EÇS IX Y126b
Kurdoğlu burnu: Menteşe hâkinde Mekri kazâsı hudûdudur. Bu burnun karşu mukâbelesindeki buruna Elbesu burnu derler. Bu dahi Mekri kazâsı hudûdudur. Bu mezkûr iki burun bir boğaz ağzı vâki‘ olup bundan içeri şarka yüz elli mîl tâ Mekri kal‘asına varınca bir körfesdir. Yine Kurdoğlu burnu kıyıları ile on mîl batı eyyâm ile gidüp Göben limanı yüz pâre gemi alur a‘lâ yatakdır. Ve bu kıyılara Farki kıyıları derler, çamlı dağlardır. Andan yigirmi mîl gûnâ-gûn burunlar dolaşarak bir yalçın püşte üzre,
EÇS IX Y126b
Kal‘a-i Seçen: Cümle deryâya nâzır olduğı içün Seçen kal‘ası derler. Ammâ içinde koyun çobanları sâkin olurlar. Andan beş mîl dahi gidüp,
EÇS IX Y126b
Sene (---) târîhinde Menteşe oğlu (---) Hân Ciniviz küffârı elinden feth edüp sene (---) târîhinde Gâzî Hudâvendigâr feth etmişdir. Ba‘dehu yine küffâr müstevlî olup kal‘asın münhedim etmişdir. Hâlâ azîm burc [u] bârûlarında Ciniviz hatları ve tasvîrâtları vardır. Leb-i deryâda bir azîm kal‘a imiş ve bir kal‘a dahi kayalar üzredir. Dîvârları sedd-i sedîddir.
EÇS IX Y126b
Ve bu kayalar altında niçe yüz mağâralar var kim herbirine im‘ân-ı nazar ile nigerân etsen dîde-i bînâ hîrelenüp âdem vâlih [ü] hayrân kalur. Meselâ ol mağâraların kapularının cânib-i erba‘ası ve revzenleri ve nerdübânları ve gilvi ve rafları eyle seng-i hârâdan peynir oyar gibi oyup hurde rûmî ve islimî ve şükûfeler ile müzeyyen edüp nakş-ı bûkalemûn etmiş. Hâlâ üstâd mühendis destinden henüz çıkmış hurde münakkaşdır. Azamet-i Hudâ zamân-ı kadîmde dahi şîvekârlık şîrînkârlık ve üstâd mi‘mârlık var imiş. El-hâsıl ma‘mûr şehr-i azîm imiş. Ammâ hâlâ leb-i deryâda bir küçük kasabadır.
EÇS IX Y126b
Menteşe sancağı hudûdunda yüz elli akçe kazâdır. Ve nâhiyesi yetmiş pâre kurâdır. Ve gâyet mahsûllü kazâdır. Ve hâkimi Menteşe paşasının subaşısıdır. Ve iskelesinde yedi yük akçe iltizâm ile gümrük emîni vardır. Rodos kulunun aklâmıdır.
EÇS IX Y126b
Ve cümle elli toprak örtülü evlerdir. Ve kırk bâzergân mahzenleri vardır. Ve bir kâ[r]gîr binâ hânı ve bir toprak örtülü câmi‘i ve minâresi tahtalıdır, kâ[r]gîr binâ değildir. Ve bir küçük hammâmı var.
EÇS IX Y126b
Ve on dükkânlı kasabacıkdır. Ammâ gâyet işlek iskeledir. Teke ve Hamîd'den cümle metâ‘ bunda gelür. İki dağın mâbeyninde bir düz sahrâda ve leb-i deryâda bâğlı ve bostânlı yerdir. Hattâ cümle kavunu ve karpuzu Rodos'a gemilerle gidüp Rodos'u ganîmet eder.
EÇS IX Y126b–Y127a
Bu şehri tamâm seyr Y 127a edüp emînden ve subaşıdan onar âdem refîk alup şarka bir sâ‘at sahrâ içre ubûr ederek,
EÇS IX Y127a
Karye-i Kiriş: Mekri nâhiyesinde iki yüz müselmân evli alaybeği ze‘âmetidir. Ve bu mahalde azîm çınâr-ı müntehâlar var kim her biri ebrlere ser-i sebze çekmiş. Anların sâyesinde haftada bir ahâlî-i vilâyet cem‘ olup bey‘ [u] şirâ edüp şarâb içerler ve kanlı kebâb yeyüp safâ ederler. Andan yine şark cânibine altı sâ‘at çamlı beller ve ıssız yollar aşup ve mahûf u muhâtara boğazlar ubûr ederek,
EÇS IX Y127a
Nehr-i Ulusu: Bir nehr-i azîmdir ki aslâ sayf u şitâda geçit vermez bir âb-ı hayâtdır. Teke sancağında Ağırıdos kazâsından çıkup Aş kazâsında Mekri kal‘asına karîb kasaba-i Kıyık'da Akdeniz'e mahlût olur. Anı yedi göz ağaç cisirden ubûr edüp karşu cânibinde bir dıraht-ı çınâr sâyesinde ârâm edüp refîklerimiz "edâ-i hidmet etdik" deyü avdet etdiler. Hakîr kendü tevâbi‘imizle kaldık. "el-Garîbü ke'l-a‘mâ" mazmûnunca "Âyâ ne çâre ve ne cânibe azîmet etsek?" deyü meşveret ederken yine nehrin karşu cânibinde,
EÇS IX Y127a
Karye-i Tekyeşînler: Beş on âdem gelüp selâm verdiler, aleyke alup tâze cân bulduk. Bize ikrâm edüp hayli ta‘âm getirüp ziyâfet etdiler. Esnâ-yı kelâmda köylerin su’âl etdim.
EÇS IX Y127a
"Vallâhî biz bu cisrin ta‘mîr ü termîmine me’mûr cemî‘i tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf yüz evli köyüz. Ve ecdâd-ı ızâmımız Seki yaylasında Eşref Paşa tekyenişînleriyiz. Anıniçün köyümüze Tekyeşînler derler. Ol sultânın evlâdlarındanız. Ammâ siz ne cânibe gidersiz? Bu bî-amân yollarda bu oğlanlarla nereye gidersiz?" deyü su’âl etdiklerinde biz dahi,
EÇS IX Y127a
"Teke vilâyetine gideriz. Bize hayırlı yol gösterüp ocağınızdan kulağız verin, yine hidmet bâkî" dedik.
EÇS IX Y127a
"Ey imdi, bu Kaş kazâsı dağlarından aşman. Bugün ol dağlarda azîm ceng olup henüz tüfeng sadâsı şimdi kesildi. Gelin imdi, Seki yaylası bir konak Salcan'dır(?) ve sarp yollardır. Ammâ cümle Türkmân eli göçüp gelüp gitmede şenlikdir. Bir gece dağda el içinde yatırsız. Erte kalkup şenliğe erersiz" deyü on altı yem ve yigirmi ekmek ve beş tekerlek peynir verüp bize bir zengî küheyl atlı Arab yiğidi verdiler. Vedâlaşup şimâl cânibine Seki yaylağına revâne olduk.
EÇS IX Y127a
Sergüzeşt-i hakîr: Beş sâ‘atde Seki yaylağı dağına ahşama karîb urûc edüp bir taşlık yalçın kayalar altında Karakeçeli obaları içinde bir mişezâr yerde bir dıraht sayesinde yüklerimiz yıkup atlarımıza yemler asup ta‘âm yerken oba sâhiblerinden on dâne ihtiyâr Türkmân babaları iş görmüş ataları gelüp selâm verdiler. Aleyke alup yer gösterüp kahveler aşk eyledik.
EÇS IX Y127a–Y127b
"Sultânım safâ geldiniz, yediniz, içtiniz, bizden bir şey istemeyüp ehl [ü] iyâlimiz üzre gelmediniz. Bu mahalle kondunuz. Hâs kişilermişsiz. Y 127b Sizden hâtırmânde olup yavuncluk görmedik. Ey imdi size bir yahşi nasîhatimiz var, kabûl eylen" deyü ricâ etdiler.
EÇS IX Y127b
"Sultânım, seyishânelerin çınkırakların kesin, çıkarın. Bundan kalkup şu dağların içinde bir ıssız yerde yatın. Buradan yer değiştirin, yohsa bizim başımıza belâ olursuz, zîrâ sizden evvel beş atlı beş yaya gelüp yigirmi ekmek ve yigirmi yem aldılar ve ‘ahşamdan sonra koyun almağa geliriz’ dediler. P 61b Topaçoğlu nâm bir Türkmân asılacağıdır. Yüz atlıya mâlikdir. Yedi sekiz yıldır gündür bugün Kaş yaylasında bir kârbân bozup hayli âdem kırup bizden ekmek almağa gelen âdemlerinin biri dahi yaralı idi. Q 61b Bu kadar yıldan berü bir müsellem anı ele getüremedi, biz andan korkarız. İhtimâldir koyun almağa gelüp sizi bunda göreler, hâlimiz mükedder olur. İşte ahvâl-i pürmelâl budur" deyü cevâb etdiler. Hemân hakîr:
EÇS IX Y127b
"Bire âdemler siz deli misiz, dîvâne misiz? Biz size doğrulup Tanrı müsâfiri olayız. Ve biz pâdişâh hidmetine me’mûr olup gezeyiz, ilerüde gerüde iki yüz altı kadar yoldaşlarımız vardır. Biz size galabalık olmasın, deyü geldik. Ve yoldaşlarımıza burayı gösterüp geldik. Anlar sabâh buraya gelüp bizim ölümüz ve dirimiz alırlar. Biz buradan bu bî-vakit zamân kande gidelim, bu ne sözdür ki söylersiz? Emir Hudâ'nın, iki el bir baş içündür. Bu karanlık gecede bir adım gitmek ihtimâlim yokdur" deyüp aslâ vücûd vermez şeklin etdim. Ammâ yüreğimden kan gitdi, zîrâ mukaddemâ Tekyeşîn emîrler,
EÇS IX Y127b
"Kaş yolundan gitmen ceng oldu" dedüğüne bunların cevâbı muvâfık geldi.
EÇS IX Y127b
Hakîr bunlara bu gûne cevâb verince bunlar dahi kan kusmağa başladı. Gördüler kim bir vech ile hakîri kaldıramadılar. Cümle bir yere gelüp müşâvere etdiler.
EÇS IX Y127b
"Neyliyelim, bu gece müsâfirimizdir, uğuruna kırılalım" deyüp etrâf [u] eknâfda olan obaların âdemleri cümlesi pür-silâh iki yüz âdem kuzuları ile hoşmerim ve gölemez ve kaymağ ve yoğurdları ile ve çeşte ve tanburaları ile gelüp yanımıza oturup tesellî-i hâtır etmeğe başladılar. Ve yedi yere âteş-i Nemrûd yakup her âteşe ikişer kuzu kebâb çevirüp sabâha dek Hüseyin Baykara meclisi edüp kanlı kebâblar tenâvül etdik. Meğer bir ihtiyârlarının gözleri ağrır imiş. Ana bir sürme çeküp ve bir kaç hıyârşenbe habbı verüp iltifât etdiğim görünce cümlesi bizim şem‘imize pervâne oldular.
EÇS IX Y127b–Y128a
Ale's-sabâh gördük, şerîflerin bize refîk verdiği Arab firâr etmiş. "Cehennemrâ kıyılır(?)" deyüp atları silâhlayup ve seyishâneleri tahmîl edüp kırk atlı ve elli pür-silâh Türkmân piyâdesi önümüze düşüp 4 sâ‘at Hudâ hakkıyçün çekdiğimiz âlâm-ı şedâyidi Hudâ bilür. Hele yüz bin renc [ü] anâyile giderek Gök Bel nâm mahallin başına "selâmet vardık" dediğimizde hemân bir sarp kayalı dere içinden on atlı ve on yayan üzerimize at sürünce bizim Türkmânlar dahi anların üzerlerine Y 128a at sürüp birbirlerile hayli kelimât edüp,
EÇS IX Y128a
"Epsem olun. Bunlar bizim müsâfirlerimizdir ve pâdişâh hidmetine giderler, yükleri çul torvadır".
EÇS IX Y128a
Alarka refîklerimiz silâha yapındılar. Hemân mel‘ûnlar gerü ol boğaza girüp firâr etdiler. Hamd-i Hudâ selâmetle 2 sâ‘atde Gök beli aşup öte yüzde,
EÇS IX Y128a
Karye-i Akıncılar: Menteşe hâkinde alaybeğinin yüz hâneli ve bâğ u bâğçeli bir ma‘mûr köydür. Bunda gelüp tâze cân bulup cümle refîklere beş guruş verüp avdet etdiler. Bir iki gün bu karyede meks edüp safâ etdik. Ve bu kurâ halkı,
EÇS IX Y128a
"Ne aceb hatâ savdınız. Bu dağları nice aşdınız ve ne yol şaşdınız. Topaçoğlu bu dağları korutmuşdur ve yolların kurutmuşdur, var kurbân eyle" deyü cevâb ederlerdi.
EÇS IX Y128a
Hâmd-ı Hudâ sıhhat selâmetle Menteşe sancağın geşt [ü] güzâr edüp bu mahalde yigirmi pâre sancağın altmış pâre kazâsın meymene ve meysere kırat-be-kırat geşt [ü] güzâr etdiğimiz kurâ ve kasabâtların ve dağ u taş ve râğların ve bostân u bâğların ve yollar ve bellerin ubûr ederek cemî‘i ahvalâtına vâkıf olup seyr [ü] temâşâ etdim. Ve dest-i Âl-i Osmân'da bu Menteşe sancağı kadar mahsûllü sancak yokdur. Ve benî âdemi gâyet çokdur. Ve kazâları ma‘mûr [u] âbâdân kurâları sıkdır.
EÇS IX Y128a
Ve geşt [ü] güzâr etdiğim kazâları ale't-tertîb birbirlerine müşâ olduğun beyân eder
EÇS IX Y128a
Evvelâ taht kazâsı Muğla şehridir ki paşalar bunda sâkin olurlar. Bâlâda evsâfı tahrîr olunmuşdur. Anın kıblesinde kazâ-i Ula ve anın garbında kazâ-i Yerkesiği ve solunda kazâ-i Gereme ve anın garbında kazâ-i Karaova ve anın garbında kazâ-i Sıravala ya‘nî Kara bâğlar ve anın şarkında kazâ-i Milâs ve anın şimâlinde kazâ-i Mandaliyat ve anın şarkında kazâ-i Mazin ve anın şarkında kazâ-i Subuca ve anın şarkında kazâ-i Eskihisâr ve anın şarkında kazâ-i Bozöyük ve anın şarkında kazâ-i Müsevlî ve anın şarkında kazâ-i Davaz ve anın kıblesinde kazâ-i Gerenez ve anın kıblesinde kazâ-i Üzümlü ve ana karîb kazâ-i Averdos ve anın kıblesinde kazâ-i Döğer ve anın kıblesinde kazâ-i Eşen ve anın kıblesinde kazâ-i Mekri ve ana karîb kazâ-i Purnaz ve ana karîb kazâ-i Gökçegöz ve anın garbında leb-i deryâda kazâ-i Gökâbâd ve anın garbında kazâ-i Dabya ve anın garbında kazâ-i Dârâhiyye ve Mekri câniblerinde kazâ-i Kaş, leb-i deryâda Finike kal‘ası hâki ile müşâdır. Ve kazâ-i Kalkanlı, ba‘zı zamân Teke hâkinde kazâlara zamm olunur, bu dahi leb-i deryâya karîbdir.
EÇS IX Y128a–Y128b
Ve bu tahrîr olunan kazâların cümlesinden nebâtât, müsmirât ve mahsûlâtı ziyâde olan beş kazâdır. Evvelâ Gökâbâd. Bunda sığala yağı hâsıl olur. Ve kazâ-i Purnaz'da dahi sığala yağı hâsıl olur. Ve kazâ-i Gökçegöz'de dahi hâsıl olur. Ve kazâ-i Darende['de] dahi az hâsıl olur. Ve kazâ-i Dârâhiyye'de dahi bî-hisâb hâsıl olur. Bu beş kazâdan gayri Menteşe hâkinde değil rub‘-ı meskûnda olmaz. Y 128b
EÇS IX Y128b
Sığala yağı ta‘bîr etdikleri oldur kim kavak misâli bir küçücük ağaçlardır, dağı taşı tutmuşdur. Ol diyârın sağîr u kebîr re‘âyâsı ellerinde birer eğri keskin kızağı-misâl demirler ile cümle ağaçların kabuklarını yol yol kazıyup çuvallara doldururlar. Ammâ ağaçların kabuğun bütün kazımazlar ki kurur. Zîrâ ze‘âmetleridir, mahsûl alırlar. Ba‘dehu ol kabukları cenderelerde sıkup kabukların tulumlara doldurup yedi iklîme gidüp mübârek gecelerde buhûr yakarlar. Amber-i hâmdan latîf râyiha-i tayyibesi vardır. Yağı Atina balı misâli humret üzre bir yağdır. Tulumlar ve fıçılar içine doldurup Marmaris iskelesinden Mısır'a, andan Süveyis deryâsı ile Hindustân'a gidüp anda terbiyet edüp zebât misâli burunlarına ve yüzlerine ve kulaklarına sürüp cüzâm zahmetinden halâs olur. Ve hukemâlar andan asel-bend yapup yine Rûm'a gönderirler. El-hâsıl Hindustân'da altun ile berâber tartup satarlar.
EÇS IX Y128b
Ba‘zı hukemâ ana ispet yağı derler, ammâ değildir. Bunun bir zerre yağı âdemin eline ve esbâbına sürülse bir hafta müşk ü amber-i hâm misâl âdemin demâğın mu‘attar edüp râyihası esbâbdan çıkmaz. Çok hâssası vardır.
EÇS IX Y128b
Ve bu beş kazâ yerin cümle halkı bunu tahsîl edüp öşr-i sultânîsin Milâs şehrinde (---) câmi‘i mütevellîsine öşür verirler. Kadîm eyyâmdan berü bu dağlar ol câmi‘in evkâfıdır. Öşürden mâ‘adâsın Rodos mukâbelesinde Marmaris iskelesine götürüp füruht ederler. Ve cümle Marmaris dağları ve dere ve depeleri cümle sığala ağacı ve tefne ağacı ve mersin ağacı ile müzeyyen olup âyende vü revendenin demâğın ıtr-ı şâhî-misâl mu‘attar eder. Hattâ Sultân Süleymân Hân Rodos fethine müteveccih olduklarında bu Gökâbâd hıyâbânı içinden ubûr ederken demâğı mu‘attar olup
EÇS IX Y128b
"Bire benim mümessek Gökâbâd'ım" deyüp ol mahalde bir nehir ubûr edüp ayn-ı misk deyüp ol nehrin üstüne iki göz bir cisr-i latîf inşâ edüp Miskli cisir ve Misk suyu deyü tesmiye olunmuşdur. Ammâ mezkûr yağ Dârâhiyye kazâsında cümleden a‘lâ ve kuvvetli hâsıl olur, zîrâ âb [u] hevâsının letâfetinden azîm dıraht-ı müntehâlardan hâsıl olur.
EÇS IX Y128b
Ve âb [u] hevâsı ol mertebede hoş-hevâdır kim sene (---) târîhinde Feylekos oğlu İskender-i Yûnân cihângîr olmağa sehel kalup ancak Pârs ve Irâk memleketleri kalmış idi. Âhir ana dahi müstevlî olmak içün leşker-i deryâ-misâl ile Dârâ Şâh'ın üstüne varup Nusaybin altında Kara Dârâ nâm mahalde Dârâ Şâh'ı münhezim edüp P 62a cümle mâmelekin ve cümle vüzerâ vü vükelâsın ve ehl [ü] ıyâlin esîr edüp ancak Dârâ Şâh kaçup eli vilâyeti gâret ve tâlân ve halkı nâlân olup cizye kabûl etdiler.
EÇS IX Y128b–Y129a
Ba‘dehu İskender, İskenderiyye tahtına mansûr gelüp karâr etdükde Dârâ Şâh'ın ehl [ü] ıyâli nâz [u] na‘îm ile perveriş Y 129a bulmuş ruh-ı musavverler sevâhil diyârda âlâm-ı şedâyid çekerek cüzâm zahmetine mübtelâ olurlar. Cemî‘i hukemâ ilâclarında âcizmânde olurlar. Âhir Dârâ Şâh kızı bir hokkasından mezkûr sığala yağın gösterüp,
EÇS IX Y129a
"Biz bununla sıhhat buluruz, yohsa bize gayri ilâc te’sîr etmez" dediklerinde fî'l-hâl bunları Rodos karşusundaki dağlara bırağup azîm sarâylar ve bâğ u bâğçeler binâ olunup mezkûr yağdan cümle vücûdlarına sürünüp ve âb-ı hayât sularından nûş edüp vücûdları dürr-i beyz-âsâ olup ifâkat bulurlar. Hâlâ bu yaylağda medfûnlardır. Ve âsâr-ı binâları zâhirdir. Q 62a Anıniçün bu yaylağa Dârâhiyye kazâsı derler.
EÇS IX Y129a
Ve sığala yağı meşhûrdur. Ammâ tahsîli müşkil olduğundan vukıyyesi bir guruşa bey‘ olunur, deyü Menteşe sancağında bunun emsâli niçe ma‘âdinler vardır. Ammâ tahsîli semtin bilmezler. Ve kitre ve karagünlük bî-hisâbdır.