EÇS VIII 328b
"Er-rücû‘u ilâ bâbı'l-Mevlâ ahlâ mine'l-asel" deyüp es‘ad-i evkâtda ve eşref-i sa‘âtda elçilerin ricâların kabûl edüp,
EÇS VIII 328b
"El-abdü abdün ve-in abak, fe'l-afvu ale'l-mevlâ ahakk ve elyak" terânesiyle hamd-i Hudâ yine kapuma gelüp,
EÇS VIII 328b
"Takrî‘u'l-abdi'l-âbiki'l-‘âbidi leyse mine'l-mürüvveti ve teşnî‘u'l-mu‘teziri leyse mine'l-fütüvveti" hükmünce makbeli kabûl-i haslet-i zevi'l-ukûl olmağın sulhları kabûlümüz oldu, ammâ bir dahi sulha muğâyir bir iş ederseniz Venedik tahtınız dahi Kandiye gibi hâke berâber iderim." buyurduklarında elçi ve kapudanlar ve sâ’ir iş erleri küffârlar
EÇS VIII 328b
"Hâşâ sümme hâşâ, bizler bir dahi isyân edelim" dediklerinde sadrıa‘zam ve müşîr-i mufahham,
EÇS VIII 328b
"Es-sulhu hayrun" medlûl-i hutûr-nümâyân olmağile sâ’ir dahi vüzerâ-yı ızâm ve vükelâ-yı kirâm ve cumhûr-ı asâkir-i İslâm ve nusret-ihtitâmın sulh [u] salâh makbûl u savâb-dîdleri olmağile elçilerin murâd [u] merâmları üzre ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup sulh [u] salâh husûsları mevzi‘-i husûle makrûn olup uhûd-ı kadîme ve şurût-ı müstakîme üzre kat‘-ı urûk-ı mevâdd-ı husûmet-inâd ve bezl ü rabt-ı sulh [u] felâh-ı sedâd olup müşârun ileyh Haleb vâlîsi vezîr-i mükerrem sa‘âdetlü İbrâhîm Paşa hazretlerinin kemâl-i ferâset ve kiyâsetine i‘timâd ve her umûr-ı sulhu sadrıa‘zam anlara tevfîz ve her işin itmâmın anlara fermân edüp buyurdular kim
EÇS VIII 328b
"Eğer küffâr-ı bedgirdâr, iblîs-i bed-celîsin iğvâsına aldanup bir dahi sulha muğâyir tenâkuz-ı ahd-i mîsâk ederlerse bi-Rabb-i Ka‘be cümle Frengistân'a let ve darba-i avdet ve ibret birle cümlesin esîr-i nikbet edüp vâdî-i hayretde mahpûs ve çengâl-i haybetde menkûş ederim ki,
EÇS VIII 328b
nikâtına mazhar ederim. Hemân ba‘de'l-yevm kal‘a-i Kandiye'de bir ân durmayup,
EÇS VIII 328b–329a
la‘netine siper olduğun bileler. Tâ ki bu kaziyye anlara mûcib-i ibret ve merkez-i hikâyet olup bir dahi bu küffâr-ı hâksâr-ı gûl-i telbîs mahzûl tüccâr-ı âhiret kârbân sefînelerine Bahr-i Sefîd üzre rehzenlik etmeyeler. Ve min ba‘d hudûd-ı islâmiyyede olan kılâ‘ u kurâ vü kasabâtlara vaz‘-ı yed etmeyeler. Eğer ta‘annüd edüp "Rücû‘u'l-kelbi'l-adûd e‘azzü min fahhi'l-buğûd" hükmünce yine Venedik küffârlarının haklarından gelmek emr-i seheldir" deyü sadrıa‘zam elçileri ve işiçine me’mûr olan vüzerâlara bu yüzden niçe gûne tenbîh ü te’kîdler edüp fermân-ı kazâ cereyânı üzre 329a dîn [ü] devlete enseb ve evlâ ve nâmûs-ı saltanata elyak enfa‘ olan şurût [u] kuyûd üzre tarafeynden sulh [u] salâh mün‘akid ve berde ve bahrde rişte-i husûmet münkatı‘ olundukdan sonra selâtîn-i rub‘-ı meskûnda metânetli kânûnnâmeler yazılup ve havâkîn-i zîr-i çarh-ı bûkalemûnda ahidnâmeler düzülüp hasretü'l-mülûk olan Kandiye kal‘asın umûmen cümle hânesi ve cemî‘i mühimmât [u] levâzımâtlarıyla ceneral-i dâll iş bu sene 1080 mâh-ı Cemâziye'l-âhir'inin gurresinde mübârek cum‘a günü kuşluk vaktinde bi'l-küllî kal‘ayı teslîm edüp memâlik-i islâmiyye-i mahrûseden add olunup içinde vâki‘ olan ma‘bedgâh-ı kenîse-i Mesîhiyyeler telvîs-i müşrikînden tathîr olup cevâmi‘ ü mesâcidler olunup içlerinde evkât-ı hamse kılınup her bâr gülbâng-ı Muhammedî tilâvet olunup edâ-yı şerî‘at icrâ olunmuşdur. Lillâhi'l-hamd ve'l-minne bu def‘a olan gazâ ve cihâd-ı ekber sahâbe-i güzîn rıdvânullâhi te‘âlâ aleyhim ecma‘înden sonra bir pâdişâh-ı zîşân kiti sitân ahdinde böyle savaş-ı perhâş olmayup bir pâdişâh-ı Cem-cenâb dahi böyle bir kal‘aya mâlik olmamışdır. Hak celle ve alâ hazretleri bu kal‘ayı dest-i İslâmda inkırâzu'd-devrân mü’ebbed edüp hemîşe asâkir-i İslâmı mansûr [u] muzaffer edüp pâdişâh-ı âlem-penâh Sultân Mehemmed Hân hazretlerinin ömrün efzûn edüp niçe bunun emsâli feth u nusretlerde bulunup a‘dâ-yı dîni hor ve hakîr ve müdemmer ola, âmîn yâ Mu‘în, bi-hurmeti men nataka bi's-savâb, sene 1080.
EÇS VIII 329a
Bu müsevvedât-ı nâ-merbût-ı hatt-ı müstekrehemizden Sadrıa‘zam hazz edüp iki yüz altun ihsân edüp,
EÇS VIII 329a
"İnşâallâhu Te‘âlâ Evliyâ, an-karîb seni bir hidmet-i pâdişâhîye dahi ta‘yîn ederiz" deyüp Kapudan Kaplan Paşa'ya bu hakîri gözedesin deyü tenbîh ü te’kîdler edüp bu hakîri ve Moralı Zekeriyyâ Efendi ile Eğribozlu Kapudan Köse Alî Paşa kadırgasına sekiz aded hüddâmlarımla girüp âmâde olduk.
EÇS VIII 329a
Ba‘de'l-feth-i Kandiye sene 1080 ıyd-ı adhâsında Sadrıa‘zam Kandiye'den Âsitâne-i sa‘âdete gitmek fermân olundukda Kapudan Kaplan Paşa kırk pâre kadırgalar ve kırk pâre galyonlar
EÇS VIII 329a
ârâste kılup sene 1081 mâh-ı Muharremü'l-harâm'ının yedinci gün bâzârertesi vakt-i sabâhda cemî‘i guzât-ı müslimîn ile Sadrıa‘zam bir alay-ı azîm ile donanma-i hümâyûn sefînelerine süvâr olup du‘â vü senâ ve gülbâng-ı Muhammedî ile Kandiye'nin limanından alarka olup Kandiye limanı önünde cemî‘i keştîler görünme edüp tâ Venedik elçisi nâm la‘în Kumkapusu limanından üç pâre kadırgalarına süvâr olup donanma-i hümâyûn gemilerine ilhâk olunca ibtidâ başdarda-i hümâyûndan salpa demir silistireleri çalınup bir yaylım tüfeng ve toplar cümle kalyonlar ve kadırgalardan atılup rûy-ı deryâ mevc ü mevc edüp cûş u hurûşa kadırga ve kalyonların top u tüfeng sadâları münkatı‘ oldukda hemân Kandiye kal‘ası içinde kalan kırk yedi bin asker-i İslâm dahi bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup her tarafdan kol kol gülbâng-ı Muhammedîler çekilüp anın dahi velvelesi tamâm olmadan kırk yedi bin asâkir-i İslâmın elli altmış bin aded sığâr u kibâr hüddâmlarının bellerinde ve ellerinde çakmaklı kol tüfengleri ve dalyan tüfenglerinin yüz bin kadar muşkat tüfenglerine bir yaylım âteş edüp anın dahi ra‘d-vâr gürüldüleri sadâsı tamâm olmadan Kandiye kal‘asının der-i dîvârları ve cemî‘i ebrâclar ve cümle tabyaları üzre âmâde durup sekiz yüz kırk altı pâre top-ı kûplara bir fitilden âteş edüp zemîn ü âsımân dir dir ditreyüp kal‘a-i Kandiye murğ-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı.
EÇS VIII 329a
El-hâsıl bu hâl üzre eğer donanma-i hümâyûn gemilerinden ve eğer kal‘adan minvâl-i meşrûh üzre üç yaylım toplar ve tüfengler ve kumbaralar ve gülbâng-ı Muhammedîler sadâsı şâdımânları başdarda-i pâdişâhî bism-i İlâh ile avanta etdikde kal‘ada kalan guzât-ı müslimîne "Allâh'a ısmarladım sizi" işâreti olmak üzre başdardadan bir kovuş topu atup azm-i Dâru's-saltanatı'l-aliyye etdiklerinde bir top menzili alarka olduklarında hemân Kandiye'nin Su kullesi dahi "Varın tâli‘le" işâreti olmak üzre Su kullesi tekrâr bir yaylım top u tüfeng şâdımânları bizler deryâ içinde gemilerle dururken sâ‘ika-i top-ı kûpdan dir dir dikredik. Bu hâli Venedik elçisi görüp içlerinde bir mel‘ûn kapudan ol ân,
EÇS VIII 329a
"Hemân bu kal‘anın Türk elinde böyle kaldığın görmekden ise kör olmak yeğdir" deyüp murdâr parmağın sağ gözüne sokup gözün çıkarup deryâya atup cümle küffâr-ı hâksâr böyle me’yûs u menkûb u mağmûm oldular. Hemîşe küffâr-ı dûzah-karâr böyle mağlûb u münhezim olalar, {âmîn}.
EÇS VIII 329a–329b
Hulâsa-i kelâm bu hâl-i (...) üzre donanma-i hümâyûn mansûr u muzaffer Girid cezîresinden kalkup 329b eyyâm-ı muvâfık ile yıldız cânibine 18 (sekiz) mîl gidüp,
EÇS VIII 329b
Kal‘a-i Kandiye'den nümâyân şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş girdâ-girdi on sekiz mîl aded (...) sâfî alçak sengistânlı bir adacıkdır, ammâ dörd aded limanları vardır. Cümle limanlarının ağızları kıbleye nâzırlardır, ammâ iki limanı gâyet hudâyî mu‘azzam limanlardır kim içlerine beşer altışar yüz pâre gemiler alır.
EÇS VIII 329b
Ve iki yerde acı suları vardır ammâ zarûretde içilir. Ve niçe yerlerinde kayadan oyma su sarnıçları var kim cümle bârân-ı rahmet anlarda cem‘ olup kâhîce âb-ı hayât suları dahi bulunur, ammâ limanlarında gâyet latîf tekir balıkları olur.
EÇS VIII 329b
Andan ol gece mihmân olup ba‘de'l-ışâ mâhtâbda Sadrıa‘zam altun alemli başdarda-i hümâyûnun Çâryâr-ı güzîn aşkına çâr aded fenerlerin çerâğân edüp üç nevbet nefîr-i rıhletler ve kös-i irtihâller çalınup bu cezîreden dahi salpa demir ve avanta kürek deyüp muvâfık eyyâm-ı müsâ‘id ile bâdbân-ı murâdı küşâde edüp dümen-i atf-ı inân-ı ihtiyârı Rûm tarafına teveccüh etdirüp cemî‘i rübbân(?) bilâ lenger,
EÇS VIII 329b
İlâhîlerin savt-ı bülend-i Dâvûdîler ile âğâze edüp altmış mîl karayel rûzgârı üzre orsa orsa giderken nısfu'l-leylde hikmet-i Hudâ bir karayel fırtınası zâhir olup azîm fırtınalar çeküp cemî‘i kadırgalar bir kadem ileri gitmeğe iktidârları olmayup gemiler içre el-amân sadâları şâyi‘ oldu, zîrâ cümle gemiler ıskarça yüklü olup asker-i İslâm ile leb-ber-leb idiler.
EÇS VIII 329b
Gemilerin kayalıkların ve çaşdakları ve zavrakları pâre pâre olup ba‘zı gemiler talattum-ı deryâdan su eyledikleri ecilden bi'z-zarûrî yine tekrâr rûzgâr-ı zorkârın önüne düşüp seksen mîl gitdiğimiz yeri üç sâ‘atde gerü dönüp ale's-sabâh yine tekrâr,
EÇS VIII 329b
Menzil-i cezîre-i Istandiye sâhilinde lenger-endâht olup yatdık, ammâ cânım kalyonlar bu muhâlif rûzgâr-ı zorkâra aslâ bakmayup rûzgâr-ı feleğe karşu koyup İslâmbol'a teveccüh etdiler, ammâ yine Sadrıa‘zam bu Istandiye adasında bir gün bir gece meks edüp kıyıca muhâlif giden kadırgalar gelüp yine cem‘-i vefîr olup karşu Kandiye vezîrinden ve a‘yân [u] eşrâflarından Sadrıa‘zam kayıklar ile vâfir hedâyâlar ve kirazlar ve vişneler ve gûnâ-gûn âbdâr meyveler ve kemer suları gelüp andan yine ertesi gün nefîr-i rıhletler çalınup seksen mîl muvâfık eyyâm ile gidüp,
EÇS VIII 329b
Üç aded adacıklardır, ammâ büyüğü yigirmi mîl ihâta eden adadır. Kal‘asını sene (---) târîhinde Süleymân Hân asrında Piyâle Paşa feth etmişdir. Mâ-tekaddem Venedik elinde olup Ciniviz binâsıdır. Bir latîf sarp kaya üzre bir Şeddâdî taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâ küçük sûr-ı üstüvârı vardır kim dâ’iren-mâdâr cirmi yedi yüz aded adımdır. Bir kapusu var. İçinde elli kadar evleri ve dizdârı ve neferâtları ve nâ’ib-i şer‘îsi olup kapudan paşa hükmünde idi yine kapudanlara hâs kayd olunup ma‘mûr olmak fermân olundu.
EÇS VIII 329b
Cümle halkı Urûm kefereleridir. Kandiye kal‘ası ibtidâ feth olunca bu re‘âyâların hedâyâlarıyla on gemi kireçleri imdâd gelüp iki pâre bâğ-ı İrem-misâl köyleri vardır, ammâ limanı yokdur. Her kankı rûzgâr eserse gemiler bu cezîrelerin bir tarafında demir bırağup yatırlar. Sekiz aded rûzgârdan sığınılır hudâyî limanları vardır.
EÇS VIII 329b
Ammâ Küçük Santoron ile Büyük Santoron adaları mâbeynlerinde hikmet-i Hudâ bir adacık peydâ olup yıldan yıla bi-emri Hayy-ı Kadîr ol cezîrecik büyüyüp üstünde zirâ‘at olunup gâyet latîf toprağı olup bu cezîre halkı anda bâğ u bâğçeler inşâ etdiler.
EÇS VIII 329b
Bu cezîre-i Santoronlara karîb yine Santoron adası derler bir bî-menâfi‘ bir ada var idi. Dâ’iren-mâdâr yedi mîl ihâta ederdi. Hikmet-i Hudâ sene (---) târîhinde günlerde bir gün ol mezkûr ada münharık olup gece ve gündüz âteş-i Nemrûd içinde kalup dûd-ı siyâhı evc-i âsımâna peyveste olup cemî‘i rûy-ı arz ve cümle rûy-ı deryâ el-hâsıl rub‘-ı meskûn aydınlık olup geceli ve gündüzlü bî-hadd ü lâ-gâyet toplar atılırdı. Ne gûne toplardır kim her bir top atıldıkda cemî‘i cezîre-i (...) büsbütün lerzenâk olup cemî‘i dünyâ halkı havf ü haşyet çeküp kıyâmet alâmetidir derlerdi. Hattâ her topların sadâsı Hudâ hakkıyçün eyle sît u sadâ verirdi kim sâ‘ikasından edîm-i arz dir dir ditrerdi. Kâr-ı insân topunun sadâsı üç sâ‘atlik yerden öte yâhûd bir merhale yerden ziyâde yerde işidilmek ihtimâli yokdur. Ve rûy-ı semâda kaçan gök gürlese bir günlük yoldan öte işidilmek muhâldir.
EÇS VIII 329b–330a
Ammâ hikmet-i Bârî bu cezîrenin kudret-i Hak toplarının sadâları yedi iklîm ve çâr-kûşenin Irâk-ı Sıfâhânında ve Belh [u] Buhârâ ve Îrân u Tûrân ve Çîn ü Mâçîn ve Fağfûr ve Hıtâ vü Hoten ve 330a kûh-ı Elburz ve kûh-ı Demâvend ve kûh-ı Alman'da işidilüp cemî‘i dünyâ halkı "Eşrât-ı sâ‘ât alâmetleridir" deyü havfe düşüp tazarru‘ u nâlişler edüp niçe kerre yüz bin ibâdullâh her gûne muharremâtlardan tâ’ib ü tâhir olup vasıyyetler etdiler.
EÇS VIII 330a
Hattâ bir gün bir gece bu Santoron cezîresinde eyle toplar atıldı kim Leh vilâyetinde bir şehir yere geçdi ve Maskov diyârında Heyhât sahrâsının bir mahalli yere geçmiş. Bu abd-i hakîr Dağıstân pâdişâhı Sultân Mahmûd Hân-ı Şemhâl'den izin alup Maskov vilâyetine giderken yere geçen zemîni görmek müyesser olup azamet-i Hudâ eyle bir hafr-i azîm idi kim tâ çâh-ı gayyâ-misâl ka‘r-ı zemîni görünmez bir derk-i esfel idi. Âhır-ı kâr bu hafrin yedi konak çevresin deverân edüp gûyâ cehennem derelerinden bir hafr-i azîm idi.
EÇS VIII 330a
El-hâsıl bu Santoron adası nâr-ı Hudâ ile ihrâk olup kudret topları atılup sâ‘ikaları tâ vilâyet-i Donkarkız ve vilâyet-i Danimarka ve işfet ve Korol'da ve Yenidünyâ'da ve Lonçat'da ve İngiltere'de ve Ungurus'da ve İslovin ve Macar ve Erdel'de ve Eflak ve Boğdan ve Kırım'da ve Dağıstân ve Türkistân ve Abaza ve Çerkezistân'da ve Lazistân ve Gürcistân ve Kürdistân ve Acemistân ve Hindistân ve Irâk-ı Arab'da ve Irâk-ı Acem'de ve Irâk-ı Dâdyân'da ve Bağdâd ve Basra ve Lahsa ve Yemen ve Aden ve Habeş'de ve Tübbet(?) ve Funcistân ve bilâd-ı Sûdân ve Kırmanika ve Bağaniski ve Daco ve Rümeyletü'l-hımâl'de ve Bornu Arabları ve Berberistân ve Afno ve Fes ve Merânkûş ve Telemsân ve Tanca ve Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus ve Mısır ve Kudüs ve Şâm ve Anatolu ve Rûm'da ve Kızılelma'da ve Dib Frengistân'larda ve'l-hâsıl cemî‘i ekâlîmlerin büldân-ı azîmlerinde ve cemî‘i sâhil-i Bahr-i Sefîd ve Bahr-i Ummân ve Bahr-i Harez ve Bahr-i Kulzüm ve Bahr-i Hürmüz ve Bahr-i Okyunûs ve Bahr-i Mağaylan ve Bahr-i Zulumât kenârlarında olan şehirlerde Santoron adasının kudret topları atıldığı istimâ‘ olunup Rûm vilâyetinde kıyâmet kopuyor derlermiş.
EÇS VIII 330a
Hattâ bu Santoron adasının yanan taşları hammâm kubbeleri ve câmi‘ kubbeleri gibi taşları Kandiye lağımı gibi hevâya perrân atılup cemî‘i taşları deryâya düşüp cemî‘i dünyâ deryâlarına müstevlî oldu.
EÇS VIII 330a
Ammâ hikmet-i Hudâ ne gûne yanmış taş idi kim hammâm kubbesi kadar taşları bir ma‘sûm-ı nâ-resîde götürmeğe kâdir olup beyâz pembe-misâl göz göz taşlar rûy-ı deryâda şinâverlik edüp aslâ deryâya batmayup tâ kûh-ı Kâf'a ve Bahr-i Zulumât'a varmış kav gibi taşları niçe yıl rûy-ı deryâda sekiz rûzgârda pâre pâre şinâverlik edüp taşlar gezerlerdi.
EÇS VIII 330a
Hattâ Septe boğazından taşra deryâ üzre taşlar yüze yüze Bahr-i Muhît'e çıkup tâ Bahr-i Malgayan'dan Yenidünyâ'ya ve şark tarafın[d]a Bahr-i Ummân içre tâ Çîn ü Mâçîn deryâsına ve bir keskin lodos rûzgârlarıyla taşlar İslâmbol'a andan Karadeniz ile tâ Azak kal‘asında Ten suyuyla tâ Maskov vilâyetine ve Kili kal‘ası boğazından nehr-i Tuna ile tâ Alman diyârlarına bu Santoron taşları âb-ı revânlar ile gidüp cemî‘i dünyâ halkına Cenâb-ı Bârî sun‘ın ızhâr etmeğiçün yanmış taşları gönderüp herkes ta‘accüb-künân olup engüşt ber-dehen olurlardı.
EÇS VIII 330a
Hattâ İslâmbol limanına niçe bin hammâm kubbesi kadar taşlar deryâ üzre şinâverlik ederek gelüp niçe yüz bin taşları pâre pâre edüp hammâmlarda ayak taşı ederlerdi. Sünger gibi göz göz bir gûne suya batmaz hafîf taşlar idi kim gûyâ kav idi. Hakîkatü'l-hâl bir değirmen taşı kadar bir taş parçasın beş yaşında bir oğlan kaldırır idi. Bir garîb temâşâ-yı sun‘-ı Hudâ idi kim bu adanın âteşi şiddetinden yanına on mîl alarka gemiler varsa yelkenleri münharık olurdu. El-uhdet ale’r-râvî.
EÇS VIII 330a
Ve ol zamân sâ‘ika-i topları cümle istimâ‘ ederdim, ammâ hamd-i Hudâ bu 1081 sene-i garrâsında cezîresini ve göl gibi olan zemîni hafirlerin hakîr görüp âlem-i hayretde kaldım. Âye[t]:
EÇS VIII 330a
Ve bu ce[zî]re âteş-i kudret ile münharık olalı sene (---) olup hâlâ bizler gördükde yine zemîninin harâreti var idi. Sadrıa‘zam dahi bir filikaya binüp cümle temâşâ edüp âlem-i hayretde kaldı.
EÇS VIII 330a
Ba‘dehu bu cezîrede cümle Mora vilâyetinin a‘yân-ı kibâr ulemâ ve sulehâları ve niçe yüz re‘âyâ vü berâyâları Manya vilâyeti kâfirinden şikâyet etdiklerinde Sadrıa‘zam-ı müdebbir Arapça deyüp cemî‘i vüzerâ vü vükelâlar ile müşâvere edüp Manya vilâyeti feth olunmasın fermân edüp ibtidâ,