EÇS VIII 301a
Yeni dîvâra mukâbil leb-i deryâda bir kûh-ı Demâvend bî-mânend tabya-i azîmi Sadrıa‘zam kethudâsı Mahmûd Ağa binâ edüp üstüne on iki pâre balyemez toplar koyup ammâ dahi mazgal delikleri açmayup hâzır-bâş durup cemî‘i Vezîria‘zam tevâbi‘âtı ve cümle sekbânları pür-silâh olup ol tabya etrâfında meterise girdiler.
EÇS VIII 301a
Ve bu mahallerde fermân-ı serdâr-ı mükerrem sâdır olup yedi vezîr, yetmiş mîr-i mîrân ve yüz yigirmi aded mîr-i livâların cümlesi evkât-ı hamsede tabl ü nakkâre ve nefîr ü sûrnâ ve zîl [ü] bem ile gûnâ-gûn cengî harbîler her bâr henüz çalınmağa başladı, ammâ mukaddemâ aslâ bu kolda tablhâneler çalınmazdı, ammâ içerde küffâr her bâr gûnâ-gûn torompeteler ve erganon ve nâkûslar çalınup şâdımânlar edüp sadâsından durulmazdı, ammâ bu mahallerde küffâr ol kadar luturyan boruları çalmayup şâdımânîler etmez oldu. Bizim cengî harbîler çalınmağa başlayınca asker-i İslâm bildiler kim,
EÇS VIII 301a
"Şimden gerü küffâr[a] hücûm ile yürüyüşler etmek mukarrerdir" deyü cünûd-ı müslimîn içre bir sürûr [u] şâdımânlar hâsıl olup kuvvet-i kâhireleri ziyâd ber-ziyâd oldu. Ve bu günlerde cemî‘i asâkir-i İslâm içinde dellâllar nidâ eyleyüp,
EÇS VIII 301a
"Her kim ekmek ve tîmâr ve ze‘âmet ve sipâhîlik isterse dîn-i mübîn uğuruna gelsin yürüyüşdür, ma‘lûmunuz olsun" deyince azamet-i Hudâ guzât-ı müslimînler bildiler kim,
EÇS VIII 301a
"Sâ’ir yıllar gibi yürüyüş değildir" deyü cümle guzât azîm tedârikler görüp İslâm leşkeri içinde ferah u şâdîler peydâ oldu kim kimesnede bir hidmetkâr ve oğul ve karındaş ve akrabâlar kalmayup cümlesi serdengeçdi yazılmağa gitdiler.
EÇS VIII 301a–301b
Göllük tarafında bir haftada on iki bin aded pür-silâh garîb yiğitler hâzır-bâş 301b tahrîr olundular.
EÇS VIII 301b
Ve dahi Vezîria‘zam kolundan yigirmi bin aded şehbâz ve bahâdırân gâziyân-ı mücâhidân nâmdâr yiğitler tahrîr olunup anlar dahi pür-silâh âmâde olup Cebecibaşı Yûsuf Ağa'ya ve Fazlı Kethudâ'ya fermân sâdır olup,
EÇS VIII 301b
"Bu mezkûr otuz iki bin aded serdengeçdi yiğitlere kollu kollarınca defter-i pâdişâhî üzre cemî‘i mühimmât [u] levâzımât cebe ve cevşen ve âlât-ı silâhların veresin" deyü fermân verildikde cümle garîb yiğitler müsellah ve hâzır-bâş olup yürüyüş "Bugün, yarın" deyü müterakkıblar iken derûn-ı kal‘ada olan küffâr Âl-i Osmân askerinin bu gûne velvele ve gulgulesinden nakş alup cân başlarına sıçrayup cümle bir yere gelüp müşâvere edüp derler kim,
EÇS VIII 301b
"İşte Türk askeri bize amân u zamân vermeyüp şeb [ü] rûz göz açdırmayup ceng ederek Kızıl tabyamız alup andan içeri bin âdem girüp bir kat Yeni dîvârımız dahi alup andan içeri yedi yüz âdem öbür yeni dîvâr dibinde meterise girüp dağlar gibi şehrimiz içre şehre havâle tabyalar yapup henüz cengî harbîler çalmağa başlayup elbette bir gün yürüyüş edüp cümlemizi evlâd [u] ıyâlimizle kırup elbette kal‘ayı alır, buna ne çâre ve ne ilâc ve hîle ve tedârik edelim" deyü cümle kapudanları ve ceneralleri ve sâ’ir ser-i kârda olan mel‘ûnları müşâvere-i bî-savâb ederlerken hikmet-i Kâdir [ü] Kayyûm Sadrıa‘zam kolunda karakatır nâmlı bir mefret azîm topumuza âteş edince bu mezkûrûn melâ‘înlerin meşveret etdikleri kubbe-i âlîsinin tâk-i Kisrâsına top güllesi isâbet edince ol kubbe-i azîm münhedim olup müşâverede olan mel‘ûnların yetmiş üç aded belli başlıları yam yassı basdırma-misâl taşlar altında basdırılup birkaç yüzü mecrûh olup kal‘a içre dibelik bir feza‘ u çeza‘ vâveylâ vâki‘ olup derhâl başpapasları cemî‘i ruhbânları başına cem‘ edüp,
EÇS VIII 301b
"Bire meded kal‘ayı hemân Türk'e vere ile verelim. Andan her birimiz diyârlarımıza gidelim. Hemân bedenler üzre amân ey Âl-i Osmân diyelim, yohsa devlet-i Îsâ bizden ne kadar zamândır yüz çevirüp Meryem Ana'mız incinmişdir" dedikde hemân ol ân bir kayığa birkaç pîr-i muğân keferelerin eşbehlerin koyup leb-i deryâda olan meterislerimiz önlerinden bir top menzili alarka yerde bir kâfir kayığı geçüp beyâz bayraklar diküp Acısu başına varup yanaşdılar.
EÇS VIII 301b
Ammâ bizim asâkir-i İslâm tarafından anlara bir kimesne rağbet etmeyüp yanlarına varmayup germâ-germ göz açdırmayup ceng [ü] cidâller olmada.
EÇS VIII 301b
Hemân kayıkdan birkaç küffârlar beyâz bayraklarıyla bilâ-silâh uryânen leb-i deryâda olan bostâncılara çıkup,
EÇS VIII 301b
"Amân ile biz barışsak gerek, var bize bir haber getir" dediklerinde bâğbânlar eydir:
EÇS VIII 301b
"Biz barışmak istesek dahi geçen yıl barışırdık, ammâ yarın öbür gün yürüyüş edüp bu kal‘ayı kılıç ile kıra kıra alırız" dediklerinde hâh nâ-hâh bostâncılara niçe mâllar verüp meğer bostâncılar Yeniçeri Ağası Abdî Ağa'nın kethudâsı Semiz Mehemmed Ağa'nın bostâncıları imiş. Anlar yeniçeri ağasına gelüp ağa dahi Sadrıa‘zama varup ahvâli i‘lâm edüp Sadrıa‘zam çavuşbaşı ve subaşı ve Karakulak Ahmed Ağalara,
EÇS VIII 301b
"Varun görün şu kâfirler ne derler?" deyü kâfire gönderüp bunlar dahi me’âl-i kelâmı kâfirden haber alup sâhib-i devlete küffârın sulha rağbet etdiklerinin haberin verince,
EÇS VIII 301b
"Tiz şu kâfirleri vurun, kırın, kovun. İnşâallâhu Te‘âlâ biz kal‘ayı bir gün yürüyüşle alırız" deyü bu haber yine küffâra gelüp küffâr bî-tâb u bî-mecâl ve hâ’ib ü hâsir gerü kal‘alarına gitdiler.
EÇS VIII 301b
Ale's-sabâh yine ol kayık beyâz bayraklarıyla gelirken ardı sıra bir kayık dahi nümâyân olup tâ küçük kal‘a altına varup anın muhâfızı olan Velî Paşa yanında bir kayık kalup birisi yine dünkü yerde Acısu kenârına yanaşup yine kovdular.
EÇS VIII 301b
El-hâsıl kâmil üç gün bu hâl üzre küffâr hâ’ib ü hâsir gelüp giderlerdi. Tâ ki dördüncü gün oldu. Anı gördük, ale's-sabâ[h] kal‘anın münhedim olmayan Kızıl tabya burnunda Sadrıa‘zam kolu tarafında bir azîm büyük beyâz bayrak dikdiklerinde yeniçeri ocağına kal‘a içinden on aded belli başlı ve kara şapkalı muhteşem kapudanlar çıkup Vezîria‘zama haber olup anlar dahi Tercümânbaşı Panayot nâm kefereyi bir nefer kapucubaşısı ile kapudan paşaya gitdiler.
EÇS VIII 301b–302a
Kaplan Paşa ve Haleb vâlîsi Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa Göllük'den Sadrıa‘zam koluna gelüp Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa ile Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa sarâyları ortasındaki meydânda kefereler içün bir çetr-i mülemma‘ kurup anda kondurup rûz merre ellişer aded nertebânî ta‘âm-ı mümessek sükkerî taşıyup aç köpekler gibi yerlerdi. Hattâ açlıkdan çıkmış küffârlar böyle mümessek ve mu‘amberîn ta‘âmları 302a yeyince bir kaçı ishâle uğrayup fesâd-ı ma‘îde ile hasta olup kal‘aya gitdiler.
EÇS VIII 302a
Bu keferelere üç gün ziyâfetden sonra Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa ve Kaplan Paşa ve Abdurrahmân Paşa ve Yeniçeri Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa ve Zağarcıbaşı Ahmed Ağa ve cümle sipâhân ağaları ve her ocak ağalarından birer ağalar ta‘yîn olunup ve niçe umûr-dîde ve kâr-âzmûde müsinn ü ihtiyâr iş görmüş ve niçe fütûhâtlarda bulunmuş âdemleri "Meşveret etsinler" deyüp tenbîh ü te’kîd olunup cümle âdemleri ve cümle sulha çıkan kefereleri Vâlî-i Haleb Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa'ya teslîm olunup "Anın re’y [ü] tedbîr-i ahseninden hâric bir maslahat görülmeye" deyü fermân olundu.
EÇS VIII 302a
İbrâhîm Paşa dahi kal‘a mukâbilinde Kuşaklı Manastır kurbunda bir topdan mahfûz yerde İbrâhîm Paşa bir müşâvere haymesi kurdu kim cümle zer-ender-zer atlâs ve dîbâ ve şîb ü zerbâf ile bir nakş-ı bûkalemûn çetr-i mülemma‘ kurdu kim gûyâ serâperde-i Süleymânî idi.
EÇS VIII 302a
Ve Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa ve Defterdâr İbrâhîm Paşa ve Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa dahi anlar niçe gûne bârgâhlar ve hayme vü hargâhlar kurup sâ’ir ağavâtlar dahi münakkaş gûnâ-gûn zîbâ cergeler kurup küffârlar ile müşâvere etmeğe mübâşeret olundukda ibtidâ Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa yüz aded gümüş suhûnlar ve yüz aded fağfûrîler ve mertebânîler ile bir ziyâfet-i azîm etmişdir kim Kandiye altında böyle kand-ı nebâtlı mümessek ta‘âm yenmeyüp belki İslâmbol'da bile tenâvül olunmamışdır.
EÇS VIII 302a
Ba‘de't-ta‘âm cümle küffâra birer amân makramaların gerdânlarına bağlayup "Amânımız amândır, safâ geldiniz ve hoş geldiniz."
EÇS VIII 302a
{Der-feth-i kelâm-ı İbrâhîm Paşa, berâ-yı sulh-ı kal‘a-i Kandiyye}
EÇS VIII 302a
"Şimdengerü sizden bir şâfî haber isteriz. Bu bir haftadan berü siz bu kayıklar ile Acısu kenârına neye gelüp giderdiniz? Ve bu kal‘a üzre ne içün beyâz amân bayrağı dikdiniz?" dedikde küffârlar eyitdiler:
EÇS VIII 302a
"Ne gûne barışmağa geldiniz, bize hemân bir yararca doğru haber verin" dedikde anlar dahi eyitdiler:
EÇS VIII 302a
{Der-beyân-ı müşâvere-i kelimât-ı küffâr-ı hîlekâr}
EÇS VIII 302a
"Vallâhi evvellerde size bir elçimiz gönderüp, Tamaş dağından ötesi Hanya tarafları sizin olsun, Tamaş dağından beri Kandiye tarafları bizim olsun, demişdik. Geçen sene elçimizi kovup hâlâ Hanya kal‘anız içre elçimiz mahpûsdur. Ammâ şimdi Kandiye'yi size verelim, ammâ sizden ricâ ve temennâmız oldur kim Şibenik'de ve İspilet'de ve Zadra ve Marina ve Ribniçse ve Mandalina ve Kamin nâmân kal‘alarımızda sizin Bosna vezîri tarafından birer gümrük emînleriniz oturup gümrük mâlı tahsîl ederler. Ve sizin dahi cemî‘i bender iskelelerinizde meselâ Mısır İskenderiyyesi'nde ve Akye ve Sayda ve Berut ve Şâm-ı Tarabulus ve Haleb ve İskenderûn, Alanya ve İzmir ve'l-hâsıl cemî‘i iskelelerinizde dostluk içün bizim birer balyoz ve konsoloz ve beğzâdelerimiz otururlar. Bizim dahi bu Kandiye kal‘ası içinde bir beğimiz otursun ve liman kurbunda bir mahalle beğimizin tevâbi‘ât [u] levâhıkâtları sâkin olsunlar. Ve bir ricâmız dahi oldur kim bizim Suda kal‘amız bir cezîre taşlık yerdedir. Aslâ bir zirâ‘at edecek yeri yokdur. Ve ispirlonka adamız Karambusa cezîresimizde dahi eyle zirâ‘at edecek yerler yokdur üçü dahi bî-hâsıl yerlerdir. Sizden ricâmız oldur kim bu zikr etdiğimiz üç pâre adalarımıza Girid adasından anlara karşu yerlerde altışar mîl tûlen ve arzen topraklar verin, zirâ‘at etsinler, sizin dostluğunuzdan kesilmesinler. İşte bir ricâ ve temennâmız budur" deyüp hâmûş-bâş oldular.
EÇS VIII 302a
Eyitdi: "imdi ma‘lûm oldu kim yine siz kal‘ayı vermeyüp avk [u] te’hîr etmeğe çıkmışsız. İnşâallâh biz kal‘ayı kuvvet-i bâzûmuzla alırız.
EÇS VIII 302a
Ba‘dehu ol Suda ve ispirlonka ve Karambusa adalarında sizin ne alâkanız kalır. Ve istendiler ve Körfüz ve Zakilse ve Kefalonya ve Kotur ve İspilet ve Şibenik ve Zadra kal‘aların dahi bi-emrillâh feth etdiğimiz yakın zamânda görürsüz.
EÇS VIII 302a
Ve sizin pây-ı tahtınız olan Venedik şehr[in] dahi alup vilâyet-i islâmiyye'ye zamm ederiz. Sizin bizim toprağınızdaki Suda kal‘asında ve limanında alâkanız yokdur. Nezâketle mukaddem târîh edüp bizim deyü Suda'ya zirâ‘at içün toprak isteyüp ricâ ederiz derler. Kalkın şuradan, yıkılın gidin bu yerden, yohsa inşâallâh sabâhın sizin gözlerinize bir görünecek vardır" deyü bu kâfirleri İbrâhîm Paşa kovunca hemân cümle küffâr, amân sultânım deyüp yüzlerin yerlere sürüp,
EÇS VIII 302a–302b
"Sulh [u] salâhı nice isterseniz eyle olsun" deyü {yalvarup} tekrâr ricâ etdiklerinde Defterdâr Melek İbrâhîm Paşa ve Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa ve Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa yüklerin yukaru bâlâya koyup evc-i istiğnâ tarafında olup eyitdiler: 302b
EÇS VIII 302b
"Bu mel‘ûn küffârlar ile böyle sulh etmek muhâldir. Tiz çadırları bozsunlar ve germâ-germ yürüyüşler olsun" dediklerinde âlet-i mülâhaza ve ma‘a'l-kerâhe birkaç çadırları bozup paşalar kalkup gider şekillerinde olduklarında hemân küffârların akılları başlarından gidüp cümle vüzerâların ayaklarına düşüp yüz bin gûne ricâlar eylediler ve yine çadırları kurdular ve müşâvereye durdular ve müdâr[â]lıca sözlere mübâşeret etdiler.
EÇS VIII 302b
"Meded sultânım kal‘ada aslâ alâkamız kalmasın. Cümle cebehâne ve hazînesi ile pâdişâha teslîm edelim. Ve mezkûr üç aded adalarımıza cezîre-i Girid'den altışar mîl toprak istemeyelim. Ve ol üç aded cezîrelerin limanlarında bile alâkamız olmasın. Hattâ (Suda lima) Suda limanına sizin ve bizim gemilerimiz yanaşup lenger bırağup sizin olsun. Ve limanda avladığımız balıkların öşr-i sultânîsi bile sizin olsun kim Hanya kal‘anız kullarının aklâmları mâlı olsun. Ammâ lütf edüp Âl-i Osmân bir ankâ pâdişâh-ı zevi'l-iktidâr-ı Cem-cenâb pâdişâh-ı Haremeyn [ü] Irâkeyn'dir. Bu mezkûr üç pâre adacıklar bizim olsun, andan mâ‘adâsı sizin olsun" deyince hemân Abdurrahmân eydir:
EÇS VIII 302b
"Bire mel‘ûnlar! Şu Kıbrıs adasın sizin elinizden Sultân Selîm-i Sânî aldıkda etrâfında bir ilişik cezîre komadı. Şu bir Suda'yı ve Karambusa'yı ve ispirlonka cezîrelerini sizde komak ihtimâlimiz yokdur." dedi. Defterdâr Melek İbrâhîm Paşa eydir:
EÇS VIII 302b
"Bire! İnşâallâhu te‘âlâ biz Çuka adalarının ikisin dahi feth ederiz" deyüp kalkınca Ebü'l-hayrsız İbrâhîm Kethudâ Paşa:
EÇS VIII 302b
"Eyle olsun. Suda ve ispirlonka ve Karanbusa adaları siz[in] olsun" deyince Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Ağa ile Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa eyitdiler:
EÇS VIII 302b
"Yâ bu ne gûne sulh olur kim bu üç pâre cezîreler(e) kâfirde kala ve Suda kal‘ası Girid cezîresinin karnında iken kâfir elinde kala. Bu cezîre-i Girid nice kâfir elinden alınmış ola, lafzen alındı ve ma‘nen alınmamış ola" dediklerinde Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa eydir: