EÇS IX Y91b
Yevm-i cum‘ada bu bâzâr-ı mahabbet içre cânib-i erba‘a kurâ ve kasabâtlarından kırk elli bin deryâ-misâl cemapur askeri gibi kabâyil-i Etrâk kavm-i kabîlesiyle herkes metâ‘ın getirüp bir gün bir gece ol cem‘iyyet-i kübrâda ulu bâzergânlar yükler akd [ü] hall edüp niçe Mısır hazînesi mâl-ı firâvân fürûht olunup bâzâr-ı azîm olur.
EÇS IX Y91b
Ve bu mahal bir sahrâ-yı azîme vâki‘ olmağile a‘yân-ı Nâzlı niçe hân ve cevâmi‘ ve imâret dekâkînler binâ edüp bir ma‘mûr ve şîrîn kasaba olmuşdur. Hind ü Sind ve Arab u Acem ve Rûm tüccârları bu hânlarda sâkin olup ancak haftada bir bâzâra hayrân olup bir günde niçe [bin] denk dîbâ ve şîb ü zerbâf ve'l-hâsıl cemî‘i zî-kıymet vâlâ-yı kâlây bî-kıymet râyegân olup bey‘ u şirâ olur.
EÇS IX Y91b
Ve me’kûlât [u] meşrûbât [u] hubûbâtın hisâbın hod ol Hallâk-ı âlem bilür. Rûy-i arzda meşhûr-ı âfâkdır. Ba‘zı dükkânları ankâ bâzergânlar mülkiyyet üzre tasarruf ederler. Ve Rûmeli'nde Maşkolor bâzârı ve Dolyan bâzârı ve Alasonya bâzârı ve Dabra bâzârı ve Yanya bâzârı ve Ösek bâzârları meşhûrdur. Ammâ anlar yılda bir kerre olur, ammâ bu Nâzlı bâzârı her hafta olup anlardan ziyâde kâr olur.
EÇS IX Y91b
Ve cümle hayme ve çalaş ve külbeden ve gayri kârgîr dükkânlar cümle iki bin dükkânlardır. Beş yüzü kârgîrdir. Bunlardan mâ‘adâ dükkânlar bâzârdan sonra mu‘attal küşâde kalır. Ve üç yüz dükkânı ale'd-devâm râyegân işler dükkânlardır kim kasaba-i ma‘mûrun içinde vâki‘ olmuşdur.
EÇS IX Y91b
Ve iki kal‘a-misâl azîm hânları var. Ve beş aded küçük mihmân sarâyları var kim serâpâ kiremitlidir. Ve bir hammâm-ı hoşhevâsı var.
EÇS IX Y91b–Y92a
Ve bir azîm câmi‘i var, kârgîr minârelidir. Ve sütûhu türâb Y 92a örtülüdür ve kırk çam ağacı sütûnlar üzre sâbitdir. Ve derûn-ı câmi‘ tûlen ve arzen yüz seksen ayakdır. Ve mihrâb ve minberi tarz-ı kadîmdir ve bir çemenzâr u lâlezâr sahrâ-yı azîm haremi var. Cum‘a bâzârında mâl-â-mâl mahlûk-ı Zü'l-celâl olup ibâdet ederler. Ve bu haremin tâ vasatında bir âbdest havuzu vardır. Ve minâre-i mevzûnunun tâcı kireç ile mestûrdur. Ve mahkeme bu câmi‘e muttasıldır. Ayda bin guruş hâsıl olur. Ve yeniçeri serdârı ve hâs hâkimi dahi her cum‘a bunda hâzır olurlar, zîrâ gavgâ ve nizâ‘ eksik değildir.
EÇS IX Y92a
Ve bu kasaba cümle üç yüz kiremit örtülü evlerdir. Ve yedi kahvehânesi var. Cemî‘i seyyâhânın menzilgâhlarıdır. Ve'l-hâsıl bu gûne vâcibü's-seyir bir bâzârdır.
EÇS IX Y92a
Ve şehr-i Nâzlı'nın me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhatından tevâtürle meşhûr-ı âfâkdır kim kırk yedi gûne mahsûlâtı olur. Her birinin beyânında kelâl ve tahrîrâtında melâl hâsıl olur. Ammâ meşhûr-ı âfâk olan pembesi ve pembe bezi ve beyâz dimisi cihânı dutmuşdur. Ammâ ekâlîm-i seb‘ada Nâzlı incîri meşhûr-ı âfâkdır kim yigirmi üç gûne cennet-i me'vâ ni‘metlerinden incîri olur ammâ gök lop ve ak lop ve mışmış lop ve dede salı lopu ve ıssı yemez lopu ve haşhâşlı lop ve patlıcan lopu ve sarı lop ve yeşil lop ve ballı lop ve ter lop ve şekerli lop ve mor lop ve nakîb lopu ve sultân lopu ve Aydın lopu.
EÇS IX Y92a
Bu merkûm loplar birbirinden lezîz ve ter ü tâze loplardır. Ammâ aşk olsun lop lop tenâvül edene ve reşk olsun müşklü lopa. Gerçi bir küçük esmerü'l-levn bir tîndir, ammâ tenâvül edenin demâğı müşk ü anber-i hâm râyihasından mu‘attar meşâm-ı dil [ü] cân olur. Ve vefret üzre tenâvül etsen gâyet seri‘u'l-hazm bir sun‘-ı Girdigâr'dır. Aslâ harâret [ü] yübûseti yokdur. Ve sâ’ir incîrler gibi çok olmayup zamânı tîz mürûr eder. Ve sâ’ir enâcîrler gibi kuruyup vilâyet vilâyet gitmez, zîrâ gâyet letâfet [ü] nezâfetinden eriyüp mahv olur.
EÇS IX Y92a
Ve bir gûne incîri dahi olur Yedi Veren derler. Bu dahi cihân-ârâ bir incîrdir kim yeşil rengdir ve hurdedir. Tâ kışdan bir ay sonra incîri olur. Zîrâ bir senede yedi kerre incîr verir. Hikmet-i Hudâ her bir ayda hâsıl olan incîri bir gayri lezzetde ve başka rengde ve başka tabî‘atde mâh-be-mâh birbirine muhâlif ve mugâyir incîri hâsıl olur. Ve dırahtında berkleri bâd-ı hazândan fenâ bulup cemî‘i nihâlleri bî-berk kalup yine incîri hâsıl olmadadır. Ammâ âhir-i şitâda olan incîrleri ibtidâ mevsimindeki gibi nerm ü latîf Q 47b P 47b ve lezîz değildir. Beyt:
EÇS IX Y92a
Nazar kıl nev‘-i insâna kimi zehr ü kimi sükker
EÇS IX Y92b
Hulâsa-i kelâm bu Nâzlı incîrinin ahseni ve cirm bâbında a‘zamı ve şecer yüzünden el‘amı lezzeti bir diyâr tîninde yokdur. Ve sâ’ir ekâlîmlere nârın ve incîrinin yâbisin niçe kerre yüz bin yük götürürler. Henüz halâvet [ü] letâfeti kemâ-kân bâkî olup mürûr-ı eyyâm ile fenâ bulmayup durdukça sükkerlenür. Bu tûl [u] dırâz seyâhatimiz içre ekâlîm-i seb‘ada nazîrin görmedim. Böyle bir latîf incîri olur.
EÇS IX Y92b
Ve bu şehrin etrâfındaki murgzâr gülistânları ve müşebbek bostânları ve bâğ u bâğçeler içre âb-ı revân köşe köşe firâvân suları ve ravzalar içre bülbüllerin nağamâtı ve tuyûr-ı hoş-elhânın asvât-ı hazîni âdeme rûh-efzâ safâ verir bir şehr-i İremdir kim Arapça beldelerindendir ve's-selâm.
EÇS IX Y92b
Ve bu şehrin a‘yânlarından Serdâr Hacı Hasan Beşe ve nakîb ve seyyid çelebiler ile vedâlaşup ve yarar refîkler alup şehrin bâğları içre cânib-i şarka Nâzlı sahrâsı içre cereyân eden nehr-i Menderes Işıklı dağlarından tulû‘ edüp bu mahalden üç konak dahi gidüp Akdeniz kenârında Balat kal‘ası kurbunda deryâya munsabb olur. Ve gûnâ-gûn mâhîleri olur. Bu nehir sağ cânibimizde kalup üç sâ‘atde,
EÇS IX Y92b
Aydın hâkinde yüz elli akçe kazâdır. Kethudâyeri yokdur, ammâ serdârı vardır. Ve ze‘âmetdir. Ve kasabası, bir topraklı bayır eteğinde bir çukur yerde bin iki yüz türâblı ve kiremitli evlerdir kim cümle bâğsız ve bâğçesiz ve susuz ve hân u hammâmsız bir hevâsı sakîl ve âdemleri harâmî bir mülevves kasabadır.
EÇS IX Y92b
Ve hâlâ kiremitli nev-binâ bir câmi‘i ve beş mescidi ve yigirmi dükkânı var. Bunda dahi hafta bâzârı olur. Ve serdârdan yigirmi tüfeng-endâz refîkler alup azm-i râh etdik, zîrâ yolları sâfî harâmî kânıdır. Puçe ve dereceleri rehzenler ile mâl-â-mâl kemîngâh yerlerdir.
EÇS IX Y92b
Andan şark cânibine gâh nehr-i Menderes kenârınca gâh çamlı dağlar içre ubûr edüp hamd-i Hudâ atlarımız pâyine bir seng-i râh isâbet etmeyüp selâmet gideriz derken beşinci sâ‘atde hikmet-i Hudâ, Dalkavak nâm mahalde,
EÇS IX Y92b
Sergüzeşt-i hakîr: Bu mahalde bir sengistân dere giderken bir mukassî orman içinde bir vâveylâ ve feryâd kopdu. Hemân refîklerimizin bir kaçı gerüye firâr etdi. Bir kaçı dalkılıç ileriye at bırağup gitdi.
EÇS IX Y92b–Y93a
Hakîr dahi ileri vardım. Henüz iki şehbâz tüvânâ fetânın kellelerin tenlerinden cüdâ edüp kanları cereyân, ervâhları dâhil-i cinân olup esbâbları ile hâk-i mezelletde pâymâl-i rimâl yatırlar. Hemân refîklerimiz üstâd-ı kâmiller imiş, derhâl bu iki şehîd-i sa‘îdin na‘şların soyup uryân ü büryân bırakdılar. Ve esbâbların bizim seyishâneler üzre kodular. Bu şühedâların kemerleri Y 93a ve koyunlarında Ka‘be tesbîhleri çıkdı.
EÇS IX Y93a
Dahi ileri vardık, iki re’s küheylân doru atlar licâmın sürüyüp hıyâbân içre serserî gezerler. Hemân gulâmlarım atları zabt etdiler.
EÇS IX Y93a
Andan dahi ileri vardık, altı aded leşler zîr [ü] zeber olup cemî‘i âlât-ı silâhları ile şerbet-i şehâdet nûş edüp bîhûş yatırlar. Hemân yine refîklerimiz bunları dahi pîr [ü] pâk soyup ve altı aded atların alup giderken heybelerinde cümle Ka‘be metâ‘larından misvâk ve hurmâ ve lîf makûlesi eşyâları var.
EÇS IX Y93a
Dahi ileri vardıkda bir âdem orman içre zahm-âlûd yatır. Ah [u] enîni evce peyveste olup âlât-ı silâhıyla yol üzre yatup bir eşheb atı yanında licâmın basup durur.
EÇS IX Y93a
Bu âdemi derhâl seyishânemiz üzre tahmîl edüp giderken mukaddemâ gerüye firâr eden altı aded refîklerimiz hicâb-âlûde olup geldiler. Ammâ bizimle olan refîklerimiz bunlara levendâne,
EÇS IX Y93a
"Bire leke! Bire muhanat! Bir ceng etmeden, yara bere görmeden firâr edersiz" deyü niçe ta‘n-âmîz kelimâtlar edüp revân olmadayız.
EÇS IX Y93a
Hakîr cümlesine tenbîh ü tekîd edüp yigirmi refîkimiz ve on aded tevâbi‘imiz cümle pür-silâh ve hâzırbaş bu Dalkavak içre "yâ Fettâh ve yâ Rezzâk" ismine meşgûl olarak giderken hemân on piyâde ve beş küheylân atlı bir seyishâneleri üzre bir siyâh Habeşî gulâmlı âdemler zâhir olup biz dahi hâzırbaş olduk.
EÇS IX Y93a
Anlar bize, biz anlara karîb oldukda biz anlara selâm verüp ba‘de's-selâm bizim refîklerimiz ile bilişdiler ve görüşdüler ve öpüşdüler. Bizim refîklerimiz anlara,
EÇS IX Y93a
"Kanden gelirsiz ve bu seyishâne üstündeki arapçık nedir?" dediler. Anlar eyitdi:
EÇS IX Y93a
"Allâh verdi, bâzârından aldık" dediler. Anlar dahi
EÇS IX Y93a
"Ya bu sizin yedeklerinizde boş atlar ve seyishâne üzre esbâblar ve bu yaralı kanlı âdem nedir, hay kahbecikler? Şimdi biz gelirken bu orman içre bir hây hûy tüfeng sadâsı ve bir ceng gavgâsı işitdik, besbelli kelepüre girüp şikâr almışsız, bize bu şikârlardan yok mudur?" deyü hemân boş atlara ve seyishâne üzre esbâblara aç kurd kuzuya sarılır gibi sarıldılar.
EÇS IX Y93a
Bizim refîklerimiz dahi rızâ vermeyüp niçe kelimâtlardan sonra bunlardan halâs mümkin olmayınca hemân bizim tâ’ife,
EÇS IX Y93a
"Bire vurun şunları" deyince der-akab birbirimize girüp ân-ı sâ‘atde anların beşin leş eyledik, ammâ atlıları firâr etdiler. Ardlarına düşüp hamd-i Hudâ birin dahi atdan akdardığımız Q 48a P 48a mahalde bir âdemimiz çakmaklı tüfeng ile zahmdâr edüp ol ân cân revân etdi.
EÇS IX Y93a
Bu şehîdimizi atı üzre bağlayup azm-i râh ederken bu refîklerimize su‘âl etdim:
EÇS IX Y93a
"Siz bunlar ile ne aceb dostâne âşinâlık etdiniz?" dedim. Anlar eyitdi:
EÇS IX Y93a
"Ya vilâyetimiz kurdu değiller midir? Her bâzâr yerlerinde görüşmez miyiz?" dediler.
EÇS IX Y93a–Y93b
"İşte Y 93b bu esbâbların aldığımız on yiğidi bunlar şehîd edüp biz üzerlerine gelüp mâl-ı ganâ’imlerin alamayup gerü firâr etdiler. Bu mâlları bizde görünce ‘şikârımızı nice alırsız?’ deyü atlara ve esbâblara sarıldılar. Hamd-i Hudâ biz anların dahi esbâb [u] eskâllerin alup ve seyishâne üzre bir Arap köle aldık" deyü mesrûr [u] şâdân olup,
EÇS IX Y93b
"Ağa uğurlu yiğit imişsin, aslâ bizim izimizden ırılmadın. Sana da bundan iki at ve iki heybe esbâb verüp bizim şehîdimiz vardır, biz gerü döneriz, siz varun gidin. Bundan ilerisi emîndir. Ve bu mahalde kuttâ‘u't-tarîklik edenler bunlar idi. Artık siz elem çekmeyüp yola revâne olun" deyü gûnâ-gûn evzâ‘ [u] etvâr etmeğe başladılar.