EÇS VIII 306a
Ve cümle iki bin aded maymuncuklu saçma topları kalmış mâ‘adâsını küffâr gemilerle götürmüş.
EÇS VIII 306a
Ammâ kal‘a handağından taşrada olan on iki aded tabyaların cümlesinde iki yüz aded dahi sağîr ü kebîr topları kalmışdı anlar dahi kal‘a dîvârları üzre kondu.
EÇS VIII 306a
Ve dahi Âl-i Osmân'ın Kandiye fâtihi olan cümle (---) aded ejder-i heft-ser-misâl topları.
EÇS VIII 306a
Ve cümle 500 aded şâhî alay topların cümle leb-i deryâdaki dîvâr üzre ve su kullesinin deryâya berâber mazgal deliklerine ve cümle (---) aded kal‘a tabyalarının üstlerine Âl-i Osmân'ın cümle gâzî topların cümle mühimmât [ü] levâzımâtlarıyla zeyn edüp henüz kal‘a-i Kandiye ejder-i heft-sere dönüp bir sûr-ı üstüvâr-ı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn oldu kim Akdeniz'de değil belki (...) yedi aded bahrde böyle bir kal‘a-i bî-hemtâ olmamışdır.
EÇS VIII 306a–306b
Ve kal‘a handakından taşrada olan Göllük tabyası ve Kumsuz tabyası ve Yüksek tabya ve Aktabya ve Kuşaklı tabya ve Bıyıklı tabyası ve Karanlık tabya ve Panıgrad tabyası ve Kanlı tabya ve Taşlı tabya ve Haçlı tabya ve Atlı tabyası ve Çufud tabyası ve Kızıl tabya ve gayri handak hâricinde olan 306b cümle on iki aded Fıçılı tabya ve Yarımca tabya ve Hindî tabyası ve (---) (---) (---) (---) (---) (---) nâmân tabyacıkların on ikisinin dahi altlarında ve bizim asâkir-i islâmımızın cümle meterisleri altlarında mâl-â-mâl lağımlar imiş. Hamd-i Hudâ aslâ atılmayup hâzır dururlar imiş. Bu cümle lağımları elçi küffârları gösterüp cümle bârûdun dahi ahz [u] kabz etdik, ammâ ne kantâra gelir ve ne kîseleriyle hisâba gelir. Hemân asâkir-i İslâm kâmil bir hafta lağımlardan bârûdları kal‘a içre taşıyup der-anbâr oldu.
EÇS VIII 306b
Cümle hâzır u müheyyâ üç bin iki yüz on tokuz aded lağımlar olup otuz adedi bizim asâkir-i İslâm atlarında der-hazîne olup bağlanmış bârûdlarıyla hâzır imiş kim hîn-i yürüyüşde âteş edüp cemî‘i guzât-ı ibâdı helâk ede. Hamd-i Hudâ nasîb olmayup kal‘ayı teslîm edüp bârûtların hıfz etdiler.
EÇS VIII 306b
Ammâ bu Kandiye kal‘asının bârûd hazînesi bir yerde değildir. Küffâr-ı âkıbet-kâr-ı dûrbîn-efkâr eyle mülâhaza etmişler kim belki bârûd hazînesine bir ra‘d u berk zararı isâbet ede deyü on yedi yerde bârûd hazînesi etmişler. Ve kal‘a azîm olmağile bir yerden bir mesâfe-i ba‘îde yere bârûd taşımak emr-i asîr olmağile on yedi yerde lâzımlı mahallere bârûd hazînesi binâ etmişler.
EÇS VIII 306b
Evvelâ Aktabya altında kırk aded lağım yollarında yedi yüz aded çatal lağımlar tahrîr olunup bârûtları alındı. Meger küffâr-ı hîlekâr-ı dûzah-karâr "Âh neyleyeyim, Osmânlıya Aktabya lağımların atup seyr etdiremedim. Aktabya'ya sarılmayup Türk'e âteşbâzlık ma‘rifetlerin gösteremedim âh" deyü tahassür ederdi. Hamd-i Hudâ guzât-ı İslâmı Cenâb-ı Kibriyâ Aktabya şerrinden hıfz [u] emânda edüp cümle lağımlarıyla tabyaları bikr kaldı.
EÇS VIII 306b
Bu tahrîrât cebehâneler ve niçe bin aded mâdde-i kübrâlar der-defter olup ve cemî‘i kollardan küttâb-ı münşîleri hüsn-i hatt inşâları üzre fetihnâmeleri cümle erbâb-ı ma‘ârifân erbâb-ı dîvân Sad[rı]a‘zama arz etdiklerinde kâmil bir hafta Sadrıa‘zam herkesin fetihnâmelerin mütâla‘a edüp cümleden Kitâbcı Ahmed Çelebi inşâsın beğenüp o küttâbın fetihnâmesi dahi pür-melâl olup mahalle münâsib âyet-i şerîfeler ile âb-ı nâb vermiş ammâ "Bizimle inşâallâhu te‘âlâ pâdişâhımızın murâd [u] merâm-ı şerîfleri üzre olmuşdur" deyü bizzât Sadrıa‘zam kendü inşâsı ve kendi dest-i hüsn-i hattıyla tahrîr olunan fetihnâmeyi re’îsü'l-küttâb olan (---) Efendi'ye verüp cemî‘i erbâb-ı dîvânın hattât halîfelerine fetihnâme-i sadrıa‘zam verilüp cemî‘i memâlik-i mahrûse-i Âl-i Osmân'a fetihnâmeler tahrîr olunup Sadrıa‘zam hattıyla olan fetihnâmeyi Çavuşbaşı Köse İbrâhîm Ağa sa‘âdetlü pâdişâha kal‘a ve hazîne miftâhları ve telhîs ile gitmeğe âmâde oldu.
EÇS VIII 306b
{Cümle altı yüz altmış altı ad[ed] miftâhlar teslîm olundukda kal‘a ve hazîne miftâhları altun ile mutallâ olup dîbâ ve şîb ü zerbâf zer-dûz kîselere kondu.}
EÇS VIII 306b
Ve sâ’ir sadrıa‘zam ağaları kol kol birer eyâlet-i Âl-i Osmân'a revâne olmağa âmâde oldular. Kapucular Kethudâsı Siyâvuş Ağa İslâmbol'da vâlide sultâna ve sadrıa‘zam vâlidesine âmâde olup cümle ağavâtlar Mekke ve Medîne ve Bağdâd ve Basra ve Lahsa ve Mısır ve Şâm ve Haleb ve Şâm-ı Tarabulus ve Kudüs [ve] Şehrezol ve Musul ve Mardin ve Diyârbekir ve Van ve Ahıska ve Kars ve Erzurûm ve Mar‘ayş ve Sivas ve Karaman ve Anatolu ve Kıbrıs ve Tarabuzon ve Kefa ve Tatar Hân ve Eflak ve Boğdan ve Rûmeli ve Tımışvar ve Eğre ve Budin [ve] Kanije ve Bosna ve Mora ve sâ’ir memâlik-i mahrûselerin fetihnâmelerin cümle sadrıa‘zam ağalarına ihsân edüp cümle müjdeciler kal‘a fethinden kırk yedi gün sonra cümlesi bir yerden kadırgalara süvâr olup revâne oldular. Allâh mübârek eyleye.
EÇS VIII 306b
Der-beyân-ı ta‘mîr [ü] termîm [ve] tathîr-i kal‘a-i Kandiye
EÇS VIII 306b
Cemî‘i memâlik-i mahrûse-i Âl-i Osmân'dan ne kadar bin mi‘mâr-ı mühendisîn üstâd-ı kâmil neccâr ve bennâlar ve ummâller niçe bin pây-beste prankalı pâyzenler kal‘a-i Kandiye'nin üç yıldan berü darabât-ı top-ı kûp ile münhedim olan yerlerine eyâlet-be-eyâlet cemî‘i vüzerâ ve mîr-i mîrânları ve mîr-i livâları eyâletleri askerleriyle kal‘a amârına me’mûr edüp Göllük tarafına Ebü'l-hayr Kethudâ İbrâhîm Paşa'yı ve Kaplan Paşa'yı me’mûr edüp,
EÇS VIII 306b
"Bu kal‘ayı nice top ile harâb etdiniz ise ke'l-evvel amâr edin" denildikde anlar dahi deryâ-misâl asker-i İslâm ile mûr mâra üşer gibi üşüp bi-emrillâhi te‘âlâ niçe yüz yerde horasânî ve kireç ma‘âdinleri defînesi bulunup gece ve gündüz Koca İbrâhîm Paşa Göllük tarafında bir sedd-i İskender-misâl tabyaya mübâşeret etdi.
EÇS VIII 306b–307a
Ve Sadrıa‘zam tarafında Anatolu vezîri (---) Paşa ve Rûmeli eyâleti vezîri Siyâvuş Paşa karındaşı Abaza Sarı Hüseyin Paşa vezîr-i rûşen-zamîrin münhedim etdiği Kızıl tabyayı amâr etmeğe âdem deryâsıyla mübâşeret edüp Kızıl tabya tâ temelinden aslâ nâm [u] nişânı bile kalmayup cümle hâk-i pâki hâkister olup müceddeden Kanlı tabya ve Kızıl tabya yerine iki aded sedd-i Kahkahâ-vâr tabyalar binâ olundu kim bu edîm-i dünyâda 307a eyle bir sedd-i İskender-misâl rükn-i a‘zamlar binâ olunmamışdır.
EÇS VIII 307a
Cümle asâkir-i İslâm niçe kerre yüz bin ocak kireçleri taşıyup âhıru'l-emr taş ziyâdesiyle lâzım olup Sultân İbrâhîm Hân asrında binâ olunan inâdiyye kal‘asın yere berâber münhedim edüp cümle topları ve cebehâne ve mühimmâtların Kandiye'ye getirüp bir kırat taşların dahi komayup cümle asâkir-i İslâm ve Girid re‘âyâları taşların taşıyup kal‘a dibinde kireç yakdılar ve mutarraş taşların kal‘aya sarf etdiler.
EÇS VIII 307a
Ve cemî‘i guzât-ı müslimîn içre nâdîler nidâ edüp her eyâletin mîr-i mîrânları ve asâkir-i islâmları ve cemî‘i ordu-yı bâzârcılar ve cümle hâzır olan benî âdemlere tenbîh [ü] te’kîdler olundu kim "Her eyâlet askeri kazdıkları meterisleri doldursunlar" deyü tenbîh olundukda el-azametullâh bu dahi haşr [ü] neşirden bir gün olup niçe kerre yüz bin benî âdem ve re‘âyâ vü berâyâlar kazma ve kürekleriyle bu sahrâ-yı Kandiye üzre bir çapa kazma çalup gird-i gubâr evce peyveste olup mukaddemâ küffârın top ve kumbara havfinden hulû‘ [u] huşû‘-ı safâ ile kazamazlardı. Şimdi emn [ü] emân olmak ile ve ölümden halâs olduklarının şükrânesine hırz-ı cân ile Ferhâd-vâr çalışup üç yılda gücile kazılan niçe yüz bin aded fecc-i amîk handakları cân [u] gönül ile kazup Hallâc-ı Mansûr gibi cümle hâk-i pâki yaydan çıkarup Kandiye sahrâsı meterislerin vâdî-i hâmûna dönderüp her tarafda vüzerâlar ve mîr-i mîrânlar tabl-ı ceng-i harbîler çalup niçe bin kazgan ta‘âmlar pişüp yeye içe bir hidmet etmişlerdir kim ta‘bîr olunmaz. Bir hafta kâmil cemî‘i meterisleri pür eyleyüp deşt-i Kıpçak eylediler.
EÇS VIII 307a
Ammâ niçe (bin) kerre yüz bin şühedâlar meterisler altında nâbûd nâ-peydâ kalup ancak kırk elli yerde büyük mezâristânlar kalup etrâflarına handak-ı azîmler kazdılar kim hayvânât çiğnemeyeler.
EÇS VIII 307a
Ammâ yetmiş altı aded şühedâlar esbâblarıyla defn olunmuş bulunup vücûdları ter ü tâze pembe-misâl olup kurşum yaraları yerlerinden la‘l-gûn kanları cereyân edüp dahi esvâbları çürümediğin niçe bin asâkir-i muvahhidîn görüp ism [ü] resimleriyle bu şühedâlar bilinüp bir kaçı,
EÇS VIII 307a
"Yigirmi yıl evvel Deli Hüseyin Paşa yürüyüşlerinde şehîd oldu" deyü şehâdet etdiler, gayrileri bu Sadrıa‘zam muhâsarasında şehîd oldukların bilüp bu şühedâları cümle yerlerinden kilimlerle nakl edüp bu hakîrin gasl etdiği Yeşil Kol Sultân ve refîkım Hindî Baba Mansûr Dede ve Söylemez Alî Dede cenblerinde kara mezâristânda bu şühedâların ter ü tâze cesed-i şerîflerin iki aded şehîd olan gulâmlarımın yanlarına defn edüp başları uçlarına yeşil boyalı tahtadan şühedâ bayrakları alâmeti etdik.
EÇS VIII 307a
Bunlardan gayri şühedâlar meterisler altında gâ’ib olup dümdüz sahrâlar oldu. Ve fi'l-hâl yerlerine tahıl ekdiler. Kırk elli günde bir gûne buğday hâsıl oldu kim her dânesi dürr dâne-misâl olup deve dişi gibi dânedâr buğday oldu.
EÇS VIII 307a
Ve bu meterisleri guzât-ı dîn-i mübîn doldururlarken cümle sağîr ü kebîr dörd kerre yüz bin aded kefere gülleleri çıkup niçe yerlere dağlar gibi yığup andan tophâneye taşıdılar.
EÇS VIII 307a
Ba‘dehu Defterdâr Ahmed Paşa-yı müdebbir dellâl nidâ edüp "Her kim gülle getirirse birer Mısır parası ihsân olunur" deyince azamet-i hudâ cemî‘i guzât-ı müslimîn ve cemî‘i sıbyân ve re‘âyâ vü berâyâlar ol kadar top güllelerin dereler ve depeler ve dağlarda ve bâğlarda yakın [u] ırağlarda bulup gülleleri, güle güle getirüp yigirmi yerde gülleler dağlar gibi yığılup bu dahi bir hazîne oldu.
EÇS VIII 307a
Ve guzât-ı müslim[în]den kal‘aya üç yıldan berü atılan kurşumları kal‘a handakı içinden cümle guzât değşirüp Defterdâr Ahmed Paşa'ya getirüp bin kantâr kurşum mîrîye tahsîl olunup bahâsı verildi.
EÇS VIII 307a
Ammâ ba‘dehu bu kurşum şikârın Yeniçeri Ağası Abdî Paşa ve İbrâhîm Kethudâ Paşa ve Sadrıa‘zam Kethudâsı Mahmûd Ağa dutup cümle kurşumları anlar alup tahta kurşumlar döküp câmi‘lerinin üzerlerin cümle rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile setr edüp kurşum bahâya çıkup cemî‘i guzât dere ve depelerde ve handaklarda kurşun aramağa başladılar.
EÇS VIII 307a–307b
Ba‘dehu cemî‘i guzât-ı müslimîn bu meterisleri tez[yîn] edüp ve kal‘ayı dürr-i beyz-âsâ ta‘mîr [ü] termîm edüp edâ-yı hidmetlerinden sonra rûy-ı deryâda emn [ü] emân olup cemî‘i cüyûş-ı muvahhidîne Sadrıa‘zam vüzerâ ve mîr-i mîrânlara ve mîr-i livâlara merâtiblerine gör[e] ihsân [u] in‘âmlar edüp kol kol sancak be-sancak cümleye düstûr-ı şâhî verilüp herkes vilâyet vilâyet vatan-ı aslîlerine gitmeğe cân atup kalyonlara ve firkatelere ve donanma-i hümâyûn gemileriyle maskat-ı re’sleri olan vatanlı vatanlarına sürûr [u] şâdımânlar ile hamd [ü] senâlar ederek her biri bir tarafa revâne olup ancak Sadrıa‘zam cümle kapu kulları ve gedikli zu‘amâlar ve cemî‘i erbâb-ı dîvân ile kalup bîrûn-ı kal‘ada ordudan bir nâm [u] nişân 307b kalmayup cemî‘i guzât-ı müslimîn derûn-ı kal‘aya sepişüp cümle erbâb-ı dîvâna kışlalar verilüp herkes konakların tathîr ü ta‘mîr ü termîm etmek fermân olup şeyhülislâm molla-yı hoca Hanefî artık mukîm namâzı kılmağa izin verildi.
EÇS VIII 307b
Ve cemî‘i kenîseleri mülevvesât-ı müşrikînden ve ma‘bed-i millet-i Mesîhiyye-i fâcirînden arı etmeğe cidd [ü] ihtimâm edüp derûn-ı kenîseler ve manastır ve düyûrların zîr-i zemînlerinde medfûn olan lâşe-i murdâr cîfelerin cümle bu mürde leşlerin kamu deryâya döküp pâk ü tathîr edüp buhûr ve ûd u amber ve kâfûrî ve aselbend râyihalarıyla cemî‘i câmi‘leri mu‘attar edüp ma‘bedgâh-ı Mesîh iken mesâcid ve cevâmi‘-i Muhammedî olup kütür kütür ezân-ı Muhammedîler ve Kur’ân-ı azîm ve Furkân-ı mecîdler kırâ’at olunup Cum‘a namâzları ve evkât-ı hamse-i Sübhânî mahrûse-i İslâmdan add olunup içinde şerî‘at-i Muhammedî icrâ olunmağa mübâşeret olunup ibtidâ mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn dergâhı kurulup ba‘dehu isfakiye dağları re‘âyâların Mekke ve Medîne vakfı tahrîrine fermân-ı Sadr-ı Âsaf sâdır olup ibtidâ hâkim-i şer‘ beş yüz akçe mevleviyyet pâyesiyle Hanya'dan ma‘zûl (---) Efendiye Kandiye mevleviyyeti sadaka olunup seccâde-i Resûl-i mübîn üzre cülûs edüp icrâ-yı şerî‘at-i Muhammedîye şürû‘ olundu. Lillâhi'l-hamd.
EÇS VIII 307b
Bu def‘ada olan gazâ-yı ekber, Hazret-i Risâlet-penâh hazretlerinin zamân-ı sa‘âdetlerinden berü sahâbe-i kirâm ve Çâryâr-ı güzîn rıdvânullâhi te‘âlâ aleyhim ecma‘înden sonra devlet-i Âl-i Emeviyyûn'da ve devlet-i Âl-i Abbâsiyân'da ve devlet-i Fâtımiyyîn ve Keyyâniyyân ve Sâsâniyân ve Âl-i benî Ukayl ve Âl-i Dânişmendiyân ve Âl-i Karakoyunlıyân ve Âl-i Akkoyunlıyân ve Âl-i Hâşimiyân ve Âl-i Şâhân ve Âl-i Derbendiyân ve Âl-i Zülkadriyye ve Âl-i Ramazâniyye ve Âl-i Cingiziyân-ı Moğol-ı Hulagu ve Âl-i Cingiziyân-ı Mâverâ’u'n-nehir ve Âl-i inculiyân ve Âl-i Muzafferân ve Âl-i Çobaniyân ve Âl-i Küretbayân(?) ve Âl-i Serâbdârân ve Âl-i Timur-ı Gürgân ve Âl-i Benî Katâdeyân-ı şürefâ-yı Mekke ve Âl-i Tebâbi‘a ve Âl-i Ekâsire ve Âl-i Benî Resûl ve Âl-i Edârise ve Âl-i Hamûd-ı memâlik-i Endülüs ve Âl-i Mülettemîn ve Âl-i Muvahhidîn ve Âl-i Benî Hazîn ve Âl-i Benî Tâs der-memâlik-i Fas ve Âl-i Şürefâ-yı Mağrib-zemîn ve Âl-i Ağleb hâkimân-ı Afrika ve Âl-i Benî Kelb der-hâkimân-ı cezîre-i Sakalaba ve Âl-i Benî Hafz ve Âl-i Abbâsiyân'dan sonra Mısır'a ve bu cezîre-i Girid'e mâlik olanlardan Âl-i Tâhiriyân ve Âl-i Benî Leys Safâriyân ve Âl-i Sâmâniyân ve Âl-i Benî Ziyâd ve Âl-i Bûye ve Âl-i Sebüktegin ve Âl-i Gûr ve Âl-i Hârezmiyân ve Âl-i Selçukiyân-ı Îrân [u] Tûrân ve Âl-i Selçukiyân-ı memâlik-i Yûnân ve Âl-i Tâcu'd-devle ve Âl-i Atabegiyân der-memâlik-i Şâm ve devlet-i Melâhide hâkimân-ı Kûhistân ve Âl-i Eyyûbiyân bin Şâdu'l-Kürdî der-hâkimân-ı Mısır Şâm İsne ve İsvân ve Âl-i Karahıtâniyân ve Âl-i Benî Artık der-memâlik-i Haleb ve Diyârbekir ve Âl-i Mervâniyân hâkim-i Diyârbekir ekrâd-ı Ardalân-ı Sûrân ve Âl-i Benî Firdâsi'l-Kilâbî der-hâkimân-ı Haleb, nefer 7 ve Âl-i Benî Esed hâkimân-ı Hılle nefer 7 ve Âl-i Benî Hemedân hükkâm-ı Musul-ı Atîk nefer 6 ve Âl-i Bektûniyân (---) (---) (---)
EÇS VIII 307b
Hulâsa-i kelâm devlet-i Muhammedî olaldan berü İslâm pâdişâhlarından yedi yüz yetmiş aded {devlet-i} selâtîn-i selef gelüp {her birinin devletine beşer ve onar ve yigirmişer ve otuzar nefer pâdişâhlar gelüp cümle 2.000 aded pâdişâh olup} bir pâdişâhın eyyâm-ı devletlerinde böyle ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl pey ender pey yigirmi yedi yıl böyle savaş-ı perhâş olmayup bir mülûk-ı nasârâda bile böyle neberd-i azîm olmayup lillâhi'l-hamd bir pâdişâh-ı âlî-vakâr-ı gîtî-sitâna bu kal‘anın feth [u] fütûhu müyesser olmayup devlet-i Âl-i Osmân'ın güzîdesi sultân ibnü's-sultân es-Sultân Mehemmed Hân ibn Sultân İbrâhîm Hân'a feth-i Kandiye müyesser olup inkırâzu'd-devrân dest-i Âl-i Osmân'da mü’ebbed ola, âmîn.
EÇS VIII 307b
Der-evsâf-ı muhârebe-i kal‘a-i Kandiye-i sevâd-ı azîm
EÇS VIII 307b–308a
Bu kal‘a eyle bir hisâr-ı üstüvâr-ı nîlgûn tâk ve lem-yekün mislühâ fi'l-bilâdi ve'l-âfâk olan bu Kandiye kal‘ası yigirmi yedi yıldan berü feth [u] teshîre gelmemiş idi. Niçe sipehsâlârân-ı mu‘azzamlar ile niçe kerre yüz bin asâkir-i İslâmlar gelüp bu zîr-i kal‘ada cümle şehd-i şehâdet câmların nûş edüp sarhoş-ı vâdî-i hâmûşân olup ve niçe kerre yüz bin ibâdullâh-ı müslimîn bu kal‘anın feth [u] teshîriyçün esîr-i bend-i zencîr olup niçe bin pâre keştîler pâre pâre olup ve niçe kerre yüz bin aded re‘âyâ vü berâyâlar pârekende ve perîşân olup ve niçe bin kurâ ve kasabâtları vîrân ve alan u tâlân ve harâb [u] yebâb ahâlîleri esîr [ü] kebâb ve eser-i binâları türâb olup niçe kerre yüz bin gûne zulm [ü] ta‘addî olduğu ma‘lûm-ı âlem ve mefhûm-ı kâffe-i benî ümem olup lâkin ol bî-nihâye müttesi‘a deryâ-yı Sefîd'in ortasında vâki‘ olmuş yedi yüz yetmiş mîl Girid adasının şimâlîsine nâzır tarafında bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn sedîdi ve umûmen Frengistân'ın âhenger ve dilgîn kilîdi olmağile ve dâru'l-küfrün rükn-i rekîni ve metânetde sedd-i metîni olup felek-vâr üstüvâr ve enderûn [u] 308a bîrûnunda esbâb-ı âlât-ı cidâl ile pür ve hiyel ü şeytânatlar ile içi ve taşrası memlû idi. Ve ka‘r-ı handakı ka‘r-ı zemînde ve fark-ı cevsakı çarh-ı berînde Moton tılâl-ı ke'l-cibâl Koron geçirmek ile sedd-i Ye’cûc-misâl ve Kahkahâ-vâr âhenden kavî ve metîn bir kal‘a olmuş idi. Ve derûnu ehrimen küffâr ile kûh-ı Kâf-misâl dolmuş idi.
EÇS VIII 308a
Bu sene-i mübârekeye gelince niçe sipehsâlâr-ı mu‘azzamlar asker-i bî-şümâr sipâh-ı silihdâr-ı encüm-şümâr ile bu kal‘a-i felek-girdârın feth [u] teshîri sevdâsına düşüp şerbet-i şehâdet ile niçe kerre yüz bin gâziyân-ı mücâhidân müşerref olup aslâ bir yıla(?) müzâyaka olmadı ve bir kerre elleri dîvârına ermedi. Âhır tîğ [u] sinân-ı gevher-bâr ile hâstâr olup akd-i akîdelerine ale'l-ittifâk rağbet gösterilüp devlet-i Âl-i Osmân da yedi yüz pâre keştî inşâ olunup rûy-ı deryâ[yı] bâdbân-ı beyâz ile ve keştîbân-ı serbâzânlar ve asâkir-i bî-şümârlar ile cümle zevrakları pür eyleyüp bir donanma-i hümâyûn olup rûy-ı deryâya çıkdı kim Âl-i Osmân devletinde meğer eyle donanma sene 1060 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz sadrıa‘zam iken çıkmış. Bu kadar asâkir-i İslâma Deli Hüseyin Paşa'yı serdâr-ı mu‘azzam eyleyüp sâlimîn ü gânimîn Hanya kal‘ası limanına vâsıl olup Kandiye kal‘ası ve Retime kal‘ası câniblerine ordu-yı İslâm ile serdâr-ı mûmâ-ileyh çıkup Suda limanı kurbunda meks olunup beri tarafda küffâr-ı hâksâr dahi yetmiş altı bin cünûd-ı cünübiyle Hüseyin Paşa Taburları nâm mahalde asâkir-i İslâmı küffâr istikbâl edüp yedi sâ‘at germâ-germ ceng-i azîm olup sekizinci sâ‘atde lillâhi'l-hamd küffâr-ı dûzah-karâr münhezim olup cümle yigirmi üç bin aded küffâr dendân-ı tîğdan geçüp bakıyyetü'-süyûfları pây-beste ve deste-beste ve dil-haste esîr-i bend-i zencîr olup bi'z-zât serdâr-ı dâlleri olan Pirinc-pirimoğlu nâm velîd-i pelîd-i anîdi esîr-i bend-i silsile olup der-i devletde Yedikulle nâm kal‘a-i bî-amânda Marko Ravil ve Pirinc-pirimoğlu ile yetmiş aded kapudanları haps-i ebed oldular.
EÇS VIII 308a
Ve yine yigirmi kerre dahi bu gûne ceng [ü] cidâller edüp her bâr münhezim olurlarken sûre-i (---) Arapça nassı üzre cümle küffâr-ı mütemerridîn anîdlik edüp Âl-i Osmân'a aslâ boyun eğmeyüp yine kal‘a-i Kandiye'yi sedd-i İskender-vâr metânet üzre edüp günden güne ma‘mûr u âbâdân edüp hasretü'l-mülûk olup hâli üzre kalırdı. Ve niçe kerre yüz bin guzât-ı müslimînin bağırlarına taş urup ümîd-i vuslat ile kal‘anın gülün dermeyüp nâ-murâd kalırlardı. Beyt: