EÇS VIII 288b
İmdi ihvân-ı vefâ ordu-yı İslâm böyle bir sevâd-ı mu‘azzam-ı benâm şehr-i merâm olmuşdur kim leb-i deryâdan sıçan yollar içre ya‘nî top ve kurşum sademâtından halâs içün handak kazılan yollara bu gazâlarda sıçan yolu ta‘bîr ederler. Ol sıçan yolları içre iki tarafı serâpâ ma‘mûr u âbâdân dükkânçe-i tüccârân-ı ehl-i sanâyi‘-i hurdegân olup bir ucu kıbleye kâmil bir sâ‘at tûlu tâ Mısırlı karavuluna varınca kâmil altmış bin odalar ve cümle yigirmi bin dükkânlar ve hammâmlı ve fıskiyye ve havuzlu münakkaş servi tavanlı sarây-ı azîmler ve servi tahtasından musanna‘ kapular ve bâğçe ve bostânlan ve âb-ı hayât kuyular ve güvercin kulleli şâhâne şâhnişîn ve kâh-ı vâlâlar ile ârâste olmuş bir şehr-i mu‘azzamdır. Eğer her vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı kibârların bir bir ta‘rîf ü tavsîf etsek bir hümâyûnnâme olur.
EÇS VIII 288b
Ancak şundan ma‘lûm ola kim ne kadar şehr-i mu‘azzam oldu. Hemân üç bin aded dükkânda dîbâ ve şîb ü zerbâf ve semmûr kürk fürûht olunur dükkânlardır kim her ne gûne zî-kıymet şey murâd edinsen bulunup cemî‘i memâlik-i mahrûselerin ehl-i sanâyi‘ erbâb-ı ma‘ârifi bu şehir içre mevcûd idi. Altı ay kâmil asker-i İslâmın ömr-i girân-mâyeleri bu şehri âbâdân etmek ile güzerân etdi, ammâ yine Kandiye kal‘ası altına meterisler etmeğe sa‘y-ı tâm olunurdu.
EÇS VIII 288b
Ve cümle yüz altmış yerde mesâcidler var ammâ câmi‘ inâdiyye kal‘asından gayri yerde yok idi. Ve cümle kırk hammâm ve cümle yedi hân ve altmış aded kahvehâne var, lâkin meyhâneler yokdur, ammâ bozahâneler vardır.
EÇS VIII 288b
Ve cümle kırk aded yerde şühedâları gasl edüp kaldıran ulemâlara mücevvedî(?) medrese çadırları var. Ve cümle yetmiş aded cerrâh çadırları ve cümle kırk aded hekîm dükkânları ve çadırları vardır.
EÇS VIII 288b
Ve cümle kırk yerde tahıl bâzâr[la]rı ve cümle yigirmi yerde koyun bâzârı ve cümle elli yerde balık bâzârı ve cümle yedi yerde sipâh bâzârı ve cümle üç bin yerde sebîlhâne var, kırkı İbrâhîm Paşa'nındır.
EÇS VIII 288b
Ammâ at bâzârı yokdur, zîrâ cemî‘i vüzerâ ve vükelâlar ve a‘yân-ı kibârlar cümle piyâdelerdir, zîrâ henüz dahi karşu tarafdan atlar kadırgalar ile geçemeyüp cümle asâkir-i İslâm piyâdelerdir. Ba‘dehu firkateler ile atlar geçmeğe başladılar.
EÇS VIII 288b
Ammâ cümle kırk yerde kirâcı eşek bâzârları vardır kim cemî‘i guzât-ı müslimîn bârhânelerini ve mühimmât [u] levâzımâtların Hanya ve Retime ve Apokoron'dan ve Seline ve Çanak limanından ve Fodula limanından ve Küçük limandan el-hâsıl cümle kenâr limanlarından zahîreleri cümle eşekler taşıyup ordu-yı İslâmı ganîmet ederler.
EÇS VIII 288b
Ba‘dehu Anatolu'dan Hayırlıoğlu ve Gergerlioğlu nâm kirâcılar iki bin aded kirâ bârgîrleri ve kirâ katırları geçirüp bir vukıyye yükü Hanya'dan orduya birer timine taşıyup ol kadar kâr [u] kisb-i azîme edüp mâl-ı Kârûn'a mâlik olup orduyu ganîmet etdiler.
EÇS VIII 288b
Ba‘dehu bu kârı Girit re‘âyâsı duyup ordu içre eşek bâzârlarında kâmil yetmiş bin eşek cem‘ olup kirâ yükü taşıyup ol kadar ucuzluk ve ganîmet oldu kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz. Hattâ kal‘a cenerali olan (---) nâm la‘în demiş kim,
EÇS VIII 288b
"Hayfâ dirîğ, eğer eşeklerin Türk'e böyle imdâd edüp zahîre getirüp ucuzluk edeceğin bileydim cezîre-i ikrît'de olan cümle eşekleri Türk Girid'e gelmeden mukaddem cümle kırardım." deyü vâfir te’essüf çekmiş.
EÇS VIII 288b
Hakkâ ki yetmiş bin aded eşekler asâkir-i İslâma imdâd-ı azîme olup ol eşek bâzârın gören guya bâzâr-ı Deccâl'ı görüp âyet sûre-i (---) Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre niçe bin hımâr-ı hamîrânların segâh makâmında âğâzeleri kerrenây-ı Acem gibi evce peyveste olur.
EÇS VIII 288b
Mezkûr hımârlar ve kirâ bârgîrleri her taraf limanlarından ordu-yı İslâma asker-i muvahhidîn taşıya taşıya günden güne cüyûş-ı müslimîn deryâ-misâl olup henüz Sadrıa‘zam tâze cân bulup Kandiye kal‘asını muhâsara etmeğe cidd-i ihtimâma şurû‘a başlayup yetmiş yedi kolda olan cünûd-ı mü’minînin ser-i kârda olan vüzerâlarına ve mîr-i mîrânlarına ve mîr-i livâlarına ve alaybeğlerine ve çeribaşılarına tenbîh ü te’kîd olunup yevmen fe-yevmen meterisler yürümek fermân olundu.
EÇS VIII 288b
Ve ordu-yı İslâmın hâkimü'ş-şer‘i olan fazîletlü (---) Molla Efendi ve şeyhülislâm (---) Efendi ve nakîbü'l-eşrâf (---) Efendi ve ordu nâ’ibi (---) Efendi hazretlerinin tenbîh [ü] te’kîdleriyle cümle ulemâ ve sulehâ-yı dervîşân-ı mücâhidân-ı hasbîler dahi cenge âmâde oldular.
EÇS VIII 288b–289a
Ve hâkimân-ı örfîler ki ordu muhtesib ağası ve bâcdâr ağası ve sürsat ağası ve sürsat emîni ve gılâl muhassılı ve ordu subaşısı 289a ve ordu kethudâsı ve karavullar ağası ve cümle iki yüz yetmiş aded alaybeğiler ve çeribaşılar ve (---) (---) (---) (---) (---) el-hâsıl iki yüz elli aded ordu-yı bâzâr ve iştir[â] hâkimlerine cümle fermân-ı şehriyârîler sâdır olup cemî‘i orducıyân ve çerâhorân-ı lağımcıyân ve ummâlân ve neccârân ve re‘âyâyı ve beldârân ve neberdân ve garîbân ve acemiyân ve teberdârân ve (---) (---) (---).
EÇS VIII 289a
Netîce-i merâm cümle esnâfât-ı ehl-i hırefe dellâlbaşı tevâbi‘leriyle ordu-yı hümâyûn içre nidâ edüp herkes cebehâne-i pâdişâhîden demir kazmalar ve demir kürekler ve Ferhâdî külüngler ve küsküler ve varya demirleri alup cemî‘i ibâdullâh âlât-ı silâhlarıyla ordu-yı İslâm başından tâ Kandiye kal‘ası altına sıçan yolları kazmağa âdem deryâsı çalışırken mel‘ûn küffâr-ı sâhib-i zü'n-nâr dûzah-karârın karârı kalmayup üç gün üç gece dahi âteş-feşânlık edüp kal‘adan atdığı top ve tüfengin ve taş kumbara ve fişengin hisâbın Cenâb-ı Bârî bilüp pey-ender-pey şeb [ü] rûz ardı arası kesilmeyüp erbâb-ı ehl-i hırefden üç gün gecede üç bin âdem diyâr-ı ademe kadem basdılar.
EÇS VIII 289a
Ammâ hamd-i Hudâ meterisler dahi cümle sekizinci ayda henüz sahrâ-yı Kandiye'ye varup ancak kal‘anın Aktabya nâm dağ gibi toprakları nümâyân olup meteris başları kal‘aya dahi bir top menzili ba‘îd idi, ammâ hamd-i Hudâ gün-be-gün asker-i İslâm Anatolu'dan ve Arab u Garb tarafından ve Rûm u Bûm câniblerinden asâkir-i İslâm deryâ-misâl olup her tarafdan gelmede, ammâ ordu-yı İslâm içine kaht [u] galâ istîlâ edüp bir vukıyye et sekiz timine ve elli dirhem ekmek bir akçeye ve bir at yemi muhzerisi(?) bir guruşa ve bir vukıyye pasdırma bir guruşa ve bir vukıyye beksumât kırk akçeye çıkup sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbâtlar ana göre kıyâs oluna.
EÇS VIII 289a
Hattâ mecrûh olan guzât-ı müslimînin zahmlarına merhem etmek içün bir tavuk yumurtası mezâd-ı sultânîde bir guruşa çıkdı, ol dahi bulunmaz. Her şey gûyâ cân otu oldu, zîrâ küffâr-ı hâkisârın donanma gemileri Girit cezîresi etrâfların ihâta edüp aslâ bir gemi gelemez olduğundan ordu-yı İslâm içre kaht [u] galâ olmasına sebeb oldu.
EÇS VIII 289a
Hikmet-i Hudâ sene 1077 mâh-ı Cemâziye'l-âhir'inde bir gece Kapudan Kaplan Paşa Çanak limanına seksen pâre kalyon ve seksen pâre kadırgalar ile gelüp on iki bin aded gûnâ-gûn güzîde asker ve lağımcılar ve beldâr[â]nlar ve niçe kerre yüz bin kantâr bârûd-ı siyâh ve niçe yüz bin top güllesi ve kazgan kumbaralar ve niçe kerre yüz bin elvân cebehâneler ve niçe kerre yüz bin aded çuval un ve buğday ve pirinç ve sâ’ir hubûbât ve koyun ve kuzu [ve] keçiler ve niçe bin çuval pasdırmalar ve niçe kerre yüz bin elvân mühimmât [u] levâzımâtlar getirüp ol gece fi'l-hâl sabâha dek cümle eşyâ-yı bâr-ı sakîlleri karaya döküp Sadrıa‘zama defterleriyle mektûblar gönderüp hemân ol ân eyyâm-ı müsâ‘id elde iken kâfir gemileri gelmeden salpa demir edüp bir yaylım top ve tüfeng şâdımânları edüp bâdbân-ı murâdların açup deryânın bir tarafına teveccüh edüp gitmede.
EÇS VIII 289a
Ammâ beri tarafda küffârın Kandiye mukâbelesindeki Istandiye adasında yatan yüz yigirmi pâre küffâr kalyonları ve kadırgaları ve mâ‘unaları Kaplan Paşa'nın imdâd getirdikleri şâdımânların istimâ‘ edüp Çanak limanı ağzına cümle küffâr gemileri gelüp lenger-endâht olunca hemân Çanak limanı muhâfazasında olan Deli Hüseyin Paşa kethudâsı Velî Paşa ve Yırtlas İbrâhîm Paşa ve deryâ-misâl muhâfazacı asâkir-i İslâm ve henüz yeni imdâd gelen guzât-ı müslimîn-i benâm ve cümle hisâr asâkir-i hümâm küffâra karşu bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup zemîn [ü] âsımân dir dir ditreyüp Çanak limanı ağzındaki irili ve ufaklı seksen pâre balyemez topları bir fitilden âteş edince top güllelerinin niçeleri küffârın keştîlerine isâbet {edüp} hemân ol mahalde üç pâre kalyonları Mevlevî-vâr semâ‘ ede ede alâ mele’i'n-nâs cümle küffârıyla gark-ı âb olup niçesi cân havliyle deryâda şinâverlik ederek "Der-kenâr selâmetdir" deyü kenâra gelüp selâmet yüzün görmeyüp giriftâr-ı bend-i zencîr oldular.
EÇS VIII 289a
Gayri gemileri darabât-ı top-ı kûpdan firâr edüp niçesi mecrûhan mezkûr cezîreye firâr edüp yerleri dâru'l-bevâr-ı cehennem olup niçe bakıyyetü't-topları olan zevrakları bizim Kapudan Paşa ardına düşüp gitdiler, ammâ Kapudan Paşa gemilerinin izleri ve tozların görmeyüp hâ’ib [ü] hâsir yine mezkûr Istandiye adası limanı cehenneminde karâr etdiler.
EÇS VIII 289a–289b
Çün kim beri tarafda Sadrıa‘zama Kapudan Paşanın mektûblarıyla zahâ’ir defterleri ve imdâd gelen asâkir-i İslâm haberleri varınca hemân sâhib-i devlet ve kesîrü'l-mürüvvet âkıbet-endîş re’y-i tedbîr edüp ordu-yı İslâm içinde dellâllar nidâ etdirüp ne kadar kerre yüz bin at ve katır ve deve ve hımâr var ise kol kol tenbîh te’kîdler olunup bu kadar gılâl ve cebehânenin Çanak limanından ordu-yı İslâma nakl olunmasına mübâşir-i mu‘temedün aleyh âdemler ta‘yîn olunup ve cümle Girid adasındaki re‘âyâ vü berâyâlarda olan iki kerre yüz bin aded eşekleri 289b arhonda ve milotanın defterleriyle cümle hımârlar re‘âyâlarıyla gelüp bir hafta içinde Çanak limanından bu kadar me’kûlât [u] meşrûbât cebehâne ve mühimmât [u] levâzımâtlar bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ taşıyup ordu-yı İslâm içine getirdikleri gibi cemî‘i asâkir-i İslâm içinde eyle ganîmet-i azîm oldu kim cümle guzât tâze cân bulup cân [u] gönülden cenge âheng edüp meterislere henüz girmeğe başladılar.
EÇS VIII 289b
Ammâ hakîr dahi bu mahalde sehel ısıtma zahmetin çekerken tâze cân hayât-ı(?) câvidân bulup asker-i İslâm ile kal‘a sahrâsında meterislere ve sıçan yollarına varup gelmeğe başladım.
EÇS VIII 289b
Ammâ şeb [ü] rûz ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl günden güne ziyâde olup bin ve bin beş yüz ve iki bin kilim benî âdemden kelle ve paçalar ile şühedâların kanları ırmak gibi akup na‘şe-i şehîdân gâziyân taşımada idi.
EÇS VIII 289b
Lâkin guzât-ı mücâhidîne bu hâl beş altı aydan berü mu‘tâdları olup kârları olduklarından aslâ güçlerine gelmeyüp hemân cümle mevtâya "Hak rahmet eyleye" deyü taşıyup eski meterisler içlerinde birer yar altlarına sokup her şühedânın üstlerine yar toprakları yığup cümle esbâblarıyla defn edüp giderler. Aslâ bir guzât bu ahvâlden muğber-hâtır olmayup yine sürûr [u] şâdımân ederek cenge âheng ederler.
EÇS VIII 289b
Bu hâl-i pür-melâli sene 1077 Zilhiccesi'nden berü guzât meterise gireli bu şühedâları {böyle} göreli mu‘tâdları olmuş. Ve Hak Te‘âlâ guzâta kuvvet-i kâhireler vermiş. Hattâ ibtidâ meterisler kal‘a-i Kandiye'nin cenûb tarafında Karanlık kapusundan veyâ Panıgrad kapusundan ve Taşlı tabya nâmlı mahallerden bir top menzili ba‘îd yedi kol yerlerden kal‘aya meterislere şürû‘ olundukda bu kadar mesâfe-i ba‘îde iken ordu-yı İslâm içinde aslâ bir âdem baş göstermeğe kâdir olmayup kırk gün kırk gece rûz-ı mahşer-misâl kıyâmet kopup asker içinde bir feryâd u vâveylâ ve bir feza‘ u çeza‘ düşdü.
EÇS VIII 289b
Ve hevâda biri biri ardı sıra çifte çifte kumbaralar ve karakuş-misâl taşlar havân kumbaralarından çıkup ender-hevâ mu‘allakast uçup rûz-merre niçe bin âdemler helâk olup yine vezîria‘zam otağı pâre pâre olup cemî‘i erbâb-ı dîvân hâcelerine ve sâ’ir a‘yân-ı kibâr du‘âgûyâna ordu deresinin öte tarafında meks etmek fermân olunup cümle erbâb-ı dîvân âsûde-hâl ve fâriğu'l-bâl oldular. Ammâ beri tarafda cümle meterisler bayır başlarına çıkup sıçan yolları taraf taraf yürümeğe başlayup gitmede.
EÇS VIII 289b
Ammâ mel‘ûn kal‘a yine bârân-ı la‘neti yağdırmada. Lâkin asâkir-i İslâm altı yedi aydan berü yetmiş kat meterisler değişdirmede ve yevmen fe-yevmen ileri gitmede. Ammâ mel‘ûn küffâr handakdan taşra olan tabyaları cümle ardına bırağup bizden tarafa kal‘a ile asâkir-i İslâm mâbeyninde Kandiye sahrâsında bir kurşum menzili ba‘îd bizim asker-i İslâm üzre anlar dahi meterisler sürüp gelmede. Ve şeb [ü] rûz niçe bin atlıları ol meydânda çıkup girmede ve etrâfları çalup çarpmada.
EÇS VIII 289b
Bizim asker-i İslâmda ise henüz bin kadar atlı asker-i İslâm ancak var. Cümlesi har-süvâr askerlerimiz var. Hattâ hakîr Mora vilâyetinden bir at geçirdim. Anı dahi elimden beş yüz guruşa alup hakîr dahi bi'z-zarûrî çemender-süvâr oldum.
EÇS VIII 289b
El-hâsıl altı ay bu hâl üzre hırren fe-hırren ceng-i azîmler ederek günden güne guzât-ı müslimîn kal‘aya bir kurşum menzili yakın varıldı, ammâ dahi lağım yerleri değil idi.
EÇS VIII 289b
Ba‘dehu sene 1078 gurresi dâhil olunca Mar‘ayş eyâletiyle (---) Paşa gelüp Sadrıa‘zam koluna me’mûr oldu.
EÇS VIII 289b
Ba‘dehu yetmiş sekiz Safer'inde Adana eyâletiyle (---) Paşa gelüp Şâm vezîri Defterdâr İbrâhîm Paşa koluna fermân olundu.
EÇS VIII 289b
Ba‘dehu sene-i mezbûrun mâh-ı Rebî‘u'l-evvel'inde yine Kapudan Kaplan Paşa donanma-i hümâyûn ile İslâmbol'da yeniçeri kapusu askerinden on bin aded yeniçerileri, andan Karaman eyâletiyle Konakçı Kara Alî Paşa askerin getirüp Alî Paşa'ya teslîm olundu, zîrâ Alî Paşa Hanya muhâfızı idi. Andan Sivas eyâletiyle (---) Paşa'yı Alî Paşa koluna ta‘yîn olundu.
EÇS VIII 289b
Ve niçe kerre yüz bin kantâr bârûd-ı siyâh ve niçe kerre yüz bin çuval beksumât ve bilâ-hisâb cebehâneler ve sâ’ir mühimmât u levâzımâtlar getirüp bir gece Retime kal‘ası limanına bu kadar asâkir ve mühimmâtları döküp yine eyyâm-ı müsâ‘id ile şâdımânlar edüp deryâya çıkup gitdiler.
EÇS VIII 289b–290a
Beri cânibde bu ahvâl-i imdâd vezîr-i rûşen-zamîre mün‘akis olunca Karaman eyâleti askerin Hanya'da eyâlet sâhibi Konakçı Alî Paşa yanına me’mûr etdiler. Ve Alacahisâr askerin Acısu kal‘asında Mâlik Paşa yanına me’mûr etdiler. Ve Yanya paşası Arslan Paşazâde Kaplan Paşa'yı askeriyle Apokoron kal‘ası muhâfazasına ta‘yîn etdiler. Ve kapukulundan gelen imdâd yeniçerileri 290a Sadrıa‘zam koluna ta‘yîn olundu.
EÇS VIII 290a
El-hâsıl cümle gelen imdâdları kol kol yerleşdirüp asâkir-i İslâm günden güne kuvvet ü kudret tahsîl edüp tâze cân bulmada ve şeb [ü] rûz fünûn tahsîl edüp ileri gitmede, ammâ küffâr-ı hâkisâr dahi henüz galebe edüp asâkir-i İslâm üzre gelmede.
EÇS VIII 290a
Kumbaraların âteşine şeb [ü] rûz aslâ ardları ve araları kesilmeyüp vücûd-ı insân hevâda semender kuşu gibi kumbaraların âteşinden hevâda tayerân etmede. Ve her guzât şühedâ-yı gurebâ birer gûne zahm ile cân vermede. Lâkin bizim dahi kumbaralarımız ve sekdirme balyemez toplarımız dahi küffârın siperleri ve şaranpavları ve domuz damları ve bâmların târumâr edüp küffârları dahi kırup geçirmede.
EÇS VIII 290a
Ammâ hâlâ bu kadar zamândan berü bu kadar savaş-ı perhâş olunur, kal‘a ne cânibdedir bilinmeyüp ve ne eşkâldedir görünmeyüp hemân bir kuru hevâyî ceng [ü] cidâldir. Ve acebâ der-i dîvârı ne gûnedir deyü ileri varup bakan dâr-ı bâkîye bakar, bakmayan bâkî kalır. Tâ bu mertebe nazarı mühlik kal‘a-i helikdir kim bir seneden berü kal‘anın öz vücûdunda handakı kenârın gö[r]mek değil handakdan taşra sahrâda olan on iki aded tabyaların handakların göremediğimizden mâ‘adâ tabyalardan taşra ileri sahrâlarda olan şaranpavların ve önlerinden küffâr meterislerin dahi bir yıldan berü görmüş askerimiz yokdur.
EÇS VIII 290a
Hikmet-i Hudâ bu mahalde sene (---) tarihinde mâh-ı (---) Rûmeli beğlerbeğisi (---) Paşa şehîd olup eyâleti (---) Paşa'ya sadaka olundu.
EÇS VIII 290a
Bu mahalde küffâr-ı hâksâr ibtidâ sekbânbaşı kolundan kal‘adan taşra çıkup meterisleri basmak murâd edindikde bir ceng-i azîm olup hemân ol ân yedi yüz aded şehbâz cüvân yiğitler şehîd olup kırk nefer küffâr esîr-i bend-i zencîr olup Sad[rı]a‘zama dil götürdüler. Ve cümle üç yüz aded kapudanları ve cümle dörd bin aded kelleleri alınup sâhib-i devlet her guzâta merâtiblerine göre beleğan mâ-belağ avuç avuç altunlar ve terakkîler ve mecrûhlara tekâ‘üd ve nânpâreler ihsân olunup cüyûş-ı müvahhidîni cenge rağbet içün niçe gâzîlerin başlarına Sadrıa‘zam kendi elleriyle gümüş çeleng takardı.
EÇS VIII 290a
Ba‘dehu bu ceng [ü] cidâl def‘ olup kal‘a muhâsarasında olan asâkir-i İslâmın ardlarına ve aralarına dahi ziyâde asker-i bî-pâyân koyup dahi istihkâm etmeğiçün yedi koldan sarılınan askerin aralarına yedi kol asker dahi cemî‘i mühimmât [u] levâzımâtları ile asker koyup Kandiye kal‘ası on dörd koldan muhâsara olmuş oldu.