EÇS IX Y49a
Ve iki hammâmı var, biri Hersekoğlu Ahmed Paşa hammâmı ve biri Fâtih İbrâhîm Beğ hammâmıdır.
EÇS IX Y49a
Ve iki medresesi var, biri Menfî Efendi ve biri Hulûsî Efendi medreseleridir.
EÇS IX Y49a
Ve yedi hânları var. Cümleden Hacı Ivaz hânı, kârgîr binâdır.
EÇS IX Y49a
Ve yedi mektebi var. İkisi kurşum kubbeli dârü'l-ulûmlardır.
EÇS IX Y49a–Y49b
Ve Cümle esvâk-ı sultânîsi iki yüz ticâretkândır. Ve her dükkânların önlerinde birer Y 49b soffalar üzre üstleri kiremit ile örtülü soffalardır. Anlarda dahi bâzâr günleri âdem deryâsı cem‘ olup ol soffalar üzre metâ‘ların fürûht ederler. Ammâ bezzâzistânı yokdur.
EÇS IX Y49b
Hikmet-i Hudâ bu çârşû-yı hüsnün ortasında kahvehâneler köşesinde bir üzüm asması hâsıl olmuş. İki âdem ancak dirâgûş eder bir cüssedâr ve cesîm şecere-i zerdir. Cemî‘i çârsûnun şâhrâhı üzre nihâl-i dırâzlar salup serâpâ bu tarîk-ı âmmı nihâlleri ve berkleri ile mestûr etmişdir kim zerre girecek mikdârı güneş te’sîr edecek yer yokdur. Bir koyahdır kim cümle kahvehânede ve çârsû-yı hüsünde hâzır olan âşıkân bu sâyedâr şecerin sâyesinde dilberân temâşâsın ederler. Ve niçe bin salkım üzümü yol üzre âvîze-vâr sarkmışdır. Cemî‘i âyende vü revendegân-ı esbsüvârân engûr hûşesinden alup tenâvül ederler. Her bâğbân ki aşlama ilminde mahâreti ola, ma‘rifetin izhâr içün bu engûr dırahtına bir kalem rez nihâli aşlayup bir gûne engûrü dahi hâsıl olur. Böyle herkes bu üzüm ağacına nihâl aşlaya aşlaya sarı ve yeşil ve kırmızı kış üzümü ve kadın parmağı ve ter gömlek ve kıradina ve kumla ve razakı ve beğlerce ve misket alaca ve siyâh üzümün dahi envâ‘ı, ve'l-hâsıl hakîr gördükde mahsûlü zamânı idi, otuz yedi gûne engûr elvânın temâşâ etdik kim sicilde dahi tahrîr olunmuşdur. Arab u Acem'de Urla'nın çârsû üzümü meşhûrdur. Beyt:
EÇS IX Y49b
Nazar kıl nev‘-i insâna kimi zehr ü kimi sükker
EÇS IX Y49b
Aceb hikmet bir ağaçda olur yüz bin semer peydâ
EÇS IX Y49b
ebyâtı bu dıraht-ı inebin hakkına münâsib ebyâtdır. Ve'l-hâsıl kibâr-ı evliyâullâhın nazarı ta‘allûk etmiş bir dırahtdır.
EÇS IX Y49b
Perî Beşe'nin pederi yüz yigirmi sene mu‘ammer olmuş bir müsinn Zâl kimesne idi. "Âlem-i sabâvetimden berü bu ağacı böyle bilirim. Ve pederim dahi yüz yıl mu‘ammer olmuş idi, anlar dahi bu ağacı böyle bilirim, deyü nakl ederdi" deyü Perî Beşe pederi Q 26a böyle hikâye ederdi. Hakîkatü'l-hâl temâşâ etdiğimiz diyârlarda nazîri yok vâcibü's-seyr bir üzüm ağacıdır kim yaz u kış niçe bin tuşe üzümü maslûb durur. Kimi biter kimi yiter. Ve yedi kerre üzüm verir dalları ve nihâlleri vardır. Hamd-i Hudâ hakîr dahi teberrüken iki salkım üzümden tenâvül etmek nasîb oldu.
EÇS IX Y49b
Ve bu şehirde aslâ kireç binâlı dîvâr yokdur. Serâpâ beyâz mermer-misâl taşdır. Ve gâyet hemvâr mühendisâne latîf binâ-yı ra‘nâları vardır.
EÇS IX Y49b–Y50a
Ve cümle dağ ve bâğ u râğ ve ırağ u yakını bâğçe ve bâğlardır kim bu şehri bâğlar tezyîn etmişdir. Eşcârâtının çoğu Y 50a zeytûn ağacıdır.
EÇS IX Y50a
Ve bu şehrin me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından zeytûnu ve zeytûnyağı ve engûrü meşhûrdur.
EÇS IX Y50a
Ve mahsûlâtının P 26a memdûhatından sâbûnu, Haleb'in İdlib sâbûnundan ve Kudüs Tarabulus sâbûnundan çokdur kim cihânı dutmuşdur. Zîrâ bu şehir içre kâmil yetmiş aded sâbûn kârhânesi vardır.
EÇS IX Y50a
Ve iki yüz kırk zeytûnyağı değirmenleri vardır. Ve bu şehirde hâsıl olan zeytûn ve zeytûnyağı Edremit şehrinde ve Karaburun kazâsında olmaz. Zîrâ tağ u taşı iki konak yer zeytûn hıyâbânı ormanından âdem güzer edemez. Ve zeytûnun bi-emrillâh hilkatı acı olmak üzredir. Ammâ bu şehrin zeytûnu dahi tâze iken sâ’ir meyve gibi ekmek ile tenâvül olunur. Gûnâ-gûn dânedâr ve iri ve yağlı zeytûnu olur kim aşlama ta‘bîr ederler bir gûne mor reng cevz-i rûmî kadar iri zeytûnu var. Kemâlin buldukda ağacından silküp a‘yân-ı vilâyet birbirlerine hedâyâ gönderirler. Rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Belki Arapça âyeti bu zeytûn hakkında nâzil olmuş ola. Gâyet lezîz zeytûndur. Ve bu şehir halkı bu makûle mukavvî zeytûnları tenâvül etdiklerinden kesret üzre cimâ‘ edüp ol kadar evlâd [u] ensâbları var kim ta‘bîr olunmaz.
EÇS IX Y50a
Ammâ şehri sengistân içinde olmak ile mâh-ı Temmûz'da hevâsı sakîldir. Ammâ kışı gâyet latîfdir ve halkı gâyet garîb-dost ehl-i safâ âdemlerdir kim dâ’imâ bâğlarında ve kahvehânelerinde sohbet ederler.
EÇS IX Y50a
Ve çârsûnun sol tarafındaki kahvenin karşusundaki çeşmenin târîhidir:
EÇS IX Y50a
Bu makâmı Hacı Ahmed Ağa eyledi sebîlUmaram maksûdunu vere ana Hayy-ı CemîlBir elif zamm ile Nâmî dedi anın târîhinÇeşme-i âb-ı hayâtın kân-ı cû-yi selsebîlSene 1055
EÇS IX Y50a
Cemî‘i sularının te’sîrindendir kim cümle halkı gâyet şecî‘ u cerî âdemlerdir. Ve cümle Cezâyirli esbâbı geyerler levend ve gâzî âdemleri vardır. Ammâ tâze fetâları Çarpan boğazında ve Karaburun yolunda Turna belinde bel kesüp harâmîlik ederler.
EÇS IX Y50a
Ve cümle halkı serâpâ tüfeng-endâzdır. Hattâ sene (---) târîhinde İsmâ‘îl Paşa bu şehre tüfeng teftîşine gelüp re‘âyâ ve askerîden tüfeng cem‘ edüp gider. Bir gün bu şehrin bahâdırlarından birkaçı mızraklar ve harbeler ile sayd [u] şikâre çıkup dağda bir hınzîr-i beyâbâna râst gelüp hışt ile ceng ederken hınzîr bu yiğitlerin birisine hücûm edüp zahmdâr edüp firâr eder. Bu bahâdırların biri eydir:
EÇS IX Y50a
"Var gidi hınzîr var. İsmâ‘îl Paşa gibi arkan var. İstersin dünyâ halkın azı dişinle azıla, zîrâ bizde tüfeng komadı. Yohsa biz seni sağ mı korduk?" deyü darb-ı mesel olmuşdur.
EÇS IX Y50a–Y50b
Ve bu şehrin Urum keferesi tâzelerine kızan derler. Anlar Y 50b dahi gâyet yarar olup bir düşmandan yüz çevirmemişlerdir. Kerrâtile bu Rûm'un ikisi üçü bir olup Malta firkatelerin kerrât ile basup söndürmüşlerdir. Ve bu şehirden bir âdem bir cânibe teveccüh eden âyende vü revendegânları bu şehrin kızan Urumlarından âdem alup bî-pâk ü bî-pervâ bir cânibe azîmet ederler, yarar Urumları olur. Ve bu şehrin Urum keratsası nâm mahbûbesi ve kiritsi ve pedaki nâm dilberân mûğpîçeleri olur. Cezâyir esvâblı başı fesli ve siyâh kaşlı, merâlî gözlü Rûm pîçeleri olur kim ta‘bîr olunmaz, gâyet meşhûrdur, ve's-selâm.
EÇS IX Y50b
Ziyâretgâh-ı Urla: Evvelâ Tekye karyesinde Samud Baba.
EÇS IX Y50b
Ve şehir içinde Memi Dede ve Eski Memi Dede. Bu iki sultânlar Vukûflar köyünde medfûnlardır. Bî-hisâb kerâmetleri görülmüşdür. Ve Eski Memi Dede oğlu Alî Dede merhûm olup musallâda cenâze namâzın niçe bin âdem edâ ederken na‘ş-ı şerîfi tâbûtiyle alâ-mele’i'n-nâs gâyib olup cümle huzzârân-ı âşıkânı âlem-i hayretde sergerdân kalırlar. Ba‘dehu üçüncü gün bâğlar içinde bir püşte üzre bulunup anda defn etmişlerdir. Hâlâ ziyâretgâh-ı ünâsdır. Ve karîbü'l-ahd olmuşdur, cenâzesine hâzır olanlar ile müşerref olup anların nakli üzre tahrîr edüp ziyâret etdik. Kuddise sırruhu.
EÇS IX Y50b
Ve karye-i Süleymânlı'da eş-Şeyh Hüsâmeddîn ve diğer eş-Şeyh Hüsâmeddîn-i Erdebîlî tarîk-ı Hâcegân'dan ulu sultândır. Bunlar Kızılca karyesinde medfûnlardır.
EÇS IX Y50b
Ve yine câmi‘-i Kızılca'da Hoca Alî hazretleri ve Hoca Hayreddîn ve eş-Şeyh Bahrî ve Dervîş Fehmî Efendi.
EÇS IX Y50b
Ve Fâtih câmi‘inin imâmı Pîrî Efendi Kuşlular Q 26b köyünde mefunlardır. Ve tarîk-ı Rûşenî'dendir kim Ömer Rûşenî hazretleri nefes edüp "Ey Pîrî! Var Rûm'un Urla'sında pîr ol" deyü Sultân Selîm Şâh-ı evvel asrında bu şehre gelüp niçe bin ibâdullâha pîşvâ-yı tarîk olup yüz seksen sene mu‘ammer olup âhir Urla'da dârü'l-karâr edindiler. Ömer Rûşenî hazretleri İbrâhîm Gülşenî hazretlerin P 26b dahi Mısır'a gönderüp sâhib-i seccâde olmuşdur. Ve Rûşenî'den Gülşenî olmuşdur. Ammâ mezkûr Şeyh Pîrî Urla'da pîr olmağile niçe yüz bin fukarâya pîr [u] pîş-kadem olmuşdur. Anıniçün Urla halkı serâpâ Hoca Pîr tarîkındadırlar, ulu ziyâret yerdir.
EÇS IX Y50b
Ve mecâzibûndan Abdî Çelebi hayâtda idi. Hamd-i Hudâ dest-i şerîfin bûs edüp du‘â-i hayrları ile şerefyâb olduk. Ve bu şehir kadîm olmak ile kibâr-ı evliyâullâhlar gâyet çokdur. Ammâ ziyâret etdiğimiz sultânlar bunlardır.
EÇS IX Y50b–Y51a
Ve bu şehirden cümle yârân-ı bâ-safâlar ile vedâlaşup yigirmi nefer Urum kızanı ve serdâr Pîrî Beşe'den kırk nefer yeniçeri yoldaşı refîk alup cümle altmış nefer bahâdır Y 51a levendâtla Urla'dan çıkup bâğ u bâğçe ve zeytûn ormanları içre cânib-i garba leb-i deryâ ile bir sâ‘at geçüp Karaburun yolu leb-i deryâda kalup biz sol tarafda Çarpan boğazı nâm bî-amân yola müteveccih olup cümle refîklerimiz hâzırbâş olup hâmûşbâş revâne olmada idik.
EÇS IX Y51a
Hikmet-i Hudâ sergüzet-i Evliyâ: Bu râh-ı sengistân [u] çengelistânda bu kadar piyâde gâzîler ile giderken tüfeng fitîli râyihası istişmâm olundu. Hemân hemrâhlarımız olan yetmiş nefer tüfeng-endâzlar taraf taraf hıyâbânlar içre perîşân olup aç kurd koyuna ve koyun tuza seğirdir gibi seğirdüp çengelistân içre cüst [ü] cû ederken ter ü tâze bir âdem kolu ve bir kılıç getirdiler. Hakîr dahi ileri vardım, iki kellesiz âdem leşi gördüm. Henüz kanları revân, cânları dâhil-i cinân olmuş, ikisi dahi harbe ile mecrûh olmuşlar.
EÇS IX Y51a
"Bire bu ne hâldir?" deyü dahi ileri vardık. Bir kolsuz cüvân yiğit ve bir ak sakallu ihtiyâr âdem ve iki kara kaşlu âdem ayaklarında çizmeleri ve bellerinde kılıçları ve esbâbları ile yatırlar. Henüz ceng ede ede pâre pâre olup şehîd olmuşlar.
EÇS IX Y51a
"Bire hâzırbâş olun" deyü cümle refîklere tenbîh edüp bu muhâtara yerden bir hoş ubûr edelim, derken hemân ileriden bir "Allâh Allâh" sadâsı zâhir oldu ve yigirmi otuz tüfeng atıldı.
EÇS IX Y51a
Hemân hakîrin yanında kalan refîkler ceyrân gibi pertâb ederek ileri seğirtdiler. Hakîr dahi seyishâneleri huddâmlara bırağup bile ileri vardık. Meğer bizim mukaddemâ gerüden ileri giden refîklerimiz on yedi harâmîye râst gelüp kemîngâhda yatırlarmış.
EÇS IX Y51a
Hemân birbirlerine girüp ceng etmeğe âheng edüp sadâ-yı tekbîre âheng edenler anlar imiş, biz dahi imdâd yetişüp azîm ceng edüp on harâmîyi ceng mahallinde katl edüp yedisi firâr etdi. Cümlesin bizim refîklerimiz soyup âlât-ı silâhların alup azm-i râh edecek mahalde cüz’î ileri varup anı gördüm: Orman içinde bir âdemi kayd-bend edüp huzûruma getirdiler. Hakîr eyitdim:
EÇS IX Y51a
"Âdem sen bu orman içinde nişlersin?" deyü su‘âl etdim. Herîf eydir:
EÇS IX Y51a–Y51b
"Vallâh biz demin Urla şehrine giderken harâmîler bizi basup azîm ceng etdik. Dörd âdemi katl etdiler. Ve hırsızlar sizi Zeytûn ovasında görüp firâr etdiler. Ben anlar ile kaçmayup havfimden bu ormana kaçdım. Ve hırsızlar kendülerden düşen iki âdemin leşlerinden ayân olmasun deyü başların kesüp bile götürdüler. Ve hırsızlar işte şu Karaburun ormanlarına girdiler. Hemân akîblerince yetişüp anları dahi kayd-bend edin. Yohsa ben bir garîbü'd-diyâr âdemim" deyüp gûnâ-gûn tenâkuz Y 51b cevâblar etdi. Hakîr etdim:
EÇS IX Y51b
"Uşşâklıyım" dedi. Uşşâk şehrin su‘âl etdim. Aslâ nâm [u] nişânından bir haber vermeğe kâdir olmadı. Hemân refîklere,
EÇS IX Y51b
"Bire bu kâfir hırsızdır ve eynindeki esvâbı bu diyâr esbâbıdır. Hırsız oğlu hırsızdır" derken ormanın içinde refîklerimiz iki kelle getirüp,
EÇS IX Y51b
"Bu âdemi dutduğumuz mahalde bu kelleler bunun yanında idi" dediler.