EÇS IX Y104a
Karye-i Vitiz: Bâğ-ı İrem'den nişân verir, elli hâneli ve bir câmi‘li Müselmân köyüdür.
EÇS IX Y104a
Anda hânedân sâhibi İbrâhîm Çelebi hakîre bir fırkateyi elli şehbâzı ile donadup altı atımız ve beş âdemimiz ile bizi firkateye koyup poyraz rûzgârı ile orsa orsa sekiz mîl yine Menteşe kenârınca,
EÇS IX Y104a
Evsâf-ı kal‘a-i Isbat: Mâ-tekaddem Malta küffârı Venedik elinden alup harâb etmiş. Ba‘dehu Menteşe oğulları feth edüp ma‘mûr etmişler. Hâlâ Menteşe hâkinde Kara bâğlar kazâsı nâm bir burunda evc-i âsumâna ser çekmiş bir sarı kayayı kûh-ı Bîsütûn üzre henüz üstâd elinden çıkmış bir metîn kal‘adır. Limanında lenger-endâz olup rûzgâr sehel mayna olsun deyüp ârâm eyleyüp kal‘ayı temâşâ etdik. Yalçın kaya üzre şekl-i müdevver bir küçük kal‘adır, cirmi yedi yüz adımdır.
EÇS IX Y104a
Ve şimâle nâzır bir kapusu var. Ammâ gâyet âlî olmak ile anda âdem ve âdemî-zâd olmayup mu‘attal yatır. Ammâ ahâlî-yi vilâyet küffâr havfinden ehl [ü] iyâllerin ve esvâb [ü] eskâllerin anda koyup muhâfaza ederlermiş.
EÇS IX Y104a
Dizdârı ve neferâtı ve top u tüfengi yokdur. Ammâ aşağı limanında yalçın kayalar dibinde leb-i deryâda bir âb-ı hayât suyu kaynayup çıkar. On değirmen yürüdür bir âb-ı zülâldir. Cümle âyende vü revende gemiler andan sulanırlar, zîrâ suyu bir yıl dursa bozulmaz gâyet sükker-misâl zülâldir.
EÇS IX Y104a
Andan yine firkateye süvâr olup Isbat kal‘ası dibinden kıyı sıra iki mîl gidüp yalçın kayalar üzre vardacılar koyup kâfîr gemileri olmaduğunun haberin alup Allâh'a sığınup altı mîl karşu sıyırma rûzgâr ile hamd-i Hudâ selâmetle ubûr edüp,
EÇS IX Y104a
Sene 928 târîhinde Ciniviz küffârı elinden Sultân Süleymân fethidir. Be-dest-i Kapudan Palak Mustafâ Paşa. Tarîh: Arapça 'dır.
EÇS IX Y104a
Cezâyir eyâletinde Rodos sancağı hükmünde maktû‘-ı kadem ve mefrûzü'l-kalem Süleymân Hân evkâfıdır. Hâkimi mütevellîdir ve azîm evkâfdır. Ve üç yüz akçe şerîf kazâdır.
EÇS IX Y104a
Ve nâhiyesi ancak cezîre içinde vâki‘ üç kal‘adır. Biri İstanköy biri cenûb tarafında kal‘a-i Pili ve cenûbunda kal‘a-i Andimahi ve dahi cenûbunda kal‘a-i Kefaloz. Ve bu İstanköy cezîresinin garbında on iki mîl ba‘îd cezîre-i kal‘a-i Kalimyoz ve kurbunda Paşa adası. Nâhiyeleri bunlardır, gayri yokdur.
EÇS IX Y104a–Y104b
Ammâ mahkeme mahsûlü mâh-be-mâh bin sivilye riyal hâsıl olur, alâ-tarîku'l-hedâyâdan gayri. Müftîsi ve nakîbüleşrâfı ve kethudâyeri yokdur ammâ yeniçeri serdârı ve cebeci çorbacısı vardır. Ve ze‘âmet ve tîmâr olmaduğundan Y 104b alaybeğisi ve çeribaşısı yokdur. Ammâ cezîrede dörd dizdâr ve bir mütevellî ve bir paşa kâ’immakâmı vardır.
EÇS IX Y104b
Beğinin taraf-ı pâdişâhîden hâss-ı hümâyûnu cezîre mahsûlünden on yük akçedir. Hîn-i seferde kapudan paşa ile bir pâre kadırga ile sefer eşer.
EÇS IX Y104b
Ve Bodurum kal‘ası ile İstanköy cezîresinde olan beş kal‘anın cümle neferâtı altı yüz âdemdir. Ve üç yüz müsellem kefere kulu vardır. Cemî‘i tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âflardır. Dağlarda kâfir kalyonları içün ve âyende vü revende gemiler içün varda beklerler. Ammâ İstanköy kal‘asının üç yüz seksen neferât vardır ve dizdârı a‘lâ ağalıkdır. Ve cümle neferât ulûfelerin İstanköy gümrüğünden alırlar.
EÇS IX Y104b
Ve bu İstanköy kal‘ası yüz yigirmi mîl şarkdan garba tûlânî bir cezîreye vâki‘ olmuşdur. Anın şark cânibinde bir kumsal burunda Menteşe cânibine Isbat kal‘ası burnuna altı mîl karîb horos sadâsı istimâ‘ olunur yakın bir burunda şekl-i murabba‘ Ciniviz binâsıdır. Ammâ niçe elden geçmiş bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i kâr-ı insân bir kerb-i metîn kal‘adır. Ve cânib-i erba‘ası deryâdır. Ammâ karada varoş tarafı elli adım enli karadır ve elli adım derin handakdır. Küffâr zamânı ol handakdan deryâ dolaşır imiş. Ammâ şimdi karadır. Tathîr olunsa deryâ dolaşup kal‘a ada gibi olur. Ve bu handak içre ba‘zı kayık ve firkateler bağlanır.
EÇS IX Y104b
Ve bu kal‘anın cirmi dâ’iren-mâdâr bin adımdır. Ve yalın kat dolma Şeddâdî dîvârdır ve serâpâ cânib-i erba‘ası altmış ayak enli rıhtım dolma dîvârı seng-i hârâdır. Ve bu dîvâr üzre at ile cilit oynamak mümkindir.
EÇS IX Y104b
Ve bu dîvâr üzre hîn-i muhâsarada şehîdler mezârları vardır. Liman cânibine vâki‘ olmuşdur. Azîm ziyâretgâhdır, niçe kerre üzerlerine nûr-ı Yezdân nâzil olduğu müsbetdir.
EÇS IX Y104b
Ve kal‘anın tâ ortasında bir kat iç kal‘ası var. Ol dahi çâr-kûşe bir kal‘adır. Mâ-tekaddem kal‘a bu imiş. Ba‘dehu Süleymân Hân havfinden taşra kal‘ayı binâ etmişler, ammâ yine fethi Süleymân Hân'a müyesser oldu.
EÇS IX Y104b
Ve bu kal‘a içinde havlısız bâğ u bâğçesiz toprak ve kireç örtülü üç yüz hânedir. Ve kal‘a içi cümle yigirmi altı sadrenc nakşı sokakdır. Ve serâpâ kaldırım döşeli pâk sokaklardır.
EÇS IX Y104b
Ve iç kal‘anın ve taşra kal‘anın cenûba nâzır bir demir kapuları var.
EÇS IX Y104b
Ve büyük kapunun iç yüzünde câmi‘-i Süleymân Hân, cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir. Ve bir câmi‘ dahi kiliseden vely olunmuşdur. Fevkânî olmak ile altı mahzenlerdir. Mâl-â-mâl cebehâne imiş. Hikmet-i Hudâ ra‘d isâbet edüp evc-i semâya münkalib olup münhedim olmuş, ihyâya muhtâcdır.
EÇS IX Y104b
Ammâ Süleymân Hân'ın küçük câmi‘i hareminin solunda bir âb-ı hayât kuyusu var, gâyet sovukdur. Cümle şehirli andan kifâflanırlar. Ve umku bir kulaçdır. Hikmet-i Hudâ bu kuyu deryâ içindedir, yine âb-ı zülâldir. Arapça Ve bu câmi‘ minâresizdir.
EÇS IX Y104b–Y105a
Ve bu kal‘a cümle sekiz tabyadır. Ve cümle sağîr Y 105a ü kebîr iki yüz beş pâre topdur. Ammâ ellisi balyemez toplardır, deryâyı ve liman ağzın döğer. Ve her tabya üzre birer karavulhânesi var, şeb [u] rûz dîdebânları âmâdedir. Ve kal‘a kapusu mâbeyninde dîvânhâne kemerleri ve der-i dîvârları mâl-â-mâl ve gûnâ-gûn âlet-i harb ile müzeyyendir.
EÇS IX Y105a
Ve kapudan taşra varoşa gitmeğe elli adım cisirdir. Ba‘zı yerleri makara ile her gece kalkup kal‘a kapusuna siper ederler. Ol hidmete me’mûr pâsbânları vardır. Ve bu cisir kapusu üzre bu târîh tahrîr olunmuşdur. Târîh:
EÇS IX Y105a
"Lâilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh, amel-i bende Hüseyin Çavuş, sene 1051"
EÇS IX Y105a
Bu târîh bir beyâz mermer üzre tahrîr olunmuşdur.
EÇS IX Y105a
Sitayiş-i çınâr-ı azîm-i kal‘a-i İstanköy: Ve bu kapudan taşra kal‘a ile varoş mâbeyninde Lonca meydânında bir çınâr-ı sun‘-ı Hudâ var kim Cenâb-ı Bârî yed-i kudreti ile bir dıraht-ı azîm halk etrniş kim atlas-ı felekde bu hakîr kırk bir sene on sekiz pâdişâhlık yer seyâhat edüp cihânbânlık eyledim ve rûy-i arzda sun‘-ı Hudâ'ları im‘ân-ı nazar ile nazar etdim, bu dıraht-ı P 53b müntehânın misli meğer Çerkezistân memleketinde Âdemî kabîlesi içinde bir gûne Q 53b kavak dırahtı var. Ol kavim ol ağacı hâşâ ve kellâ ma‘bûd ittihâz edinüp ana taparlar. Bu dahi sun‘-ı Girdigâr'dır. Anı gören zî-rûh sanır.
EÇS IX Y105a
Ve bir dıraht-ı müntehâ dahi Dağıstân vilâyeti kurbunda kûh-ı Elburz dâmeninde Irâk-ı Dâdyân derler Nûşirvân oğlu Hürmüz-i Tâcidârın tahtı imiş. Hâlâ vîrândır, ammâ âsâr-ı binâdan bir günde ubûr olunmaz. Eyle bir şehr-i azîmdir. Hâlâ bunda olan ibret-nümâ meğer İsvân memleketinde ola. El-hâsıl bu Irâk-ı Dâdyân kurbunda Penç Hasan derler bir sahrâ-yı azîm vardır. Anda yılda bir kerre kırk gün kırk gece bir bâzâr-ı azîm olur. Hind ü Sind ve Belh u Buhârâ ve Çîn ü Mâçîn ve Fağfûr ve Hıtâ ve Hoten ve Maskov memleketinden niçe kerre yüz bin tüccâr gelüp bey‘ [u] şirâ ederler bir cem‘iyyet-i kübrâdır. Mezkûr Penç Hasan ziyâretgâh-ı azîmi dibinde bir dıraht-ı kavak vardır. Ammâ içi boşdur ve otuz atlı sığar ol kadar ecvefdir. Ve cânib-i erba‘ası dîvârdır. Ve cemî‘i halk bu dırahta mu‘tekidlerdir. Ammâ Çerkez'den gayri bir kavim tapmazlar. Ancak temâşâ ederler. Ve cümle halk ol zu‘m üzrelerdir kim bu dıraht altında İskender-i Zülkarneyn medfûn ola. Hattâ ol ağacın kovuğu içre benî âdem girüp çıkmadan fenâ bulmasın deyü ağacın kapu gibi yerine demir kaplamışlardır. Ve enderûn [u] birûnunda hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür ol kadar demir ve na‘l ve mıh ve bıçak ve hançer ve kılıç pâreleri mıhlamışlar kim cesed-i şecer gûyâ pûlâd-ı Nahçivânî'den halk olunmuşdur. Ve bu dıraht evc-i âsumâna ser çeküp serâmed olması ile şöhre-i şehr olmuşdur.
EÇS IX Y105a–Y105b
Ammâ bu mezkûr İstanköy'deki çınâr-ı müntehâsı anlar gibi serâmed değildir, alçakdır. Ammâ bu diraht-ı azîme Cenâb-ı Bârî'nin bir gûne nazarı ta‘allûk etmiş bir çınâr-ı şu‘bedârdır. Ve midhatinde lisân kâsırdır. Ammâ ihvân-ı bâ-safâya Y 105b ve zurefâ-yı bâ-vefâya ol dıraht-ı müzeyyenin keyfiyyet-i hâli şöyle ma‘lûm ola ki bu dırahtın vücûdun on âdem kucaklar.
EÇS IX Y105b
Ammâ cemî‘i kuvveti dallarına müstevlî olmuşdur. Cümle şu‘beleri üç yüz daldır. Ve her dalın cüssesi birer ve ikişer ve üçer âdem dirâgûş edebilir, eyle kalındır. Ve her biri bir gûne sâye salmış nihâl-i sâyebândır. Ve cümle dalları serâperde-i Süleymanî-misâl cevânib-i erba‘asına yayılmışdır. Ve altına âyende vü revende müsâfirîn bir hoş safâ etsünler deyü sâhibü'l-hayrâtlar cümle dalları altına yetmiş yedi sütûn-ı dırahtlar ve mermer ve sommâkî amûdlar diküp cemî‘i dalları bu amûdlar üzre durur. Ba‘zı direkler ardıc ve servi ve mîşe ve çam sütûnlardır. Ammâ gâyetü'l-gâye kalın dalları altına yedi ve sekiz sommâkî amûd-ı müntehâlar dikilmişdir ve ba‘zı dalları altına beyâz mermer sütûnlar dikilmişdir. El-hâsıl cümlesi yetmiş yedi sütûndur.
EÇS IX Y105b
Hikmet-i Hudâ ba‘zı dalları ol sütûn-ı müntehâlar üzre dura dura mezkûr dalların ağırlığından mermer sütûnlar dalların vücuduna gömülüp mezkûr dallar dahi cüssedâr oldukça hevâya münkalib olup mezkûr sütûnları kucaklayup hevâya mu‘allak dururlar. Sâhib-i hayrlar dahi âyende vü revendeden kimse helâk olmak ihtimâli ola deyü mu‘allak sütûnların altına mermer tabanlar binâ etmişler. Ammâ yine her sene mezkûr çınâr mu‘ammer oldukça ol mermer sütûnları hevâya kaldırup bu hâl üzre bir meydân-ı azîm sâyesi dutup koyah olmuşdur. Ve ba‘zı dalları cânib-i erba‘asına iki yüz üç yüz adım kol kanat misâli yayılup ba‘zı evlerin ve dükkânların ve câmi‘in damları üzre perîşân olmuşdur. Lisân-ı hâl ile geysûların âşıkân üzre sâyebân etmişdir.
EÇS IX Y105b
Ve zîr-i dıraht eyle koyah u hıyâbândır kim gûyâ Çârbâğ-ı İsfahân'dır. Aslâ güneş te’sîr etmez. Dâ’imâ bâd-ı sabâ uğrayup cemî‘i sâkinâna cân bahş eder.
EÇS IX Y105b
Ve sâyesi düşdüğü yerde ol kadar meydândır. Şöyle ma‘lûm-ı sa‘âdet ola ki cümle kırk üç soffadır. On biri müsâfir soffalarıdır. Bu şehirde hân ve tevhâne olmamak ile cümle âyende vü revende müsâfirîn bu çınâr-ı müntehânın sâyesinde hoşnişînlik ederler.
EÇS IX Y105b
Ve üç yerdeki soffaların her biri onar ve on beşer sommâkî direkler üzre kiremit örtülü soffalardır. Gerçi bu dıraht-ı müntehânın sâyesinde kiremit örtülü binâ lâzım değildir. Ammâ bârân-ı rahmetden hevâyic-i müsâfirîn mahfûz olsun içün sâhib-i hayrlar böyle ârâmgâh binâ etmişlerdir.
EÇS IX Y105b
Ve yine bu çınâr-ı müntehânın altında üç kahvehâne soffası var, üstü açıkdır. Cemî‘i seyyâh-ı âlem ve zurefâ-yı benî âdem anda zevk u safâlar edüp ömür uğurlarlar.
EÇS IX Y105b–Y106a
Ve yine bu dıraht-ı Perverdigâr'ın altında Hüsâm oğlu Kapudan Alî Paşa kurşum örtülü bir ağaç kubbe ile binâ etmiş bir nakş-ı bûkalemûn bir âbdesthâne Y 106a havuzu var, on iki köşe bir havz-ı azîmdir. Ve ortasında bir şâzrevânı şeb [u] rûz revân olup emr-i ilâhîye imtisâl eden tecdîd-i vuzû‘ ederler. Ve her köşesinde birer çeşmesi var, gâyet lezîz âb-ı hayâtdır. Cümle şehir halkı andan def‘-i atşân ederler.
EÇS IX Y106a
Ve bu dıraht sâyesinin garb tarafı dalları altında handak kenârında tâ aşağı çârşû başına varınca iki yüz adım bir soffadır. Ol soffa üzre yetmiş seksen turunc ağacı ile müzeyyendir. Ve bu mahalde yine Alî Paşa'nın bir âb-ı hayât çeşmesi var. Ve soffa üzre mihmân olan âşıkânın turunc şükûfesi râyihasından demâğları mu‘attar olur.
EÇS IX Y106a
Ve bu soffaların şarkında yine çınâr-ı müntehâ altında bir çâh-ı mâ var kim hayât-ı cânfezâdır. Ve bir çâh-ı mâ dahi câmi‘in kapusu dibinde vâki‘ olmuşdur. Makaraları mezkûr çınârın dallarına bağlıdır. Bir âb-ı hayât sudur, cümle keştiyânlar andan sulanır, aceb âsâr-ı hayrât-ı azîmdir. Ve mezkûr âsârlar bi'l-cümle çınâr-ı müntehânın altında vâki‘ olduğundan tahrîr etdik ki yârân-ı safâya ma‘lûm ola kim ne kadar azîm dıraht-ı sun‘-ı Hudâ'dır.
EÇS IX Y106a
Ve Hikmet-i Hudâ bu çınârın niçe bin dalları birbirine halka halka bağlanup çim-ender-çim olmuşdur. El-hâsıl garîb ü acîb ibret-nümâ kâr-ı Perverdigâr'dır. Ba‘zı kimesneler bu çınârın evsâfın hikâyet edüp derler ki:
EÇS IX Y106a
"Dedelerimizden eyle istimâ‘ ederiz ki bu kal‘a küffâr-ı hâksârda iken bir Mısır gemisin küffâr alup ümmet-i Muhammed esîrleri bu çınârın dibinde kayd-bend ederler. Meğer huccâcın birinde bir kumkuma âb-ı Zemzem var imiş ‘Küffâra nasîb olmasun’ deyü ol hacı bu âb-ı Zemzemi bu çınârın dibine döker. Hikmet-i Hudâ bu çınâr günden güne bu hâle girir ve hâlâ her sene büyümededir" deyü rivâyet ederler. Ammâ Allâhu a‘lem ol Çerkezistân'da ve Irâk-ı Dâdyân'daki kadar mu‘ammer olmamak var. Bu altı yedi yüz yıllık ancak olmak var. El-hâsıl kibâr-ı evliyâullâhın nazarı ta‘allûk etmiş bir sun‘-ı Yezdân'dır. Hakîr dahi teberrüken celî hatt ile ol şecer-i müntehânın bir dalına,