EÇS VIII 338a
Eşkâl-i kal‘ası: Rûmeli tarafında leb-i deryâda (---) dağı burnunda bir topraklı ve kayalı bir kûh-ı müntehâ üzre şekl-i müselles bir Şeddâdî mutarraş taş binâ-yı hâzır-bâş li-ecl-i savaş-ı perhâş bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn hisâr-ı üstüvâr-ı kadîm ve bir sûr-ı azîmdir kim refî‘u'l-bünyân ve halkı azîmü’ş-şân kimesnelerdir.
EÇS VIII 338a
Cirmi dâ’iren-mâdâr kâmil üç bin adımdır bin adım dahi deryâ tarafıdır. Ve iki tarafı karası kâmil üç bin beş yüz adımdır. Bu hisâb üzre cümle girdâ-girdi dörd bin beş yüz hatvedir. Bu adımlar kal‘a dîvârları üzredir, yohsa handak kenârınca adımlansa dahi vâsi‘dir. Ammâ taşlık yerde vâki‘ olmak ile handakı ol kadar amîk değildir ammâ ârizdir. Ve iç kal‘asının semtinde sehel havâlesi olmak ile bu taraflarının handakları gayyâ-misâl derbenddir. Ve kara tarafları bir dereli ve depeli yerlerdir. Ammâ cümle yalın kat dîvârdır lâkin iç kal‘a tarafları onar arşın enli dîvârlardır. Ve gâyet metîn ve müstahkem dirsekleri ebrâcları var kim cümle yetmiş yedi aded kullelerdir.
EÇS VIII 338a–338b
Ve garb tarafı eğri ve büğrü binâ olunup dâ’iren-mâdâr cümle beş aded kal‘a kapuları var. İkisi semt-i garba nâzırdır, biri aşağı kal‘adadır kim kastele gider. Ve biri orta kal‘ada olup ol dahi kastel cânibine bakar. 338b Ve bir kapu dahi iskele kapusudur kim Salona kapusu derler, kasaba-i Salona'ya gider. Ve bir kapu dahi iç kal‘a kapusudur. Bu kal‘a gerçi şekl-i müsellesdir ammâ gûyâ pâpuççu muştası gibi beli incedir. Meselâ bu eşkâldedir.
EÇS VIII 338b
Ve cümle yedi kat bölme bölme hisârdır. Her bölmelerin dîvârlarında bir kapuları mukarrerdir. Ve dahi tâ dağ başında dağlara havâle iç kal‘adır ammâ gâyet metîndir. Ve iç hisârdan aşağı tâ Yalı kapusuna gelince altı kat hisâr dîvârın geçüp kâmil bin adımdır. Ve limanı hisâr içinde binâ ile yapılmış amelî bir küçük limandır kim ığrib kayıkları ve firkateleri bunda yatırlar. Kadırgalar taşra büyük liman içinde lenger bırağup yatırlar, ammâ büyük barça kalyonları limana karşu körfez denizinde yatırlar. Ve limanının kenârında bir yerlü kaya içinde bir âb-ı hayât su akar. Ammâ liman tarafında kal‘a dîvârları alçakdır, lâkin enlidir. Ve ebrâcları çokdur. Bu cirmde olan kal‘anın içinde,
EÇS VIII 338b
Der-aded-i cevâmi‘hâ-yı selâtîn-i Âl-i Osmân ve gayri ibâdetgâh-ı mü’minân: Cümle sekiz aded cevâmi‘lerdir. Cümleden cemâ‘at-i kesîreye mâlik eski hisârda {liman kurbunda} Sultân Bâyezîd-i Velî'nin Fethiyye câmi‘i, bir minâreli kâr-ı kadîm ma‘bedgâh-ı azîmdir. Andan Durak Beğ sarâyı kurbunda {olmak ile bir câmi‘i ta‘mîr ü termîm etdiğinden Durak Paşa câmi‘i derler. Ammâ} Mehemmed Efendi tekyesi câmi‘idir. Andan Yenikapudan Büyükkapu câmi‘i, andan Küçükkapu câmi‘i, andan Pigadya câmi‘i, andan orta hisârda Mehemmed Efendi câmi‘i, andan yukaru hisârda Baba Çavuş câmi‘i, andan yukaru hisârda yine cebehâneye muttasıl Bâyezîd-i Velî Hân câmi‘i, andan büyük kapudan taşra Ömer Efendi câmi‘i.
EÇS VIII 338b
Der-defâtirât-ı medâris-i müfessirân-ı müslimât: Cümle üç aded medreseler vardır. (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VIII 338b
Der-kâ’imât-ı mekteb-i sıbyân-ı necîbât: Cümle (---) aded dâru't-ta‘lîm-i ebcedhân-ı püserândır. Cümleden Müftî Mes‘ûd Efendi mektebi evkâf-ı azîm olup her sene başında sıbyânlara hil‘at-i fâhireleri çıkar.
EÇS VIII 338b
Der-hânkâh-ı dervîşân-ı meczûbât: Cümle altı aded tekyegâh-ı fukarâdır. Cümleden câmi‘ sâhibi Mehemmed Efendi tekyesi ma‘mûr u müzeyyendir kim liman kurbunda Karabaş Mehemmed Efendi tekyesi nâmıyla ma‘rûf bir hânkâh-ı Halvetî'dir. Ve bölme hisârda Azîz Mehemmed Efendi tekyesi kuddise sırruhu âsitâne-i azîmdir. Yüzden mütecâviz fakr [ü] fâka sâhibi hırka-pûş erenleri var. Ve Salina kapusundan taşra Şeyh Ömer Efendi tekyesi ve eş-Şeyh Küçük Mehemmed Efendi tekyesi.
EÇS VIII 338b
Der-aded-i mesâcidhâ-yı mahallât: Cümle on bir aded mahallât mezkitleridir. Cümleden mükellef câmi‘ olmağa müsta‘id kal‘ada Parmaksız Hacı mescidi, Ebus's-su‘ûd Efendi mescidi (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---).
EÇS VIII 338b
Der-tavsîfât-ı hammâmât-ı erbâb-ı hâcât: Cümle üç aded hammâmları vardır. Biri çârsû içinde (---) hammâmı, çiftedir. Birine dâ’imâ nisvânlar girirler. Ve biri liman kurbunda (---) hammâmı gâyet latîf ve müferrihdir. Ve biri yukaru Pigadya hammâmı, latîfdir. Ammâ iki yüzden mütecâviz sarây hammâmları vardır.
EÇS VIII 338b
Der-aded-i hân-ı tüccârân-ı ehl-i işgâlât: Cümle aşağı kal‘ada iki aded metîn kârgîr binâ hânlardır. (---) (---) (---)
EÇS VIII 338b
Der-kârhâne-i dekâkîn-i ehl-i iktisâb: cümle-cümle iki yüz aded dekâkînlerdir, ammâ bezzâzistânı yokdur. Lâkin Salona kapusu ndan taşra çaylar başında leb-i deryâda bir tabahânesi var kim bir diyârda misli yokdur. İki başları başka kapulu bir kal‘a-i azîm-misâl debbâğhânedir kim içinde bir tuhfe mescidi ve havzları ve müte‘addid müsâfirhâne hücreleri ve tekyeleri var kim bir diyârda böyle Âh-i Evrân ocağı yokdur. Kanlı olan kimesneler bu âsitâneye girse üstâdlar anı hâkime vermezler ve gayri taşra çıkarmazlar. Tâ anı dibâğat ile pâk edüp tâ’ib ü tâhir olup üstâd-ı kâmil ederler. Bu kârhânenin bâğ u bâğçeleri ve niçe âb-ı hayât arkları akup deryâya mahlût olur bir pâk debbâğhâne-i azîmdir. Ammâ Salona kapusu ndan taşra bu tabahâne kurbundaki varoşda dahi mükellef dükkânlar vardır ammâ add etmedim, ammâ gâyet ma‘mûr u müzeyyen hânedân-ı azîmler var kim cümle bâğ u bâğçeli ve âb-ı revânlı hâne-i zîbâlardır.
EÇS VIII 338b
Der-vasf-ı sarây-ı aded-i a‘yân [u] ağavât: Cümle bu hisâr enderûn [u] bîrûnunda üç bin aded tahtânî ve fevkânî ve kârgîr binâ mükellef ü mükemmel ve ma‘mûr u müzeyyen ve şîrîn Şeddâdî binâlı ve serâpâ kiremitler ile mestûr ekseriyyâ kâfirden kalma hâne-i ma‘mûrlardır. Cümle evleri körfez içine biri biri üzre kat-ender-kat kıbleye nâzır aşağı leb-i deryâdan tâ yukaru ve iç kal‘aya varınca tabaka tabaka evleri gûnâ-gûn revzenler ile ârâste ve elvân elvân maksûre ve şâhnişîn ve kameriyyeler ile pîrâste olmuş bir hasretü'l-mülûk şehr-i şîrîndir kim cümle sokakları eniş ve yokuş pâk taş kaldırım döşeli şâhrâhlardır.
EÇS VIII 338b–339a
Der-aded-i çeşme-sâr-ı âb-ı hayât: Cümle kırk beş aded çeşme-sârlardan mâ‘adâ her hânedânlarda birer âb-ı hayât uyûn-ı câriyeler cereyân etmededir, zîrâ cümle bu şehrin enderûn [u] bîrûnunda iki yüz kırk beş aded aynü'l-hayât misilli kayalardan kaynayup çıkar kaynak suları var kim mâh-ı Temmûz'da bir âdem râhat ile üç yudum âb-ı zülâlinden huzûr ile nûş edemez ve bir âdem suya ellerin bir ân sokamaz. Tâ bu mertebe bârid ü rakîk ve berrâk âb-ı pâklerdir kim gûyâ turna gözüdür. Bu âb-ı cârîler cümle evlerden cereyân eder. 339a Ammâ yukaru kal‘a hânelerinde bu sular yokdur, zîrâ sa‘b yerler olmak ile kal‘anın kastel tarafının iç yüzlerinde ba‘zı arz-ı hâliye yerler vardır. Gâyet sengistân mahaller olup enüp çıkması usret olduğundan evleri yokdur, zîrâ büyük kal‘a-i vâsi‘dir. Ve iç kal‘a tarafında (---) (---) dağı iç kal‘aya havâle olmak ile gâyet sarp binâ olunup evleri dahi sarpdır.
EÇS VIII 339a
Istılâhât-ı ahâlî-i şehir: Cümle halkı fasîh ü belîğ Türkçe kelimât etdiklerinden mâ‘adâ lisân-ı Rûm ve lisân-ı Arnavudca kelimât ederler. Halkı gâyet şecî‘ ü tüvânâ ve bâlâ-kad zorâver ü dilâver ü server hünerver firkateci gâzîleri vardır ve gâyet garîb-dostdurlar.
EÇS VIII 339a
Der-kıyâfet-i merd-i meydân-ı ricâlât: A‘yân-ı kibârı muhteşemâne semmûr lepâçeler ve kâmhâ ve atlâs ve hârâlar geyerler. Ve [zü]mre-i ulemâ ve sulehâsı çukalar ve helâlî libâslar geyerler. Tâze fetâları cümle Cezâyirli esvâbları geyüp kırmızı fes ve bağır yelekleri ve göğüslükler ve siyâh fillallar geyüp bellerinde üçü bir yerde pala bıçak ve muhattem kuşak kuşanup arkalarında birer Cezâyir ihrâmları geyüp gezerler. Ammâ zenâneleri ne libâsında oldukların aslâ taşrada görmedim.
EÇS VIII 339a
Der-ta‘dâd-ı bâğavât: Âb [u] hevâsının letâfetinden kastel tarafında ve Salina tarafında cümle yigirmi yedi bin bâğ dölüm hakkı verirler deyü muhtesib ve bâcdâr nakl etdiler, ammâ zeytûnuyla tut ağacı ve servi dırahtları cihânı zeyn etmişdir.
EÇS VIII 339a
Der-sûret-i çîn-i meh-cebîn-i mahbûbân: Gâyet mahbûbe pâk lev[end]âne tâze cüvânları olur ammâ fetâlardır, zîrâ bu vilâyet Cezâyir gibi yiğit kânıdır.
EÇS VIII 339a
Me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından beyâz ekmeği ve çöreği ve keklik ve bıldırcın böreği ve âbdâr hoşhor engûrü ve ol nâ-memdûh hamr-ı harâmı meşhûrdur. Ve limanında kefal ve levrek balıkları memdûhdur. (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VIII 339a
Der-fasl-ı mesîregâh-ı müferrehât: Cümle kırk yerde teferrücgâh ferahfezâları vardır, ammâ Salona kapusundan taşra leb-i deryâda bir vâsi‘ fezâda niçe yüz aded çınâr bîd-i ser-nigûn dıraht-ı müntehâlar tertîb üzre selef kralları asrında dikilüp ilâ hâze'l-ân her biri ecv-i âsımâna kad keşân olup her bir dırahtın berk-i zıll-ı himâyelerinde onar bin koyun sâyelenüp âslâ zemîne âfitâb-ı âlem-tâbın tâb [u] tüvânı düşmeyüp hemân koyah-ı hıyâbân-ı Acem gibi bir mesîregâh yerdir kim Rûm ve Arab u Acem seyâhâti içre İnebahtı'nın Subaşı ârâmgâhı meşhûr-ı âfâkdır. Bu mahalde cümle üç yüz adım karîb su değirmenleri var kim bu dahi bir teferrücgâh-ı ferahfezâ yerdir. Cümle şehrin âb-ı hayât suları bu mahalde kayalardan çıkup niçe yüz değirmenlere taksîm olup cümle şehrin imâretlerine gider, gâyet serî‘u'l-hazm âb-ı zülâllerdir.
EÇS VIII 339a
Her bir dıraht-ı sâyedârın sâyelerinde niçe maksûreler ve niçe nişîmen soffalar var imiş ammâ mürûr-ı eyyâm ile niçe kâhları harâb olup ancak kârgîr binâ havzları ve matbah-ı Keykâvusları ve câ-be-câ mastabaları kalmış. Hâlâ ahâlî-i şehrin ba‘de'l-asr teferrücgâhlarıdır.
EÇS VIII 339a
El-hâsıl-ı kelâm vâcibü's-seyr bir mesîregâhdır. Sene 1077 târîhinde bu şehre gelüp bir gün oturup bu mesîregâhda zevk ü safâlar etdiğimiz {bir ziyâde} târîh düşmüşdür:
EÇS VIII 339a
Andan mesîregâh-ı Liman, andan teferrücgâh-ı Debbâğhâne, andan merâmgâh-ı Kastel Bâğları, andan (---) (---) (---) (---) (---) (---).
EÇS VIII 339a
Der-esmâ-i a‘yân-ı kibâr: Evvelâ Müftî Alî Efendi ve Ebu's-su‘ûdzâde Mehemmed Ağa ve (---) (---) (---) (---) (---) (---),
EÇS VIII 339a
Der-beyân-ı sergüzeşt-i temâşâ-yı ibret-nümâ: Bu abd-i kemter Gördüs kal‘asında iken Zekeriyyâ Efendi'nin ihsânıyla elli altuna Mağribîlerden bir siyâh-çerde Arab gulâmı aldım. Kâmil bir hafta yanımda hidmet edüp ne yedi ve ne içdi ve ne yatdı ve ne uyudu hemân ve ne dünyâ kelâmından bir söz söyledi ve ne tebessüm etdi, ammâ her ne gûne işâret etsen ve bir hidmet buyursan cân havliyle çalışup hidmet ederdi.
EÇS VIII 339a
Hikmet-i Hudâ bu İnebahtı'da zevk u safâya meşgûl olup seyishâneleri tahmîl edüp gidecek mahalde Arab merhûm olup Ebu's-su‘ûdzâde hânemiz sâhibine ricâ edüp "Şu Arab'ı defn etdirin" deyüp biz kasaba-i Zebân'a revâne olmağa azîmet etdik. İnebahtı'dan kalkup leb-i deryâ ile cenûb cânibine bir sâ‘at gidüp,
EÇS VIII 339a–339b
Bu dahi İnebahtı'nın Rûmeli tarafında leb-i deryâda vâki‘ bir boğaz ağzında şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘acıkdır. Bu diyârda böyle küçük kal‘alara kastel derler. Sene 905 târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî Moton kal‘ası muhâsarasında iken donanma-i hümâyûn bu İnebahtı körfezinde kışlamak maslahatiyçün Bâyezîd-i Velî Hân bu kal‘ayı İnebahtı körfezi ağzında İnebahtı'dan beş mîl lodos tarafına ba‘îd bu kal‘ayı binâ etdirüp bir kal‘a dahi bunun karşusunda Mora cezîresinde binâ etdirüp karşu 339b karşuya iki kal‘a olup tamâm oldukda körfez emîn olup donanma-i hümâyûn bî-bâk ü bî-pervâ kışlamışdır. Ammâ himmet-i Bâyezîd Hân ile bu Kastel kal‘ası Rûmili askeri üşüntüsü ile burc-ı bârûsu ve hisâr-pîçeleriyle on sekiz günde tamâm olduğuna alâmet bu kal‘a on sekiz adet ebrâclardır ve azîm toplar konulmuşdur.
EÇS VIII 339b
Ba‘dehu sene 943 târîhinde Sultân Süleymân körfez gazâsı asrında bu kal‘ayı dahi tevsî‘ etdirüp ziyâde kul ve balyemez toplar koyup ol dahi donanmayı bunda kışladır. Hâlâ bu boğaz ağzında bu iki aded kastel kal‘alarının mâbeyninden ve bu kulleteynin mâbeynlerinde kâfir gemisi değil kuş bile uçup içeri İnebahtı ve Gördüs kal‘asına varamaz. Bu kal‘a İnebahtı toprağında beğinin subaşılığı ve niyâbetliğidir.
EÇS VIII 339b
Kal‘ası leb-i deryâda bir kumsal yerde şekl-i murabba‘dan köşe köşe on sekiz dirsekli bir Şeddâdî binâ-yı metîn kal‘a-i kavîdir. Cirmi kâmil yedi yüz germe adımdır. Kıbleye nâzır bir kapusu var. Dizdâr ağası ve subaşısı ve bâcdârı ve üç yüz aded kal‘a neferâtları var. Ve cümle sağîr ü kebîr yetmiş pâre topları var kim tâ Ballıbadra dağların döğer serâmed toplardır.
EÇS VIII 339b
Ve kal‘a içre cümle seksen aded kiremit örtülü bâğ u bâğçesiz ve havlısız hurde evleri ve bir Bâyezîd Hân'ın bir câmi‘i ve Süleymân Hân'ın bir mescidi ve bir hammâmı var, ammâ dükkânları ve hânları yokdur. Lâkin bâğ u bâğçeleri çokdur.
EÇS VIII 339b
Biz bu kal‘ayı seyr [ü] temâşâ edüp dizdâr ile muhâsebet ederken ertesi gün ale's-sabâh birkaç âdemler İnebahtı'dan mektûblar getirüp mektûbda eyle tahrîr etmişler kim dünkü gün bizim İnebahtı'da merhûm olan bî-zebân Arab kölemizin techîz [ü] tekfînin edüp musallâda namâzın kılup defn ederler.
EÇS VIII 339b
Ertesi ale's-sabâh ahâlî-i vilâyet mezâristân yanından güzer ederken görseler kim bizim dünkü gün defn olunan Arab kölemiz kefeniyle kabirden taşra yatup durur, ammâ kefenin bir tarafı yırtılup bir siyâh keçi ayakları kefenden taşra yemeniyeleriyle nümâyân olup durur. Bu hâl-i pür-melâli ahâlî-i vilâyet duyup sığâr u kibâr-ı ünâs deryâ-misâl olup temâşâ edüp âlem-i hayretde kalup niçe bin güft-gûlar ile niçe bin gûne türrehât kelâm edüp,
EÇS VIII 339b
"Hay Evliyâ Çelebi, bir seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî âdem bir ehl-i ma‘rifet âdemdir. Bu keçiyi ilm-i sîmyâ ile âdem şekline koyup hidmet etdirirdi. Allâhu a‘lem öbür hidmetkârları da ilm-i sîmyâ kuvvetiyle benî âdem sıfatında hidmetinde olup Allâh bilir anlar da ne gûne mahlûkdur?" deyü niçe bin gûne heleşe keleşe edüp âhır-ı kâr Ebu's-su‘ûdzâde Mehemmed Ağa'mız eydir:
EÇS VIII 339b
"Bire hey âdemler! Hâlâ Evliyâ Çelebi şu bizim kurbumuzda Kastel kal‘asındadır. Mektûb gönderelim gelsin, bu temâşâyı kendi gözüyle görsün" deyü bir mektûb tahrîr edüp,
EÇS VIII 339b
"Elbette benim birâderim sa‘âdetle yine sa‘âdethânemiz her ne kadar zahmet ise rahmet bilüp gelesin" deyü mektûbda tahrîr etdiklerinde ahâlî-i Kastel ve ahâlî-i Zebân şehri yanında mektûbu getiren âdemler dahi kefenli keçinin mezârdan taşra çıkdığın bu sabâh gördük deyü yemîn billâh ile şehâdet edüp,
EÇS VIII 339b
"Hâlâ bizi cenâbınıza gönderdiler" deyü üç kıt‘a mektûbları getiren âdemler ile yine atlarımıza süvâr olup bu ne temâşâ-yı garîbedir deyü tefekkür ederek bir sâ‘atde yine,