EÇS VIII 195a
Andan üç nefer yiğit dahi gördüler kim atlarıyla buz üzre Karadeniz ummânına çıkup gidiyorlar. Hemân tarfetü'l-ayn içre atlarının eğerlerin buz üzre bırağup kendüleri de uryân olup "Tevekkülen alallâh" deyüp çıplak atlarına süvâr olup buz üstünden kendülerin atlarıyla Karadeniz'e urup atlarının yelelerine ol şitâda berk yapışup üçü dahi yigirmi mîl kadar atlarıyla deryâyı söküp kenâra gelirken Kerş kal‘asından âdemler esbâblar ile bu yiğitlere yetişüp hamd-i Hudâ üçü dahi mısra‘:
EÇS VIII 195a
Be-deryâ der-menâfi‘ bî-şümârest,Eger hâhî selâmet der-kenârest"
EÇS VIII 195a
Hikmet-i Hudâ bu Tatar yiğitlerinin birisinin atı kuyruğuna bir gark-ı âb olmuş âdem cân havliyle yapışup anı dahi at selâmete çıkarup bir at iki âdem halâs etmiş olur. Hakkâ ki atlar eşref-i mahlûkdur kim Hallâk-ı âlem küheylân atların hakkında Kur’ân-ı azîminde ve Furkân-ı mecîdde sûre-i (---) de Arapça buyurmuşlardır. Anıniçün bu hakîr atları pek sevüp elli bir yıldan berü beş on re’s atsız olmamışımdır.
EÇS VIII 195a
Ve yedi nefer âdemler dahi yüze yüze Kerç kal‘ası tarafına çıkdılar. Ve yedi âdem dahi karşu Taman cezîresi tarafına çıkmışlar. Ancak yedi nefer âdem gözümüz önünde buz üzre Karadeniz'e döne döne gitdiler.
EÇS VIII 195a
Ve on bir aded atlar buz üzre kişneyüp kaldılar. Anlara da Rabbü'l-âlemîn kâdir-i Perverdigârdır kim inşâallâh halâs olurlar. Belki deryâda bir gemiyle Hızır'a râst gelirler.
EÇS VIII 195a
Hamd-i Hudâ paşa ile bu kadar asker beri tarafa ubûr edüp bir ferd-i âferîdeye zarar gelmeyüp sâlimîn ü gânimîn,
EÇS VIII 195a
Bu kal‘ada üç gün meks edüp atlarıyla buz üstünden pertâb ede ede geçenlere ve atlarıyla deryâda yüzüp beri tarafda selâmete gelenlere ve at kuyruğuna yapışup çıkan âdeme ve deryâda yüze yüze gelen yedi nefer kimesnelere Mehemmed Paşa efendimiz cümlesine birer kat libâs-ı fâhireler verüp onar aded kızılgalar verüp hayr du‘âlar aldı, ammâ atlılara "Pesend hezâr ahsend" deyüp yedi nefer kimesnelere birer kat esvâbdan gayri ellişer kızılga altunlar verüp üç nefer atlılar ki uryânen yaldayup gelmişlerdi, anlara birer eğer ve birer rahtlar verüp ol yiğitleri mesrûr etdi. Hak Te‘âlâ anı da ma‘mûr ede.
EÇS VIII 195a
Ammâ bu mezkûr Çoçka burnu boğazı Azak denizi ile Karadeniz'in mâbeyninde iki mîlden eksik bir boğazdır kim iki tarafda kal‘alar olsa nehr-i Ten Kazağı Azak kal‘ası dibinden geçüp Karadeniz'e çıkamazdı. Ve Taman cezîresi tarafı kâmil bir mîl birer âdem kaddi ve birer arşın kadar sığ ve kumsal yerlerdir. Eğer mülûk murâd edinse ol Taman tarafındaki bir mîl sığ yerleri Çoçka burnuna kal‘a binâ etseler bu boğaz bir mîlden yakın olup kuş geçmez olurdu.
EÇS VIII 195a
Ve bu bugün ubûr etdiğimiz Çoçka ve Kilisecik burnu boğazı ol boğaz-ı muhâlifdir kim sene 976 târîhinde Sultân Selîm-i Sânî asrında bâlâda konup evsâfın tahrîr etdiğimiz nehr-i Edil kenârında Türk Or'u nâm handakı Sokollu Mehemmed Paşa fermânıyla kazup asker kışa kalup oru kazmadan ferâğat edüp Heyhât sahrâsında bizim geldiğimiz gibi şiddet-i şitâda bu boğaza cümle asker-i İslâm gelüp bizim gibi bu boğazdan buz üzre beri Kırım'a geçerken buz bozulup on binden mütecâviz asker-i İslâm buz altında gark olduğu boğaz-ı menhûsdur. Hamd-i Hudâ bizler selâmetle ubûr edüp iki gün kal‘a-i Kerç'de meks etdik. Bu kal‘anın evsâfı ve tarh-ı tarzı Mehemmed Geray Hân ile Dağıstân'a gitmezden mukaddem bâlâda mufassal tahrîr olunmuşdur.
EÇS VIII 195a
Ba‘dehu Kerç'den kalkup cânib-i garba Kırım cezîresi içre 7 sâ‘atde,
EÇS VIII 195a
Halîl Ata salası: Ma‘mûr büyük Tatar köyüdür. Andan 9 sâ‘atde semt-i garba gidüp,
EÇS VIII 195a
Cümle Kefe halkı Mehemmed Paşa'nın istikbâline çıkup cümle tevâbi‘ [ü] levâhıkıyla paşaya konaklar ta‘yîn olunup herkes menzilgehinde a‘yân-ı vilâyet ile görüşüp cân sohbetleri etmeğe başladılar. Ertesi gün Karadeniz'den on pâre şayka nâm büyük gemiler ile Tarabefzûn vilâyetinden Sarhoş İbrâhîm Paşa Kefe vâlîsi olup ol dahi alay-ı azîm ile Kefe'ye dâhil olunca cümle ahâlî-i vilâyet ana dahi istikbâle çıkup alay-ı azîm ile kal‘ada sarâya gelirken ana dahi kal‘adan kırk elli pâre top şâdımânları edüp Ak Mehemmed Paşa İbrâhîm Paşa'nın mübârek-bâdına vardı, zîrâ İbrâhîm Paşa bostâncıbaşılığından berü eski vezîr idi. Azîm ziyâfet olup ertesi İbrâhîm Paşa Ak mehemmed Paşa'ya gelüp yine ta‘âm-ı uzmâlar tenâvül olundu.
EÇS VIII 195a–195b
Sene 1077 Zilhiccesi'nin onuncu gün ıyd-ı adhâda Karadeniz'den Ammârzâde Kapudan 195b Paşa on beş pâre kadırga ile donanma-i hümâyûn Kefe limanına azîm şâdımânlar ile girüp lenger-endâht oldukda cümle limanda olan kadırgalara cemî‘i keştîler safâ geldiniz topları ve tüfengleri atup kapudan paşaya şâdımânlar etdiler. Meğer bu kadırgalar içinde yeni olan Kırım hânı Çoban Geray Hân var imiş. Hân kapudan paşa başdardasında üç gün üç gece yatup cemî‘i Kırım halkı yeni hân geldiğin duyup şehr-i Kefe âdem deryâsı olup şâhrâhların izdihâmlarından geçilmez oldu.
EÇS VIII 195b
Ammâ garîb temâşâdır kim biz Mehemmed Geray Hân ile bu kadar Çerkezistân'dan ubûr edüp Dağıstân pâdişâhına vardık, andan hakîr Harez deryâsıyla diyâr-ı Acem'in Gîlân vilâyetine düşdük, andan Maskov'un Terek kal‘asına düşüp andan yine diyâr-ı Mesköv'de Ejderhân ve Balu Hân ve Alatır ve Heşdek ve Kalmık vilâyetlerin bu kadar zamânda geşt [ü] güzâr edüp vilâyet-i Azak'dan şimdi Kefe kal‘asına geldiğimizde henüz Tatar hân der-i devletden gelüp Kırım'a dâhil olduğu temâşâ-yı garîbedir. Ammâ "Mehemmed Geray Hân belki isyân etmek ihtimâli vardır ve cümle Kırım halkı Mehemmed Geray Hân'ındır" deyü tasavvur edüp der-i devletden bu kadar zamândan berü vilâyet-i Kırım'a hân göndermediklerinin aslı oldur.
EÇS VIII 195b
Ba‘dehu dördüncü gün Ak Mehemmed Paşa ve vâlî-i vilâyet-i Kefe olan Sarhoş İbrâhîm Paşa ve cümle a‘yân-ı kibâr kübbâr eşrâf kadırgaya varup hân ile buluşup alay-ı azîm ile Kefe şehrinde Mehemmed Bâkî Çelebi'nin hânesinde hânı mihmân edüp kal‘adan bir top şâdımânları ve keştîlerden hem-çünân balyemez medfalar şâdımânları olup ertesi vilâyet-i Kırım'dan gürûh gürûh asâkir-i Tatar ile kalga sultân ve nûreddîn sultân ve Hân vezîri Sefer Gâzî-i merhûm oğlu İslâm Ağa ve Defterdâr İslâm Ağa ve sâbıkan Mehemmed Geray Hân vezîri Kaytas Ağa ve kadı‘asker olan Murtezâ Alî Efendi ve niçe bin a‘yân-ı Kırım Kefe'ye gelüp hân alay-ı azîm ile Bâğçesarây tahtında cülûs etdirmeğe götürdükleri mahalde Çoban Geray Hân hazretleri Ak Mehemmed Paşa efendimize gelüp bir ziyâfet-i azîm tenâvül edüp Ak Mehemmed Paşa'yı Bâğçesarây'a bile götürmeğe da‘vet etdikde Mehemmed Paşa eydir:
EÇS VIII 195b
"Pâdişâhım! Mukaddem siz sa‘âdetle varup taht-ı âlînizde karâr-dâde olup sonra bizi da‘vet edersiniz. Hâk-i pâye bizler dahi yüzler sürmeğe Bâğçesarây'a revâne oluruz. Lâkin şimdi bizim Evliyâ Çelebi karındaşımız bile götürün. Bizim anda konakçımız olup cümle tevâbi‘âtlarımıza konaklar hâzırlasın" dedikde hakîr dahi cümle tedâriklerim görüp,
EÇS VIII 195b
Kefe'den Bâğçesarây'a revâne olduğumuz konakları ayân u beyân eder
EÇS VIII 195b
Evvelâ hân ve kalga ve nûreddîn ve İslâm Ağa ve hakîr Ak Mehemmed Paşa ile vedâlaşup Kefe'den kalkup deryâ-misâl asker alayıyla cânib-i garba Eski Kırım'a giderken cümle Kırım a‘yânı hâna karşu gelüp mübârek-bâd deyüp hânın pây-ı semendine yüzler sürüp başlarından şıpırtma kalpakları börklerin taşlayup başı kaba hânın rikâbına yüzler sürüp giderlerdi.
EÇS VIII 195b
Ammâ ertesi gün kavm-i Şîrînli cümle ceng silâhların kuşanup yigirmi bin kadar asker cebe ve cevşen ve kübelere ve sadak ve tonlara müstağrak olup hâna geldiler, ammâ aslâ atlarından enmeyüp at üstünden kalpakların başlarından çıkarup selâm alup yine gerüye kümeleriyle dönüp alaya girdiler ve kollarında yürüdüler. Ve niçe gûne evzâ‘ u etvârları ve niçe acâ’ib şîveleri hâna edüp gitdiler.
EÇS VIII 195b
Andan hân-ı âkıbet-kâr aslâ evzâ‘-ı fâhişlerine nazar etmeyüp herkese merâtiblerince dilnüvâzlık ve çâre-sâzlıklar ve rûy-ı dil ve hüsn-i zindegânîlikler sûretlerin göstererek yemîn ü yesârında olan mahlûk-ı Hudâ'ya selâm-ı firâvânlar verüp ve fukarâlara ihsân [u] in‘âmlar bezl edüp,
EÇS VIII 195b
Menzil-i şehr-i Eski Kırım, andan şehr-i Karasu, andan Akmescid, andan şehr-i azîm Bâğçesarây'a girirken cümle a‘yân-ı kibâr-ı Kırım Kara Hasanî ve Şîrînli ve Mansûrlu ve Sincivit ve Argın ve Bargın ve Dayirli ve Mankıt ve Olan ve Badrak ve cümle kapu kulları ve cümle mirzalar ve cümle e’imme ve hutebâlar ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyihler ve cümle sofîler bir alay-ı azîm ile Hân'ı Bâğçesarây'da görünüşe koyup tahtında cülûs edüp şeyhülislâm Hân'ın beline bir kılıç bend edüp Hân'ın eline bir Kelâm-ı İzzet verüp,
EÇS VIII 195b
"Pâdişâhım, hüküm, Kitâbullâh'ındır. Hâric bir şey etme" deyüp Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olundu.
EÇS VIII 195b
Ve cemî‘i bay [u] gedâ "mübârek-bâd" deyü ibtidâ ulemâlar ve andan vüzerâlar andan Şîrînli ve Mansûrlular ve cümle gayriler hândan bî‘at edüp niçe pişmiş at etleri ve niçe bin ta‘âm-ı gûnâ-gûn niçe bin suhûn-ı ibret-nümûnlar içinde tenâvül olunup ba‘de'd-du‘â ve senâ gitdiler, ammâ Şîrîn mirzaları ta‘âma gelmediler.
EÇS VIII 195b–196a
Ve bu mübârek-bâddan sonra üç gün üç gece şehir içinde bir azîm sürûr [u] şâdımânîler ile bir donanma-i müzeyyen 196a oldu kim rûz-ı îd-i yevm-i rûşenleri rûz-ı nevrûz-ı Hârezmşâhî olup leylleri şeb-i muzlim iken niçe kerre yüz bin kanâdîl ve meşâ‘illerin çerâğânından şeb-i târîkleri leyle-i Esrâ olup bir sûr-ı Hümâyûn Şâh olmuşdur kim ancak İslâmbol'da olur.
EÇS VIII 196a
Ba‘dehu bu donanma-i meserretin beşinci günü cümle a‘yân-ı Kırım Bâğçesarây'ın Hân görünüşüne cem‘ olup bay u gedâ ve pîr [ü] cüvân ken[g]eş edüp Tatar Hân'a siyâneten eyitdiler kim,
EÇS VIII 196a
"Kânûn-ı Cinkız Hân'ımızdır kim otuz yılda bir felek günleri devr edüp otuz sene temâmında her kankı hân bulunursa Kırım içinde olan esîr başına birer kızılga altun esîr zekâtı almak kânûnumuzdur. Şimdi otuz yıl başı bu hânımızın tâli‘ine düşüp Osmânlıya borcu olduğundan esîr başına beşer guruş alsın" ve şer‘an ve kânûnen izin olunup nefs-i cezîre-i Kırım'da yigirmi dörd kadılık yerde kazâ kazâ cümle esîrler tahrîr olunup dörd kerre yüz bin esîr Kazak çıkdı.
EÇS VIII 196a
Hakîkatü'l-hâl Kırım askeri taş çatlasa seksen yedi bin askerî tâ’ifesinden ziyâde yokdur. Yüz bin dahi askerinden gayri ümmet-i Muhammedler vardır, ammâ dörd kerre yüz bin Kazak esîri vardır. Allâhümme âfinâ bu kadar küffâr-ı Kazak-ı âk isyân u tuğyân etseler cezîre-i Kırım'ın altın üstlerine dönderirler, ammâ mu‘cizât-ı Muhammedü'l-Mustafâ'nın berekâtıyla aslâ harekete kâdir değillerdir.
EÇS VIII 196a
Ammâ Hân hazretleri dörd kerre yüz bin Kazak esîrlerin yüz bininin tamga bahâlarını yüz binin mirzalarına ve askerî tâ’ifelerine ihsân etdi.
EÇS VIII 196a
Andan yüz bin esîrin tamga bahâların karaçı halkına ve kapu kullarına in‘âm etdi.
EÇS VIII 196a
Andan yüz binini e’imme ve hutebâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyih ve sofîlere bahşîş-i şâhî edüp kendüsine yüz bin esîr kalmışken anın dahi elli bin esîrlerin tamga bahâların cümle biyimlere ve bükeçlere ve hâtunlara ve atalıklara ve emildeşlere ve ot ağalarına ve hân kazakdaşlarına ihsân etdi.
EÇS VIII 196a
Ve bu tertîb üzre cümle a‘yân-ı vilâyet bu ken[g]eşe ve bu ahd [u] mîsâka rızâ verüp hân tarafından cemî‘i kazâlara mâl tahsîline cümle hân ağaları gidüp bir ânda yedi yüz yetmiş mîl adanın içinde olan esîrleri tahrîr edüp mukaddemâ kadıların tahrîr etdiklerinden ziyâde hânlara mensûb olanları bile yazup altı kerre yüz bin esîr tahrîr etdiler.
EÇS VIII 196a
Ve yüz yigirmi iki bin cevârî avret defke tahrîr olundu.
EÇS VIII 196a
Ve iki kerre yüz bin kopna gılmân tahrîr olundu. Kopna oldur kim nâ-bâliğ gulâma kopna derler.
EÇS VIII 196a
Ve yü[z] bin altı yüz aded defke kızlar tahrîr olundu. Bu defke kızlar ve kopna gulâmlar ve marya cevârîleri yazmak kânûn değil iken tahrîr edüp mâl tahsîline taraf taraf ve kol kol tüfeng-endâz sekbânlar kazâ kazâ vilâyet-i Kırım'a gidüp Haccâc-ı zâlim Yûsuf gibi cezîre-i Kırım'a talava vurmağa başladılar. Hakîr eyitdim:
EÇS VIII 196a
"Bire hânım Kırım'da ne çok esîr var imiş" dediğimde Tamanlı Alî Hân Mirza eydir: