EÇS VIII 323a
Sene (---) târîhinde Tavukçu Mustafâ Paşa fethidir. Ba‘de'l-feth kal‘asın münhedim edüp kal‘ası bir sa‘b yerde şekl-i murabba‘ bir Şeddâdî binâ kal‘adır kim cirmi yedi yüz adımdır. İçinde bin mikdârı zeytûn sipâhîleri ve bir oda Mısır yeniçerisi evleri var, anda muhâfaza edüp Mısır'dan gelen gemileri gözedirler, ammâ topları yokdur.
EÇS VIII 323a
Ba‘dehu iki bin asker ile Bozok beği ta‘yîn olunup bir hayli vâsi‘ limanı vardır. Bu dahi Mısır ve Hilâl vilâyeti ve Cerbe ve Ucille ve Tarabulus vilâyetlerinin iskelesidir. Limanının ağzı cânib-i şarka nâzır olup üç kulaç suda gemiler demir bırağup ol kadar mefret karavana galyonlar yatamazlar, zîrâ bu limanın içecek suyu yokdur.
EÇS VIII 323a
Andan (andan) artık garb tarafına teveccüh edüp yine kurâ ve kasabât ve fezâları mesâha tahrîr ederek niçe bin tîmâr ve ze‘âmet köyleri kayd ederek bu cezîreyi seyr [ü] temâşâ ederdik. Eğer muharrir beğ efendimiz bu cezîre tahrîrinin der-destinde tama‘-ı hâma düşüp mâl alaydı mâl-ı Kârûn alırdı, ammâ hemân cümle kurâları mâ-vaka‘ı üzre tahrîr edüp güzer ederdi.
EÇS VIII 323a
Andan semt-i garba (---) sâ‘at ba‘îd (---) (---) nâm mahalle karşu bir mîl alarka,
EÇS VIII 323a
Der-temdîhât-ı kal‘a-i ispirlonka, ya‘nî cezîre-i Misalonka
EÇS VIII 323a
Bir cezîre-i ma‘mûredir kim cirmi cümle altı mîldir. Şarkdan garba bir tûlânîce incecik adacık olmak ile lisân-ı Freng'de Lonka derler, ya‘nî uzun demekdir. Hakîr bu cezîrenin mukâbilinde birkaç yâr-ı muvâfıklar ile bir kayığa binüp karşuya geçüp ceneraline buluşup kal‘asın temâşâ etdik, ammâ ol kadar metîn ü müstahkem değildir. Hâlâ bin aded cengâver soltat koyup gâyet ma‘mûr etmededir. Suda limanından sonra bu ispirlonka limanı gâyet latîf limandır kim beş yüz pâre barça gemi karavana ve karaka alır bir tuhfe Yed-i Kudret limanıdır, ammâ cezîresi sengistân olmak ile bî-hâsıldır. Yine bizim Girid cezîresine muhtâc bir küçük adadır.
EÇS VIII 323a
Kal‘ası bir kayalı yerde şekl-i murabba‘dan tûlânî iki kapulu bir kapusu şarka nâzır liman kapusudur, biri cânib-i garba Kandiye tarafına açılır kapulardır. İçinde yüz mikdârı hurde havlısız dâr-ı menhûsları ve üç aded manastırları ve ba‘zı meyve ağaçları var. Suları cümle bârân-ı rahmetden cem‘ olma sarnıçlardır. Ammâ hayfâ dirîğ kim yigirmi yedi sene bu cezîre-i Girid'e emek çekilüp böyle bir sulh [u] salâhda böyle bir ada Girid'e muttasıl kâfir elinde kala. Vâveylâ vü vâveldâ!
EÇS VIII 323a
Bu kal‘ayı dahi seyr [ü] temâşâ edüp ceneralin ziyâfetin yeyüp hedâyâların alup yine kayık ile karşu geçüp cânib-i garba 3 sâ‘at gidüp mâbeynleri birer sâ‘at ba‘îd isimleri nâ-ma‘lûm üç aded enhârları atlar ile geçüp bunlar dahi tâ isfakiye dağlarından tulû‘ edüp bu mahalde Akdeniz'e gurûb edüp bu nehirlere karîb,
EÇS VIII 323a
Sene (---) târîhinde Küçük Hasan Paşa feth edüp münhedim etmişdir, ammâ sehel şey ile ta‘mîr ü termîm etmek mümkindir, ammâ lâzımlı yer de değildir. Leb-i deryâda şekl-i müselles bir Şeddâdî seng-i tırâş bir kal‘a-i savaş imiş. Vîrân olup içinde bir taş kalmamış. Anıniçün ne cirmde olduğun hisâb etmedim. Ammâ bir güzel limanı var, içinde bir âb-ı hayât dere limana mahlût olup ismi ma‘lûmum olmadığından tahrîr olunmadı. Limanı yüz pâre keştî alup sekiz rûzgâr-ı zorkârdan gemiler emîn olup bu limanın cânib-i erba‘ası ma‘mûr u müzeyyen kurâlar ile ârâste olmuşdur, zîrâ bu taraflar cezîre-i Girid'in şimâl tarafları olmak ile âb [u] hevâsı latîf olup amâr olmuşdur.
EÇS VIII 323a
Menzil-i Kulakise Burnu: Bu burundan gayri artık yıldız rûzgârı cânibine nâzır yerlerdir.
EÇS VIII 323a
And[an] 5 sâ‘at leb-i deryâ ile gidüp Palonda burnu, andan yine semt-i garba 7 sâ‘atde,
EÇS VIII 323a
Tuzla limanı: Girid cezîresinde Mısır'dan buraya bir menzil başı yerdir. Niçe kerre yüz bin yük tuz çıkar. Gâyet lezîz milhi olup hâlâ mukâta‘a tahrîr olundu. Mîr[î] tarafında başka emânet oldu.
EÇS VIII 323a
Andan yine taraf-ı garba 9 sâ‘at sengistân yerler aşup,
EÇS VIII 323a
Menzil-i Aya Yani burnu: Bu mahalde bir manastır var. Cümle ruhbâneleri mahbûbe kızlardır. Anda olan pençe-i âfitâb kızlar meğer kim Kisoma şehrinde ola. Cümle kızlar tor uçkur ve harîr-i muhtem işleyüp gizlice metâ‘ların fürûht ederler. Gerçi uçkur işlerler ammâ kendüleri uçkursuz ve donsuz gezerler. Bu deyr-i musanna‘ın niçe kerre yüz bin guruş evkâfı olup tâ Dib Frengistân'dan bu gumâmeye nezerâtlar ve zeyt yağları gelir.
EÇS VIII 323a
Andan yine taraf-ı garba 6 sâ‘at çemenzâr yerlerde ve bâğ u bostânlı yerleri güzer edüp,
EÇS VIII 323a
Menzil-i Tifali limanı: Bir hudâyî küçük limancıkdır. Ancak içine yigirmi otuz pâre gemi sığar ammâ âb-ı hayât suları vardır.
EÇS VIII 323a–323b
Menzil-i Aya Kudin limanı: Bunda dahi bir kenîse 323b vardır. Kudin nâmında Hazret-i Îsâ'nın Şem‘ûn-ı Safâ nâmında havâriyyûn halîfenin halîfesi Kudun bu kenîseyi binâ edüp yine anda medfûndur, deyü Rûm-ı Yûnâniyân bu deyre gâyet i‘tibâr ederler. Kudin halîfenin kabrini zer-ender-zere müstağrak edüp cemî‘i millet-i Mesîhiyyenin ziyâretgâhlarıdır. Eyle müzeyyen deyr-i musanna‘dır kim içine âdem girse âlem-i hayretde kalup beş yüzden mütecâviz ruhbânları vardır. Âl-i Osmân askerinin açları ve atları ol tarafa varsa ni‘met yedirmeden ve sükker şerbetleri içirmeden koyvermezler idi. Hâlâ tîmârhânesinde ümmet-i Muhammed'den yaralı ve bereli mecrûhânlar ol kadar var kim ta‘bîr olunmayup cümle ruhbânlar cerrâhlarıyla guzât-ı müslimîne Îsâ Nebî aşkına hidmet edüp şîr-i hurmâ ve katr-ı nebât yedirirler. Ba‘zı gâzîler şifâ bulup yine Kandiye meterislerine gelirler idi. Bir acâ’ib teferrücgâh mesîregâh deyrdir. Hudâ dâ’imâ amâr ede, zîrâ hâlâ Kandiyeli Hünkâr câmi‘ine vakıf tahrîr olundu.
EÇS VIII 323b
Hattâ bu deyrin baş papası hîn-i arbedede Kandiye içinde olan Urûmlara pes ü perdeden haber gönderirmiş kim,
EÇS VIII 323b
"Kaçan kim kal‘adan Türk üstüne lağımlar atılacağın duyup bir hâl ile Türk'e haber verin kim lağımdan halâs olalar" deyü nihânîce kal‘a içre Rûmlara haber gönderir imiş.
EÇS VIII 323b
Hakîkatü'l-hâl ba‘zı lağımlarda içerden taşraya Rûmlar gizlice haber edüp "Lağımlar var" deyü hevâya makremeler veyâhûd birkaç kara şapkaları Rûmlar hevâya atarlardı. Asker-i İslâm dahi fenlenüp ba‘zı guzâtlar alarkaya kaçup küffârın lağımları hebâya atılup niçe yüz lağımları da bulunup cümle bârûdları alınup işleri mu‘attal olurdu.
EÇS VIII 323b
Andan bu mezkûr deyrden yine cânib-i garba 3 sâ‘at gidüp leb-i deryâda niçe gûne temâşâlar edüp bir sâ‘at leb-i deryânın solunda bir kûhistân dağlara çıkup,
EÇS VIII 323b
Menzil-i kûh-ı Arhonoz: Eğer bu kûh-ı bî-hemtâyı ve bunda hâsıl olan niçe bin elvân sun‘-ı Hudâ nebâtât [u] giyâhât edviyeler ve ahşâbâtlar medh eylesek müsevvedâtımız mecmû‘a-i fehhâmîn ve ispeçer olur.
EÇS VIII 323b
{Der-sitâyiş-i bâğ-ı cihân-ârâ gülistân ravza-i Arhonoz-ı bâğ-ı iremistân}
EÇS VIII 323b
Ammâ bu mezkûr kûhsârın dâmeninde bir musattah vâdî içinde Arhonoz nâmında Ikrît pâdişâhının bir bâğ-ı İrem hıyâbân-ı Acemi var kim bu felek-i atlâsda eyle bir bâğ-ı koyah merâm ne vardır ne olacakdır. Gûyâ Konya'nın bâğ-ı Merâm'ı ve Malatiyye'nin bâğ-ı Aspuzu'su ve Sivas vilâyetinin Derende bâğı ve Tebrîz vilâye[ti]nin Çâr-bâğ-ı Ürd-i heşt-behiştleri ve Kırım cezîresinde Kefe şehrinin Sudak bâğı ve Budin kurbunda Peçoy-ı dilcûy Sirem-i bâğ-ı İremin Bârûdhâne bâğlarından ziyâde bu Girid'in Arhonoz bâğıdır kim cemî‘i meddâhân [u] vassâfân-ı berr [ü] bihâr bu bâğ-ı Arhonoz'un ta‘rîf ü tavsîfinde âcizlerdir. Ve mine'l-acâ’ib bâğçe-i bî-nihâyedir kim Şeddâd'ın Bâğ-ı İremezât'ı bunun yanında bir feddân bir hıyâbânistân-ı beyâbândır.
EÇS VIII 323b
Ammâ bu Arhonoz bâğı hâlâ ravza-i Rıdvân misilli bir cinîn ü gaytân u hadîka-i bâğ-ı cinân nahlistân-ı gülistândır. Bâlâda evsâfı tahrîr olunan Ikrît nâm kralın binâsıdır kim cemî‘i esnâf-ı hukemâ-yı kudemâları bir yere cem‘ edüp bu mahallin âb [u] hevâsı latîf olduğıyçün Ikrît kral içün bu bâğı hikmet üzre hakîmler tarh [u] tarz-ı âhar edüp binâ ederler. Ammâ Hudâ hakkıyçün böyle bir bâğ-ı cinân-ı latîf cihânı otuz bir yıl seyâhat edüp sûre-i (---): Arapça nass-ı kâtı‘ı fehvâsınca ekâlîm-i seb‘ayı seb‘a seyyâre-vâr deverân u seyerân edüp im‘ân-ı nazar ile nazar etdiğim bu edîm-i arzın rub‘-ı meskûnunda on sekiz pâdişâhlık yeri geşt [ü] güzâr etdiğim rûy-ı zemînde bu Arhonoz bâğı Arapça gibi ferahfezâ-yı dilküşâ bir bâğ-ı şehr-i Sebâ-misâl bâğ-ı Merâmı görmedim. Meğer yine bu Arhonoz bâğın görmüşüm.
EÇS VIII 323b
Hulâsa-i kelâm tatvîl-i kelâma ne hâcet, bu bâğ-ı Merâmın tarh tarz u tavrı şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim Cenâb-ı Kibriyâ bu bâğda olan eşcârâta eyle hüsn verüp san‘atını ızhâr etmişdir kim gûyâ her dıraht-ı şâhdâr gûyâ cümle zî-rûh gibi kıyâm edüp henüz dest-i kudretden çıkmış gibi ale't-tertîb dizilüp dururlar.
EÇS VIII 323b
Ve yedi iklîmde olan ahcâr [u] eşcârât ve mehbûtât ve nebâtât [u] giyâhât ezhâriyyâtdan her ne kadar mevcûdât var ise bunda mevcûddur. Hattâ Yenidünyâ ağaçlarından binden mütecâviz göz görmemiş dıraht-ı müntehâların envâ‘ından palasanta ve sindiyân ve yenidünyâ ve sandâl ve kırmız ve çimşir ve âbnûs ve zakkûm ve tarfı(?) ve sâriye(?) ve hurmâ ve sanavber ve fısdık [ve] aselbend ve kâkûle-i habeş ve hıyarşember ve cümmeyz ve muz ve Şâm fısdıkı ve sakız ağacı ve sığala ağaçları ve elli gûne yedi kerre incir verir incir ağaçları ve yetmiş gûne üzüm verir engûr ağaçları var.
EÇS VIII 323b–324a
Hattâ bir salkım üzümde yetmiş gûne dâne verir üzüm ağaçları ve bir söğüd ağacında elma ve şeftâlû verir ağaçlar ve niçe kerre yüz bin tud ağaçlarının her birinde envâ‘ından tut meyvesi hâsıl olur dud ağaçları ve her salkımı kırkar ellişer vukıyye gelir engûrü ve seksen gûne âbdâr emrûd ağaçları ve kırk gûne elması ve gûnâ-gûn âbdâr kirazları ve vişne ve kaysısı ve âbdâr âlûları ve alû[-yı] buhârâî ve âlû-yı mardini ve âlû-yı berekâtlısı ve ceviz ve kestânesi ve kızılcık ve 324a bâdemi ve'l-hâsıl cemî‘i Eskidünyâ ve Yenidünyâ meyveler dırahtları mevcûd olduğundan mâ‘adâ yeni dünyânın niçe kerre yüz bin gûne şükûfeleri ve Rûm ve Arab u Acem ve Hind ü Sind ve Frengistân ve Hoten ve Hıtâ ve Çîn ü Fağfûr ve Mâçîn vilâyetlerinin şükûfeleri ile bu bâğ-ı Arhonoz müzeyyen olmuşdur. Cümleden biri yüz yigirmi hâneli mâvî ve beyâz ve yeşil sünbülleri olur kim bu dünyâda görülmemişdir.
EÇS VIII 324a
Ve kırmızı benefşe ve sarı ve mor benefşesi gül kadar katmer katmer olup râyihası âdemin demâğın mu‘attar eder. Hattâ ibret içün bir benefşe başın koparup vezn etdik, nîm dirhem geldi. Ve gül tabakası on dank geldi. Ve bir dâne karanfil başı üç dirhem geldi. Gayri gûne şükûfeleri hâkezâ kıyâs remev.
EÇS VIII 324a
Ve kahve ağacı ve kiliser(?) ağacı ve mürekkeb ağacı ömrümde işitmemişdim, bunda gördüm ammâ mürekkeb ağacı asma gibi olup yılda bir kerre asma gibi budanup dalını kesdikleri yerden niçe yüz fıçı siyâh ve berrâk ve mücellâ kudret mürekkebi akup Frengistân'a götürüp anınla basma kitâblar basarlar.
EÇS VIII 324a
Ve muz ağaçları ve cümmeyz ağaçları ve şeker kamışları ve on iki gûne rengâ-reng pembe ağaçları olur kim her biri çınâra benzer yeşil pembe ve kırmızı ve sarı ve mâvî ve neftî ve nâr çiçeği gibi ve beyâz pembeleri hâsıl olur. Ve dahi zencebîl kökü var ammâ ağaç dağildir. Ve sınâmekî ve çöpçini ve râvend-i çînî ve dâr-ı çînî ağaçları var, meyvesi gûyâ Rûm'un çilek meyvesine sehel müşâbeheti vardır. Ve nilüfer ve karanfil otu ve Mısır'ın habbu'l-lezîz ve habbu's-selâtîn ve cevz-i hindî ve cevz-i gülbeser ve râvend-i ıkrîti ve eftîmûn-ı ıkrîtinin kırk gûne envâ‘ı ve lâdeni ve gûnâ-gûn şâhteresi olur. Hattâ karaûd ağacı ve bakam ağacı ve kalembek(?) ağacı var, ammâ bu mezkûr ûd ve bakam ve kalembek ağaçları mürûr-ı eyyâm ile hayli zamân güzeşt edüp kurumuşlar. Hâla vücûd-ı dırahtları durup çürümemiş.
EÇS VIII 324a
Ve limon ve turunç ve kebbât ve yâsemen ve ful ve nergis ve leylâk ve erguvân ve reyhân ve gül-i gülistânının râyiha-i tayyibesi bir fersah yerde âdemin demâğı mu‘attar olur.
EÇS VIII 324a
El-hâsıl bu bâğı binâ eden Ikrît kralın oğlu Senmartin kral dörd bin aded dıraht-ı müntehâ-yı gûnâ-gûnlar dikmişdir kim bu dünyâda misilleri yok idi. Hâlâ ol kadar değil ise de az eksikdir. Hâlâ evvel zamân dırahtlarından dörd bin aded servi dırahtları bâkîdir. Cemî‘i sadranc nakşı tarh olunup sıra sıra çırpı ile hemvâr dikilmişlerdir. Ve bu bâğçe-i ibret-nümânın tûlu şimâlden cenûb cânibine kâmil on iki bin adımdır. Hemân bir küçük sahrâyı dutmuşdur. Ve arzı kâmil dörd bin aded germe hatvedir.
EÇS VIII 324a
Ve her servi dırahtları evc-i semâya ser çeküp "Âyâ Âl-i Osmân askeri bizi gelüp ne zamân seyr ederler" deyü hil‘at-i sebzlere müstağrak olup ayak üzre dururlar idi. Hamd-i Hudâ temâşâları müyesser olup niçe sun‘-ı Hudâ dıraht-ı müntehâların zıll-ı himâyelerinde tâ‘at u ibâdâtlar edüp zevk [u] safâlar etdik.
EÇS VIII 324a
Ammâ her bir dıraht-ı azîmlerin ve her bir serv şecerlerinin kalınlıkları ikişer üçer âdem kucaklar serv-i ahdar-gûnlardır, zîrâ bu servlerin cümlesi biner yıl mu‘ammer olmuş dıraht-ı serâmedlerdir kim aslâ birisinin haşebleri perîşân değildir. Hemân sebiz-gûn zümürrüd-vâr serâmed servlerdir. Cemî‘i ber-tertîb âdâb üzre huzûr-ı Hakk'a el kavşurup tâ‘at-i Hakk kulluğuna bel bağlayup dururlar.
EÇS VIII 324a
Ve bunun âb [u] hevâsı ve binâsı ol kadar memdûh-ı âlemdir kim üstâd-ı mühendisîn-i kudemâ var makdûrun sarf edüp ol bennâ-yı bânî bunda eyle tasarruflar etmişdir kim atlâs-ı felekde eyle bir kârgerlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir.
EÇS VIII 324a
Niçe aded kâr-ı kıdem ve niçe yüz aded bâğ-ı İrem-misâl maksûreler ve kâh-ı Havarnaklardan mâ‘adâ niçe yüz yerde cihânnümâ Freng-pesend nüzhet-âbâd kâ‘alar ve hücre-i müte‘addideler ile ârâste ve niçe yüz aded musanna‘ fıskiyye ve şâzrevân fevvâreler ve havz-ı aşren fe-aşrler ile pîrâste olup niçe yüz selsebîller ve gûnâ-gûn fevvâreler evce berâber pertâb edüp niçe yüz yerde yol yol enhârlar çağlayup cârî ve revân olup gûnâ-gûn matbah-ı Keykâvuslarında cereyân eden uyûn-ı câriyeler kenârında gûnâ-gûn musanna‘ çarhlı kebâb esbâbları var ve müte‘addid bâğbân hücreleri olup cânib-i erba‘ası kal‘a-misâl der-i dîvârları metânet üzre binâ olunup bunda olan bilâ-hisâb murğân-ı hezâr ve hezârânın asvât-ı hazîn-i hoş-elhân nevâhânlıkları âdeme rûh-efzâ safâlar bahş edüp bi'z-zarûrî benî âdem dahi savt-ı bülend ile uşşâkân makâm-ı uşşâkda kavl-i uşşâk okuyup âğâze-i nevâlar ve beyâtîler ve şûrîler ve arazbârî makâmları icrâ ederler tâ bu mertebe def‘-i gam ve endûh-ı elem mahv olacak bir cây-ı safâ-yı lâlezâr [u] gül‘ızâr-ı Arhonoz bâğıdır.