EÇS VIII 207a
"Vallâhi Bursa ılıcalarından latîfdir" deyü Nefes Sultân'a çıkup ziyâret etdikde buyururlar kim,
EÇS VIII 207a
"Bu Nefes Sultân bizim Âl-i Osmân'ın ırk-ı tâhirinden Yıldırım Bâyezîd Hân oğlu Düzmece Mustafâ Çelebi budur. Terk-i dünyâ edüp bu tekyede kendüyi ifnâ-yı vücûd ile pinhân edüp âlem ağyârdan bî-haber olup zevk u safâda idi. Ba‘dehu bu Düzmece Mustafâ peydâ olup anı Edirne'de Uzunçârsû başında salb edüp Şehzâde Mustafâ asılup derdinden halâs olduk" derlerdi. Ammâ hâlâ ki Şehzâde Mustafâ bunda Nefes Dede nâmıyla bu hânkâhda hidmet yer[in]de henüz pâdişâh-ı âlem idi, deyü bizzât Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ bu hikâyeti nakl edüp Nefes Sultân fukarâlarına ihsân u in‘âmlar edüp,
EÇS VIII 207a
"Bizim zürriyetimizdendir. Türbe-i pür-envârına bir hoşça hidmet edin" deyü tenbîh edüp gider. Hakîkatü'l-hâl bu Nefes Sultân Yıldırım Hân oğlu Mustafâ Çelebi olduğuna şübhe yokdur. Hattâ âlem-i fakr-ı fâkda ve Kâf-ı kanâ‘atde iken bir zî-kıymet taşı ummân-ı kerâmesinden çıkarup fürûht edüp bu ılıcayı kubâbları ve câmekânları ve halvet ve havz u şâzrevânlarıyla bir gayri kimesne nâmıyla amâr edüp kırk yedi yaşında âhirete intikâl edüp bu âsitânede Nefes Sultân deyü defn etmişlerdir. Rahmetullâhi aleyh.
EÇS VIII 207a
Bu ziyâreti etdiğimizden sonra cânib-i cenûba gidüp,
EÇS VIII 207a
Koru-yı pâdişâhî: Bir azîm ormanistân çengelistân balkanistândır kim Âl-i Osmân'ın kırk bin re’s atları ve kısrağ u tay ve hergeleleri bunda kışlayup gezer. Emîr-âhûr-ı sultânî tarafından koru ağaları zabt edüp bir ağacını kesenleri teczîm ederler.
EÇS VIII 207a
Andan koru ağalarında sehel istirâhat edüp taht-ı kahve yeyüp andan 6 sâ‘at gidüp,
EÇS VIII 207a
Rûm kralları binâsı olup sene (---) târîhinde Yıldırım Hân ümerâlarından Ferhâd Beğ fethidir. Kal‘asının câ-be-câ yerleri hâlâ münhedimdir. Kefereleri koru-yı pâdişâhîye hidmet edüp cümle tekâlîf-i şâkkadan mu‘âf müsellem ve gayr-i müslimlerdir. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VIII 207a–207b
Bir kal‘a-i Mekri dahi Rodo[s] cezîresinin mukâbelesinin cânib-i şarkîsinde Anatolu hâkinde Alâ’iyye hâkinde leb-i deryânın bir körfez nihâyetinde Mekri kal‘ası var. Ammâ bu Rûmeli Mekrisi andan ziyâde 207b ma‘mûr ve müzeyyendir. Sene (---) târîhinde (---) (---) fethidir. Be-dest-i Gâzî Evrenos.
EÇS VIII 207b
Kal‘ası Akdeniz kenârında şekl-i murabba‘ seng binâ bir köhne sûr-ı ra‘nâdır. Dâ’iren mâdâr cirmi bin adım kal‘adır. Der-i dîvârlarının câ-be-câ yerleri rahnedâr olup ol kadar ma‘mûr değildir.
EÇS VIII 207b
Bir bayırlı ve dereli ve depeli ve kayalı zemîn üzre vâki‘ olmuş kal‘a-i atîkdir, ammâ leb-i deryâda iç hisârı metânet üzre mebnîdir. Hâlâ Rûmeli eyâletinde yüz elli akçe pâyesiyle Ferecik kazâsından ifrâz bir küçük kazâcıkdır.
EÇS VIII 207b
Ve hâkimi Bâyezîd-i Velî Hân mütevellîsi zâbıt u râbıtdır. Ve cümle on pâre köy nâhiyesi dahi vakf-ı Bâyezîd Hân'dır kim hîn-i tahrîrde muharrirler şehr-i Mekri ile nâhiye kurâların cümle dörd yüz aded hâne tahrîr etmişler. Ammâ şehri cümle iki yüz aded kiremitli tahtânî ve fevkânî cümle kârgîr binâlı Urûm evleridir. Müselmânları Urûmlardan azdır. Ancak elli hâne Müselmânları var ve yüz elli hânesi kefere-i menhûs hâneleridir. Ve cümle kefere evlerinin kapuları pençere gibi küçücük küçücük kapuları gâyet yüksekdedir kim "Atlı müsâfirler gelüp konak etmeyeler" deyü kapuların küçük ve yüksek muhâlif nerdübânlı kapular etmişler.
EÇS VIII 207b
Ve cümle beş aded mihrâbdır. Cümleden kal‘ada Yıldırım Hân câmi‘ tarz-ı kadîmdir. Dizdârı ve kal‘a neferâtları bu kal‘ada sâkinlerdir. Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve a‘yân-ı eşrâfı taşra varoşda olurlar. Bu varoşda bir câmi‘ ve bir mahalle mescidi ve [bir] tekye mescidi var.
EÇS VIII 207b
Ve bir medrese ve bir mekteb ve beş aded hân-ı tüccârân ve dere kenârında bir hammâm-ı gâsılân ve cümle yigirmi aded küçücük dükkânları var.
EÇS VIII 207b
Ve mine'l-acâ’ib uyûn-ı âb-ı hayât: Bu şehrin içinin tâ ortasında bir yalçın kayadan bir aynu'l-hayât nâm billur gibi bir ak berrâk su çıkar kim mâh-ı Temmûz'da bürûdetinden üç yudum huzûr ile içilmez. Tâ bu mertebe sovukdur ve gâyet serî‘u'l-hazm âb-ı zülâldir kim bir âdem bir kuzu yeyüp bu şerâb-ı tahûrdan nûş etse ol ân acığup yine ta‘âm yemek ister.
EÇS VIII 207b
Bu şehir içre olan on iki göz su değirmenleri bu su çevirüp andan evlere taksîm olur. Bu ayn-ı câriyenin menba‘ı yine kal‘a içinde bir çına[r]-ı müntehâ var kim rub‘-ı meskûnda bu dıraht-ı azîmin misli meğer Akdeniz içinde İstankö[y] cezîresindeki çınâr-ı azîm ola. Ol çınâr-ı azîmin kökleri arasında kayalardan turna gözü-misâl kaynayup çıkar. Bu Mekri şehri bu su ile ve çınâr-ı azîm ile meşhûr bir şehr-i ma‘mûrdur.
EÇS VIII 207b
Ve bu şehrin âb [u] hevâsı gâyet latîf ve i‘tidâl üzre olduğundan Rûm keratsa kızları ve pençe-i âfitâb gulâmları var.
EÇS VIII 207b
Ve bâğ u bâğçesinde nârı ve inciri ve dudu gâyet çokdur. Ve hevâsının sevâhilliğinden dağı ve taşı zeytûn ağacı ormanları cihânı dutmuşdur kim dânedâr Girid ve Moton ve Koron zeytûnu kadar latîf zeytûnu olur. İslâmbol'dan bu mahalle gelince zeytûn nâdirdir, zîrâ ol taraflar şiddet-i şitâdır, ammâ bu Mekri iklîm-i sâlisin vasatında bulunup hevâsı sehîldir. Anıniçün bu şehrin şimâl cânibindeki dağlar serâpâ bâğlardır, ahâlîsi tendürüst ve sağlardır.
EÇS VIII 207b
Ve bu şehrin kıble cânibi yigirmi mîl alarkada Akdeniz içinde nümâyân olan cezîre-i Semâdirek otuz beş mîl ihâta eder bir ma‘mûr ve müzeyyen kal‘ası ve liman-ı azîmi var. Cezâyir eyâletinde kapudan paşanın hükmündedir.
EÇS VIII 207b
Ve bu Mekre kazâsı ve Ferecik kazâsının cümle kefere re‘âyâları aslâ Urûmca kelimât etmeyüp Türkçe'ye yakın bir gûne Çıtak lisânları var. Cümle beyâz abâ ve kebe geyerler müşekkel keferelerdir kim isti‘mâl etdikleri lehçe-i mahsûsaları bunlardır.
EÇS VIII 207b
Ve "gilimiz de bile misik" ya‘nî cümlemiz bile idik.
EÇS VIII 207b
Ve "saryife edelim acalur" ya‘nî müşâvere edelim nice olur.
EÇS VIII 207b
Ve "sulubayımız neçik buyuramış eylece edesik" ya‘nî voyvadamız her ne emr ederse öyle idelim.
EÇS VIII 207b
Ve her kelimâtlarının aralarında "ankolayına" lafzın gâyet {ziyâde} isti‘mâl ederler. Ve dahi niçe kerre yüz bin gûne elfâz-ı mühmeleleri var ammâ bu kadarca tahrîr olundu.
EÇS VIII 207b
Andan şimâl cânibe 3 sâ‘atde Karanlık Dere nâm mahalli geçüp,
EÇS VIII 207b
Yıldırım Bâyezîd Hân oğlu Mûsâ Çelebi'dir kim pederi Bâyezîd Hân Timur Hân hâdisesinde münhezim olup hummâ-yı muhrıkadan merhûm oldukda bu Mûsâ Çelebi Edirne hâkimi bulunup Rûmeli'ne müstakil pâdişâh olup niçe feth [u] fütûhâtlar etdi.
EÇS VIII 207b
Ba‘dehu Anatolu'da karındaşı Çelebi Sultân Mehemmed cümlenin re’y [ü] tedbîriyle müstakil pâdişâh-ı âlî-vakâr oldukda karındaşı Mûsâ Çelebi'ye âdemler gönderüp,
EÇS VIII 207b
"Gel bürâder hakîr uluca karındaşından bî‘at eyle" dedikde Mûsâ Çelebi eydir:
EÇS VIII 207b–208a
"Ol Anatolu pâdişâhıdır. Ben Rûmeli pâdişâhıyım. Karındaşım tâ Mekke ve Medîne ve Mısır ve Şâm ve Kudüs ve Irâk pâdişâhı olmayınca ben andan bî‘at etmek ihtimâlim yokdur" deyüp gelen mektûb-ı mahabbet-üslûbu pâre pâre edüp varan elçiyi kovup ol dahi Anatolu'da ahvâl-i 208a pür-melâli Çelebi Sultân Mehemmed Hân'a bir bir nakl etdikde Mehemmed Hân asker cem‘ edüp devlet-i dünyâ içün iki bürâder-i cân-berâberler deryâ-misâl askerler ile (---) nâm mahalde bir savaş-ı perhâş ederler kim ta‘bîr olunmaz.
EÇS VIII 208a
Bi-emri Hayy-i Kadîr Mûsâ Çelebi münhezim olup dağlara firâr edüp bu köğe emân ile gelüp bu köylüler Mûsâ Çelebi'ye amân u zamân vermeyüp başıyla şehîd ederler ve başını Çelebi Mehemmed Hân'a götürüp ihsân umarlar.
EÇS VIII 208a
Hemân âdil Mehemmed Hân "Bire gidiler, biz devlet-i dünyâ içün bir ma‘reke eyleyüp bürâderim size vardıkda niçün diri bana getirmediniz. Siz fermân varmadan benim karındaşım niçün katl etdiniz" deyüp bu köy ahâlîsin cümle katl-i âm etdiler.
EÇS VIII 208a
Ba‘dehu na‘şe-i Mûsâ Çelebi'yi Bursa'ya götürüp pederi cenbinde defn etdiler. Anıniçün bu köğe Şehîd Mûsâ Çelebi köyü derler.
EÇS VIII 208a
Andan karye-i Köpekler'den aşağı Gümülcine sahrâsında cânib-i garba giderek nehr-i İrça'yı geçüp bir sâ‘at gidüp nehr-i Karacaoğlan'ı dahi geçüp bu nehreyn-i sağîreyn Karıl(?) yaylalarından gelüp ikisi bir olup Gümülcine sahrâsında cereyân ederek bir sâ‘at gidüp Akdeniz'e mahlût olur, ammâ karye-i Mûsâ Çelebi'den 6 sâ‘at sahrâlardan gidüp,
EÇS VIII 208a
Gümülcene ve Gümürcine yazılır ammâ aslı "Gümlü Çîn"dir. Galat-ı meşhûr evlâ olmağın Gümlüçin'den Gümülçine derler.
EÇS VIII 208a
Vech-i tesmiyesi oldur kim kaçan bu kal‘ayı sene 764 târîhinde Sultân (---) asrında Gâzî Evrenos Rûm keferesi ile Yahûdî elinden dest-i kahr ile alırken derûn-ı kal‘ada bir Yahûdî [vardı]. Cümle bu eyâlet ol Yahûdî'nin kabza-i tasarrufunda olup Kavala sâhibi Feylekos bu Yahûdî'yi defterdâr etmişdi. İsmine Gümlü Çîn derlerdi. Çîn ü Mâçîn Yahûdîlerinden idi kim İskender-i Zülkarneyn'e Çîn pâdişâhından elçilik ile gelüp diyâr-ı Rûm'un âb [u] hevâsından hazz edüp bu şehirde kalup kal‘ayı amâr etdiğinden Gümlü Çîn kal‘ası derler.