EÇS IX Y5b–Y6a
Ve iki medrese dahi ve iki tekye ve üç mekteb-i sıbyân-ı tıflân-ı ebcedhân ve yedi Y 6a çeşme-i âb-ı hayvân ve bir hammâm-ı Yıldırım Hân dahi vardır.
EÇS IX Y6a
Ve yüz elli dükkânları var. Ve haftada bir bu şehir içre etrâf kurâlardan niçe bin âdem cem‘ olup bâzâr-ı azîm durup bey‘ ü şirâlar olup her metâ‘ bulunur.
EÇS IX Y6a
Ve bu şehir Eynegöl sahrâsının tâ vasatında bir mürtefi‘ yerde olmak ile âb [u] hevâsı latîf olduğundan la‘lgûn yanaklı mahbûbesi olur, derler.
EÇS IX Y6a
Ve Eynegöl ismi ezîne günden me’hûz bir isimdir kim bu şehir ibtidâ feth oldukda ezîne günü imiş ya‘nî cum‘a imiş. Anıniçün ezîne gününden galat kavm-i Etrâk hurûf-ı zâ'yı hazf edüp tahfîf-i kelâm ile Eynegöl derler. Ve hâlâ bu diyârlarda câmi‘lere eyne tamı ya‘nî cum‘a câmi‘i demek olur. Ve göl kenârında ibtidâ cum‘a edâ olunduğıyçün Eynegöl derler. Gölü gâhîce yâbis olur.
EÇS IX Y6a
Ve bu şehrin memdûhatından hâs ve beyâz ekmeği ve câmûs kaymağı meşhûrdur.
EÇS IX Y6a
Ve bu şehrin yıldız cânibine Bursa Yenişehiri kim balâda tahrîr olunmuşdur, beş sâ‘at yerdir. Ve kasaba-i Bilecik bu şehrin şark tarafına Kurşumlu dağlarının Ahi Baba yolundan 9 sâ‘at yerdir. Mezkûr kasabalara varınca bu mabeynde olan dağ ve taş, sahrâ ve bayır ve kaş ma‘mûr [u] âbâdân nevâhî kurâlarıdır. Cümle Etrâk kavmi sâkinlerdir. Gâfil gitmemek gerek, zîrâ aşkıyâsı bir şikâr alup Keşiş dağında karâr edüp ruhbân olur.
EÇS IX Y6a
Ziyâret-i Eynegöl: Evvelâ Kâsım Baba Sultân ve Sirâceddîn Baba. Ve İshâk Paşa Sultân mazınne-i kirâmdan mücâhidün fî-sebîlillâh gâzî vezîr imiş. Câmi‘inin mihrâbı önünde taşdan bir gûne maksûre-misâl binâ olunmuş, anın içinde medfûndur ve ziyâretgâh-ı ünâsdır. Ekseriyyâ masrû‘ kişiler ziyâret ederler, bi-emrillâh şifâ bulur.
EÇS IX Y6a
Ve Ahi Yûsuf Baba Sultân. Ve cenûba nîm sâ‘at karîb Yeğen Gâzî Sultân, bir azîm âsitânede âsûdedir, ziyâretgâh-ı emr-i azîm sultândır. Kaddesenallâhu bi-sırrihi’l-azîz.
EÇS IX Y6a
Ba‘dehu bu şehir a‘yânından Koca İmâm Efendi ve oğlu ve Celeb Alî Ağa ile vedâlaşup ve Türkistân olmağile refîkler alup kıble tarafına Hammâmlı karyesi boğazı tarafına nîm sâ‘at gidüp ve nehr-i Ilıca'yı atlar ile ubûr etdik. Bu nehir dahi Keşiş dağından hurûc edüp Nîlûfer nehr[i] ile Kapudağı kurbunda Rûm bahrine munsabb olur.
EÇS IX Y6a
Bir nehr-i sağîr dahi Hammâmlı dağlarından ve Kurşumlu cibâllerinden cem‘ olup cereyân ederek Bursa sahrâsında nehr-i Nîlûfer'e mahlût olur âb-ı hayâtdır. Bu nehirleri ubûr edüp 6 sâ‘atde,
EÇS IX Y6a–Y6b
Menzil-i karye-i Zâl Derbendi: Eynegöl nâhiyesi kurâlarından yüz evli ma‘mûr Etrâk beledidir. Ve gâyet derbend ağzında olmak ile cemî‘i tekâlîf-i şâkkadan mu‘âf [u] müsellem bir alay müsellimlerdir. Bundan iki Pamukçu Etrâki refîkler alup Y 6b ale's-sabâh azm-i râh ederek Domalic dağı nâm derbend-i calendere mütevekkilen alellâh deyüp sarp çengelistân ve hıyâbân içre girdikde bize refîk olan Etrâkler "Yollar emînlikdir ve bu şâhrâhdan gayri sağa ve sola sapar yol yokdur, varın sıhhat ile" deyüp ormanlık içine girüp gâyib oldular.
EÇS IX Y6b
Sergüzeşt-i men: Hakîr dahi Hudâ'ya sığınup vakt-i seherde dağlar aşup gitdik. Öyle göründü (---) (---) bir dağdır kim dağ dağ üstüne bâğ-ı koyağdır. Cümle huddâmlarıma ve refîklerime "Cümleniz âletleriniz ile âmâde olun" deyü tenbîh edüp kendü âlemimde at üzre evrâd-ı şerîfem okuyarak ol kûhistân içre iki sâ‘atde Q 4a P 4a ol cebel-i bülendin nısfına urûc etdükde şiddet-i hâr kemâlinde ve hevâ letâfetinde, ammâ sağ tarafımızda berk-i dırahtân üzre yağmur nâzil olmağa başladı. Ammâ gayri cânibde bir katre yağmur alâmeti yok. Hevâya nazar edüp anı gördük, eflâke ser çekmiş bir dıraht-ı müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında bir dal üzre bir âdem oturup cânib-i erba‘asına âyende vü revende içün nigerân eder. Meğer fakîr herîfin ağaç başında başına yesteh-i bârân-zede ve teşelşül edeceği gelüp ağaç başından tebevvül edüp dırahtların yaprakları üzre nâzil oldukda biz anı yağmur zann etdik. Garîb herîfin bizden aslâ haberi yok. Akl-ı kâsırımız üzere bildik kim bu harâmîlerin dîdebânıdır. Ba‘zı huddâmlarımız,
EÇS IX Y6b
"Şuna bir eyi kurşum uralım" dediler. Hakîr destûr vermeyüp cebel-i müntehânın zirvesine urûc etmeğe himmet eyleyüp cümle silâhlarımıza mukayyed olup beş atlı ile hakîr gerüye kalup beş gulâmımla iki seyishâneyi talî‘a etdim.
EÇS IX Y6b
Ve bir mesâfe-i ba‘îde mezkûr herîfin dırahtı dibinden hayli gidince hemân herîf şecer-i müntehâ başından,
EÇS IX Y6b
"Bire Habîb, bire Budak ne uyursunuz. Hey melâmetler işte gerisi ve ilerisi yok. Bir pişmiş helvâ gitdi. Alatlan, bire şunlara erin" deyü feryâd etdi. Cümlemiz bu feryâdı istimâ‘ edüp hâzır-bâş olup,
EÇS IX Y6b
"Seyishâneyi ileri sürün, bize bakman" deyüp altı atlı âmâde bir yere gelüp cânib-i erba‘amızı tecessüs ederek cebele urûc etmeğe başladık. Gulâmımın biri eydir:
EÇS IX Y6b
"Ağa, gerüden bir siyâh atlı ve eli mızraklı, boğazında kara poşulu bir âdem sol cânibimizin alt yanında yokuş yukaru atına sıklet edüp gelür" dedikde hakîr aslâ akîbime nazar etmeyüp revâne olmadayız. Tâ ki mezkûr atlı alt yanımıza berâber geldikde hemân hakîr yüzün aşağı gıjlayarak üzerine berk-i hâtif gibi at sürüp:
EÇS IX Y6b–Y7a
"Uğurlar ola şehbâzım, sabâhü'l-hayr ola. Böyle segirdüp nereye gidersin?" deyü yanına vardım. Benim at sürdüğüm ve belimde ve eğer hânesinde kol tüfenglerin görünce aslâ el kaldırmayup âlem-i hayretde kalup Y 7a eydir:
EÇS IX Y7a
"Şu ileride Pamukçulu derler bir köyde alacağım vardır, ana giderim" dedikde hemân hakîr at sıçradup atının dizginin elime alup herîfi gûyâ yedeğe alup at başı berâber oldukda, "Koyver dizgini" dedi, ammâ herîfin reng-i rûyına nazar etdim, zerd-rû olup bî-cân oldu. Bildim ki buna gâlib oldum. Hakîr eyitdim:
EÇS IX Y7a
"Şehbâzım, biz dahi Pamukçuluya gideriz. Bile yoldaş olup söyleşerek gidelim" dedim.
EÇS IX Y7a
"Ve şu ileride dağ başındaki ayazma suyu kenârında kahve pişirelim, anda tahte'l-futûr yiyelim" dedim.
EÇS IX Y7a
"Ey imdi, eyle olsun, koyver atımın dizginin" dedi.
EÇS IX Y7a
Hemân hakîr atımın dizginin anın tarafına bırağır şekilli olup,
EÇS IX Y7a
"Sen de benim dizginim eline al. Ne olsa gerek, seninle selâm sabâh yoldaşı olduk" deyü cevâb etdim.
EÇS IX Y7a
Bir kaç kerre "Dizginim koyver" deyü ibrâm [u] ilhâh etdi. Aslâ vücûd vermeyüp licâmın elden komadım. Gördüm berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp ayakları rikâbında takır takır öter. Bu hâl üzre yokuş yukaru giderken hikmet-i Hudâ herîfin elindeki Bağdâd kargısı mızrağı bir ağaca ilişüp düşdü.
EÇS IX Y7a
Hemân gulâmıma "Al şu mızrağı" deyince kendi dahi atdan aşağı enüp mızrağı gulâmım atından enmeden eğer boşaldup alup benim sağ cânibime geldi. Herîf-i gâfil piyâde kalup atını licâmından keşân-ber-keşân çeküp gulâmımın birine verdim.
EÇS IX Y7a
Herîf piyâde dağ içre dâğ-ı derûniyle kalup biz ileri at sürüp bir sâ‘at ileri gitdik. Biz dahi tamâm Domalic dağının tâ zirve-i a‘lâsına vardık. Anı gördük ileriden bir azîm kârbân gelür. Ahâlîsi bizi görünce alarka,
EÇS IX Y7a
"Bire vur ha ve bire tut ha" deyü hayli feryâd etdiler. Biz dahi altı kişi ileri varup bunlar ile ihtilât edüp,
EÇS IX Y7a
"Ne cânibden gelirsiz?" deyü su’âl etdim.
EÇS IX Y7a
"Vallâhi dünkü gün Kütâhiyye'den çıkdık, Bursa'ya gideriz."
EÇS IX Y7a
"Vallâhi pek ihtirâz üzre olun. İşte bizim şu sol cânibimizdeki altı atlı bizi güdüp giderler. Bilmem dahi yoldaşları var mıdır? Hele ol altı atlıdan pek hazer eylen. İlerideki seyishâneler sizin midir?"
EÇS IX Y7a
"Bizimdir" deyüp bunları geçince hemân mezkûr altı atlıya at bırağup, "Es-selâmü aleyküm" dedim, aslâ selâmımız almadılar. Bir çalık yüzlü ve kör gözlü ve levendâne sözlü herîf,
EÇS IX Y7a
"Bursa'dan gelüp Kütâhiyye harâc ağası efendimiz gerüde yüz atlı ile işte geliyorlar. Kütâhiyye'ye gidüp harâc cem‘ etsek gerek. Eğer kapuya yapışmak muradınızsa varın, ağaya intisâb edin ve anlara haber edin. Biz şurada bınar başında kahve pişiririz. Gerüden tiz gelsinler. Haber eylen" dedim. Hemân biri eydir:
EÇS IX Y7a–Y7b
"İleride giden seyishâneler ağanın mıdır?" dedi. "Belî ağanındır" dedim. Anlar yine kârbânın ardına düşüp gidince Y 7b bildim ki atını aldığımız yiğit bunlara gidüp haber etse gerek idi. Şimdi piyâde bunlara râst gelüp hâlini i‘lâm edince bunlar ardımıza elbette düşerler, deyü biz dahi at boynuna düşüp ale'l-acele deyince andan Domalic dağından yüzün aşağı seğirderek aslâ seyishânelere vâsıl olmadık. Anı gördük iki bir katırlı âdem ve iki merkebli avret ve iki piyâde merd Q 4b P 4b âdemlere râst gelüp seyishâneleri su’âl etdik.
EÇS IX Y7b
"Hânda sizi beklerler" deyü cevâb etdiler. Hemân sâ‘at anları gerü dönderdim.
EÇS IX Y7b
"Kande gidersin, harâmî var" dedim. Anlar bizimle dönüp hamd-i Hudâ tokuz sâ‘atde kâmil,
EÇS IX Y7b
Menzil-i karye-i Hân-ı Çukurca: Ammâ bu cây-i menâsa huddâmlarımıza vâsıl oldukda cânımız halâs etdik. Zîra bu Domalic dağı Rûm ve Arab ve Acem'de meşhûr-ı âfâk cebel-i müntehâdır. Tâ zirve-i a‘lâsına tokuz sâ‘atde urûc olunur. Harâmîler dağı ve rehzenler yatağı ve âsîler durağı bir dağ-ı bî-emândır. Tâ zirvesi ebrler içindedir. Hevâ küşâde olunca cenûb tarafında şehr-i Mihalic ve Erdek kasabası ve Abilyond ve Biga kasabaları nümâyândır. Cenûb tarafında iki konak Kütâhiyye ve cânib-i şarkîsinde Bilecik kasabası nümâyân böyle bir cebeli bî-emândır. Hamd-i Hudâ selâmetle Çukurca Hânı'na düşüp cümle kurâ halkı ensesindeki yaylağa çıkmışlar.
EÇS IX Y7b
Hemân Çukurca çukurunda karâr etmeyüp vakt-i gurûba dek yaylağa çıkup cümle yaylaya çıkan halkın ortasına çadırımız kurup meks edüp savt-ı a‘lâ ile mağrib ezânın tilâvet edüp cemâ‘at-i kesîre ile namâzı edâ edüp cümle yayla halkı bizden hazz edüp me’kûlât [u] meşrûbâtlarımız belağan mâ-belağ verdiler. Ol gece anlar ile cân sohbeti edüp serencâmımız bunlara nakl etdükde anlar dahi "Eyi cân halâs etmişsiz" deyü hamd etdiler.