EÇS VIII 344a
Evsâf-ı sedd-i metîn derveze, ya‘nî cây-ı emân kal‘a-i Pireveze
EÇS VIII 344a
Sebeb-i tesmiyesi (---) (---) (---) (---) (---) dir. Sene 960 târîhinde Süleymân Hân binâsıdır. Rûmeli eyâleti hâkinde Yanya beğinin hâssıdır kim subaşısı hâkimdir. Ve yüz elli akçe kazâdır. Nâhiyesi (---) aded kurâlardır. Kethudâyeri ve serdârı ve gayri hâkimleri yokdur, ammâ kal‘a dizdârı ve iki yüz elli aded kal‘a neferâtları ve yedi aded kal‘a ağavâtları ve Pireveze kapudanı var. Üç pâre firkatesi ile deryâda şinâverlik edüp şikâr arar. Cümle levendâtları Cezâyirli esvâbı geyerler.
EÇS VIII 344a
Kal‘ası Narda vilâyetinin körfezi ağzında bir kumsal burunda şekl-i müdevver yedi aded tabyalı bir Şeddâdî binâ cirmi kâmil bin yüz adım kal‘a-i zîbâdır. İçinde yüz aded kiremitli tahtânî ve fevkânî bâğçesiz daracık evlerdir.
EÇS VIII 344a
Ve sokakları karanlık ve dıyk tarîklerdir. Bir câmi‘i var, Süleymân Hân'ındır.
EÇS VIII 344a
Ve bir kapusu var, cânib-i şarka nâzır olup kapunun atebe-i ulyâsı üzre târîhi budur:
EÇS VIII 344a
Kad benâ hâze'l-kılâ‘ fî zamân eyyâmi devleti's-sultân Süleymân ibn Selîm Hân hallede'llâhu mülkehu ve ebbede saltanatahu li-sene sitte tis‘a-mi’e fî hicreti'l-Nebeviyye.
EÇS VIII 344a
Bu kal‘a kapusundan içeri girecek mahalde kapunun sağ tarafında taşdan oyulmuş bir sığır ve koyun başı tasvîri var kim gûyâ zî-rûhdur.
EÇS VIII 344a
Ve bu kapunun önündeki handak üzre iki kat ağaç cisir üzre kal‘aya girilir. Derûn-ı kal‘ada cebehâne mahâzinleri ve gılâl anbârı ve su yolları ve kırk aded sağîr ü kebîr topları ve mehterhâne kullesi ve bir üstâd-ı kâmil mûsıkî-şinâs zurnazan mehteri vardır.
EÇS VIII 344a–344b
Evsâf-ı varoş-ı Pireveze: Bu kal‘anın yıldız tarafında üç yüz aded hânedânlı ve bâğ u bâğçeli tahtânî ve fevkânî evlerdir. Ancak bir câmi‘i ve üç mahalle mesâcidleri ve bir medresesi 344b ve bir mektebi ve bir tekyesi ve bir hammâmı var, battâl idi. Ve bir hânı ve cümle yüz aded dükkânları ve bî-hisâb bâğçeleri var.
EÇS VIII 344b
Bunun dahi cümle halkı Cezâyir esbâbı geyerler, zîrâ cümle halkı firkatecilerdir kim Venedik körfezi içini ve Pulya ve Kalavra ve Tementis yakaların korutmuşlardır. Ammâ bunlar dahi Urûmca kelimât eder gâyet gâzî ve bahâdır yiğitleri var kim her biri serâmed server hünerver yiğitlerdir. Hattâ sene 979 târîhinde Selîm Hân-ı Sânî asrında bâlâda zikri sebkat eden sıngın yılı donanma[mı]zdan firâr eden gemilerimiz küffâr ile ceng ede ede bu Pireveze limanına gelüp gemileri başdan karaya edüp cânların halâs etmişlerken bu Pireveze askeri münhezim olan guzâta cür’et verüp kendü firkateleriyle kâfir gemilerine çatup elli pâre kâfir gemilerin feth edüp karaya dökülen kâfirleri cümle esîr-i bend-i zencîr etdiklerin dahi bilir âdemler vardır. Ya‘nî tâ bu mertebe şecî‘ ü tüvânâ fetâları vardır kim şeb [u] rûz ilâ hâze'l-ân Pireveze limanında aleste durur firkateleri var.
EÇS VIII 344b
Ammâ limanı kal‘aya nîm sâ‘at ba‘îd şimâl tarafında bir küçük limandır, ammâ sekiz rûzgârdan emîndir kim iki yüz pâre gemi alur. Pireveze körfezi içre körfezin nihâyetindedir kim deryâdan bir kulak körfez girmişdir, gemiler anda yatup körfezin iki tarafları bâğlar ve bâğçelerdir. Bu liman nihâyetinde,
EÇS VIII 344b
Der-vasf-ı kal‘a-i Küçük Pireveze: Ammâ vîrândır. İçinde âdem ve âdemî-zâddan nâm [u] nişân yokdur. Lâkin bu kal‘a-i harâb altında cümle Pireveze gemileri aslâ demir bırakmadan yatırlar, sekiz aded rûzgârdan emîndirler.
EÇS VIII 344b
Andan şimâl tarafına bir sâ‘at gidüp bir bayırı aşup Pireveze körfezinin bir büyük kulağına ya‘nî bir körfezine dahi vardık. Ol kenârca bir sâ‘at dahi gidüp balık dalyanların geçüp,
EÇS VIII 344b
İmdi ihvân-ı vefâ bu cihânda böyle kal‘a-i azîm binâ olunmamışdır. Hâlâ vîrândır ammâ içinde azîm ma‘mûr u âbâdân çiftlikler vardır.
EÇS VIII 344b
Kal‘ası rûy-ı arzda misli meğer İslâmbol kal‘ası yâhûd Irâk-ı Dâdyân şehrinin harâbistânı ola. Belki İslâmbol'dan Antakiye ve Kavala kal‘asından büyük ola. El-hâsıl cirmi iki günde devr olunmaz.
EÇS VIII 344b
Ve iki konak yerden bu şehr-i azîme niçe bin kemerler ile âb-ı hayât sular getirmişler. Bu şehr-i harâbistânın seyr [ü] temâşâsında âdem âlem-i hayretde kalup engüşt ber-dehen eder. Sebeb-i harâbiyyeti zamân-ı kadîmde Ikrît kralı ya‘nî Girid'i amâr eden Ikrît kralın oğlu Rûm pâdişâhı olan putperest Martin-i pelîd nâm kral-ı dâll Karlıeli kralı üzre bin pâre gemilerle gelüp bu şehir Karlıeli kralı Markonton nâm kralın tahtı iken Karlıeli kralını Girid kralı Martin putperest katl edüp yedi ayda bu şehr-i Pireveze-i azîmi harâb [u] yebâb niçe bin Îsevî Rûmların esîr-i kebâb hânelerin türâb edüp hâlâ böyle kalmışdır.
EÇS VIII 344b
Eğer bunda olan heyâkil-i mutalsamât-ı ibret-nümâ tâk-ı revâk-ı tumturâkları ve niçe bin kubâbları ve niçe bin amûd-ı müntehâ-yı somâkî-i gûnâ-gûnları tahrîr etsek mecmû‘amız harâb-âbâdnâme olur.
EÇS VIII 344b
Andan yine şark tarafına nîm sâ‘at gidüp ba‘dehu bir sâ‘at Pireveze deryâsın devr ederek ve balık dalyanların temâşâ ederek giderken,
EÇS VIII 344b
Leb-i deryâda kum üzre âsûde-hâl giderken önümüz sıra henüz gitmiş bir pâre basılmış at ayağı izi gitmiş ammâ ol iz gide gide dahi büyük iz oldu, el-hâsıl üç karış enli iz oldu. Hakîr gulâmlarıma eyitdim:
EÇS VIII 344b
"Bire oğlancıklar, şol izi temâşâ etdiniz mi?" dediğimde Ferhâd ve Husrev eyitdiler:
EÇS VIII 344b
"Vallâ sultânım, acâ’ib büyük âdem izi" deyü yolun sol cânibine bakarlar.
EÇS VIII 344b
"Bire oğlanlar bu sağ tarafa bakın, nice âdem izidir, işte bu at izidir" dediğimde oğlanlar at izin görüp,
EÇS VIII 344b
"İşte sultânım bu tarafda bir âdem izi de var" dediler. Meğer at izinin solunda berâber atlıyla gider bir yayan izi var.
EÇS VIII 344b
Hemân hakîr atdan enüp bismillâhi deyüp âdem izin karışladım. Ka‘be hakkıyçün âdem izi kâmil dörd karış gelüp dahi yeri harâret üzre ısıcak idi. Aklımız başımızdan gidüp,
EÇS VIII 344b
"Âyâ bu ne hâl ve ne hikmetdir ki" deyü müşâvere edüp, ne çâre edelim.
EÇS VIII 344b
Ol izler önümüz sıra leb-i deryâda kumluk üzre gidiyor. Allâh'a sığınup gulâmlar ve refîkler ile Âyetü'l-kürsî ve Mu‘avvezeteyn'e müdâvemet ederek ayak ayak giderek yol üzre ba‘zı evc-i âsımâna ser çekmiş çınâr ve kavak [ve] meşe ağaçlarının âdem beli kalınlığı dalları gûyâ ustura ile kesüp yere bırakmışlar.
EÇS VIII 344b–345a
Dibelik hakîre dahi ziyâde dehşet hâsıl olup telâş el verdi, ammâ ne çâre, yolumuz oldur, geri dönmek mümkin değil. El-hâsıl bu hâl üzre dağlar ve ormanlar içre 3 sâ‘at gidüp Pireveze deryâsı kenârın geçüp dahi büyük çengelistân ormanlara girdikde 345a cân başımıza sıçrayup giderken hemân on ad[ed] pür-silâh haydud harâmî kefereleri bizi gördüklerinde,
EÇS VIII 345a
"El-amân meded bu ne sultânım" deyüp tüfengleri ve kılıçların ormanlar içre atup ağlaşarak atlarımızın ayaklarına sarıldılar. Hakîr bunlardan yine alarka durup,
EÇS VIII 345a
"Biz bir alay yolcu kefereleriz, lütf eylen sizin ileride giden büyük atlı ve bir büyük yayan âdem yoldaşlarınız başları ağaçlara bir olup ol yayan âdemin elinde bir sopa deyeneği ve bir elinde kılıcı var ve atlının elinde bir kılıcı var, yollar üzre ağaçları kese kese giderler. Biz sizin ol yoldaşlarınızı görüp aklımız başımızdan bir kenârda kaldık. Ve ol yayan elindeki sopa ile birimizin başına nice urdu ise hurd-ı haşhaş işte leşi" deyü leşini gösterdiler.
EÇS VIII 345a
Hakîkatü'l-hâl kefereye eyle nobut urmuş kim âdem vücûdudur diyecek yeri kalmayup cümle hurd olmuş. Ancak keferenin leşi abâsı içinde tiftik tiftik [olmuş.] Biz dahi bu kefereyi bu hâl ile göricek dibelik aklımız başımızdan gitdi. Ammâ bu kefereler harâmîler imiş, mürd olanları başları imiş.
EÇS VIII 345a
Bu keferelerden dahi havf edüp ormanlar içre atdıkları silâhların cümle alup,
EÇS VIII 345a
"İşte mel‘ûnlar, anlar bizim ileride yoldaşlarımızdır. Tiz bir dahi silâh ile yola çıkman ve harâmîliğe tövbe eylen" deyü cür’et edüp bir hayli tekellümler eyledim ammâ Hudâ bilir kim bî-cân olayazdım.
EÇS VIII 345a
Gulâmlarım tokuz aded silâhların alup tokuz nefer kâfirler ormand[a] âlem-i hayretde kalup anda bırakdık, ammâ hakîr dahi ileri gitmeğe aslâ dermânım kalmayup yine "Tevekkelî alâ Hâlıkî" diyerek yola revâne olup (---) sâ‘atde yine Pireveze deryâsı kenârınca giderken yine izlerine râst gelirdik, ammâ izleri küçülmeğe başlayup Yanyalı Arslan Paşa oğlu Kaplan Paşa çiftliği yanında izlerin gâ’ib etdik, ammâ yüzlerin görmedik.
EÇS VIII 345a
Ve bu mahallerde yolculara karşu râst geldikde su’âl etdik, zerre mikdârı haberleri yok idi.
EÇS VIII 345a
Hemân bu abd-i kemter anı mülâhaza etdim ki cemî‘i zamânda ata süvâr oldukda Hazret-i Kur’ân-ı azîme ve Furkân-ı kerîme hıfzen müdâvemet edüp giderdim. Bu yolda ol harâmî keferelere râst gelsek gerek idik. Bir azîm arbedemiz geçüp belki bir kaçımız telef-i nefs edelerdi, ammâ Hazret-i Kur’ân hürmetine Cenâb-ı Allâh bizleri hıfz etmek içün önümüz sıra muhâfazacı refîkler görünüp harâmîbaşıyı nobut ile katl edüp kefereler dahi bizi anlardan zann edüp amân deyüp tövbe edüp silâhlarına mâlik olup Kur’ân-ı azîm hürmetine harâmîlerden halâs olduk kim sûre-i (---) âye[t]:
EÇS VIII 345a
nass-ı şerîfi vardır. Bunun emsâli niçe kerre havâss-ı Kur’ân'ın nef‘in müşâhede etmişimdir. Hâzâ min fazlı Rabbî.