EÇS VIII 250b
Be-kavl-i cemî‘i müverrihân-ı nasârâ-yı millet-i Mesîhiyye ve müverrihîn-i millet-i Kıptî idrîsiyye bu Atina şehrinin ibtidâ bânîsi Hazret-i Süleymân aleyhi's-selâm'dır kim kaçan Belkîs Ana'yı Yemen diyârında Sebâ pâdişâhının duhter-i pâkîze-ahteriyken perîlere Belkîs Ana'yı bir gece câme-hâbıyla getirdüp menkûhalığa kabûl edüp Belkîs Ana kesb-i hevâ içün cihânı seyr [ü] temâşâ etmek murâd edindikde Hazret-i Süleymân rûzgâra emr edüp Kuds-i Şerîf'den bârgâhıyla Hazret-i Süleymân ma‘a Belkîs Ana ber-hevâ tayerân ederek ibtidâ cezîre-i Girid'de kûh-ı isfakiyye'nin tâ zirve-i a‘lâsında makarr edüp Belkîs Ana'ya anda bir kasr-ı âlî bünyâd eder.
EÇS VIII 250b
Andan yine ber-hevâ Rûm tarafına geçüp bu Atina şehrinde Temâşâlık nâm mahallinde bir bâğ-ı İremezât misilli sarây-ı azîm kasr-ı âlîler binâ eder.
EÇS VIII 250b
Ba‘dehu Melik Rac‘îm ibn Hazret-i Süleymân dahi ziyâde amâr eder. Ba‘dehu Melik Feylekos binâ etdi. Beşinci atada bu Feylekos Hazret-i Süleymân'a müntehîdir. Rûm pâdişâhlarından olup Selânik'i ve Kavala'yı binâ edüp Rûm u Arab u Acem'i kabza-i teshîre aldı.
EÇS VIII 250b–251a
Ba‘dehu bu Feylekos asrında İskender-i Kübrâ vücûda gelüp Feylekos İskender'i perveriş edüp ol dahi cihân-ârâ bir pâdişâh-ı Zülkarneyn olup bu Atina şehrini dahi ziyâde amâr edüp bu şehir içre yedi bin aded hukemâ-yı Rûmiyyûnlar cem‘ olduğunda cümle müverrihîn-i milel bu şehre "Dâr-ı medîneti'l-hukemâ ve'l-kudemâ" deyü tesmiye etdiler. Hattâ hukemâlardan Fisagores-i Tevhîdî ve Bokrât ve Sokrât ve Feylekos ve Feylesûf ve Restâlîs ve Câlinûs ve Eflâtûn-ı ilâhî ve Batlîmûs ve (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) 251a
EÇS VIII 251a
Ve'l-hâsıl cemî‘i hukemâ bu Atina şehrinin âb [u] hevâsını beğenüp cây-ı vatan edinüp ale'l-ittifâk bu şehir hukemâsı ecele dermân bulmağa çalışup mümkin olup ecele dermân bulamayup niçe kerre yüz bin derde dermânı kemâl mertebe riyâzât [u] perhîz ile vücûdlarına şifâ bulup üçer dörder yüz yıl mu‘ammer oldular. Ammâ Bokrât hakîm ecele dermân değil derdine dermân bulamayup ishâlden merhûm olunca hemân Eflâtûn-ı ilâhî terk-i dünyâ edüp ve hukemâ mezhebinden çıkup Hazr[et-i] (---) (---) dînin kabûl edüp seyâhat ederek Budin serhadlerinde Peçoy-ı Sirem-mânend-i bâğ-ı İrem şehrine gelüp anda kırk sene kâmil ikâmet edüp âhır-ı kâr be-kavl-i şi‘r-i muhammes:
EÇS VIII 251a
Murg-ı dil bâz-ı ecelden bulamaz istihlâs,Cân bir zehrin içiser feleğin âmm ile hâss,Yok ecelden kişi kurtulmağa bir cây-ı menâs,Olımadı kılıcından ecelin Zâl halâs,Bulımadı maraz-ı mevte şifâ Câlînûs.
EÇS VIII 251a
fehvâsı üzre Eflâtûn-ı ilâhî bu kadar hâzık-ı kâmil iken ol dahi girîbân-ı ömrün dest-i ecele verüp çâk çâk etdirüp yeri zîr-i hâk olup Peçoy-ı dilcûy şehrinin Seget kapusu hâricinde bir cinân içre yatır. Tâ hâlet-i nez‘a gelince "Ah benim bâğ-ı iremim Atina" diye diye vefât etdi.
EÇS VIII 251a
Zîrâ şehr-i Atina eyle bir hûb u merğû[b] şehr-i âbâdândır kim refî‘u'l-bünyân ve halkı azîmü'l-kân bir dâr-ı diyârdır kim rûy-ı arzda vâki‘ olan acâ’ibât u garâ’ibâtu'd-dehrden her ne kadar musanna‘ât eşyâlar var ise bu şehr-i ma‘mûrede mevcûddur.
EÇS VIII 251a
Ve beyâz mermer-i hâmdan oyulmuş mukarnas san‘atlar ve niçe kerre yüz bin aded gûnâ-gûn ecnâs-ı mahlûkâtın tasâvîr-i garîbe ve acîbeleri Freng-pesend timsâlleri var kim görenler vâlih [ü] hayrân akılları hoş ve vücûdu bî-hûş olup merdüm-i çeşm-i nergisleri nem-nâk olup hîrelenir. Gûyâ her tasâvîrleri zî-rûh gibi âdeme nigerân ederler. Bu timsâlleri temâşâ edenlere hande-künân tebessüm edüp kimisi gazab-âlûd olmuş şeklinde âdeme kec-nigâh ederler.
EÇS VIII 251a
El-hâsıl acâ’ibâtu'd-dehrden ve garâ’ibât-ı asırdan bu Atina şehrinin bu mu‘tedil şehr-i azîminde ve dil-küşâ bender-i kadîminde ve Atina etrâfındaki vâdî-i Temâşâlık'da, andan Ejder limanında, andan Derzî limanında, andan Koçbaşı nâm kenîsede, andan Kifse kasabasında, andan Mermerlik'de olan acîb ü garîb ibret-nümâ temâşâ-âsâr-ı vâcibü's-seyrler bu rûy-ı arzın ekâlîm-i seb‘asında yokdur.
EÇS VIII 251a
Zîrâ kavm-i Yûnâninyân-ı Rûm ibtidâ Hazret-i Dâvûd aleyhi's-selâm asrında bilâd-ı Rûm'da tenâsül bularak milk-i emlâk sâhibi olduklarında ibtidâ binâ etdikleri şehr-i azîm şehr-i Makedonya ki şehr-i Filibe'dir. Andan şehr-i Pozanta'dır kim sonra ana Kostantiniyye dediler, hâlâ İslâmbol derler. Sonra bu Atina şehrini kavm-i Rûm Rûm deryâsının Rûmeli tarafının ve şimâlî ve garbîsi tarafının Körfez deryası nihâyetinde binâ etdiler.
EÇS VIII 251a
Ba‘dehu İslâmbol sâhibi Kostantin dahi ziyâde amâr edüp anın cünûdu bu şehr-i Atina'ya hükm edüp medrese-i dâr-ı hukemâ olmuş idi kim bin yedi yüz yıllık kâr-ı kadîm ve bender şehr-i azîmdir. Niçe yüz aded mülûkdan mülûka intikâl etmiş bir dâr-ı diyâr olup içinde niçe pâdişâhlar ve niçe hukemâlar sâkin olup İşpanya elinden Venedik Frengi eline girüp andan sene (---) târîhinde Âl-i Osmâniyân'dan bizzât Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân fethidir.
EÇS VIII 251a
Hâlâ Rûmeli eyâletinde kapudan paşa hükmünde (---) sancağı hâkinde Mekke ve Medîne vakfı olup Kızlarağası nezâretinde maktû‘-ı kalem ve mefrûzu'l-kadem hâss-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûndur. Şer‘-i Resûl-i mübîn tarafından üç yüz akçe pâyesiyle kadısı ve (---) aded nâhiye kurâsı ve müftîsi ve nakîb-i şürefâsı ve sipâh kethudâyerisi ve yeniçeri serdârısı ve dâru's-sa‘âde ağası tarafından vâlîsi elli bin guruş tahsîl eder ve kal‘anın dizdâr ağası ve yüz elli aded merdüm-hisârısı ve muhtesib ağası ve bâcdâr ağası ve harâc ağası ve emîn ağası ve şehir kethudâsı ve mi‘mâr ağası ve şehir subaşısı ve Urûmlar üzre bir patirgâh keferesi var, gayri hâkimleri yokdur.
EÇS VIII 251a
Kal‘ası bir vâsi‘ sahrâ ortasında havâlesiz bir yalçın kızıl kaya üzre şekl-i müdevverden maşrıkdan mağribe tûlânîce bir kâr-ı Âdî binâ-yı kadîmdir kim bu kal‘anın emsâli vech-i arzda böyle bir sûr-ı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn binâ olunmamışdır, zîrâ zemînden kayasının kaddi kâmil yüz arşın âlâdır.
EÇS VIII 251a–251b
Ve kal‘anın vücûdunda her taşı fîl cüssesi ve hammâm kubbesi kadar musaykal 251b ve mücellâ seng-i tırâş cümle beyâz mermer-i hâmdır. Üstâd-ı bennâ-yı selef var makdûrun sarf edüp bu taşları birbirine geçirme etmişdir. Aslâ kireç ve alçısı yokdur.
EÇS VIII 251b
Bu kal‘anın cânib-i erba‘asından bir vecih ile zafer mümkin değildir, zîrâ lağım ve meteris bir yerden kâbil-i imkân değildir. Ve bir tarafdan bu kusûr-ı üstüvâra havâle yokdur.
EÇS VIII 251b
Ve yerli kayasından yukaruya taş binâsının kaddi kâmil elli arşından yüksek olup kal‘anın dâ’iren-mâdâr cirmi beden-i dîvârı üzre kâmil üç bin adım ihâta eder bir kal‘a-i zîbâdır. Ammâ bir tarafında aslâ handakı yokdur, zîrâ her cânibi kesme kaya gayyâ-misâl uçurumlu kayalardır. Ancak cânib-i garba nâzır üç kat demir kapuları var, biri birinden geçer. Ve her bir kapunun mâbeyni ellişer adımdır. Ve bu kal‘a içinde,
EÇS VIII 251b
Der-fütûhât-ı hânedân: Cümlesi üç yüz aded Şeddâdî-misâl binâlı kâ[r]gîr ve metîn serâpâ kiremit örtülü kal‘a-misâl evlerdir, ammâ bâğçeleri yokdur. Lâkin cümle hânedânlarının revzen ve şâhnişîn ve soffaları(?) tâklarından sahrânın bâğ u bâğçeleri ve serâpâ mezâri‘âtları ve müşebbek bostânları temâşâ olunur, ammâ zâlim kal‘anın kefere zamânında cereyân eder âb-ı hayât suları kehrîzler ile gelüp cereyân edermiş, ammâ şimdi suyu olmadığından cümle hânedânların dam u bâmlarından nâzil olan bârân-ı rahmet her hânenin su sarnıçlarına cem‘ olup mâh-ı Temmûz'da buz pâresi olup andan isti‘mâl edüp yağmur suyuna muhtâclardır. Niçe kimesneler aşağı varoş şehrinin âb-ı hayât kuyularından çemenderlerle su getirdüp andan nûş edüp def‘-i atşân ederler.
EÇS VIII 251b
Der-sitâyiş-i cevâmi‘hâ-yı selâtîn ve gayri müslimât
EÇS VIII 251b
Bu kal‘a içre bir câmi‘dir, ammâ bu cihânı geşt [ü] güzâr eden seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem olanların mâbeynlerinde memdûh u meşhûr olan câmi‘-i pür-nûr-ı ibret-nümâ bu kal‘anın ortasında vâki‘ olup tûlu iki yüz elli ayakdır ve arzı seksen ayakdır. Ve içinde cümle altmış aded beyâz mermer direği amûd-ı müntehâlarla biri biri üzre iki kat vaz‘ olunmuş sütûn-ı mevzûn-ı ibret-eserlerdir.
EÇS VIII 251b
Ve bu câmi‘in her cânibi sütûnlar üzre birer soffa dahi binâ olunmuşdur kim dâ’iren-mâdâr etrâfları iki kat câmi‘-i musanna‘dır. Lâkin dörd aded sütûnlar mihrâb ile minber mâbeyninde kırmızı la‘l-gûn somâkî sütûn-ı müntehâlardır kim her biri birer gûne nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn sun‘-ı Hudâ-yı bî-çûn-ı ekberdir kim her biri iksir-i a‘zamdan nişân verüp eyle musaykal ve mücellâ ve berrâkdır kim âdemin reng-i rûyu nümâyân olup her biri bir iklîm harâcı değer.
EÇS VIII 251b
Ve bu sütûnlar üzre kıble olan yerde ûd ağacından Fahrî oyması-misâl bir kubbe-i âlî binâ olunmuş sâfî münakkaş zerkâr-ı halkâr kubbe-i mînâdır kim gören âdemin aklı perîşân olur. Bu ûd ağacından mebnî kubbede hakîm Eflâtûn-ı ilâhî şeb çerâğdan bir kandîl asmış. Câmi‘in gün doğusu tarafındaki dîvârda kâğız gibi incecik hayâl harekân mermerleri ya‘nî âteş taşları vaz‘ edüp âfitâb-ı âlemtâb kulle-i felekden baş gösterdikde ber-hevâ mürtefi‘ oldukça şemsin şiddet-i hârından ol âteş taşları kızup câmi‘ içindeki ol şeb-çerâğ kandîlleri kızup neft ile mülemma‘ olmuş fetîleler yanup câmi‘ içi münevver olurmuş. Cümle kefereler buna tılsımât deyü i‘tibâr edüp kudret nûru kandîli derlermiş.
EÇS VIII 251b
Sene (---) târîhinde Âl-i Emeviyyûn asrında Mağrib-zemînden Sultân Mansûr, bin pâre gemiyle cezîre-i Girid'i ve cezîre-i Çiçilya'yı ve bu kal‘a-i Atina'yı feth edüp mezkûr şeb-çerâğ kandîlleri ve cevâhirden zencîrleri ve niçe bin aded girân-bahâ putları ve şem‘dânları ve cevâhirli salîbeleri cümle almış ammâ kubbe-i mînâ ûd ağacından olduğunu bilmeyüp almamışlar. Hâlâ şimdiki hâlde dahi kimesne bilmez. Ammâ ve mine'l-acâ’ib kubbe-i mînâ-yı ibret-nümâ-yı temâşâgâhdır. Ammâ hâlâ bizim minbere muttasıl dörd aded zümürrüd-misâl yeşil somâkî direkler var kim içlerinde gûnâ-gûn eşkâl-i acîbe ve gûnâ-gûn şükûfe-i garîbeler müşâhede olunur.
EÇS VIII 251b–252a
Mukaddemâ dörd aded kırmızı somâkî ve dörd aded bu yeşil somâkî ile cümle sekiz aded somâkîlerden mâ‘adâ derûn-ı câmi‘de cümle altmış aded tahtânî ve fevkânî beyâz mermer sütûnların cümlesi zıhlı ve şeşhâneli sütûn-ı musanna‘lardır. Ol mezkûr dörd aded yeşil somâkî direklerin sol tarafındaki direklere muttasıl altı aded hûrde beyâz mermer direcikler üzre üstâd-ı mühendis mermer-bür 252a bir beyâz mermer-i hâmdan Eflâtûn-ı ilâhî içün bir mermer kürsî inşâ etmiş kim ilm-i mi‘mârîsi olan ibret gözüyle bu kürsîye nigerân eylese çeşm-i şehlâsı hîrelenüp aklı perîşân olur.
EÇS VIII 252a
Bu mezkûr altı aded sütûncuklar üzre altı aded hûrde musanna‘ kemerciklerdir. Ve her kemerciklerin uçları bir yere gelüp bir küçük kubbecik olmuşdur. Eflâtûn-ı ilâhî ol kubbecik üzre oturup halka va‘z u nasîhat edermiş. Etrâfı eyle hûrde mermerden oyma müşebbek gilvi ve medîne ve fürûş kafesler vardır. Ve cümle kemerciklerin uçları bir yere gelüp bir küçük kubbecik olmuşdu. Ol kubbeciğin tâ ortasında köpük gibi bir beyâz mermerden bir kille-i Tebrîz tasvîr olunmuşdur kim bu dahi bir sihr-i i‘câz mermerden bir san‘at-ı temâşâdır. Ve bu kürsînin tâ ortasındaki etrâf-ı erba‘ası sâfî servi ağacından oyulmuş parmaklıklardır.
EÇS VIII 252a
Ve bu câmi‘in ferşi çâr-kûşe beyâz mermer-i hâmlar döşelidir kim her taşın kıt‘ası tûlen ve arzen beşer arşındır. Her biri eyle mevvâcdır kim âdemin reng-i rûyi nümâyândır.
EÇS VIII 252a
Ve bu câmi‘in üç kat kıble kapusu var. Taşra kapu ile orta kapu mâbeyninde câmi‘e girecek zamân sol tarafda bir beyâz münakkaş mermerden mebnî bir kadeh vardır. İçine beş âdem sığar. Evvel zamânda sâhib-i binâ câmi‘de işleyen ırgatlara ol kadeh ile birer kadeh şarâb-ı bî-hicâb verirmiş. Anlar da bilâ-cür‘a nûş ederlermiş. Hâlâ şimdiki hâlde ol kadeh iki at sakkâsı maşkı su alır. Ol asrın âdemleri ne kadar kadd-i bâlâ-yı cüssedâr âdemler olmak gerek kim iki at gırbası su alır kadehden bilâ-cur‘a şarâb nûş ederlermiş. Hâlâ ol kadehin içini üstâd-ı mermer-bür dahi kazıyup tırâş edüp âbdest musluğudur kim andan tecdîd-i vudû‘ olunur.
EÇS VIII 252a
Andan orta kapu mâbeyni tavanı sâfî halkârî Bursavî Fahrî Çelebi oyması gibi hayâl-i Freng-pesend oymalı tavandır. Ve bu orta kapunun kaddi kâmil yigirmi arşın bâlâ servi tahtası kanatlardır. Mâ-tekaddem kefere zamânında bu kapular cümle zer-ender-zer cevâhir ve murassa‘ât ile müzeyyen dervezeler imiş. Hâlâ cevâhir yerleri zâhir ü bâhirdir.
EÇS VIII 252a
Ve iç kapu ki câmi‘ içidir. Anda erganon ve nâkûs çalınacak mahmel-i ibret-nümânın kemerlerinin tâ ortasındaki kemere öksüz kemer derler mu‘allak durur bir kemer üzre yine mu‘allak durur bir direkdir. Bu cihânda anı görmeğe muhtâc (...) ammâ görseler de akıl ihâta etmeyüp âdem engüşt ber-dehen edüp vâlih olur. Hemân aklı olan kerâmât-ı insândır deyüp hâmûş-bâş olur. Yohsa im‘ân-ı nazar ile nazar edince âdem mebhût [u] hayrân kalır.
EÇS VIII 252a
Bu mezkûr tâk ve sütûn-ı pâk üzre bir şeb-çerâğ durur imiş. Şeb-i zulmetde cemî‘i papas bıtrîk kıssîsler ol şeb-çerâğ-ı münevverin şu‘lesinden İncîl ve gayri suhuf âyetleri okurlarmış. Ammâ bu ma‘bedgâh-ı kadîm câmi‘in üzeri kâ[r]gîr kubâb-ı âlîler değildir.
EÇS VIII 252a
Be-kavl-i Muhammed bin İshak, Hazret-i Îsâ aleyhi's-selâmdan vilâdet-i Muhammed Mustafâ'nın altı yüz yıl sonra vilâdet-i bâ-sa‘âdeti gecesi oldukda Bağdâd'da tâk-i Kisrâ ve Irâk'da âteş-gede-i Nemrûd sönüp ve Pozanta'da Ayasofya-i Kebîr kubbesi ve Selânik Ayasofya kubbesi ve bu Atina deyri kubbesi dahi cümle münhedim olup ba‘dehu bu Atina kubbesi niçe kerre binâ edüp sâbit-karâr olmadığından İslâmbol tekurü bu Atina kubbesi yerine tâk-i azîmler etdirüp ol kemerler üzre dıraht-ı müntehâ servi ağaçları kirişler edüp anların üstüne yine servden taban direkler ve anların dahi üstlerine serviden tahtalar döşeyüp cümle servi haşebleri ve tahtaları zer-ender-zer nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûnlardır kim bir kıl kalemin çekmede Mânî ve Bihzâd âciz olup meyânları mûy-meyân olur. Ve cemî‘i servi haşeblerinin râyiha-i tayyibesinden câmi‘ içinde olan cemâ‘at-i kesîrenin demâğları mu‘attar olur.
EÇS VIII 252a
Ve bu münakkaş servi tahtaların dahi üstü horasânî ve kireç ve cibis ve alçı üzre serâpâ beyâz mermer-i hâm döşelidir, kurşum kubbe değildir, ammâ mermerlerin her kıt‘ası hâlîçe ve kilim kadar vardır. Kurşumdan a‘lâ ve latîf musaykal ve mücellâ billûr gibi mermer-i hâmlardır. Güneş urdukda moran billûru gibi şa‘şa‘a verir.
EÇS VIII 252a–252b
Ve bu sütûhda döşeli olan mermerleri üstâd-ı mermer-bür bir gûne tahta gibi incecik biçmiş kim gûyâ her bir kıt‘ası tavan tahtası gibi ince olup câmi‘ üzre 252b aslâ bâr-ı sakîl değildir. Ve cemî‘i bârân-ı rahmetden nâzil olan katarât cümle bu mermer kiremitler üzre nâzil olup bir san‘at ile üstâd-ı kâmil katarât-ı matar-ı rahmete yollar edüp câmi‘in kıble tarafındaki mihrâb soffası altı ayak taş nerdübân ile çıkılır kâ[r]gîr binâ bir soffa-i azîmin altı amûd-ı müntehâlar üzre binâ olunmuş su sarnıcıdır. Cümle câmi‘ üzre mermerlerden cereyân eden âb-ı rahmet bu mihrâb altındaki sarnıca cem‘ olup âb-ı zülâl-i mâ-i bârid olup câmi‘ içre olan cemâ‘at-i kesîre nûş edüp def‘-i atşân ederler.
EÇS VIII 252b
Ve bu su sarnıcı olan kıble soffası üstündeki nîm kubbe kârgîr binâdır. Câmi‘ içi gibi ağaç kirişler ile mebnî kubbe değildir, sâfî kârgîr binâ nîm kubbedir. Ammâ bunun dahi üstü kilimler cirmi kadar beyâz mermer döşe[li] sütûhdur. Ammâ bu kubbe-i mînânın içi sâfî altun sıvalıdır ve müzehheb ve mutallâ sırçalı taşdır. Ve nakş-ı zerkârı sâfî lâjiverd ve la‘lî ve sîlû ve bedahşânî boyalar ile münakkaşdır.
EÇS VIII 252b
Ve bu kıble kubbesinin enderûn [u] bîrûnuna im‘ân-ı nazar ile nigerân eyledim. Envâ‘-ı füsûs-ı mukavvim-i mahkûk [ve] gûnâ-gûn ruhâm-ı ibret-nümûn-ı ma‘kûk ile ma‘kûd kılınmışdır. Ve her kubbe-i tâk-i nî[l]gûnunda ve cümle der-i dîvârı rûyund[a] elvân elvân umk-ı mancûklar ve beyâz ve siyâh ve ahmer-gûn ve gayri gûnâ-gûn ahcârât-ı zî-kıymetler ile inşâ olunup çeşm-i insâna ve aynu'l-hırre ve aynü'l-hirre ve aynü's-semek nâm hûrde zî-kıymet taşlar ile nakş-ı bûkalemûn olmuş câmi‘dir kim gûyâ Kuds-i Şerîf'de câmi‘ ve Mescid-i Sahratullâh'dır.
EÇS VIII 252b
Ve bunda olan ahmer-gûn ve sebiz-gûn amûd-ı müntehâ-yı gûnâ-gûnların misilleri vech-i arzda olmayup meğer İslâmbol'd[a] Ayasofya-i Kebîr'de veyâhûd Süleymâniyye câmi‘inde ola.
EÇS VIII 252b
Ve mihrâb u minberinin vasfında lisân kâsır ve kalemler kâsirdir. Ve bu câmi‘in rûy-ı dîvârlarında olan beyâz mücellâ mermer taşların her biri fîl cüssesi kadar vardır. Hikmet, garâ’ib bunda kim bir âdem her ne kadar ilm-i mi‘mârîde üstâd-ı kâmil ve mahâret sâhibi olsa ol taşların birbirlerine imtizâcların fark edemez. Gûyâ yek-pâre kırk arşın kaddi bir dîvâr-ı bâlâ sanırsın. Ve eyle mücellâ ve muşa‘şa‘ dîvârdır kim ber-hevâ bir [ze]rre ve bir şemmecik uçsa ol dîvârda nümâ[yâ]ndır.
EÇS VIII 252b
Bâ-husûs benî âdem cemâ‘atin reng-i rûyları ve cümle rükû‘ u sücûdları evlâ bi't-tarîk cümle âşikâredir. Hakkâ ki gûyâ bir yek-pâre âyîne-misâl çâr-dîvâr-ı âlîlerdir.
EÇS VIII 252b
Ve bir san‘at-ı pesendîdesi dahi oldur kim bu dîvârda aslâ kireç ve cibis ve horasân yokdur. Serâpâ kurşum ve demir kinedler ile mebnî bir câmi‘dir, gayri şey'i yokdur.