EÇS IX Y64b
Ve üç hammâmı var. Biri Kadı hammâmı ve Mahkeme hammâmı.
EÇS IX Y64b
Ve âb [u] hevâsı latîfdir. Ve yedi çeşmesârları mu‘attaldır. Cümle suları kuyulardır. Ammâ Hudâ hakkıyçün âb-ı hayâtdan nişân verir çâh-ı mâlardır.
EÇS IX Y64b
Ve bu şehrin cânib-i erba‘ası havâleli bayırlardır. Şehri bir vasî çukur yerde vâki‘ olup ortasında nehr-i (---) cereyân eder. Avlişe dağlarından cem‘ olup Sığla kal‘ası kurbunda Bahr-i Rûm'a munsabb olur bî-nef‘ nehirdir.
EÇS IX Y64b
Ve şehir cümle bin iki yüz kiremitli bâğsız ve bâğçeli kasaba-i ma‘mûrdur. Bâğsız olmasının aslı cümle bakçeleri içinde olan dıraht-ı müntehâlara sarılmış engûr ağaçlarıdır kim bâğdan ziyâde mahsûl verir. Zîrâ renc [ü] anâ çeküp her sene bâğları tathîr edüp çapalama kaydından berîlerdir.
EÇS IX Y64b
Ve bu şehir hıyâbân murgzâr çınâr ve kavak ve karaağaç Q 33b P 33b ve sakız ve mîşe ve ceviz ağaçları ile tezyîn olmuş şehirdir kim cümle üzüm ağaçları bu ağaçlar üzre sarılmış bir gûne bâğdır. Her bir dırahtdan kırkar ellişer yük âbdâr şıralı engûr hâsıl olur. Her salkımı dörder ve beşer vukıyye gelür lezîz üzümü olur. Sığla sancağı hâkinin serâpâ bâğları böyledir. Ve bâğları dölüm hakkı vermeden emînlerdir. Ammâ mahsûlleri ziyâdedir.
EÇS IX Y64b–Y65a
Ve re‘âyâsının bir mahsûlleri dahi cemî‘i dağlarında olan çamlarda balısıra derler bir balı hâsıl olur. Cemî‘i çam dallarında beyâz beyâz ve diş diş olup biter ve bu balı bu çamlarda bir gûne kurdcuğaz hâsıl olup çamların Y 65a dalların delik delik delüp tenâvül eder. Ba‘dehu mezkûr kurdlar çam kabukları ve nihâlleri üzre sıçup beyâz beyâz ballar dallar üzre bitişüp kalır.
EÇS IX Y65a
Ba‘dehu re‘âyâ mevsiminde bu çamlara çıkup bu balları kutulara cem‘ edüp bâkî kalan ballar ki ağaçlarda kalup bu vilâyetin arıları ol çamistân dağlara düşüp balları taşıyup kabranlarda yuvalarına götürüp külçe petek bal ederler kim rub‘-ı meskûnda "Sığla ve Sivrihisâr balı" deyü meşhûr-ı âfâkdır kim râyiha-i tayyibesi müşk [ü] anber-i hâm gibidir.
EÇS IX Y65a
Ve bu dağlarda arılar perr ü bâli gürüldüsünden dağlar ve bâğlar sadâ verir. Ve hâzır helvâ gibi kurd balların arılar cem‘ edüp kovanlar içre yigirmişer ve otuzar vukıyye gömeç balı olur ve gâyet beyâz dülbend gibi asel-i musaffâ olup a‘yân [u] eşrâfa hedâyâ götürürler.
EÇS IX Y65a
Ammâ ağaçlarda kurdların yapdığı ballar gömeç değildir. Hemân diş diş olmuş kurd balıdır kim gûyâ ma‘cûndur. Bi-emrillâhi ta‘âlâ rub‘-ı meskûnda bu kurd balı bu Sivrihisâr dağlarına mahsûsdur kim bu dağlara Karadağlar derler serâpâ çamlı dağlardır. Tâ kıble tarafına sekiz sâ‘at Cum‘a kazâsı şehrine varınca o dağların çamlarından bi-emrillâh kurddan bal hâsıl olur çamlardır.
EÇS IX Y65a
Ve bu Sivrihisâr'ın âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Ve halkı dahi garîb-dostdur. Ve bu şehrin cümle evleri birbirinden seyrek bâğçeli hânelerdir. Ammâ çârsû-yı bâzârı azdır. Ancak yigirmi dükkândır. Ammâ haftada bir kerre etrâf nevâhî kurâlarından niçe bin âdem cem‘ olup azîm bâzâr durur.
EÇS IX Y65a
Ve halkı gâyet ankâlardır, zîrâ çok mahsûlâtları vardır. Cümle ünâs-ı ricâl [ü] nisvânları çuka ferrâce geyerler. Tâze cüvân yiğitleri Cezâyir esbâbı geyerler.
EÇS IX Y65a
Ve bu şehirde Halîl Ağa ve serdâr Muslu Beşe ve yeni serdâr Velî Beşe ile vedâlaşup ve refîkler alup şark cânibine dörd sâ‘at ballı çamları ve zenbûrları seyr [ü] temâşâ ederek,
EÇS IX Y65a
Karye-i (---) : Yüz evli ve bir câmi‘li ma‘mûr kurâdır. Anda tahte'l-kahve sun‘-ı Hudâ gûnâ-gûn mümessek ballar yeyüp yine ballı çamlar içre 4 sâ‘at dahi gidüp,
EÇS IX Y65a–Y65b
Sığla sancağı hâkinde yüz elli akçe kazâ ve nâhiyesi yetmiş kurâdır. Ve İzmir mollâsına ber-vech-i arpalık sadaka olunmuşdur. Hükûmeti maktû‘u'l-kalem ve mefrûzü'l-kadem Tire şehrinde Selîm Hân-ı Sânî'nin dârü'l-kurrâsı evkâfıdır kim yüz atlı ile mütevellîsi hükûmât eder hâkimlikdir. Kethudâyeri yokdur, ammâ yeniçeri serdârı vardır. Ve şehri Cum‘a sahrâsının tâ vasatında kıbleden şimâle tûlânîce vâki‘ olmuş bir şîrîn kasaba-i ra‘nâdır. Ammâ hâlâ harâbe yüz tutmuşdur. Y 65b Cümle sekiz mahalle ve dörd yüz kiremit ile mestûr evlerdir.
EÇS IX Y65b
Ve cümle (---) mihrâbdır ve beş aded câmi‘leri kârgîr kubbe-i âlîleri serâpâ kurşum örtülü câmi‘lerdir. Ve Serdâr Hasan Ağa'nın hânesi civârındaki kurşum örtülü mescidin kapusu üzre târîhi bu gûne kitâbet olmuşdur:
EÇS IX Y65b
"Sâhibü'l-hayrât Hamza Beğ bin merhûm Kâsım Paşa binâ eyledi bu mescid-i şerîfi. Sene 950"
EÇS IX Y65b
Ve Orta câmi‘in kapusu üzre mektûb olunan târîhdir:
EÇS IX Y65b
Kılup bu mevzi‘-i zîbâyı ihyâBilüp ukbâ bakâdır ilme'l-yakînAcem der remz ile târîhiniHüve ni‘me'l-mescidi li'l-müttakînSene 969.
EÇS IX Y65b
Ve şehrin kıblesi tarafı ucunda Hacı Velî câmi‘i dahi kârgîr kubbe ve kurşumlu kârgîr minâreli câmi‘dir. Kapusu üzre târîhi:
EÇS IX Y65b
"Benâ hâze'l-mescide'ş-şerîf sâhibü'l-hayrât ve'l-hasenât el-Hacı Velî gaferallâhu leh ve livâlideyh ve li-cemî‘i'l-müslimîn. Sene 973"
EÇS IX Y65b
Ve bu şehrin yıldız tarafı ucunda Hacı Kâsım Paşa câmi‘i dahi kârgîr kubbe ve kurşumludur. Ve kıble kapusu üzre târîhi budur:
EÇS IX Y65b
Hem dedim târîhini Firdevs-i âlâ cenneteSene 911.
EÇS IX Y65b
Bu câmi‘lerin haremleri içre yeşil zümürrüd-misâl serâmed servler ile müzeyyendir. Gâyet latîf mevzûn servlerdir kim misilleri meğer İslâmbol'da ola.
EÇS IX Y65b
Bir hammâmı ve yedi aded dükkânı ve bir hânı ve iki mekteb-i sıbyânı var. Gayri âsâr-ı binâ yokdur. Anda Yûsuf Ağa ve Serdâr Hasan Beşe ile vedâlaşup ve refîkleri alup şark tarafına çamlı yollar ile ma‘mûr kurâlar güzer edüp sekiz sâ‘atde,
EÇS IX Y65b
Sığla sancağı hâkinde yüz elli akçe kazâdır ve nâhiyesi kırk pâre âbâdân kurâdır. Kedhudâyeri yokdur, lâkin serdârı vardır. Ve Sığla paşasının voyvadalığıdır.
EÇS IX Y65b
Ve kal‘ası Q 34a P 34a bir sivri kızıl kaya üzre bir vîrânca küçük kal‘acıkdır. Ammâ gâyet sarp yerde vâki‘ olmuşdur. Hattâ sene (---) târîhinde Celâlî Cennetoğlu tahassun etmesin içün bu kal‘ayı câ-be-câ münhedim etmişler. Ammâ mülûk himmetiyle cüz’î şey ile ta‘mîri mümkindir.
EÇS IX Y65b
Dizdârı ve neferâtı ve içinde âdemî zâdı yokdur. Ancak bir kazâ kurâ kurâ ma‘mûr u âbâdân yerlerdir. Kadısının müte‘ayyin merkezi yokdur. Ve ba‘zı kurâlarında hafta bâzârı durup kadı ve subaşı bâzâr bâzâr gezüp hükm [ü] hükûmât ederler. Yohsa hân ve câmi‘ ve imâret ve esvâklı kasabası yokdur. Ammâ cümle kurâlarında hân u hammâm ve câmi‘ ve mesâcid mukarrerdir. Bunun dahi serdârından yigirmi yeniçeri refîk alup sarp topraklı ve çamlı dağlar ve beller ve mahûf yollar içre giderken sekizinci sâ‘at musîbet-i kübrâdır kim beyân olunur.
EÇS IX Y66a
Bism-i İlâh ile Alman-ı bî-amân boğazından içeri cümle pür-silâh refîklerimiz ile girüp nîm sâ‘at gitdikde anı gördük: Bize karşu yigirmi atlı üzerimize at bırağıyup gelirler. Biz dahi âmâde olduk. Ammâ bunların üzerleri kızıl kan u revân, kiminin eli kolu yaralı, atları durmuş kaçarak yanımıza gelüp,
EÇS IX Y66a
"Bire ümmet-i Muhammed kande gidersiz? İlerü uğurunuzda kırk elli harâmîler bizi kırup bu kadar mâl-ı ganâyimizi alup ardımız sıra kovup gelirler" deyü feryâd edüp kızıl kana müstağrak olup firâr etdiler.
EÇS IX Y66a
Biz dahi bir yere cem‘ olup yeniçeri refîklerimiz atlarından nüzül edüp piyâdece tüfengleri ile reftâr ederek bî-bâk [ü] bî-pervâ yola revâne olup giderken hemân Alman Boğazı'ndan içeri kırk aded küheylân atlı kimi tüfengli ve kimi tîrkeş ve mızraklı kollar kızıl kan, ellerinde tîgleri uryân âdemler nümâyân olunca biz dahi anlara kurşum havâle edince alarka atbaşı berâber durup içlerinden bir âdem gelüp,
EÇS IX Y66a
"Bire gâzîler şimdi bu ân ileri kaçar yigirmi otuz atlı gördünüz mü?" deyü su‘âl etdi. Biz dahi, "gördük" deyü cevâb etdik.
EÇS IX Y66a
"Bire meded, anlar harâmîlerdir. Bizi basup kırdılar. Hamd-i Hudâ biz gâlib gelüp atlarımızda dermân kalmadı. Meded sizin atlarınız dinçdir. Harâmîlerin dahi atları kalmışdır. Bire meded şunlara yetişin" deyü feryâd edüp bî-mecâl kalmışlar, ammâ gel imdi ne çâre edersin? İleri kaçanlar bunlar içün harâmî deyüp kaçdılar. Bunlar mı harâmî, anlar mı celâlî? Şek [ü] şübhede kaldık.
EÇS IX Y66a
Hele cür’et edüp bunlar ile mahlût olup bildik kim bunlar cümle tüccârlardır. Hemân bunların dinç atları olanları ile bir yere gelüp yigirmi atlı tüfeng-endâz yeniçeri refîklerimiz ile gerüden at boynuna düşüp hamd-i Hudâ dinç atlarımız ile seğirdüp Alman Boğazı'ndan taşra bir seyrek armudlu sahrâda bunlara çatdık. Meğer atları bî-mecâl kalmış. Hemân bizi görünce atlarından enüp cenge âheng edüp bunlara bir uğurdan göz açdırmayup at koyup anı anda anı bunda diyerek bir hayli ceng edüp ardların ve önlerin çevirüp bunlara kurşum urup hırhırî ceng ederken bir gulâmım mecrûh olup ve bir atım şehîd olup anlardan dördün katl edüp ve altısın diri kayd [u] bend edüp at ve yarakların cümle hakîr alup huddâmlarıma verdim. Mâ‘adâsı "Çamlı dağlar budur" deyü cân atdılar.
EÇS IX Y66a–Y66b
Anı gördük gerüden kırk atlı bâzergânların dinç atlıları gelüp bize imdâda yetişdiler. Hemân tüccârın biri dalkılıç olup kayd [u] bend etdiğimiz harâmînin birine bir şemşîr-i âteş-tâb nice urduysa herîfin kellesi galtân olup, Y 66b bâzergân,
EÇS IX Y66b
"Benim karındaşım bu kâfir öldürdü. Hamd-i Hudâ ben dahi bu kâfiri kesüp intikâm aldım" dedi. Ve tüccârın dahi gerüde olanları gelüp bize,
EÇS IX Y66b
"Hamd-i Hudâ şu mel‘ûnları ele getirmişsiz" deyü hakîrin ve refîklerimizin ellerin bûs ederlerdi.