EÇS VIII 298a
Ol mahalde be-dürüstî vakt-i Şâfi‘î, evvel muzlimî olmuş elindeki fitili pinhân edüp bârûd hazînesin zabt edüp üstünde oturan küffârların arasına girüp niçe bârûda âteş edince el-azametullâh bârûd üzre oturup zabt eden küffârın cemî‘isi hevâya münkalib olunca,
EÇS VIII 298a
"Bire ordu-yı İslâmın tâ ortasında küffâr lağım atdı, bir[e] yok küffâr orduyu basdı" deyince Âl-i Osmân'ın deryâ-misâl asâkir-i nusret-me’serleri hâbdan bîdâr olup bir sadâ-yı Allâh Allâh kopdu kim cemî‘i hâb ile âlûd olmuş bî-rûh benî âdemler zî-rûh olup gördüler kim içlerinde küffâr askeri gecelemiş.
EÇS VIII 298a
Hemân cümle ehl-i îmân dal sâtûr-ı Muhammedî olup küffâra girişdiler. Küffâr dahi asker-i İslâma karışdılar ve katışdılar ve birbirlerine sîne-be-sîne çatışdılar, vakt-i sabâh da karîb olup birbirleriyle görüşdüler. Ve küffâr-ı hâksâr tabl nâkûs torompete ve luturyanî boruların çalmağa henüz başlayup cümlesi bir yere gelüp hınzîr sürüsü gibi sürü sürü gelince asker-i İslâm (İslâm) içinde,
EÇS VIII 298a
"Bire küffâr-ı hâksâr ordu-yı İslâmı basdı" deyince bir sît [u] sadâ olunca el-azametullâh hemân niçe mağârâlarda hâb-ı gafletde yatan nerre-i gurrende-i derende-misâl ejder-i heft-ser âdem ejdehâları mağârâlarından başı kabak yalın ayak herkes dal kılıçları ve kendileri uryân kışlalarından ve çadırları tabya ve siperlerinden çıkınca kâmil vakt-i subh-ı sahîh-i Şâfi‘î olup taraf taraf karavullar dahi haberdâr olup Mısır ve Şâm ve Haleb ve Anatolu ve Mar‘ayş ve Karaman ve zümre-i sipâhiyân askerleri cem‘ olunca küffâr hayli hayl-i asâkir-i İslâmı şehîd etdiler, ammâ geceden Yüksek tabya meterisin basan küffârdan cân kurtulmadı.
EÇS VIII 298a
Ba‘dehu Haleb vâlîsi Kethudâ İbrâhîm Paşa ve Kapudan Kaplan Paşa ve Çorum (---) Paşa ve Seydîzâde Mehemmed Paşa ve Kara Alî Paşa ve Bebr Paşa (---) (---) (---) bu kadar vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve bu kadar gâziyân-ı serv[er-i] hünerverler küffâr-ı hâksârın kal‘adan tarafa ardların alınca vakt-i Şâfi‘î geçüp kâmil vakt-i Hanefî Nu‘mân-ı Sâbitî sâbit olunca cümle cüyûş-ı muvahhidîn sâbit-kadem olup göz gözü görüp hemân cümle gâziyân-ı mücâhidân küffârın içlerine dalup gerü küffârı Kassâb Cömerd köçekleri gibi kırmağa başladılar.
EÇS VIII 298a
Ammâ Venedik küffârı ahdine vefâ edüp kal‘a[dan] ne bir top ve ne bir tüfeng ve ne bir kumbara atmayup bizden de anlara bir şey atılmayup cemî‘i Venedik küffârları kal‘a tabyaları üzre kat-ender-kat olup bî-bâk ü bî-pervâ meydân-ı bezm [ü] rezm-i arsagâhda olan savaş-ı perhâşı seyr etmeğe meşgûller idi.
EÇS VIII 298a
Ammâ sad bârekallâh ibtidâ asâkir-i sipâhiyânın zümre-i silihdâr[â]nı içre ibtidâ küffâr anda girdiğinden ibtidâ anlardan kelleler ve diller aldılar. Ve kışlalarından da esîrlerin kayd-bend edüp yine savaşa girdiler. Andan dergâh-ı âlî yeniçerilerinin serbâzânları kelle aldılar. Andan cebeciler ve topçular diller aldılar.
EÇS VIII 298a
Hulâsa-i kelâm kal‘a ile küffârın mâbeyni asker-i İslâm ile mâl-â-mâl olup küffâra bir ân amân u zamân vermeyüp küffârı deste deste kırarlarken hemân küffâr-ı hâsirîn âyet sûre-i (---) Arapça nassı üzre küffâr-ı dûzah-karârın sâtûr-ı Muhammedî yemeden karârları kesilü[p] karârları firâra mübeddel olup kal‘aya bi'z-zarûrî firâr edeyim derken atlı ve piyâde asâkir-i islâmımız içinden halâs olmayup atlı küffârları esb-i sabâ-peymâlara süvâr ola[n] silâh[ş]orân silâhdârân-ı sipâhân kırmağa âheng etdiler.
EÇS VIII 298a
Piyâde küffârları piyâdegân-ı gâziyân-ı mücâhidân-ı yeniçeriyân cebeciyân serdengeçdileri kassâb-ı ecel gibi kırmağa başlayup kelleler galtân seyl-i hûn revân olunca hemân bakıyyetü's-süyûf olan küffârlar yokuş aşağı kal‘aya firâra yüz dutup,
EÇS VIII 298a–298b
"Meded senden yâ Îsâ, tut bizi" dediklerinde Hazret-i Îsâ Nebî'nin rûhâniyyet-i şerîfeleri bu küffârları emr-i Hak ile dutup pây-beste ve dil-haste ve şikeste beste dest-i asker-i İslâma verüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî usta Kassâb köçekleri 298b bu Fransa-i dıransa cünûd-ı cünübün eyle kırdılar kim Hudâ-yı Lem-yezel hakkıyçün Kanlı Mağârâların kayaları üzre hûn-ı insân cereyân seyl-i revân olup sahrâ-yı Kandiye kan ile sürh-gûn olup Kandiye altında Kanlı Mağârâlar kan ile Kanije-vâr dolup rûy-ı arz cesed-i küffâr ile Şecer-i Vakvâk (gibi) dibi gibi zeyn oldu. Âye[t] sûre-i (---)
EÇS VIII 298b
nass-ı kâtı‘ı nesîminden âye[t] sûre-i Fetahnâ: Arapça hükm-i şerîfi üzre niçe bin guzât-ı müslimîn mâl-ı ganâ’imler alup hemân on dörd bin küffârdan dörd küffâr halâs olmayup cümle helâk olup hemân üç bin sekiz yüz kelle ve bin yedi yüz aded diller dip diri dil olup meydâna çıkdı. Sadrıa‘zamın kıracaklarını bilüp cümle gâziyân-ı mücâhidânlar aldıkları esîrleri hıfz edüp hayme ve hargâhlarında ve siper tabyalarında cümle küffârların pinhân etdiler. Ba‘dehu alâ mehil fürûht etdiler. Sadrıa‘zam haberdâr oldu ammâ yine ığmâz-ı ayn etdiler.
EÇS VIII 298b
Meğer bu imdâda gelen Fransa kalyonlarıyla İşpanya papası ve Malta ve Duka ve Manya kâfirleri dahi bile imdâda gelmişler imiş. Hemâ[n] bu gazâ-yı garrâda cümle on tokuz Fransa beğzâdeleri ve yetmiş aded kalyon kapudanları ve yetmiş aded Rimpapa papasları ve Malta kapudanı ve Duka kapudanı ve Manya kapudanı ve yüz yigirmi yedi aded yüzbaşıları nâmında kapudanları cümle esîr-i bend-i zencîr olduklarından mâ‘adâ bizzât Fransa kralının büyük oğlu bu ceng-i azîmde gâ’ib olup,
EÇS VIII 298b
"Niçe yüz milyon guruş verelim, bize kralzâdemiz leşini verin. Eğer sağ ise size Misine cezîresin üç yüz pâre kal‘asıyla verelim, bize verin" dediler ve niçe bin gûne ricâlar etdiler. Mühim edinüp, bulup vermediler ve bir haber alınmayup leşler içinde gâ’ib oldu, zîrâ niçe guzâtın tâze fetâları kâfir leşlerine avret yerlerindeki kıllarına [ve] koltukları kıllarına âteşler edüp niçe bin küffâr leşleri cayır cayır dünyâ âteşine yandılar.
EÇS VIII 298b
Âhır-ı kâr bu kralzâde içün Fransa, Venedik ile adû-yı cân hasm-ı kavî oldular. Ve Fransa küffârı bu sâtûr-ı Muhammed yerken gâ’ib mürd olan Fransa kralzâdesi hakîkatü'l-hâl büyük kral-ı dâll idi kim Dış Fransa hâkimi idi.
EÇS VIII 298b
Hattâ bu hakîr-i pür-taksîr sene 1074 târîhinde Raba suyu inhizâmından sonra Nemse çâsârı kralına varup andan pasaporta nâm hatlar alup Bahr-i Muhît kenârında Lonçat şehrine ve Donkarkız ve Danimarka vilâyetlerine ve Alman deryâsı kenârında Filimenk kralının pây-i tahtı olan Amıstırdam vilâyetlerine ve niçe yüz pâre şehirlerine ve yedi krallık vilâyetlerine gidüp seyâhat ederken ol sene bu cengde gâ’ib olan Fransa kralı şehzâdesine hakîr râst geldikde buluşup elimde olan Nemse çâsârın hattını görüp vâfir hazz edüp yetmiş gün kendü ile ve banları ve hatmanları ve hersekleriyle üns [ü] ülfet etdiğimiz mahallerde elli bin aded asker ile Dış Fransa vilâyetine giderdi. Bî-hadd ü bî-pâyân asker-i deryâ-misâle mâlik olup bir nev-cüvân kralzâde-i cihân pençe-i âfitâb-ı devr-i zamân idi. Meğer eceli sahrâ-yı bî-amân Kandiye-i dâr-ı kızıl kanda dest-i Âl-i Osmân'da müstağrak-ı hûn olup nâ-bedîd oldu.
EÇS VIII 298b
Andan gayri küffâr-ı hâksârlar dahi dendân-ı tîğ-ı âteş-tâb ile müşerref olup bakıyyetü's-süyûfları pây-beste ve dil-haste kayd-bend-i esîr-i bend-i zencîr olup cümlesin keşân ber-keşân çekerek ve yine kendülerine tabl, kudûm, nefîr, luturyanîler çaldırarak alay alay ikişer ikişer zencîrlerde bağlı ve ciğerleri dâğlı olup her birin kim esîr etdi ise yine bend-i zencîrin uçları ol gâzîlerin ellerinde olup cümle üç bin sekiz yüz aded kelleler cümle sipâhânın nîzelerinin lâlezâr bayrakları ucunda demirlerine cümle kara saçlı ve kara şapkalı kelleler zeyn olup alay alay güzer ederlerdi. Ve cümle esîrleri keşân ber-keşân sürerlerdi.
EÇS VIII 298b
Ve cümle gûnâ-gûn kuyruksuz atların ters eğerleyüp haçlı peykerlerin atları üzre ser-nigûn bağlayup cemî‘i guzât bunları kal‘a altından geçirirken Fransa küffârı esîrleri kal‘a üzre olan temâşâcı Venedik küffârlarına bakup,
EÇS VIII 298b
"Bire kanalya ve bağasa ve bumarko" deyü göğüs kakup âh [u] enîn ile geçerlerdi.
EÇS VIII 298b
Ammâ Venedik[li] bu mahalde kal‘adan asker-i İslâma bir top ve tüfeng atmayup Fransaların esîr olduklarına bakup gülüşüp,
EÇS VIII 298b
"Kandiye kal‘asının yarısın ister misiz" deyü Venedikli Fransa'nın esîrlerine çağrışup ta‘ne-i serzeniş ederlerdi. Ve,
EÇS VIII 298b
"Âferim gidi Türk, Fransa'yı ey kırdınız" derler idi. Ba‘zı âkıbet-endîş Venedikli Fransa'nın böyle kırılup esîr oldukların görüp,
EÇS VIII 298b
"Bugün bunlara ise yarın bizedir" deyü sakalların yolarlardı.
EÇS VIII 298b–299a
Bu hâl 299a üzre cümle guzât kal‘a altından ubûr edüp huzûr-ı Sadrıa‘zama gelüp Göllük tarafında olan vüzerâlar ve mîr-i mîrânlar ve mîr-i livâlar ve cümle ocak ağaları ve cümle iş erleri ve gayr[i] alaybeğlerine hil‘at-i fâhireler geydirilüp kelle getirenlere yüzer guruş ve dil getirenlere yüz ellişer guruş ve bir tu[r]na teli çelenk başlarına takılup yine esîrleri kendilerine hibe olunup belli başlı kapudanları ve ceneraller pâdişâh içün zabt u ahz olunup sâhiblerine birer kîse guruş ihsân olunup küffârın cümle kuyruksuz atların ve âlât-ı silâh cebehânelerin cümle mîrîye alınup getirenlere belağan-mâ-belağ ihsânlar olup İbrâhîm Paşa ve Kaplan Paşa'ya birer semmûr postîn kürkler in‘âm olunup hamd-i Hudâ âye[t] sûre-i (---) Arapça nassı fehvâsınca cümle cüyûş-ı müslimîn mansûr u muzaffer oldular.
EÇS VIII 299a
Derûn-ı kal‘adan küffâr bu hâl-i pür-melâl-i perîşânı göricek selâmetden me’yûs ve kal‘adan el yumak fikrinde oldular, ammâ âye[t] sûre-i (---) Arapça mazmûn-ı şerîfi üzre inâdlarına musırr olup serdengeçdiler ve salıcılar ve varıcılar ve delikçi gâzîleri küffârın şaranpavlarından içeri girüp domuz damları içinden koca domuzları depeleyüp niçe binini esîr edüp asâkir-i İslâm meyânında irtifâ‘-ı kadr bulurlardı. (---) (---) (---) (---)
EÇS VIII 299a
Der-menâkıb-ı keşf-i râz melâmiyyûn-ı işrâkıyyûn Samûdî Alî Dede
EÇS VIII 299a
Ba‘zılar Summî Alî Dede, ba‘zılar Söylemez Alî Dede derlerdi. Ordu-yı İslâmın cânib-i cenûbîsinde Çamaşır deresi kenârında bir gâr-ı yetîmân içre erbâb-ı tîmârdan bir kimesne terk-i dünyâ olup halkdan münzevî bir kûşe-i vahdetde sâkin olup aslâ dünyâ kelâmın söylemeyüp işrâkıyyûn müştâkıyyûn (---) (---) -ıyyûn fukarâlığın kabûl edüp dâ’imâ summun bükmün durup gündüz sâ’im ve gece gündüz kâ’im tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl olup erbâb-ı tîmârdan bir dostu beher leyl birer çanak buğday çobrası getirüp anınla kifâflanırken bir gün cümle otuz iki dişlerin çıkarup bî-dendân kalup yine sâkin olduğu kehf-i garîbân anda tâ‘at [u] ibâdât ederek bir ferd-i âferîdeden bir nân nemek kabul etmeyüp subh [u] mesâ kırk vukıyye bir top güllesin mağârânın bir köşesine döğe döğe mağârânın kayasın un gibi etmeği kâr edinmiş.
EÇS VIII 299a
Niçe bin aded ordu-yı İslâm halkı buna varup selâm verdiklerinde işâret ile selâm alup ne selâm ve ne aleyk dünyâ kelâmından bir harf-i hîcâ tekellüm etmediğin hakîr istimâ‘ edüp,
EÇS VIII 299a
"Elbette ben anı söyledirim" deyü niçe ahbâb yanında da‘vâ-yı merd edüp küffârın Göllük tarafında mezkûr münhezim olan Fransa kâfiri arbedesinden üç gün sonra azm-i râh-ı bî-zebân Alî Dede deyüp yedi aded yârân-ı zarîfân-ı nükte-şinâsân ile piyâdece giderken bir bârân-ı rahmet nâzil olup saf saf kürdeledüp(?) giderken beş aded yârânlarımız geri dönüp mîrî furûnlara esbâblarını kurutmağa gitdiler.
EÇS VIII 299a
Üç kişi yolumuzdan dönmeyüp "Ol azîzi elbette ziyâret ederiz" deyüp giderek belimize dek çamura gark olup dedenin mağârâsı kurbuna vardıkda iki yârânımız ileri varup Alî Dede'ye selâm verdiler. Aslâ selâm almayup bunlar dahi dönüp geldiler.
EÇS VIII 299a
Hemân hakîr dahi ileri varup Alî Dede mağârâ kapusunun iç yüzünde oturduğunu görünce bir na‘ra-i yâ hû deyüp hemân Dede'nin gözü önünde çamurun içine yüzü koyu yatup yüzüm üzre çamur içre sürüne sürüne dirseklerimle yürüyerek cümle kürk ve esvâb-ı eskâl çamaşırım çamurda mülevves olarak gâr-ı yetîmin kapusu önüne vardıkda ayak üzre kalkup,
EÇS VIII 299a
"Aşk ola cânlar cânı" dediğimde hemân Alî Dede ayak üzre kalkup eydir:
EÇS VIII 299a
"Aşkına meşk ma‘şûk Rab ola. Hakkâ ki ey serdengeçdi dilencisin kim üç yıldan berü beni sen söyletdin. Sırr-ı Huda sende kalsın kim parmağındaki hâtemin sec‘ine, ‘mahzen-i esrâr-ı Hudâ Evliyâ’ deyü bu mührü yaz" deyü, nutuk buyurdular. Ve,
EÇS VIII 299a
"Buyurun külbe-i ahzân gâr-ı yetîmânımıza" dediler.
EÇS VIII 299a
Hemân hakîr "destûr" deyü kehfden içeri "yâ aşk" deyü girdikde üstüm başım çamuruyla oturdum.
EÇS VIII 299a
"Dest-bûs edem" dedim, dedem rızâ vermeyüp bir el arkası yerde temennâ etdim. Ve ber-zânû âdâb üzre cülûs etdim.
EÇS VIII 299a
"Safâ geldin Evliyâm, kadem rencîde kıldın. Bize vücûd-ı nâzenînin ile hedâyâ getirdiğin Kur’ân-ı azîmi tilâvet edüp istimâ‘ edüp mahzûn kalbimiz şâd ve vîrân çeşmimiz âbâd ola", dediklerinde hemân sûre-i (---):
EÇS VIII 299a
âyet-i şerîfin ilâ âhırih tilâvet edüp el-fâtiha deyüp ba‘de tilâvet-i seb‘ı'l-mesânî
EÇS VIII 299a
"Ömr-i azîzim bu abd-i kemter-i ahkar bir hayr du‘ânız ricâ eder" dediğimde,
EÇS VIII 299a–299b
"Vallâhi bürâder sana 299b âlem-i sabâvetden berü du‘â-i hayr vakf-ı a‘zam tılsım-ı nazar-ı kimyâ-yı iksîrin etmişler. Sen kimsenin du‘âsına muhtâc değilsin, zîrâ cümle Kur’ân-ı azîm ve Furkân-ı mecîdsin kim senin hakkında Cenâb-ı Kibriyâ sûre-i (---) Arapça buyurmuşdur. Hemân Kandiye fethi gibi niçe feth [u] fütûhâtlarda bulunup niçe haccü'l-ekberler edüp seyâhat-i sa‘âdet-i dâreynde nâ’il olasın. Bu niyyete el-aşk rabbâh" deyü hâmûş-bâş oldu. Hemân hakîr eyitdim:
EÇS VIII 299b
"Sultânım, küstâhlıkdır ammâ Kandiye fethinde bulunasın buyurdunuz ammâ ne zamân fethi görebiliriz" dediğimde,