EÇS IX Y66b
"Ya bu harâmîlerin mâ-bâkîsi nice oldu" dediler. Biz dahi,
EÇS IX Y66b
Derhâl cümlemiz piyâde ve atlı dağlara girüp elimizden firâr eden cümle harâmîleri ele getirüp ceng ederken hikmet-i Hudâ yine ol bâzergânlardan üç yiğit şehîd olup bizden iki yiğit sehel mecrûh olup benim gulâmımın biri kendüyi atıyla bir ağaca urup sehel zahmdâr olup şehîdleri atları üzre bağlayup ve on iki harâmîyi bağlayup atların ve silâhların alup cümle tüccârlar ile ba‘de'l-feth karındaş olup yine Alman Boğazı'na revâne olup anlar bize, "Siz Hızır'sız", biz anlara "Siz Hızır İlyâs'sız" deyü sürûr [u] şâdumânlar ederek Alman boğazı içre bizim ve anların ağırlıkları yanına geldik.
EÇS IX Y66b
Meğer bu mahalde kâmil üç sâ‘at ceng edüp yedi harâmî kesmişler ve kendülerden tokuz âdem dahi şehîd olmuşlar ve yedi atları düşmüş. Bu dere içre leş ve kelle-paça ve âlât-ı silâh hûnâb ile lâlezâr bir meydân-ı ma‘reke olmuş. On seyishâneleri var imiş. Cümle garârları târumâr ve pâymâl-i rimâl olup yatır.
EÇS IX Y66b
"O şehîd oldu, işte derede kan içre yatır" dediler.
EÇS IX Y66b
Anlar "Firâr eden harâmîlerin ardları P 34b sıra kovagitdiler" Q 34b deyü cevâb etdiler.
EÇS IX Y66b
Meğer bunlar Kuşadası'na gider elli aded anka tüccârlar imiş. Kırk aded harâmîler bunları gözedüp bu Alman boğazında basmışlar. Hudâ bunlara fırsat verüp biz dahi imdâd yetişüp hamd-i Hudâ hayli yüz aklığı oldu.
EÇS IX Y66b
Anı gördük: Dağlara giden hidmetkâr yararları dağdan yedisin dahi atıyla donuyla giriftâr-ı bend-i hicrân edüp üç kelle ve bir şehîd olmuş yiğitleri ile geldiler. Bunların kimi şâd [u] hândan ve kimi zâr u giryân oldular kim kimi vây bürâderim der kimi vây efendim der. Zîrâ bu arsagâhda hîn-i ma‘rekede on bir aded âdemleri şehd-i şehâdet şerbetiyle mest-i uhrevî olmağın bu tüccârların ba‘zıları müte’ellimü'l-hâl ve müşevveşü'l-ahvâl olmuşlardı. Hele bunlara niçe yüzden tesellî-i hâtır vererek,
EÇS IX Y66b–Y67a
"Buna çâre, hemân bu Alman-ı bî-amândan hareket edelim" deyüp cümle şühedâların ve bizim ile ceng ederken tüccârdan şehîd olan dörd aded âdemler ile cümle on altı şühedâların ale't-tertîb bir çemenzâr püşte üzre cümlesin defn eyleyüp rûhlariyçün birer Fâtiha tilâvet etdik. El-hâsıl azîm ceng etmişler. Hakkâ ki Y 67a bahâdır ve şecî‘ âdemler imiş.
EÇS IX Y67a
Ba‘dehu cümle giriftâr eylediğimiz yigirmi sekiz aded harâmîleri meydân-ı mahabbete getirüp bunlardan su‘âl etdiğimizde,
EÇS IX Y67a
"Vallâhi Vallâhi zulümden kurâlarımızda oturmağa iktidârlarımız kalmayup dâğ-ı derûnumuzdan varalım kırmân-ı(?) Alman'da doyum olalım, deyü gelüp ceng edüp işte kendimiz bu gûne doyum olduk. Emir Hudâ'nındır, koç yiğit kurbân içün doğar. Sere yazılan bozulmaz, elbetde olacak olsa gerekdir" deyü cevâb etdiklerinde cümlemiz bir yere gelüp meşveret etdik. Her biri birer gûne pâ der-hevâ tama‘-ı hâm kelimâtlar etdiler. Hakîr eytdim:
EÇS IX Y67a
"Eğer bu harâmîleri kayd [u] bend ile hâkime götürürsek her biri ‘Kemerimde bu kadar cevâhirim ve bu kadar âlet-i silâhım ve küheylân atlarım var idi’ derler ve ‘Bize işkence edüp dağlarda medfûn mâllarımız söyledüp çıkardup aldı’ derler. Hemân haccü'l-ekber savâbı ister misiz? Hemân âye[t]:
EÇS IX Y67a
nass-ı kâtı‘ı üzre gazâ-yı ekber edüp bu şühedâlarınızın yanında cümlesin katl edüp mâl-ı ganâimlerin cümlemiz yüz âdemiz(?) pay-ı berâber edelim, cân u dil çıkmasın. Yohsa bunların her biri hâkim destinden birer takrîb ile halâs olup yine kuttâ‘-ı tarîk olup rûz-ı mahşerde siz mes’ûl olursuz" deyü bu pend [ü] nasîhati gûşlarına menkûş edüp cümlemiz Kelâm-ı İzzete yemîn etdik kim,
EÇS IX Y67a
"Bu esrâr bu dere içinde kala" deyü ahd [ü] emân ve yemîn-i dîn [ü] îmân edüp her biri birer harâmî alup ve şühedâların akrabâları dahi birerin alup ve bizim refîklerimiz sekizin alup tüccârların şühedâları kanları üzre cümlesin çökerüp ân-ı vâhidede kellelerin tenlerinden cüdâ ve baş-ı nâ-tırâşları çevgân top misâl galtân edüp vücûd-ı şûmların sahîfe-i rûzgârdan seyf-i müczem ile hak edüp Alman Boğazı emn ü emân olup cümle âlet-i silâhların bahş-ı kalenderî edüp tüccârlar ancak dörd aded at alup gayri şeylerine vaz‘-ı yed etmeyüp cümle bizim refîklerimiz ile gulâmlarımız ve tüccâr huddâmları ale's-seviyye hissedâr oldular.
EÇS IX Y67a
Andan cümle seyishâneleri tahmîl edüp meydân-ı ma‘rekeden yine cânib-i cenûba ol sengistân-ı bî-amân Alman boğazı içre yola revâne olduk. Ammâ Hudâ âlimdir bu boğazda cânımız boğazımızdan çıkayazdı.
EÇS IX Y67a
Bu Alman boğazı değildir, Alaman-ı bî-amân boğazıdır ve eyle taşlıkdır kim at ve katır ve piyâde âdem adım basacak yer bulamaz. Yetmiş seksen yerde dar dereler ve mukassî sengistân boğazlar vardır kim bir âdem taş ile bin âdemi geçirtmemeğe kâdirdir.
EÇS IX Y67a–Y67b
Hamd-i Hudâ selâmetle bu boğazı sekiz sâ‘atde Y 67b çıkup Dalyan ovası nâm mahalde cümle seyishânelerimizden yüklerimiz yıkup ve atlarımız otarup ve me’kûlât [u] meşrûbâtdan mâ-hazar ne bulunduysa tenâvül edüp andan yine Alman Boğazı'nın Ayasuluk yolu üzre olan gölün ayağı deryâya mahlût olduğu mahalde mîrî balık dalyanların ubûr edüp Ayasuluk sahrâsı içre şark tarafına nehr-i Menderes kenârında üç sâ‘at giderken nehr-i Menderes'i yedi göz taş cisirden ubûr edüp kıble cânibine bir sâ‘at dahi mezra‘aları hûb ve buk‘aları merğûb zemîn üzre gidüp,
EÇS IX Y67b
Evsâf-ı taht-ı Cemşîd kal‘a-i kadîm Ayasuluk
EÇS IX Y67b
Cemşîd cihân-ârâ bir pâdişâh iken anın zamânında binâ olunup bunda cây-i karâr edinmiş idi. Ba‘dehu Cemşîd'in neslinden Aya Sulya nâmında bir Urum kralı elinden sene (---) târîhinde Aydın Bay oğlu Sultân Îsâ feth edüp ba‘dehu Âl-i Osmân'dan Yıldırım Hân destine girmişdir. Be-dest-i Timurtaş Paşa.
EÇS IX Y67b
Sığla sancağı hâkinde (---) hükûmetidir. Yüz elli akçe şerîf kazâdır. Kethudâyeri ve serdârı ve dizdârı ve kırk aded kal‘a neferâtları vardır. Ve a‘yânı yokdur ve fukarâsı gâyet çokdur.
EÇS IX Y67b
Ve kal‘ası bir sahrâ-yı azîmde bir sivri mâvî kaya üzre şekl-i müdevverden bâdemî havâlesiz Şeddâdî sengîn binâ-yı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir kal‘a-i üstüvârdır. Ve etrâfı cirmi bin üç yüz adımdır. Ve cânib-i erba‘asında aslâ handakı yokdur, zîrâ yalçın kaya üzre mebnîdir ve cümle kırk kulle-i metîndir. Ve cenûba nâzır ancak iki kat demir Q 35a P 35a kapuları vardır, andan yokuşdur. Ve kal‘a içinde yigirmi toprak örtülü hâneleri ve mescidi var. Ve cümle sokakları yalçın kaya kaldırımdır.
EÇS IX Y67b
Ve bu kal‘adan taşra kıble tarafına bir kat kal‘a dahi var. İçinde imâretden bir şey yokdur. Serâpâ vîrândır ve ibret-nümâ harâb binâlar vardır. Ve kal‘a kapusu kıbleye nâzır bir tarz-ı acîb ü garîb musanna‘ binâ bâb-ı atîkdir kim kemerleri üzre nakş-ı Bihzâd-misâl bir gûne hayâl-pesend tasvîrler var kim çeşm-i ibret hîrelenüp âdem vâlih dem-beste vü hayrân olur. Ve bu temâsîl-i acîbenin misli meğer Atina kal‘asında ola.
EÇS IX Y67b–Y68a
Ve bu kapudan taşra aşağı varoşda olan ibret-nümâ binâlar var kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Hemen zamân-ı kadîmde ne mikdâr bender şehir idüği şundan malûm ola kim hâlâ âsâr-ı binâlardan zâhir ve bâhir olan üç yüz hammâm ve yedi bezzâzistân ve yedi yüz kârgîr binâ hân ve yigirmi bin dükkân ve üç bin mesâcid ve sekiz yüz cevâmi‘ ve iki yüz medâris ve yetmiş imâret-i it‘âm ve üç bin çeşme-i âb-ı revân ve bin beş yüz mekteb-i sıbyân ve niçe yüz bin Y 68a sarây-ı âlî-i a‘yân ve niçe yüz bin büyut-ı bî-pâyân âsârları nümâyândır.
EÇS IX Y68a
Ve şehrin şarkında evc-i âsumâna ser çekmiş kavs-i kuzahdan nişân verir tâk-ı revâk ser-bülend su kemerleri var kim hâlâ bir pâdişâh bir tâkın binâ etmeğe kâdir değildir. Bu gûne binâ-yı azîmleri var kim görenin aklı perîşân olur. Ve bu binâların cümlesi beyâz mermerler ile mebnîdir. Ve harâbistânı içre niçe bin Ayasofya amûdları gibi mermer sommâkî ve zenbûrî sütûnları var kim zîr ü zeber olup yatır. Ve niçe bin tâk-ı Kisrâ-misâl kemerler ve havz u şâzrevânlar harâb olmadadır. Hattâ İslâmbol'da Süleymâniyye ve Yeni câmi‘ içinde olan ibret-nümâ amûdlar ve zî-kıymet ahcâr-ı garîbeler cümle bu şehirden gitmişdir.
EÇS IX Y68a
Ve bu şehrin sebeb-i harâbı oldur kim müverrihân-ı âlem tahrîri üzre eyle terkîm olunmuşdur kim sene (---) târîhinde Mısır'da bir azîm kaht [u] galâ olup âdem âdemi tenâvül etmesi mertebesine varırlar.
EÇS IX Y68a
Âhirü'l-emr bir gemi ile niçe yüz bin âdemleri bu Ayasuluk hâkimine gönderüp mâlları ile gılâl taleb ederler. Bu şehir halkı dahi bir dâne-i hardal vermeyüp gelen âdemleri redd ederler. Ol âdemler dahi,
EÇS IX Y68a
"Şehriniz harâb olup nân ü nemeke muhtâc olasız" deyü beddu‘â edüp hâ’ib ü hâsir Mısır'a varup kıssa-i ser-encâmı hâkim-i Mısır'a hikâyet eder.
EÇS IX Y68a
Derhâl iki kerre yüz bin âdem bir yere cem‘ olup baş açup Ayasuluk harâbıyçün ve halkı mu‘ammer olmamasıyçün beddu‘â edüp hâlâ dîvânhâne-i Mısır'da yedi şehrin harâb olmasıyçün her sabâh En‘âm-ı şerîf tilâvet olunur. Biri dahi bu Ayasuluk'dur ki hâlâ sebeb-i inhidâmı böyle bir şehr-i azîmin beddu‘â olmuşdur.
EÇS IX Y68a
Hakîkatü'l-hâl Ayasuluk kavmi müflis mendebûr ve gılâlleri anbârlarında bûr olur. Ve tuzları sulanup erir ve cî‘ân-ı cuğaymân fakr [u] fâkada insânları vardır. Ammâ yine bu şehir içre âsûde olan kibâr-ı evliyâullâhın rûhâniyyetleri sebebiyle aşağı varoşda yüz mikdârı toprak örtülü evleri ve yigirmi aded dükkânı ve bir mescidi ve bir kesîf küçük hammâmı ve bir hânı var. Ve çârsû meydânı ortasında bir azîm çınâr-ı müntehâ sâyesinde bir âb-ı hayât kuyusu var, Temmûz'da buz pâresidir. Ve câ-be-câ hânelerinde bâğçecikleri vardır. Ammâ çârsûdan alarka kal‘a altına karîb eski şehirde bâkî kalmış.
EÇS IX Y68a
Evsâf-ı câmi‘-i ibret-nümâ ma‘bedgâh-ı ra‘nâ binâ-yı Hazret-i Sultân Îsâ
EÇS IX Y68a–Y68b
Bir câmi‘-i azîm ve ma‘bedgâh-ı kadîm-i vâcibü't-ta‘zîm bir nazargâhdır kim rub‘-ı meskûnda misli meğer Şâm-ı şerîfde câmi‘-i Ümeyye ola. Hemân tarzı hendesesiyledir. Kârgîr kubbe değildir, bu dahi servi levhalar üzre kurşum örtülü harpüşte sütûhdur. Ve cemî‘i Y 68b kirişleri dahi cümle serâmed servi ağaçlarıdır. Ammâ cirmi Ayasofya kadar büyükdür ve lâkin ensizdir. Ve bu câmi‘in haremi dahi câmi‘dendir. Ol hisâb üzre Ayasofya kadar vardır.
EÇS IX Y68b
Ve eyle musanna‘ câmi‘dir kim cânib-i erba‘asının der-i dîvârları serâpâ beyâz mermer-i hâm kaplıdır. Ve kıblesi üstünde iki kârgîr binâ kubbe-i âlîsi hemân câmi‘-i Ümeyye mihrâbının kubbesi gibi bu kubbe dahi evc-i âsumâna ser çekmişdir. Ve bu kubbelerin içi sâfî altun lûceli lâcüverd ile münakkaş kâşî-i çînîdir. Ve bu kârgîr kubbelerin iki cânibleri harpüşte tavandır.
EÇS IX Y68b
Ve câmi‘in tûlu kâmil iki yüz elli ayakdır. Ve arzı kıble kapusundan mihrâba varınca yüz seksen ayakdır ve taşra haremi dahi bu cirmdedir.
EÇS IX Y68b
Ve câmi‘ içinde dörd aded nîlgûn mâvî sütûnları var kim edîm-i arzda misilleri yokdur, zîrâ beyâz mermer ve kırmızı sommâkî ve zenbûrî sütûnlar görülmüşdür ammâ mâvî amûd görülmemişdir. Ve bu sütûnların kadd [ü] kâmeti kırkar mi‘mâr arşını âlîdir ve üçer âdem ancak dirâgûş eder cüssedâr sütûnlardır.
EÇS IX Y68b
Ve bu câmi‘in cümle yedi bâb-ı kebîri var, bu bâblar dahi câmi‘-i Ümeyye gibidir. Ve Hudâ hakkıyçün mihrâb-ı musanna‘ının evsâfı beyânında lisânlar lâldir. Zîrâ üstâd-ı mermer-bür eyle Ferhâdî tîşeler urmuş kim zer ü zîver ile nakş-ı bûkalemûn Hind sadefkârîsi gibi ibret-nümûn mihrâbdır.
EÇS IX Y68b
Ve minberi gerçi ceviz haşebe levhasındandır ammâ Fahrî oyması gibi hurde sihr-i i‘câz rûmî ve islimî ve gûnâ-gûn nakş-ı Çîn ile nakş olmuş bir minberdir. P 35b Misli meğer Karadeniz sâhilinde Sinab câmi‘inin minberi ola.
EÇS IX Y68b
Ve mihrâbın iki tarafından câmi‘in der-i dîvârının üç tarafında üç âdem kaddi bâlâda celî hat ile altun ve lâcüverd silu ile ve gayri gûnâ-gûn boyalar ile esmâ’ü'l-hüsnâ tahrîr olunmuşdur. Ve dâ’iren-mâdâr Feth-i şerîf tahrîr olunmuşdur. Ve gûnâ-gûn hatt-ı kûfîler kitâbet olunmuşdur, ammâ kırâ’at olunması müşkil hatlardır. Ve mihrâb-ı münevver üzre: