İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS VIII 294b
"Vallâhi sultânım! Gidi kâfir eyi dedi. Bir yıldan berü bu taşlık içre emn [ü] emân otururduk. Bir yıldan sonra küffâr alâ mehil taşlık içre lağımlar atmağa başladı ve her gün niçe yüz kilimler ile Rûmeli zu‘amâları ve erbâb-ı tîmârları kırılup taşra taşıyup her ze‘âmet ve tîmârları ve alaybeğleri kırkar ve ellişer kerre tebdîl ü tağyîr oldu. Hemân sultânım, bir gün kal‘aya Allâh Allâh ile yürüyüş edelim" dediklerinde Sadrıa‘zam eyitdi:
EÇS VIII 294b
"Bir uğurdan askerin gözün korkutmayalım. Arapça demişler. Bir kerre şu Kızıl tabyayı berbâd edebilsek, olmaya illâ hayr" deyüp el-umûru merhûnetün bi-evkâtihâ kelâmın terennüm edüp yine her tarafdan cidd-i ihtimâm ile cenge âheng etdirüp bilâ-hisâb cemî‘i gâziyân-ı serbâzânlara ihsân [u] in‘âmları mebzûl idi.
EÇS VIII 294b
Hâsıl-ı murâd [u] merâm bu hâl üzre cümle guzât âheste âheste yürüye yürüye tâ Kızıl tabya dibine hamd-i Hudâ iki yılda varup sene 1079 târîhi Ramazân'ının gurresinde pâdişâh-ı âlem-penâh tarafından Hazînedâr-ı Hâssa Habeşî Musâhib Yûsuf Ağa, Sadrıa‘zama kılıç ve haftân ve sorguc-ı şâhî ve semmûr postîn hil‘at-i pâdişâ[hî] getirüp ve sâ’ir vüzerâlara semmûr kürkler ve mîr-i mîrânlara ve gayri ümerâlara ve cümle ser-i kârda olanlara ve cemî‘i ocak halkına kezâlik hil‘at-i fâhireler gelüp sâ’ir asâkir-i İslâma du‘ânâmelerde hayr du‘âlar edüp,
EÇS VIII 294b
"Gayret benim değildir, gayret sizindir kim mu‘cizât-ı Muhammedi'l-Mustafâ'nın berekâtıyla cidd-i ihtimâm edüp bana kal‘ayı feth edesiz, yohsa evvel-bahâr-ı behişt-âbâdda donanma-i hümâyûnum ile Kandiye altına varup meks-i hıyâm edüp cenge âheng ederim, ve's-selâm" deyü hatt-ı şerîf kırâ’at olunup,
EÇS VIII 294b
"Hak pâdişâhımıza ömür versin" deyüp ba‘de'd-du‘â ve's-senâ dîvân-ı Âsaf-ı Berhayâ'da herkese merâtiblerine göre hil‘at-i fâhireler geydirilüp Musâhib Yûsuf Ağa'yı Yeniçeri efendisi beğefendi hânesinde mihmân etdiler.
EÇS VIII 294b
Ertesi gün Musâhib-i Şehriyârî Yûsuf Ağa'yı Vezîria‘zamın sedd-i İskender-vâr tabyasına kal‘a temâşâsına çıkarup kûh-ı Demâvend-misâl Kandiye kal‘asın künc-i nihândan seyr [ü] temâşâ etdi. Meğer bizim bir azîm lağımımız Kızıl tabya altında üç kollu ve üç hazîneli âmâde imiş.
EÇS VIII 294b
Vakt-i sâ‘ati gelince el-azametullâh Kızıl tabyanın beri bizden cânibi üstünde olan balyemez toplarıyla ve beş bin aded küffârlarıyla Kızıl tabyanın yüz kulaç dîvârı evc-i âsımâna urûc edüp cemî‘i küffârları rûy-ı hevâda tuyûr-ı cahîm gibi uçarak kimi bizim meterisler içine ve niçe bini deryâya ve kimi enderûn-ı kal‘aya düşdüğün küffâr-ı hâksâr görüp Kızıl tabya üzre karârları firâra mübeddel olup cümle küffâr ol tarafları bırağup cemî‘isi tâ limana varınca kaçup anda limana karîb yeniden binâ etdiği kal‘asına kapanup deryâda yatan kalyonlarına fişekler atup,
EÇS VIII 294b
"El-amân bizi gelüp alın" deyü bir vâveylâ vü feryâd etdiler kim ta‘bîr olunmaz.
EÇS VIII 294b–295a
Beri cânibde ise düşman düşmanın hâlinden haberdâr olmayup cemî‘i guzât-ı müslimîn ve cüyûş-ı muvahhidîn 295a dal kılıç olup "Fursat ganîmetdir" deyü yürüyüş etdiler.
EÇS VIII 295a
Fi'l-hâl cemî‘i koldan çavuşlar ve ağalar cümle atlarda dal sâtûr olup "Dönün gâzîler! Yürüyüş zamânı değildir. İlerisinde hîle ve şeytânatlar çokdur ve fermân-ı vezîr yokdur, yerli yerinizde oturun" deyü cümle askeri gerüye dönderüp herkes yerli yerlerinde oturup âsûde-hâl olundu.
EÇS VIII 295a
Ammâ câ-be-câ kollardan yetmişer ve seksener ve ikişer yüzer aded kelleler ve diller gelüp Sadrıa‘zamdan ihsân [u] in‘âmlar ve teller ve nânpâreler alınırdı.
EÇS VIII 295a
Musâhib Yûsuf Ağa bu ceng [ü] cidâli ve harb [ü] kıtâli görüp (---) günden sonra niçe yüz kîse cümle vüzerâlardan ihsân [u] in‘âmlar alup sa‘âdetlü pâdişâha bu müjde ile revâne oldu.
EÇS VIII 295a
Ammâ öte cânibde küffâr-ı dûzah-karâr bu Kızıl tabyanın bir cânibi münhedim olduğun görüp bir haftada Kızıl tabyanın iç yüzünde yedi yüz âdem içeri bir meydân-ı azîmde tâ deryâ kenârında olan Avret tabyası burnundan tâ Panıgrad kapusu tabyasının iç yüzüne varınca bir hafta içre bir sedd-i metîn kal‘a dîvârı yapmış ki diller ile ta‘bîr olmayup ardına elli adım enli sedd-i Ye’cûc gibi kalın toprak yığmış, dahi ilerisini cümle lağımlar etmiş ve cemî‘i mühimmâtların yerli yerlerine koyup durmuş. Meğer gâzîleri yürüyüşden men‘ edüp gerüye dönderdiklerinin aslı bu dîvâr imiş.
EÇS VIII 295a
Ve bu yeni kal‘a dîvârının handak olacak yerleri sâfî taşlık olmak ile kırkar ve ellişer kat şarampav kazıklar ile domuz damları ve niçe kerre yüz bin aded paçarız direkleri ve niçe hiyel ü şeytânatlar ihdâs edüp ardlarını gûnâ-gûn meterisler etmiş kim bunun dahi vasfında lisân kâsırdır.
EÇS VIII 295a
Ve bu kış bu yeni dîvâr kal‘ası önüne ve Kızıl tabya ardına iki kat kalın dîvârlar dahi çeküp her katı onar arşın enli Şeddâdî binâ dîvârlar edüp bunların önlerine ve ardlarına niçe kerre yüz bin kîse bârûtlar koyup ve niçe bin kazgan kumbaraları yere gömüp lağım gibi atmağa âmâde etmiş, zîrâ bu mahal taşlık yer olmağile lağım olmayup kumbara lağımların hâzır-bâş etmiş, ammâ yine Kızıl tabyada şeb [ü] rûz ceng-i sultânî olup ol kış bu Kızıl tabyanın cânib-i erba‘asında bin yetmiş aded tarafeynden lağımlar ve iki bin yüz aded püskürme nâm lağımlar atılup yedi bin aded cân dîn uğuruna kurbân-ı şehîdân olup câmedânları beytü'l-mâle teslîm olunup yine asâkir-i İslâm bu hâl-i perîşâna aslâ bakmayup âteş-i Nemrûd içinde her bâr murğ-ı semender-vâr şinâverlik ve server-i hünerverlik edüp cân u baş ile Kızıl tabya üstünde cengâverlik ederek Kızıl tabyada kızıl kana müstağrak olup Kızıl tabyayı elden komadılar.
EÇS VIII 295a
Ve sene 1079 ceng-i azîm-i tabur: Bu sâl-i garrâ ıyd-ı ekberinin üçüncü gün küffâr-ı hâksâr derûn-ı kal‘ada müşâvere edüp eydirler kim,
EÇS VIII 295a
"Türkün cemî‘i hücûmu bu Kızıl tabya tarafına olup öte Göllük taraflarının Türkleri gâfil olup ol tarafda Türk az görünmeğe başladı. Hemân bu gece Göllük tarafın basalım" deyü askerlerin cem‘ edince vakt-i zuhur olup azharun mine'ş-şems iken cümle guzât "Iyd-ı şerîfin üçüncü günüdür" deyü taraf taraf sohbetlerde iken hemân derûn-ı kal‘adan on bin aded piyâde ve iki bin aded atlı küffâr tabl [u] kudûm ve erganon ve torompetelerin çalarak kal‘adan çıkup hınzîr sürüsü gibi sürü sürü küffâr birbirlerine çita çit olup "Yajuj, Yajuj" deyü feryâdları evce peyveste {olup} gelmede.
EÇS VIII 295a
Meğer bir fırka cünûd-ı cünübleri Kanlı Mağârâlar derelerinden ale'l-gafle orduyu basup meterisleri zabt etmek sadedinde iken el-azametullâh ve'l-heybetü lillâh hemân cümle guzât-ı müslimîn küffârı bu hâl üzre gördüklerinde,
EÇS VIII 295a
"Bire gâzîler! İşte kurbânımız bayramıdır, ne durursuz gün bugünkü gündür" deyü alay çavuşları kol kol nidâ edince niçe bin gâziyân-ı mücâhidân gûyâ haşr [u] neşr gününde Sûr-ı İsrâfîl'e nefh urulduğu gün nice kabirden cümle mevtâ hayât bulup baş gösterirler ise hemân cümle guzât-ı mücâhidîn dahi meteris mezârlarından baş gösterüp elleri kan ve kılıçları uryân cümlesi derûn-ı dilden cân havliyle sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup küffârın kal‘adan tarafa ardların kesüp cümle küffâr yeniçeri ocağı ve Mısırlı askeri ve sipâhiyân leşkerleri içinde küffâr kalup iki asker birbirlerine girüp bir savaş-ı perhâş oldu kim felekde melekler reşk edüp cümle guzât küffâra eyle sâtûr-ı Muhammedî urdular kim meğer Haccâc-ı Zâlim Yûsuf ol kadar benî âdem kırmış ola.
EÇS VIII 295a
Âye[t] sûre-i (---) Arapça mefhûm-ı şerîfi üzre cünûd-ı Rahmâniyyenin harekât-ı cünbüşleri berekâtıyla düşmen-i bed-kîşün efkâr-ı fikr-i fâsid-i şeytâniyyelerin perîşân olup her biri birer hâl ile gâziyân-ı serbâzân-ı dilâverânların ellerine girüp kimini tu‘ma-i şemşîr ve niçe binini esîr-i bend-i zencîr etdiler.
EÇS VIII 295a–295b
Ammâ bu neberd-i meydân-ı veğâda Mağnisa sancağı alaybeği 295b ve cümle erbâb-ı tîmârı ve Bursa alaybeği ve cümle erbâb-ı tîmârları ve cümle erbâb-ı zu‘amâları bi'l-külliye anlardan cân kurtulmayup şehd-i şehâdet câmın dest-i sâkî-i kevser-i Alîden nûş edüp sarhoş oldular.
EÇS VIII 295b
Ve Katırcızâde Mehemmed Paşa dahi üç yüz ad[ed] yiğidiyle mest-i elest oldu.
EÇS VIII 295b
Ve dahi Vanlı Mehemmed Paşa dahi beş yüz yiğidiyle rütbe-i şehâdete erdiler.
EÇS VIII 295b
Ve Köse Topçubaşı altmış aded neferâtlarıyla top yoluyla şehâdete gitdiler.
EÇS VIII 295b
Ve Haleb vâlîsi efendimiz Kethudâ Boşnak İbrâhîm Paşa mecrûh olup taşra ordusuna çıkup kendü askerinden yetmiş altı aded şecî‘ân-ı dilâverânlarından şehbâz-ı şehnâz fetâları şehîd olup bu rûz-ı ıydda bir ceng-i azîm olmuşdur kim bir vecih ile ta‘bîrleri mümkin değildir kim iki seneden berü böyle neberd-i azîm olmamışdır.
EÇS VIII 295b
Ammâ mel‘ûn küffârı mübârizân-ı dilâverân kıra kıra bî-tâb u bî-mecâl olup ta‘âm yeyüp yine kırmağa başladılar, zîrâ küffârın gidecek yeri olmayup orta yerde topa tutulmuş maymûna dönüp harbende ve seyisler ve nâ-bâliğ gulâmlar bile küffârı kırmadan tâb [u] tüvânları kalmadı.
EÇS VIII 295b
Cümle yedi bin yedi yüz kelle ve bin aded esîr-i bend-i zencîr olup on bir aded kapudan ve niçe yüz aded iş erleri kayd-bend ile cemî‘i erganon ve nâkûs ve haçlı peykerleriyle cümle küffârları zencîrler ile alay alay keşân ber-keşân sürüp kal‘a altından ser-nigûn bayrakların açarak ve tabl torompetelerin çalarak cümle guzât alay ile geçüp cümle ganâ’im olan küffârın atların yedeğe alup huzûr-ı vezîria‘zamdan güzer etdiklerinde küffâr kal‘adan bu hâl-i perîşân-ı pür-melâli görüp niçe küffâr dâğ-ı derûnlarından kendülerin kal‘a dîvârların üstlerinden handaka atup pâre pâre oldular. Ve Sadrıa‘zam niçe yüz esîrlerin boyunların urduğun guzât-ı müslimîn görüp herkes kayd-bendinde olan esîrlerin hıfz etdi.
EÇS VIII 295b
Ve beş aded kapudanlarının dahi kelleleri kesilüp cümle guzât-ı müslimîne ihsân [u] in‘âm ve çelengler bezl olup cemî‘i mecrûhlara nân-pâreler verilüp niçe iş erlerine şehîd olan mîr-i mîrânların eyâletleri tevcîh olup ordu-yı İslâm içre taraf taraf sürûr [u] şâdımânîler olup bakıyyetü's-süyûf olan küffâr-ı hîlekârlar mecrûh menkûb kal‘aya teveccüh edüp "Meded bizi tut yâ Îsâ" deyü ricâ etdiklerinde ricâların Hazret-i Îsâ tutup niçe yüzünü Seydîzâde Mehemmed Paşa'ya verdi. Niçe yüzünü tutup Konakçı Kara Alî Paşa koluna verdi. Ve niçe yüzünü Yanyalı Bebr Paşa koluna verüp anlar dahi kayd-bend ile cümle küffârı cümle gâziyânlarıyla tekrâr bir alay-ı azîmler ile üç aded mîr-i mîrânlar huzûr-ı Sadrıa‘zama gelüp cümle askerine ihsân [u] in‘âmlar olup paşalarına hil‘at-i fâhireler geydirilüp herkes merkezlerine revâne olup guzât-ı mücâhidân içre bir gûne dahi ferah şâdîler oldu.
EÇS VIII 295b
Hattâ bu cengin üçüncü gün kuşluk vaktinde kal‘a içindeki cemî‘i küffâr Yüksek tabya ve Yarımca tabya ve Bıyıklı Mustafâ Paşa'nın tabyaları üzre cümle küffâr alâ mele’i'n-nâs âşikâreye çıkup kara şapka kal‘a dîvârın üstlerin zeyn edüp durdular, zîrâ bu tabyalar tarafında asâkir-i İslâmın aslâ meterisleri olmadığından kal‘a kapuları cümle açık dururdu.
EÇS VIII 295b
Hemân ol kapulardan taşra niçe bin piyâde küffâr ellerinde ve bellerinde aslâ silâhları olmayup başları kaba olup ellerinde birer beyâz bayrakları olup,
EÇS VIII 295b
"Amân, amân ey asâkir-i Âl-i Osmân, içerde ceneralimiz öldü şimden gerü vere verelim ve sizinle barışalım. Girid cezîresindeki feth etdiğiniz yerler sizin, sizde ve Kandiye bizde" deyü amân dedikleri vezîria‘zama mün‘akis olup cümle küffârı kal‘aya kovdular ve niçelerin vurdular ve niçelerin dahi kırdılar ve niçeleri içeri girmeyüp İslâm ile müşerref oldular ve olmayanlar da isfakiye dağlarında re‘âyâ oldular.
EÇS VIII 295b
Ba‘dehu 1079 senesi nısfında Vezîria‘zam kolundan Kızıl tabyaya umûm hücûm üzre takayyüd-i tâmlar ve cidd-i sa‘y-i ihtimâmlar olunup cemî‘i guzât-ı müslimîne ihsân [u] in‘âmlar verilüp Kızıl tabyanın hûn-âlûd hâk-i ahmer-gûnun asâkir-i muvahhidîn karınca toprak taşır gibi Kızıl tabyanın türâbların niçe kerre yüz bin tobralar ile taşıyup deryâya döküp on gün on gecede,
EÇS VIII 295b–296a
"Himmetü'r-ricâl takla‘u'l-cibâl" mazmûnu üzre Kızıl tabya dağın devirüp iki yıldan berü Kızıl tabya etrâfında tarafeynden atılan bin yedi yüz aded lağımları atıla atıla ve henüz türâbları taşına taşına ba‘zı lağımları meydâna çıkup Cebecibaşı Yûsuf Ağa ve Cebeciler Kethudâsı Fazlı Kethudâ cümle askeriyle Kızıl tabyanın on yedi yerde zâhir olan lağımlarının bârûd-ı siyâhların taşıyup der-hazîne olup henüz asâkir-i Âl-i Osmân bir gencîne-i pinhân bârûd hazînesine mâlik olup hamd-i Hudâ Kızıl tabyanın etrâf-ı eknâfın kesüp lağımlardan ve nâm-ı küffâr-ı bed-nâmdan bir şey kalmayup feth olunup üzerine asâkir-i İslâm çıkup alem-i Resûlullâh diküp üstüne balyemez toplar koyup 296a kal‘a içi henüz döğmeğe mübâşeret olundu.
EÇS VIII 296a
Ve yedi aded tabyalar dahi binâ olunup Vezîria‘zam tabyası ve Yeniçeri ağası ve Defterdâr Paşa tabyaları cümle gerüde mu‘attal olup Kızıl tabyadan ileri üç aded tabya-i azîmeler binâ olunup kal‘a içinde olan kenîseler ve sarâyları on iki koldan yeni dîvârı dahi döğmeğe mübâşeret olunup cemî‘i meterisler kal‘a içre yeni dîvâra doğru gitmeğe başladı.
EÇS VIII 296a
Ammâ yeni kal‘a dîvârı gûyâ sedd-i Kahkahâ-misâl bir alçak hayt-ı üstüvârdır. Kızıl tabyanın feth olduğun küffâr-ı pelîd-i anîd görüp bu yeni kal‘a dîvârı üzre yetmiş pâre balyemez toplar kolup ve Avret tabyası üzre dahi yetmiş pâre toplar koyup birbirlerini korudup yeniden henüz bir nev-zuhûr ceng [ü] cidâle başlandı.
EÇS VIII 296a
Ve bu Yeni kal‘a dîvârından içeri Kum kapusu kurbunda bir sedd-i Ye’cûc-misâl bir kârgîr binâ-yı azîm sarâyı cümle toprak ile doldurup bir tabya-i azîm edüp üstüne kırk elli pâre balyemezler koyup bizim yeniden binâ etdiğimiz tabyaları battâl etmeğe başlayup rûz-merre hırren fe-hırren ceng [ü] cidâller olup her gün bizim asker-i İslâm ancak birer adım ileri gidebilüp küffâr kal‘ayı bize kırât-be-kırât verirdi.
EÇS VIII 296a
Hikmet-i Bârî der-i devlet tarafından bir salâhor-ı şehriyârî bir musâhib hatt-ı şerîf ile gelüp Yeniçeri Ağası İbrâhîm Paşa'yı Âsitâne-i sa‘âdete kâ’immakâm etmeğe da‘vet olundu.
EÇS VIII 296a
Meğer İslâmbol'da şehzâdeler bahânesi ile bir azîm fitret [ü] güft-gûy olup cümle ehl-i hıref ve ehl-i sûk Atmeydânı'nda cem‘iyyet-i kübrâ edüp,
EÇS VIII 296a
"Biz şehzâdeleri katl etdirmeyüp Vâlide Sultân'a Allâh emâneti veririz" deyüp gulû-yı âmlar edüp gücile ehl-i [e]snâfı tepiş(?) etdiklerinde İslâmbol'u zabt [u] rabt içün yeniçeri ağasını kâ’immakâmlığa da‘vet edüp sene 1079 mâh-ı (---) günü İbrâhîm Paşa Der-i devlete revâne olup yerine Kulkethudâsı Abdurrahmân Ağa üç tuğ ile müstakil yeniçeri ağası olup Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa kulkethudâsı olup Burunsuz Ahmed Ağa zağarcıbaşı olup el-hâsıl cümle yeniçeri ocağı içre bir silsile-i azîm olup her menâsıb-ı âlîler erbâblarına tevcîh olundukda Yeniçeri Ağası Abdî Paşa hemân ol ânda altı bin aded güzîde tüvânâ yiğitleri serdengeçdi yazup herkes kollu kollarınca tirkeşüp küffâra bir ân râhat vermeyüp subh u mesâ Abdurrahmân Paşa kolundan ceng-i firâvânlar olup küffâr-ı bedkâr-ı hîlekâr Yeni kal‘a dîvârlarından biri baş göstermeğe kâdir olmazlardı.
EÇS VIII 296a
Bu mahalde sekbânbaşı dahi meterisden çıkup Âsitâne-i sa‘âdetde sekbânbaşı olmağa fermân olunup İbrâhîm Paşa akîbince Hanya'ya revâne olduğu mahalde Benli Ahmed Ağa ve başçavuş ve küçük çavuş şehîd oldular.