EÇS VIII 293a
Ve sene (---) de Melek Ahmed Paşa ile Bosna'da iken Venedik kâfirinin Şibenik kal‘ası kurbunda Ribniçse ve Kamin ve Kamingrad kal‘aları neberdleri.
EÇS VIII 293a
Ve sene 1067 tarihinde Özü kal‘alarını Kazak-ı Âk'dan halâs etdiğimiz uruşları.
EÇS VIII 293a
Ve yine sene-i mezbûrda Tatar Hân askeri ve Yalı askeriyle Mehemmed Geray Hân Leh vilâyetinde İlvov şehri kurbunda Erdel kralı olan Rakofçi Kral taburun bozup kırdığımız perhâşı.
EÇS VIII 293a
Ve yedi sene İslâm Geray ve Mehemmed Geray Hân asırlarında Leh memleketinde etdiğimiz gazâlarda.
EÇS VIII 293a
Ve sene (---) tarihinde Boğdan beği Burunsuz Kostantin isyân edüp Tatar Hân askeriyle başşehri altında küffârı kırdığımız cengde.
EÇS VIII 293a
Ve sene 1069 tarihinde Erdel diyârında Gâzî Seydî Ahmed Paşa ile Rakofçi kralı iki kerre kırdığımızın biri Demirkapu'nun iç yüzünde Haçek sahrâsında ve biri Kolojvar cengi gibi ulu gazâlarda bulunduk.
EÇS VIII 293a
Ve sene 1073 tarihinde Köpürlüzâde yine Serdâr-ı mu‘azzamımız Ahmed Paşa ile Uyvar gazâsında.
EÇS VIII 293a
Ve sene 1074 târîhinde Kanije kal‘amız kurbundaki Yeni kal‘a cenginde.
EÇS VIII 293a
Ve yine sene-i mezbûrda nehr-i Raba cengindeki inhizâmda bulunup niçe ceng-i azîmler etdik.
EÇS VIII 293a
Ammâ ol gazâlar bu Kandiye cenginin yanında teferrücgâh-ı bâğ-ı Merâm-ı Aspuzu imiş. Ve bu Kandiye altında olan ceng-i azîm-i gûnâ-gûnlar hübût-ı Âdem'den berü bin yedi yüz aded mülûk devletlerinde böyle bir âlî gazâ olmamışdır ve olmaz da. Beyt:
EÇS VIII 293a
Niçe bin âdem oğlanı helâk olmak gerek tâ kimYalancı fânî dünyâda ola bir gerçek er peydâ.
EÇS VIII 293a
mazmûnunca niçe yüz yıl geçmek gerek kim böyle bir müdebbir ve mubassır ve mubattın âkıbet-endîş vezîria‘zam gele kim böyle bir ceng-i azîm tedârikin göre. Mısra:
EÇS VIII 293a
demişler, tâ ki bu cengde bulunup ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince bu Kandiye cengi ne idiğin ma‘lûm-ı ulu'l-ebsâr değildir.
EÇS VIII 293a–293b
Zîrâ bu cengde guzât-ı müslimîn evc-i semâya tayr-ı ebâbîl gibi lağım âteşleri içre tayerân edüp kimi halâs olup kimi hezârpâre ve kimi ihrâk bi'n-nâr olup kebâb ve kiminin yeri zîr-i türâb olup mâ’ide-vâr ba‘zılar 293b semâdan zemîne nâzil olurlar.
EÇS VIII 293b
Ammâ on yedi koldan bu kal‘a yüz toksan yedi pâre kırkar vukıyye balyemez topların gülleleriyle ve yüz yigirmi pâre kolumburuna toplar ile ve cümle yüz pâre havân toplarıyla bu kal‘anın sîne-i pür-kînesi sademât-ı top-ı kûpdan rahnedâr olduğundan mâ‘adâ kal‘anın handakı hâricinde olan tabyaların münhedim olan yerlerine henüz asâkir-i nusret-me’ser yerleşüp günden güne âdem cânı ve kanı ırmak gibi akup na‘şe-i şühedâlar yevmen fe-yevmen ziyâdesiyle taşra taşınmada idi.
EÇS VIII 293b
Ammâ içeri kal‘ada dahi küffâr topdan kumbaradan ve taşdan ve hevâdan nâzil olan oklardan küffâr kırılup içlerine havf ü haşyet düşdüğün içerden taşra firâr edüp vezîria‘zama gelen küffârlar böyle haberler verüp ve gâyet kaht [u] galâ olup küffâr içre vâveylâ düşdüğün firârî kefereler haber verince Sadr-ı Âsaf bu fecereleri geydirüp vâfir ihsân in‘âmlar edüp ordu içinde kara şapkalarıyla gezerler idi.
EÇS VIII 293b
Birkaç günden bir kaçının karınları toyup yine içeri kal‘aya kaçup deryâ-misâl askerinizim çokluğun ve ganîmet-i firâvânı söylediklerinde hemân ertesi gün kal‘a içinden taşra ordu-yı İslâma kaçup gelirlerdi. Ve bir kaçı kaçarken küffâr bunları dutup kal‘a dîvârı üzre bunları cümle kazığa urdu.
EÇS VIII 293b
Ve sene 1079 Muharremi gurresinde Hanya kal‘asına yine Kapudan Kaplan Paşa yüz elli pâre şayka ve kalyon ve kadırgalar ile yigirmi bin aded tâze asker imdâd getirüp ve yine niçe kerre yüz bin kantâr bârûd-ı siyâh ve un ve buğday ve beksumât ve pasdırma ve bilâ-hisâb cebehâneler ve sâ’ir mühimmât u levâzımâtlar ol kadar geldi kim hadd [ü] hasrın Cenâb-ı Bârî bilir.
EÇS VIII 293b
El-hâsıl Hanya'dan bu gelen mühimmât zahâ’irler ordu-yı İslâma kâmil üç ay taşınup tamâm olmadı, ammâ bu gelen imdâdlar ordu-yı İslâma dâhil olup cümle guzât-ı müslimîn tâze cân bulup yüzleri güldü, ammâ bu imdâdların cümlesi dahi deftere kayd olmadan cümlesi üç ayda şehîd oldu.
EÇS VIII 293b
Ve yine kal‘a-i Hanya muhâfazasında olan Konakçı Kara Alî Paşa ve Seydîzâde Mehemmed Paşa ve (---) Paşa, bunlar yine ordu-yı İslâma gelmeğe me’mûr olup on bin aded güzîde asâkir-i muvahhidîn ile bir alay-ı azîm edüp mezkûr paşa-yı kâmkârlar orduya gelince cümle guzât cân-ender-cân bulup hayme vü hargâhlar içre başka revnak olup bu deryâ-misâl askeri Kuşaklı manastır tarafına kondurup Seydîzâde Mehemmed Paşa Göllük tarafında Çorum (---) Paşa tarafına konmağa me’mûr oldu.
EÇS VIII 293b
Ammâ hikmet-i Hudâ Vezîria‘zam cezîre-i Girid'e geçdiği mahalde Kandiye kal‘ası içre bir arhonda nâm ya‘nî bir Urûm beğzâdesi katle müstahak olup cümle kapudanlar ricâ edüp katlden halâs edüp "Azl-i ebed nefy-i beled" deyü bu arhondayı Kandiye'den Venedik'e sürerler, andan Moran şehrine gönderirler.
EÇS VIII 293b
Ammâ el-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddir Cenâb-ı Feyyâz-ı Mutlak'ın hikmeti var kim izâ erâdellâhu şey’en heyye’e esbâbehû mazmûnu üzre hikmet issi Mevlâ bir şey’i murâd edinse anın ibtidâ esbâbın halk eder, zîrâ âye[t] sûre-i (---) Arapça buyurmuşdur. Çünkim arhonda nâm Urûm beğzâdesini Kandiye'den Moran vilâyetine sürdüler, ol dahi fursat bulup bir gece Moran'dan kaçup Bosna paşasına gelüp ol dahi bunu der-i devletde Edirne'ye gönderüp sa‘âdetlü pâdişâha bu arhonda buluşup,
EÇS VIII 293b
"Pâdişâhım, eğer Kandiye kal‘asın istersen beni Kandiye kal‘ası altında vezîria‘zamına gönder, inşâallâhu Te‘âlâ ihtimâldir Kandiye kal‘ası fethine sebeb olam" deyü niçe gûne da‘vâ-yı merdler edüp pâdişâhdan mu‘âf u müsellem nâme hatt-ı şerîfler alup Kapudan Paşa ile Hanya'ya ve Seydîzâde ile Kandiye'ye gelüp ol ân Sadrıa‘zama buluşup eydir:
EÇS VIII 293b–294a
"Devletli vezîr, bu asâkir-i İslâmı iki yıldır bu Çufud tabyası ve Taşlı tabya ve Haçlı tabya ve Kanlı tabyaları önlerinde bu ümmet-i Muhammedi ne kırdırırsın. Bu mahaller ve bu sahrâlarda cümle altlarınız onar ve on ikişer kat lağımlardır. Bir yerden on lağım atar cümle lağımlar benim işlerimdir ve benim re’y-i tedbîrimle yapılmışlardır. Eğer benim sözüm dutarsanız bu mahallerden bu kal‘ayı döğmeği ferâğat edin, zîrâ toprağında lağımları çokdur. Ammâ Kızıl tabyadan tâ deryâ kenârına varınca cümle taşlık olup ol tarafda aslâ lağım yokdur. Hemân deryâ kenârına varın, eğer bu kal‘ayı oradan feth etmezseniz beni kebâb edin. Ve Göllük tarafında deryâ kenârında kum içinde meteris edüp tâ kal‘a dibine varsınlar, eğer 294a anda dahi lağım var ise beni lağım ile âteşe yakın" deyü meserret haberler verince Sadrıa‘zam âye[t] sûre-i (---)
EÇS VIII 294a
nass-ı kâtı‘ı üzre cümle a‘yân-ı devlet ile müşâverede bu re’y-i tedbîri re’y-i ahsen görüp (---) Arapça mâ-sadakı üzre bu re’yi ma‘kûl görüp bir buçuk yıldan berü derd-i ser renc-i anâ çekilmiş cemî‘i lağımları ve cemî‘i sıçan yolları ve cümle meterisleri ve kamu tabyaları ve hemu siperleri bırağup kal‘anın şimâl cânibinde leb-i deryâda seng-i hârâlar üzre bir muzlim gecede âlem ağyârdan bî-haber iken cümle asâkir-i İslâm anda geçüp tâ sabâha dak cümle asâkir-i İslâm tabyalar üzre siperlenüp küffâr bu taraflara nâzır toplar koyunca cümle guzât siperlenüp kemâkân yerli yerlerine yerleşüp siperler peydâ etdiler kim evvelkinden a‘lâ ve metîn tabyalar îcâd edüp bu mahal[d]e Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa âheste âheste bir sıçan yolları kazdı kim iki araba yan yana ve cümle erbâb-ı dîvân at ile dîvâna gidüp gelmede, aslâ at üzre bir âdem görünmeyüp eğri büğrü ve kaçamak yollu sıçan yolları olmuşdur kim Azak kal‘ası ve Hanya kal‘ası altında böyle vâsi‘ meteris yolları olmamışdır.
EÇS VIII 294a
Bu sıçan yolunun tûlu bin sekiz yüz aded adım olup iki cânibi cemî‘i bakkal ve çakkal ve zeyyât ve kassâb ve kahvehâne ve bozahâneler ve sebîlhâneler var kim hemân on üç yerde Ebü'l-hayr İbrâhîm Kethudâ Paşa'nın onar aded husrevânî küplü sebîlhâneleri var kim şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ ervâhiyçün mısra‘:
EÇS VIII 294a
deyüp gâziyân-ı atşâna mâ-i hayâtlar bezl olur fî-sebîlillâhlar var.
EÇS VIII 294a
Ve bâğ u bâğçeli ve müte‘addid odalı ve hammâm ve şâzrevânlı sarâylar yapılup evvelki ordudan mu‘azzam ve müzeyyen ve metîn ü ma‘mûr meterisler olup cemî‘i asâkir-i İslâ[m] Kızıl tabya ile leb-i deryâ mâ-beynine yedi yüz yerden meterisleri rûy-ı arza kazup Ferhâd gibi kûhkenlikler edüp gûnâ-gûn sıçan yolları îcâd edüp kırk altı aded yere siperler edüp azîm balyemez toplar koyup sene 1079 (---) da Kızıl tabya nâm kûh-ı Elburz'a yapışmağa şürû‘ olunup azîm siperler binâ olundu kim on bir adedi gûyâ kûh-ı Elburz kûh-ı Demâvend ve sedd-i iskenderler yapılup Kızıl tabyaya havâle olup her birinin üstlerine kırkar ve yigirmişer aded balyemez top-ı kal‘a-kûblar koyup Kızıl tabyayı subh [u] mesâ döğe döğe niçe balyemez topların falyaları aşınup mukaddemâ evsâfı tahrîr olunan tophâneye münkesir topları getirüp yine yerlerine ma‘a'z-ziyâde musanna‘ yeni balyemez toplar dökülüp yevmen fe-yevmen yine kal‘a-i Kandiye'yi döğerlerdi.
EÇS VIII 294a
Ammâ bir buçuk sene mukaddem böyle yüksek tabya yok idi. Hattâ bu tabyalar binâ olundukdan sonra kal‘a içindeki sarâylar ve kenîse ve manastırlar ve nâkûshâne misilleri sademât-ı top ile münhedim olup derûn-ı şehirde ma‘mûr [u] âbâdândan bir yer kalmamağa başlayup küffâr-ı hâksâr kal‘a içinde serserî râhat ile gezemez oldu. Ceneral-i la‘în pelîd-i anîd bu hâl-i pür-melâli görüp şaşdı, ammâ ne çâre, Osmânlı kal‘aya lağımsız yerlerinden yapışdı. Ve cümle asâkir-i İslâm taşlıklı yerde ve leb-i deryâda konmuş, lağımsız yerlerde olmak ile emn [ü] emân olmuş. Küffâr-ı hâksâr,
EÇS VIII 294a
"Hay gidi Türk! Kal‘anın ne acâ’ib hâlî ve lağımsız yerlerine konup safâlar edüp bizim kal‘amız içinde bizim râhatımız gidüp cümle ma‘bedhânelerimiz ve hânedânlarımız yıkılup berbâd oldu" deyüp küffâr müte’ellim olup günden güne küffâr içerden taşra dahi ziyâde firâr etmeğe başladılar.
EÇS VIII 294a
Ba‘dehu küffâr-ı hîlekâr var kuvvetlerin bâzû-yı münkesirlerine getirüp asker-i İslâm tarafında olan kayaları tîzâb sularıyla taşlara âteşler yakup ve sarp sirkeler döküp seng-i hârâları pâre pâre edüp birer kat ocak lağımlar Defterdâr İbrâhîm Paşa kolundan ve Siyâvuş Paşa karındaşı Sarı Hüseyin Paşa kolundan birkaç aded püskürme lağımlar atdı, ammâ taşlık yerde olmağile halka ol kadar zararı isâbet etmeyüp halk dahi "Lağım tamâm oldu" deyü herkes yerlü yerlerinde iken yetmiş tokuzuncu yeniçeri odasının altından bir lağım-ı mühlik âmedânî etdi kim zemîn ü âsımân dir dir ditreyüp zelzeleden ordu-yı İslâm içinde niçe yüz aded kışlalar münhedim olup lağım altında kalan şühedâlardan mâ‘adâ bin on beş aded kilimler içinde şühedâları taşra defn etdiler.
EÇS VIII 294a
Ve yedi yüz aded mecrûhlar çıkup taşrada cerrâhlara verdiler. Ve bin altmış aded cemadânları Beytü'l-mâl Ağası Süleymân Ağa'ya teslîm olundu.
EÇS VIII 294a–294b
Ve bu lağımda hemân on iki aded serdengeçdi ağaları neferâtlarıyla söyündü. Rûmeli beğlerbeğisi (---) Paşa şehîd olup yeri (---) 294b ihsân olundu.
EÇS VIII 294b
Hâsıl-ı kelâm bu kış dahi meterisde kışlayup rûz-merre ceng-i azîmler olup günden güne Kızıl tabya handakından hâric küffârın şaranpav meterislerine doğru bir ok menzili küffâr yerinde iken ol kış küffârı gerüye süre süre ve gûnâ-gûn hiyel [ü] şeytânatlı lağımların ve püskürmelerin bizim lağımcılar bulup bârûdlarıyla ve niçe yüz küffârlarıyla ahz ü kabz edüp niçe kerre yer altında bizim lağım ile küffârın lağımları birbirlerine râst gelüp ka‘r-ı zemînde bile ceng [ü] cidâl edüp ol kışda hem rûy-ı zemînde ve hem ka‘r-ı arzda ceng ederek küffârdan niçe kelleler ve niçe diller alınup gûnâ-gûn şaranpavlar ve hınzîr dâmları cümle ihrâk olup ve niçe kerre yüz bin şaranpav kerastelerin gâziyân-ı mücâhidânlar yerlerinden kal‘ olunup ol kerasteleri gâziyânlar fürûht edüp ordu-yı İslâm içre on binden mütecâviz kışlalar yapılup Hudâ hakkıyçün ordu-yı müslimîn dahi ziyâde ma‘mûr u müzeyyen oldu.
EÇS VIII 294b
Ammâ yine her gün bizden ve küffârdan kırkar ve ellişer aded lağımlar böyle taşlık içre atılmağa başladı.
EÇS VIII 294b
Hemân Sadrıa‘zam gazab-âlûd olup mukaddemâ bu taşlı yerde lağım bu kadar diyen arhonda küffârı huzûruna çağırup eydir:
EÇS VIII 294b
"Bire mel‘ûn, sen demedin mi ki deryâ kenârı taşlık olmak ile anda lağım yokdur, andan kal‘aya sarılın demedin ki" deyince hemân küffâr-ı hâzır-cevâb eydir:
EÇS VIII 294b
"Dedimse sultânım, kâfir taş içine lağımlar yapınca anda kuluçka tavuk yumurta üstünde oturur gibi oturup safâ-yı hâtırla sarâylar yapup bir kış dahi kışlayup oturun demedim. İştde kal‘anın niçe yerlerinde top ile yıkılmış yerlerinden yürüyüş edüp bir kerre tecrübe edin. Ümmîddir ki Cenâb-ı Allâh size kal‘ayı ihsân ede. Ammâ siz aslâ iki yılda bir yürüyüş etmeyüp sarâylar ve bâğ u bâğçeler yapup hemân bu kadar yüz bin ümmet-i Muhammed şehîd oldu, deyü kırdırırsız" dedikde bu sözü küffârın Sad[rı]a‘zama bâr-ı girân gelüp cümle iş erleri ve serdengeçdi hünerverleri