka: Lisân-ı Rûs'da "çoçka" domuz yavrusuna derler. Zamân-ı kadîmde ma‘mûr kal‘a idiği bâlâda Dağıstân'a giderken mufassal tahrîr olunmuşdur.
EÇS VIII 194a
Evsâf-ı menzil-i kal‘a-i dâr-ı emân ya‘nî hisâr-ı üstüvâr-ı Taman
EÇS VIII 194a
Bu kal‘aya girirken cümle ahâlî-i Taman paşaya istikbâle çıkup kal‘adan top şâdımânları edüp Osmân Paşazâdeler ve Kefeli Seyyid (---) Efendi kadı olup cümle paşalılara yâfteler ile konaklar verilüp paşa, Osmân Paşazâde sarâyında mihmân olup herkes hânelerinde istirâhat etdiler.
EÇS VIII 194a
Ve haber alındı kim "Bu cezîre-i Taman'dan karşu Kırım cezîresine geçmeğe Çoçka burnundan karşu Kırım tarafında Kilisecik burnu mâbeyne-hümâsı buz akup Azak deryâsı buzu sökülüp sâfî buz cereyân edüp karşu Kırım'a geçmek muhâldir" denildikde kal‘a-i Taman'da oturak fermân olundu.
EÇS VIII 194a
Ve mâ-tekaddem Mehemmed Geray Hân ile Dağıstân'a giderken bu kal‘a-i Taman'ın amâristânı ve eşkâli ve âb [u] hevâsıyla cümle bâlâda tahrîr olunmuşdur.
EÇS VIII 194a
Hulâsa-i kelâm bu seyâhatimizde Bahr-i Harez sâhilinde Maskov'un Terek kal‘asından tâ bu Balu Hân'a, Ejderhân'a, Alatır'a, Kazan'a, Sarây'a, Mujikkirmân'a ve nehr-i Edil kenârında ve nehr-i Cayık sâhilinde ve Türk Or'u kenârında ve'l-hâsıl gayri yerlerde Maskov'un yüz otuz altı pâre kal‘a-i azîmlerin seyr [ü] temâşâ edüp nehr-i Ten kenârına gelüp tâ kal‘a-i Azağ'a gelince nehr-i Ten'in yemîn [ü] yesârında olan cümle (---) aded nâmdâr kal‘aları hasırdan yelkenli kızak gemileriyle buz deryâsı üzre tâ Azağ'a gelüp andan Heyhât sahrâsı içre erba‘în ve zemherîr geçirüp şeb [ü] rûz niçe bin âlâm-ı şedâ’idi ve niçe yüz bin meşakkat-i râh-ı hemrâhı ol şiddet-i şitâda çeküp vilâyet-i Çerkezistân'a düşüp niçe bin derd-i serencâm çeküp hamd-i Hudâ bir gün Cenâb-ı Allâh bu abd-i ez‘afı'l-ibâda bir âh-ı ciğer-sûz çekdirmeyüp ve bir ân müşevveşü'l-hâl etmeyüp ten-dürüstî diyâr-ı İslâm'a bu kal‘a-i Taman'a sihhat ü selâmetle dâhil olup meşakkat-i râh mihnetleri cümle ferâmûş edüp subh u mesâ hâne be-hâne sohbet-i hâslar edüp Hakk'a ibâdet ederdik.
EÇS VIII 194a
Elhamdü lillâh ve eş-şükrü lillâh sümme elhamdü lillâh ki bu felek-i kec-rev dehr-i denîde çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’idler cümle unuduldu.
EÇS VIII 194a
Hemân dünyâda sıhhat [ü] dermân, âhir nefesde îmân müyesser ola (ola) âmîn yâ Mu‘în.
EÇS VIII 194a
Cenâb-ı Hallâk-ı Âlem'e bî-hadd ü lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hamd [ü] senâ olsun kim bu hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâya bir gün bu kârhâne-i mihnet-sarâyda bir âh-ı serd çekdirmedi ve kapusundan bir gün boş göndürmedi kim âye[t] (---) (---) de, Arapça dır.
EÇS VIII 194a
Elhamdülillâh sihhat-i bedenle yedirüp içirüp geydirüp kuşadup bu hakîri perveriş eyleyen bir bî-zevâl Allâh'a sad-lek şükür ve kezâlik hamd [ü] senâlar olsun.
EÇS VIII 194a
Ba‘dehu bu Taman kal‘asında paşa ile on gün on gece a‘yân-ı vilâyetden Osmân Paşazâde ve Dervîş Beğoğlu Alî Cân ve gayrilerle cân sohbetleri edüp zevk u safâlar ederken bir gece bir şiddet-i şitâ ve bir rîh-ı şedîd esüp Taman cezîresi ile Kırım cezîresi mâbeyni on sekiz mîl olan boğaz Karadeniz'dir, üç arşın kâmil Karadeniz boğazı buz ile müncemid olup sedd olduğunun paşaya haberi geldi. Ve paşa fi'l-hâl kös-i rıhlet nefîrler çaldırup cümle bâr [u] büngâhıyla göçüp Taman'dan bir sâ‘atde yine,
EÇS VIII 194a–194b
Nâm mahalle varılup paşa-yı kâmkâr atından nüzûl bir seccâde üzre meks edüp "Katı salt olanlar karşu tarafa bu buz üstünden geçsinler" deyince hemân ibtidâ hakîr bismillâh tevekkülen alallâh 194b beş yüz kadar piyâde âdemler ile hakîr at üzre fi'l-hâl karşu geçüp atımı anda hüddâmlarıma bırağup tekrâr piyâde olup bî-bâk ü bî-pervâ elimde mızrağımla buz üzre piyâde avdet etdim. Ammâ sovukdan âdemin erliği kesilirdi ve at üzre âdemler durmağa tahammül edemeyüp atdan yıkılırdı. Hemân fi'l-hâl hakîr cür’et edüp beri Taman tarafına yine geçüp paşaya gelüp,
EÇS VIII 194b
"Müjde sultânım! Buz bir acâ’ib katnamış(?) kim gûyâ polad-ı Nahşevânî olmuş. Bire meded sultânım fursat ganîmetdir. Bu sabâh sovuğunda hemân buzdan karşu geçelim" deyince hemân paşayı iki dâne uzun direkli pot üzre bindirdiler ve iplerinden potu uzun arkan ipler ile geçdiler. Hakîr, paşanın yanı sıra yine piyâde gidüp buzu adımlayup beş yüz adımda acele ile yürüyüp Çoçka burnundan karşu Kırım cânibinde bir mîlden eksik,
EÇS VIII 194b
Nâm mahalle paşa vâsıl olup kızakdan çıkup bir seccâde üzre meks edüp sâ’ir askerin beri Kırım cezîresine geçmelerine muntazır olup durdu. Ba‘dehu paşanın cümle ağırlığı tevâbi‘ât levâhıkât hayvânâtları bir sâ‘atde geçdiler. Hakîrin dahi ağırlığı cüz’î ve küllî cümle beri tarafa ubûr edüp selâmete erdiler ve Kırım hâkine yüzler sürdüler.
EÇS VIII 194b
Ammâ üçüncü sâ‘atde âfitâb-ı âlemtâbın şiddet-i harâreti te’sîrinden deryâ üzre buz çıtır çıtır ötüp câ-be-câ buzlar münkesir olmağa başladı. Ve buzun kenâreleri toprağın harâretinde diş diş olup erimeğe başladı. Ammâ gerüde hayli tüccâr u züvvâr ve Tatar kavimleri batı'l-harekelik edüp vakt-i zuhra karîb kaldıklarında güneş kulle-i feleğe dikilüp vakt-i zevâl olup gerçekden şiddet-i hâr olup deryâ üzre buz küt küt ötüp ba‘zı buzlar catır catır çatlayup niçe yerleri buzun rahnedâr olunca hemân paşa-yı müdebbir kendü yanındaki âdemlerden birkaç cerî âdemleri karşu cânibde olan âdemlere gönderüp "Buz çatladı, artık geçmesinler" deyü haber gönderdi. Anlar haberin sıhhatine bakmayup buz deryâsı üzre uğradılar.
EÇS VIII 194b
Ve mine'l-âfât-ı yeh-pâre: Hemân buz üstünde bulunup aklı başında olan çâpük cânlardan Tatarlar eğer piyâde ve eğer atlav seğirde seğirde beri geçüp selâmet buldular, ammâ arabalarıyla gerü kalanlardan on beş araba ve yigirmi kadar âdemler buza coyulup gark oldular. Ve ba‘zısına arkan ipler atup âdemleri çıkardılar. Ve niçesi gark-ı âb olup beynehu [ve] beynellâh şehîd oldular.
EÇS VIII 194b
Ve mine'ş-şecâ‘ati ve'l-cür’eti merd-i meydân-ı tüvânegân-ı bahâdırân: Ammâ ba‘zı çâpük-süvârlar atlarıyla çatlayan buzların aralarından buzdan buza atlarıyla dolanup Kırım tarafına çıkdılar. Ve dahi gerü kalanlar gördüler kim iş işden geçüp fi'l-hâl atlarının başlarından (...)ların ve arkalarında eğerlerinin kolanların çözüp atların buz üstünde bırağup kendüsi ellerinde kargı mızraklarıyla buzdan buza pertâb ederek selâmete geçdiler. Kimisi buza ayakları geçüp elindeki sırığı buz üzre aykırı gelüp herîfi sırık buza basmağa komayup yine bin mihnet ile buzdan taşra çıkup selâmete gelirdi. El-hâsıl cür’et bir mevhibe-i İlâhîdir.
EÇS VIII 194b
Ammâ meğer ol mahalde lodos rûzgârı esüp buz deryâsın pâre pâre edüp ân-ı vâhidde buz hırmen hırmen cirmi kadar pâre pâre olup cereyân etmeğe başlayup Karadeniz'e doğru buzlar harekete başlayınca yigirmi nefer kimesne atlarıyla buz pâreleri üzre kaldılar. Ve yetmiş seksen kadar âdemler dahi piyâde yeh-pâreler üzre kalup büyük hırmen cirmi kadar buzlar üzre seğirdüp her ne cânibe varırsa deryâdır. El-hâsıl yigirmi nefer âdemler buz üzre Mevlevî-vâr döne döne buz ile Karadeniz ummânına ol şiddet-i şitâda âh u fiğân ve enîn [ü] feryâd ederek gitdiler.
EÇS VIII 194b
Ammâ aklı cânı başında olup iş görenlerden şehbâz ve şehnâz yiğitler kankı cânibde bir gayri buz pâresi yakîn ise buzdan buza pertâb edüp bir cânibe selâmet çıkup halâs oldular.
EÇS VIII 194b
Ve ba‘zı dilâver server hünerver olan fetâlar suya gark olmuş atlarının yula[r]ların ellerinden komayup kendüsi bir küçük buz üzre kalup atı anı buz aralarından çeke çeke ol dahi kendüyi buzdan buza kenâra yakın olan tarafları ata ata atıyla donuyla Kerç kal‘ası boğazı tarafına selâmet çıkdılar. Cümle asâkir-i İslâm ol yiğidin cür’etine pesend edüp engüşt ber-dehen ve nâhun ber-denden etdiler. Hakkâ ki mu‘cize mertebesi şey etdiler.
EÇS VIII 194b–195a
Ammâ yiğide de küheylân at lâzımdır, zîrâ at benî âdemin karındaşıdır kim şimdi binilen atların soy sopunu Cenâb-ı Allâh kudret eliyle Hazret-i Âdem'in Ka‘be tînından bu atların soyunu halk etdi. Ammâ kable hilkat-i Âdem rûy-ı arzda atlar var idi, lâkin omuzu başlarında kanatları olup tırnakları iki çatal bir gayri eşkâl atlar idi. 195a