EÇS VIII 303b
Ve sizin kal‘a içre rehin paşa ve ağalarınızı karşu adaya gönderdiğimizin aslı oldur kim bizim cümle emvâl [ü] erzâklarımız şimdi karşu adada dağlar gibi yığılmışdır. Bu gelen on pâre imdâd papa kadırgaların sizin Cezâyirli ve Tunuslu ve Tarabuluslu yüz pâre kalyonlar ile henüz size imdâda gelirken bu papa gemileri anlara râst gelüp bunlar kaça kaça Istandiye adasında karâr etmeyüp bu Kandiye limanına dar düşdüler. Biz dahi Barbariyye Cezâyirliden havf edüp karşudaki mâlımız Cezâyirli urmasın deyü rehin paşaları ve cümle ağavâtları yasakçı gibi ale'l-acele karşu cezîreye gönderdik. Yohsa kal‘ayı size Allâh mübârek eyleye.
EÇS VIII 303b–304a
Ve bu tüfeng şenliği nedir? derseniz, cümlemiz mezârlarımıza varup vedâ‘laşma ziyâretleri 304a edüp şâdımân etdiğimizdir." deyü Îsâ ve Meryem'e yemînler etdiler. Hakîkatü'l-hâl eyle imiş.
EÇS VIII 304a
Haberin sıhhati alınup cümle guzât yine meterislerde ol gece kalup ertesi gün sene 1080 mâh-ı Cemâziye'l-evveli'nin gurresinde yevm-i Cum‘ada kuşluk vaktinde cümle altı bin altı yüz altmış altı aded kal‘a ve sâ’ir cebehâneler ve sâ’ir hazâ’in ve mühimmât anbârlarının cümle miftâhların vekîl-i pâdişâh-ı âlem-penâh olan fâtih-i Kandiye Fâzıl Ahmed Paşa'ya miftâhları teslîm edüp cenerali ve kapudanları cümle a‘yân-ı kibâr ile vedâlaşup gideceklerinde karşu cezîreye gönderdikleri rehinlerimiz olan paşa ve ağavâtların yerlerine kırk aded kapudanların dahi kal‘ada rehin alıkoyup cümle küffâr şikeste beste meksûrü'l-bâl ve dil-haste ve mecrûh ser kec-gerdân olup köse sakalların yolarak ve parmakların ba‘zıları gözlerine sokarak niçesi
EÇS VIII 304a
"Bu günü görmeyeydim" deyü gözlerin çıkararak feryâd u figân u nâlişler ile ağlayarak kal‘anın şimâli mukâbelesindeki on iki mîl Istandiye adasına gidüp anda lenger endâht oldukları ân Sadrıa‘zam fermân edüp cümle yeniçeri ocağı ve cümle cebeciyân ve topçuyân ve gayri sipâhân ocakları derûn-ı kal‘aya girüp cemî‘i sokak başların zabt u rabt edüp cemî‘i miftâhları teslîm olunan kapuları ve cebehâneleri ve cümle hazîneleri ve ma‘âdin anbârların ve mühimmât levâzımâtların kol kol ahz u kabz etdiler.
EÇS VIII 304a
Eğer bu cümle girüp bildiğimiz ahvâlâtları firâden firâdâ tahrîr eylesem bir mücelled kitâb olur, ammâ bu seyâhatde tahrîr etmeğe aslâ liyâkatim olmayup bu kadarca ile iktifâ olundu, zîrâ cemî‘i vekâyi‘âtların terkîm etmek makdûr-ı beşer değildir.
EÇS VIII 304a
Hamd-i Bâr-i Te‘âlâ sene 1077 mâh-ı Zilhiccesi'nin ikinci gün kal‘a-i Kandiye altında meterise girilüp bu âna dek kâmil otuz bir ay olup gece ve gündüz sayf [u] şitâda ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâller olup âhır-ı kâr sene 1080 târîhinin mâh-ı Rebî‘u'l-âhir'inin beşinci gün kal‘ayı vere ile verüp içerde yigirmi beş gün tekâ‘üd edüp yine sene-i mezbûrun Cemâziye'l-evveli'nin gurresinde Cum‘a gün kal‘ayı teslîm edüp seg ber-sahrâ deyüp ka‘r-ı girdâba gitdiler, ve's-selâm.
EÇS VIII 304a
Ammâ hikmet-i Hudâ: Kal‘a fethinden mukaddem Bî-zebân Alî Dede ile müşerref oldukda hakîr su’âl edüp,
EÇS VIII 304a
"Sultânım, inşâallâh kal‘a ne zamân feth olur?" dediğimde,
EÇS VIII 304a
"Otuz iki dişim çıkardığım otuz iki aya delîldir. Ba‘de'l-feth benim cenâzemde bulunup beni gasl edüp Yeşil Kol Sultân yanında defn eyle" deyü nutuk buyurdukları günün otuz ikinci ayında feth olup ba‘de'l-feth rûh teslîm edüp cemî‘i guzât-ı müslimîn cenâzesinde hâzır oldukda hakîr mağârâsı içinde cesed-i şerîfin gasl ederken ûd [u] amber ve za‘ferân ve benefşe ve gülâb-ı kudret râyihalarından demâğım mu‘attar olup cemî‘i fukarâ-yı mücâhidâ[n] tevhîd [ü] tezkîre meşgûller iken hemân merhûm Alî Dede'nin cesed-i şerîfin gasl ederken sadr-ı şerîfi üzre bir kırmızı hatt ile "Mağsûl ü merhûm u mağfûr" lafızları zâhir oladüşüp cümle âşıkân-ı gâziyân bu hattı görüp "sübhânallâh" deyüp âlem-i hayretde kaldılar.
EÇS VIII 304a
Hakîr dahi ale'l-acele techîz [ü] tekfînin görüp yetmiş yerden âb-ı zemzemli kefenler gelüp cümlesine Alî Dede'nin vücûdun sarup sarmalayup bir tâbût içre koyup yüz bin guzât-ı müslimîn namâzına hâzır olup edâ-yı salât oldukda hemân bir cân Alî Dede'nin mağârâsı içinde gasl olunan çirkâb suyundan kana kana içüp ol dahi Alî Dede gibi bî-zebân olup mağârâya girüp kaldı.
EÇS VIII 304a
Bu dahi garîb temâşâdır deyüp Alî Dede'nin tâbût-ı şerîfin bu kadar bin guzât parmak üzre götürüp Kara Şehîdlik mahalde mukaddemâ defn etdiğimiz Yeşil Kol Sultân ile bizim şehîd olan Hindî Baba Mansûr'un yanında defn edüp kabr-i şerîfi üzre niçe bin fukarâlar Yâsîn-i Şerîf tilâvet edüp niçe yüz fukarâlar meşhedi üzre kırk gün kırk gece kalup hatm-i şerîfler tilâvet ederlerdi. Rahmetullâhi aleyh, rûhlarıyçün el-fâtiha.
EÇS VIII 304a
Hâlâ Yeşil Kol Sultân ve bu Söylemez Alî Dede ve hakîrin refîki Hindî Baba Mansûr Dede hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmmdır, kaddesenâllâhu bi-sırrıhi'l-azîz.
EÇS VIII 304a
Hamd-i Hudâ böyle azîz sultânların hidmetlerinde bulunup ve Kandiye gazâsı gibi bir gazâ-yı ekberde bulunup ibtidâ vere günü Göllük tarafında Cennet kapusu nâm ta‘bîr etdikleri mahal üzre fetih ezânı okumak hakîre müyesser oldu. Cenâb-ı Hallâk-ı âlem dahi niçe gazâlarda ezânlar ve bâng-ı Muhammedîler çekmek hakîre müyesser ede, âmîn yâ Mu‘în.
EÇS VIII 304a–304b
Hudâ-yı müte’âl hakkıyçün fâtih-i Hanya gâzî ve sa‘îd ü şehîd 304b Yûsuf Paşa yılı bu ezân okuduğumu vâkı‘amda gördüm idi kim Kandi[ye] feth olmuş, hakîr elimde kılıcımla ezân okumuş idim. Hamd-i (hamd-i) Hudâ yigirmi beş yıldan sonra rü’yâ-yı sâliham gelüp zuhûr edüp Kandiye dîvârı üzre ezân tilâvet etmek ibtidâ bu hakîre müyesser oldu.
EÇS VIII 304b
Ba‘dehu cemî‘i guzât-ı İslâm kal‘a içine taşra ordudan taşınup gürûh gürûh kal‘aya girüp bir haftada Hunkâr câmi‘i olan kenîse-i azîmi pâdişâh-ı âlem-penâh içün bir câmi‘-i beytullâh-ı mu‘azzam edüp bu hakîr yine beyâz buyurdu-i şerîf ile ibtidâ bu câmi‘de Cum‘a ezânın tilâvet [edüp] cemî‘i mü’ezzinânlara re’îs-i Bilâlî olup du‘â-i hayr ile cemî‘i şehîd [ü] şühedâları ve hukûkun kesb etdiğimiz efendilerimizi ve cümle huccâc-ı müslimîn ve guzât-ı müslimîni ve pâdişâh-ı dîn-i İslâmı ve Serdâr-ı mu‘azzam Fâzıl Ahmed Paşa ibn Köpürlü Mehemmed Paşa'yı ve sâ’ir hâzırûn-ı cemâ‘at-i gâziyân-ı mücâhidânları du‘â-i hayr ile yâd edüp cemî‘i yetmiş seksen bin aded huzzâr sığâr u kibâr guzât-ı müslimîn âmîn deyüp bir rûhânîce du‘â hırmeni etdim ki Hudâ âlimdir girye vü nâliş ü feza‘ u çeza‘ ile âmîn deyüp feryâd etmedik âdem kalmayup elhamdü lillâh sümme elhamdü lillâh ki yigirmi yedi yıldan berü bu hasretü'l-mülûk olan Kandiye fethinde sağ bulunup ibtidâ Cum‘a namâzında böyle d[u‘â-yı] hayr hırmeninde bulunduk, deyü cümle guzât hamd [ü] senâ edüp yüzlerin gözlerin yere sürüp sürûr [u] şâdımânîler edüp du‘âları kabûl-i dergâh-ı Hayy [u] Vedûd ola.
EÇS VIII 304b
Hikmet-i Hudâ: Bir hafta içre bu Hunkâr câmi‘inin mihrâbı ve minberi ve mü’ezzinân mehâfili tamâm olup zîr-i zemînlerinde olan medfûn lâşe-i keferelerden tathîr ve cemî‘i kenîselerd[e] mülevvesât-ı müşrikînden tathîr ü termîm olunca donanma-i hümâyûn ile Hanya'dan seksen pâre kadırga ile altun alemli ve altun fenerli ve zer-ender-zer ü zîvere müstağrak olmuş başdarda-i hümâyûn ile ibtidâ Cum‘a gün Kapudan Kaplan Paşa vekîli Hanya vezîri Ankebût Ahmed Paşa donanma ile bile gelüp Kandiye limanında lenger endâht olacak mahalde Kandiye kal‘asından ve liman kullesinden donanma-i hümâyûna safâ geldin deyü bir fitilden bin altmış pâre top atup donanmaya şâdımânlar etdiler kim zemîn ü âsımân dir dir ditredi.
EÇS VIII 304b
Ve donanma-i pâdişâhî keştîleri dahi "Gazânız kutlu olsun" deyü cemî‘i kadırgalar ve başdardadan bir yaylım tüfeng ve bir yaylım top şâdımânları edüp âsımân-ı nîl-gûn ra‘d-vâr güm güm gürleyüp bârûd-ı siyâh ile ebr-i kebûd siyâh-gûn olup âteş-i top-ı kûblardan gûyâ Deryâ-yı Sefîd tutuşup âteş-i Nemrûd içinde kalup eyle top u tüfeng şâdımânîleri oldu kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr ve kilk-i me’âl ile tastîr olunmaz.
EÇS VIII 304b
Bu hâl üzre kal‘adan ve donanma gemilerinden yedi kerre biri biri akîbince şâdımânlar olup Deryâ-yı Sefîd ve kal‘a-i Kandiye murğ-ı semender-vâr âteş-i Siyâvuş içinde kaldı.
EÇS VIII 304b
Ammâ karşu Istandiye adasında hâb-ı dûzaha yatan küffârlar bu şâdımânları seyr [ü] temâşâ edüp derd-i derûnlarından azâb-ı dâr-ı cahîmde kaldı.
EÇS VIII 304b
Hemân beri cânibde Sadrıa‘zam tarafından cemî‘i asâkir-i İslâma alaylar fermân olundu kim cümle pür-silâh olup Sadrıa‘zamı alay-ı azîm ile ibtidâ Cum‘ada kal‘a içine girüp eyle alay-ı Muhammedî oldu kim tâ ordu-yı İslâm içinde Vezîria‘zam otağından Kandiye kal‘asına gelince bir sâ‘atlik yerde yer götürmez deryâ-misâl asker ile zemîn mâl-â-mâl olup yollar üzre kurbânlar tarafeynde kesilüp ve yemîn ü yesârda selâma duran gâziyân-ı mücâhidânlara sadakalar ihsân u in‘âm olarak kat-ender-kat asâkir-i İslâm içinde merdân-ı Hudâ gibi şîr-i merd-i dilîr Fâzıl Ahmed Paşa-yı vezîr ibn vezîr iki tarafına güler cemâl ile selâm vererek güzer edüp Hunkâr câmi‘i dervezesinde esb-i sabâ-peymâsından nüzûl edince yemîn ü yesârda selâma duran gâziyân-ı fakîrâna cümle yigirmi bir kîse bezl-i ihsân edüp Cum‘a namâzın edâ etdikde yine hakîr ser-mü’ezzinânlık edüp ibtidâ hutbeyi Şâm-ı cennet-meşâm müftîsi (---) Efendi hitâbet edüp hakîr yine bir du‘â etmişimdir kim vasfında lisân kâsırdır.
EÇS VIII 304b–305a
Ba‘de salâti'l-cum‘a Sadrıa‘zam kal‘a içinde limana nâzır bir sarây-ı azîmi zer-ender-zer ile müstağrak-ı envâr edüp anda sâkin oldukda tenbîh olunduğu minvâl üzre Kandiye kal‘asının der-i dîvârları üzre yüz bin aded tüfeng-endâz asâkir-i İslâm pür-silâh hâzır-bâş olup ibtidâ limanda başdarda-i hümâyûn ki rûy-ı deryâda lenger-endâz olup cemî‘i kadırgaları filandıralar ve sancağ u bayrağ ve alemlerle zeyn edüp çarmıhlarda cânbâzlar resen-bâzlıklar edüp cemî‘i kadırgaların forsaların kırmızı fesler ve beyâz gömlekler ile mülebbes edüp cümle gâziyân-ı keştîbân-ı mellâhânlar dahi libâs-ı gûnâ-gûnların geyüp ibtidâ kadırgalardan cümle bir yaylım tüfeng ve bir yaylım top atılup gülbâng-ı Muhammedî çekmeğe âğâze etdiklerinde azamet-i Hudâ Kandiye kal‘asının cemî‘i der-i dîvârı üzre pür-silâh âmâde olan yüz bin asâkir-i İslâm bir kerre bir ağızdan gülbâng-ı Muhammedîye üç nevbet 305a rehâ buldurup sadâ-yı Allâh Allâh evc-i âsımâna peyveste olunca cümle guzât küçük kol tüfenglerine ve büyük tüfenglerine âteş edince üç kerre yüz bin tüfenglerin sadâlar[ı] dahi sâkin olmadan cümle tabyalar ve siperler üzre ola[n] bin yüz aded toplara bir fitilden âteş edince zemîn ü âsımân dir dir [di]tremeden hâlî olmayup akîbince cümle guzât tekbîr-i Muhammedî getirüp cihân velvele-nâk eflâk-i semâ çâk oldu zann olup cemî‘i topların gülleleri deryâ üzre martı kuşu gibi seküp uçarak ve karpuz gibi yuvarlanarak ve keklik gibi gülleler rûy-ı deryâda ve karada sekerek küffârın karşu adada yatan gemilerine karîb top gülleleri gavvâs gibi dalardı.
EÇS VIII 305a
Bu hâl üzre yedi kerre biri biri ardı sıra eğer berren ve eğer bahren top şâdımânları ve tüfeng-i pür-ceng ferahları oldu kim Hudâ hakkı top u tüfeng sâ‘ikasından ve duhân-ı kebûdundan gûyâ ki semâda ebr-i kebûd pâre pâre olup zemîne düşdü.
EÇS VIII 305a
Bu şâdımânlardan fâriğ olunup yine "Ahşama hâzır olup şâdımânlar olunsun" deyü kol kol alay çavuşları tenbîh ü te’kîdler edüp nâdîler nidâ eyledi kim,
EÇS VIII 305a
"Hak Te‘âlâ pâdişâhımıza ömürler versin, fermân-ı sadrıa‘zam ile sâdır olmuşdur kim yedi gün yedi gece eğer deryâda ve eğer karada donanmadır, herkes var kuvvetlerin bâzûya getirüp hayme ve hargâhları ve evleri ve dükkânları ve dam u bâmların bayraklar ve kanâdîller ve gûnâ-gûn temâşâlar ile ve elvân elvân zer ü zîverler ile şehri bezeyüp herkes sâz u söz ve lu‘b u lehv, ayş u tarab edüp şâdımânlar edeler. Bildim bilmedim ve işitdim işitmedim demeyeler" deyü mükerrer mükerrer tenbîhler olundukda azamet-i Hudâ herkes Kandiye'nin lağım u meteris ve kumbara ve taş belâlarından halâs olduklarının şükrânesine cümle guzât-ı müslimîn kal‘a içinde çârsû-yı bâzârı ve cümle der-i dîvârları ve serâpâ sarâyları eyle müzeyyen etdiler kim Hudâ hakkı gidi Kandiye bâğ-ı İrem olup arûsek-i cihân oldu.
EÇS VIII 305a
Ve ol gece kal‘anın cümle der-i dîvârları üzre cemî‘i asâkir-i İslâmda ne kadar kerre yüz bin meş‘ale ve fânûslar ve cebehânede ne kadar neft ü katrân ve zift ü yağ ve yel mûmları ve bal mûmları ve niçe kerre yüz bin aded kanâdîller var ise kal‘a dîvârı üzre aslâ âteşsiz yer kalmayup eyle çerâğân oldu kim kal‘a-i Kandiye nûr-ı pür-nûr olup ahşamdan tâ sabâha dak top u tüfeng kırkar kerre yaylım yaylım atılırken meğer Sadrıa‘zam ve Defterdâr Ahmed Paşa ve Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa ve Defterdâr-ı sâbık Şâm vezîri Melek İbrâhîm Paşa ve Kethudâ İbrâhîm Paşa ve Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa ve gayri vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve gayri a‘yân-ı kibârların kollarında niçe kerre yüz bin aded serrâka âsımânî tarakalı fişengler ve badaluçka nâm muşkat ve tüfengler atup tâ vakt-i sabâha dek fişeng ü kumbaralar hevâda tayerân edüp bir gûne âteş-feşânlık oldu kim âsımânda pervâz eden murğ-ı hevâyîlerin per ü bâlleri ihrâk olup bî-cenâh hâk-i pâke düşüp niçe bin hûş [u] tuyûr zemînin rimâli üzre purputur gezerlerdi tâ ol mertebe hevâda âteş-i sûzân fişenglerden rîzân olurdu.
EÇS VIII 305a
Ve cemî‘i hânedânlar dam [u] bâmlarında niçe kerre yüz bin mûmlar ve fânûslar ve kanâdîller ile çerâğân olup ol şeb-i muzlim gûyâ rûz-ı rûşen oldu.
EÇS VIII 305a
Ve sabâhısı kal‘anın cemî‘i tabyaları üzre filandıra ve bayraklar ve sancaklar ve alemler zeyn olup (---) yüz aded koldan cümle vüzerâların ve mîr-i mîrânların ve mîr-i livâların taraf taraf mehterhâneleri çalınup ve evkât-ı hamse edâ olundukdan sonra du‘â vü senâ olunup üçer nevbet gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ba‘dehu birer yaylım tüfeng ve birer yaylım toplar atılup yedi gün yedi gece bu tertîb-i mastûr üzre gûnâ-gûn şâdımânlar olup gecemiz Kadr gündüzümüz ıyd-ı adhâ-yı rûz-ı nevrûz-ı Hârezmşâhî idi. Ammâ karşu tarafda olan küffârların rûzları rûz-ı cahîm ve zevkleri azâb-ı elîm olup bizim etdiğimiz sürûr [u] şâdımânları anlar gûyâ dâr-ı cahîm revzenlerinden nigerân edüp köse sakalların yolup gûyâ hakîm saparnasından kalkmış cuhûda dönmüşler idi.
EÇS VIII 305a
Hâlâ bu şâdımân içre Hanya'da bu kadar zamân haps olan Venedik elçisi la‘în donanma gemileri ile gelüp elçi bu şâdımânları görüp anlar dahi sakalların yolup "Hayfâ gidi Kandiye elimizden gitdi" deyü te’essüf çekerlerdi. Hattâ bu elçilerin konakları Kumkapu limanının iç yüzünde bir sarây-ı âlîde olup anlara rağmen birkaç oda topçuyânları anlara karîb kondurup eyle top u tüfeng şenlikleri ederlerdi kim gûyâ Mısır'da Nîl gemisi ve Seyyid Ahmed el-Bedevî şâdımânları olurdu.
EÇS VIII 305a–305b
Ve dahi deryâda ihrâk olan Fransa'nın paturuna kalyonunun cemî‘i topların deryâdan çıkarup elçi kâfirinin konakları önüne ale't-tertîb dizüp şeb [ü] rûz şâdımânlarda atarlardı. Ammâ hakkâ ki acâ’ib 305b ü garâ’ib nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn serâmed toplar idi. Cümlesi altun gibi sarı olup eyle sihr-i i‘câz medfa‘lardır kim bilâd-ı Frengistân'da eyle bir musanna‘ toplar dökülmemişdir.
EÇS VIII 305b
Ba‘dehu yedi gün donanma sûrundan fâriğ olunca Sadrıa‘zam fermân edüp,
EÇS VIII 305b
"Girit cezîresi etrâfında her ne kadar iskeleler var ise zabt u rabt ediniz kim aslâ bir tarafından der-i devlete Kandiye'nin müjde haberleri gitmesin tâ ki kal‘anın içinde olan cebehâneler ve mühimmât u levâzımât u zahâ’ir ve hazâ’in ve sâ’ir âlât-ı silâhı âvânîleri tahrîr olunca bir gemi bir tarafa gitmesin" deyü iskeleleri zabt edüp bir âdem bir kayıkla Girit'den bir cânibe gitmek muhâl olup ba‘dehu pâdişâh-ı âlem-penâh hazretlerine her kolun dîvân küttâblarına fermânlar sâdır olup fetihnâmeler ve müjdenâmeler ve niçe bin gûne havâdisâtlar tahrîr olmağa şürû‘ olunup bu hakîr de alâ kadri'l-imkân şikeste beste vâkıf-ı esrâr olduğumuz mertebe bir fetihnâme şekilli bir müsevvedâta mübâşeret etdik. İnşâallâh mahallinde tahrîr olunur.
EÇS VIII 305b
Der-beyân-ı hazâ’in-i cebehâne-i azîm kal‘a-i Kandiye
EÇS VIII 305b
Evvelâ cümle küttâbân-ı dîvân-ı pâdişâhî bir yere gelüp cemî‘i Âl-i Osmân'ın ocak ağaları ve şeyhülislâm ve ordu-yı İslâm mollası ve defterdâr paşa ve cebecibaşı ve topçubaşı ve gayri ser-i kârda olanlar ile cümleden Melek Defterdâr Ahmed Paşa kal‘a cebehânenin bism-i İlâh ile kapuların açup küffârın cebehâne emîni ve nâzıru'n-nuzzârı olan kefereler bile mevcûd olup ceneral-i la‘înin hîn-i sulhda verdiği defter üzre cümle mevcûdâtları defter-i sicillâtlara kayd etmek içün ordu mollası nâ’ibleri sicillâtların ellerine alup yedi koldan sicillâta kayd etmeğe başladılar.
EÇS VIII 305b
Evvelâ bism-i İlâh ile taşra büyük cebehâne içre dörd kerre yüz bin aded musanna‘ ve mücellâ ve musaykal tüfengler.